CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ara seçim gündemiyle çıktığı siyasi parti turu kapsamında Demokrat Parti’nin ardından DEVA Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Genel Başkan Ali Babacan ile görüştü.
Ziyarette Özel’e; CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Kurumsal İlişkiler ve Siyasi Partilerle İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan, Adalet Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen’den oluşan CHP heyeti eşlik etti.
Babacan, Özel ve beraberindeki heyeti kapıda karşıladı. Görüşmede Babacan’a Genel Başkan Yardımcıları; Sadullah Ergin, İbrahim Çanakçı ve Yakup Engin eşlik etti. Saat 14.30 itibarıyla başlayan görüşme, bir saat 15 dakika sürdü. İki lider görüşmenin ardından ortak basın açıklaması düzenledi. Babacan, şöyle konuştu:
Hem bölgemizde gündemin oldukça yoğun olduğu, Türkiye'nin iç gündeminin hem yoğun hem de pek çok zor başlığı içeride bir dönemde bu ziyaretleri gerçekten zamanlıydı ve önemliydi. Pek çok konuyu konuştuk. Ama bu konuların başında hemen komşumuz İran'a yönelik başlatılan savaş vardı, ilk gündem maddemiz buydu. Bu savaş uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler şartına aykırıdır. Hatta Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi iç hukukuna da aykırıdır. Uluslararası düzenin yok sayıldığı 50 milyon kişinin öldüğü ikinci dünya savaşından sonra kurulan uluslararası hukuk sisteminin adeta çöpe atıldığı ve insanlık suçu, savaş suçu olarak da aklınıza ne kadar suç nevi varsa hepsinin de işlendiği bir savaş yanı başımıza cereyan ediyor maalesef. Birkaç gündür bir geçici de olsa ateşkes sağlandı. Ancak bu ateşkes Lübnan'ı kapsamıyor. Ve Lübnan'da çatışmalar devam ettiği sürece Pakistan'da başlatılması düşünülen müzakereler diplomasi masasının rahat çalışması sonuç alması da mümkün olmayacak. Onun için bizim çağrımız bir an önce Lübnan dahil tüm sahada silahların susması, diploması için bir fırsat olması, masada müzakereyle önce bu geçici ateşkesin kalıcı ateşkes haline gelmesi, arkasından da barış görüşmelerinin başlayacağı bir zemin üzerinde mutabık alınmasın. Bizim arzumuz ve beklentimiz bu yönde. Umarız ki aklıselim galip gelir. Umarız ki Türkiye'yi de etkileyen çok geniş bir coğrafyayı etkileyen bu savaş kalıcı olarak biter. Tabii burada baktığımızda İsrail'de Netanyahu hükümeti değişmedikten sonra bölgemize huzur gelmeyeceğini de çok açık bir şekilde görüyoruz. Her türlü aklın her türlü insanlık değerinin uluslararası ilkelerin yok sayıldığı bir çılgınlıkla şu andaki İsrail hükümeti bölgede hareket ediyor. 70 bin Filistinli kardeşimizi öldüren soykırımı işleyen bir hükümet şimdi de bakıyorsunuz İran'ı Lübnan'ı ve körfezdeki pek çok ülkeyi saran bir ateşi yakmış durumda.
"Bundan sonraki süreçte iletişim halinde olacağız"
Bugün bir başka önemli gündem maddemiz, şu anda pek çok devlet kurumunu ilgilendiren ve Türkiye'de bir an önce adım atılması gereken temiz yönetim adımları. Yani yolsuzlukla mücadele, devlet yönetiminde ve belediye yönetiminde etik kurallar ve bunların nasıl mecliste yasa haline getirileceği ve Türkiye'de artık şeffaflık olsun, Türkiye'ye yolsuzluk endeksinde hak ettiği daha düzgün daha güzel bir yere gelsin, bunlar nasıl sağlanacak bunla ilgili de çok kıymetli görüş alışverişinde bulunduk. Ve bizim zaten DEVA Partisi olarak yapmış olduğumuz çalışmalar çoktan hazır ama CHP'nin de hem daha önce Meclis'e sunduğu yasa teklifiyle hem de bu çalışmayı güncellemesiyle alakalı gayretlerini çalışmalarını da çok kıymetli bulduk. Bu konuda da partilerimiz arasındaki diyalog süreci inşallah önümüzdeki dönemde devam edecek. Türkiye'de en önemli sorun alanı halkımıza sorduğumuzda ekonomi, geçim, hayat pahalılığı, enflasyon ama bu savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerine baktığımızda herhalde ilk sırada yine enflasyon var. CHP'nin savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini hem ölçümü hem de nasıl yönetilmesi gerektiğiyle ilgili bir çalışması var. Bu çalışmayı değerli Genel Başkan bizlerle paylaştı. Biz de hem kendi çalışmalarımızla karşılaştırarak hem de ilave geliştirebileceğimiz önerilerle yine bundan sonraki süreçte inşallah iletişim halinde olacağız.
"Mülakat devam ediyor, ayrımcılık devam ediyor, torpil devam ediyor"
Bugünkü son gündem maddemiz de ara seçim. Ve erken genel seçimdi. Biliyorsunuz 2023 seçimlerinden bu yana üç yıl geçti. Seçimlerden önce şu anda ülkeyi yönetenlerin taahhütleri vardı, sözleri vardı. Sayın Erdoğan ne diyordu 2023 seçimlerine giderken, 'Faizi yüzde ondan yüzde sekiz buçuğa düşürdüm, daha da düşecek' diyordu. Seçimlerden hemen sonra yüzde 50'ye çıkarttılar. Ve o gün bugündür, özellikle sanayicimiz, ihracatçımız, KOBİ'lerimiz ve borcu olan herkes yüksek faiz uygulaması altında eziliyor. Biz diyorduk ki 'Mülakatı kaldıracağız. Devlet işe alırken artık objektif kriterler söz konusu olacak.' Seçim kampanyasında bu çok etkili olunca baktılar kaçamadılar. Yine Sayın Erdoğan çıktı 'Mülakatı kaldıracağız' dedi. Aradan üç yıl geçti. Mülakat devam ediyor. Ayrımcılık devam ediyor. Torpil devam ediyor. Dediler ki 'O dönemde enflasyon patladı ama biz enflasyonu tek haneye indireceğiz.' Aradan üç yıl geçti. Enflasyon hala yüzde 30'un üzerinde.
"Söz verdiler, yapmadılar. Hedef gösterdiler, ulaşamadılar"
Söz verdiler, yapmadılar. Hedef gösterdiler, ulaşamadılar. Orta vadeli programlar açıklıyorlar. Orta vadeli programlarda ortaya koydukları reform taahhütlerinin hiçbirisini yapmadılar, yapmıyorlar. Ne dediler? Orta vadeli programda, Avrupa Birliği standartlarında bir kamu ihale yasası getireceğiz. Adını anan bile yok şu anda. Halbuki enflasyonla mücadele aynı zamanda tasarruf demektir. Devlete tasarruf edilecek en önemli adım da kamu ihale yasamızın mevzuatımızı Avrupa Birliği standartlarına getirmek. Şu anda 27 ülke artı İngiltere'nin uyguladığı mevzuat neyse birebir aynen Türkiye'de uygulamak. Uygulayalım, görün tasarruf nasıl sağlanıyor, enflasyon nasıl düşüyor asıl o zaman hep beraber yaşayacağız. Yapmadılar, yapmıyorlar. Bunları şunun için söylüyorum. Her seçim aslında seçilene açılmış bir kredidir.
"Ufukta bir seçim görülmektedir ve bu seçimin de mutlaka erken genel seçim olmasıdır"
Her seçim iş başına gelene vatandaşlarımızın 'Bak sana destek verdim. Görelim bakalım ne yapacağını' demesidir. Eğer aradan üç yıl geçtiyse ve hiçbir konuda başarı üretilemiyorsa her alanda sorunlar büyüyorsa ve bu sorunların çözülmesiyle de ilgili ortada hiçbir plan program yoksa artık bu sıkıntıyı bu ızdırabı bu millete yaşatmaya devam etmenin bir amaç, bir amacı yoktur, anlamı yoktur. Üç yılda beceremediği hangi konuyu geri kalan iki yılda becerecek ki hükümet? Yapamadıkları hHangi adımı elde edemedikleri hangi başarıyı 'Üç yıldır yapamadık ama bakın iki yılda yapacağız diye söylüyorlar ya da nasıl çözecekleriyle ilgili ne koyuyorlar ortaya? Koca bir hiç, koca bir sıfır. Onun için bu üç yıllık karneye baktığımızda artık bu işin daha fazla sürmesi iki yıl daha seçime kadar beklenmesi çok yanlıştır. Türkiye'de artık seçim konuşmaya başlanmıştır. Ufukta bir seçim görülmektedir ve bu seçimin de mutlaka ve mutlaka mümkün olan en kısa zamanda bir erken genel seçim olmasıdır.
Öte yandan, ara seçimlerle ilgili de anayasamızın hükümleri açıktır. Ve herkes için de bağlayıcıdır. Bunun da başta meclis yönetimi ve iktidar partileri olmak üzere herkesin farkında olması gerekir. Ve anayasaya rağmen başka bir fikirleri varsa onu da ortaya koymaları ona göre o zeminde bir tartışmanın olması lazımdır. Bunu da tabii önümüzdeki haftalarda göreceğiz ve önümüzdeki haftalarda bu seçim gündemiyle alakalı da başta CHP olmak üzere diğer siyasi partilerle de istişare görüşmelerimize devam edeceğiz.
"Artık bu ızdıraba, bu sıkıntılı döneme devam etmenin bir anlamı yok"
Ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Babacan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklamalarının sorulması üzerine şöyle konuştu:
Program şimdiye kadar hangi hedefinizi tutturdu ki şimdi savaşı ya da petrol fiyatlarını bahane edip hedefleri ulaşamayacağız diyorlar? Yani daha önceki yıllarda açıkladıkları programların hangi hedeflerini tutturdular? Ve bu bahaneyle şimdi programın şu şu hedeflerinden sapacağını söylüyorlar. Petrol fiyatlarındaki artış yaklaşık biliyorsunuz yüzde 50. Yani 60 dolarlardan, 90 dolarlara çıktı şu anda. 2002 yılından 2007'ye kadar petrol fiyatlarındaki artış yüzde 650 olmuştur. Yani petrol fiyatları yediye katlamıştır. Petrol fiyatlarının yediye katladığı bir dönemde enflasyon tek haneye inmiştir ve 10 yıl boyunca tek hanede kalmıştır. Bu savaşı ve petrol fiyatlarını bahane edip de zaten yönetemediklerini zaten ulaşamayacakları enflasyon hedeflerini güncellemek beyhudedir. Yapılacak iş bir an önce ama bir an önce Türkiye'ye yepyeni bir ekonomik programla ve dürüst ehil kadrolarla sahip çıkmaktır. Onun için erken genel seçim. Başka çaresi yoktur. Enflasyonu düşürmenin de Türkiye'nin ekonomik sorunlarını çözmenin de yolu budur. Çünkü adalet olmayınca, hukuk olmayınca ekonomi düzelmez. Ağızlarıyla kuş tutsalar Türkiye'nin ekonomisini düzeltemezler. Bizzat iktidar tarafından her Allah'ın günü bu katliamı yapılıyor bu ülkede. Şu belediyelerle ilgili yapılanlara bakın. Hiç kimse önünü göremiyor. Memlekette hukuki güvenlik yok. Hukuki güvenliğin olmadığı bir ülkede ne yaparsanız yapın ekonomi düzelmez. Çünkü güven oluşturamazsınız. Ekonominin temeli güvendir. Güven olmayınca olmaz. Güveni sağlamanın da artık bu saatten sonraki tek yolu bir an önce ülkenin ehil ve teknolojik kadrolar tarafından yönetilmesidir. Ülkenin istişareyle yönetilmesidir. Ülkenin adalete yönetilmesidir. Mevcut iktidar üç yıldır yapmadı, yapamıyor. Artık bu ızdıraba, bu sıkıntılı döneme devam etmenin bir anlamı yok. Kesin çözüm değişimde.
Bundan önceki mazeret neydi? Pandemiydi. Sayın Erdoğan her konuşmasında ne diyordu? 'Gıda enflasyonu yükseldi. Çünkü pandemi oldu. Pandemi bütün dünyada enflasyonu arttırdı. Bizde de artırdı.' Şimdi hesap ortada. Pandemiden bu yana dünyada ortalama gıda enflasyonu, kümülatif yani o günden bugüne beş yılın toplamı yüzde 42. Türkiye'de ne kadar? Yüzde 822. Şimdi yüzde 42'lik kısmı hadi anladık pandemiden peki Türkiye'de niye yüzde 822? Pandemi deyip bunu geçiştiremezsiniz. O aradaki fark kötü yönetim. Aradaki fark beceriksizlik. Bu kadar açık.
"30 sandalye boşalırsa Meclis'te o zaman artık takvimli bir şekilde Anayasa seçimi zorluyor"
Babacan "Ara seçim bir zorunluluk mudur, ara seçim hakkındaki düşünceleriniz nedir" sorusunu da şöyle yanıtladı:
Ara seçim Anayasa'nın açık hükmüdür. Biliyorsunuz 2002'de Sayın Erdoğan yasaklıydı. Dolayısıyla milletvekili seçilemedi, başbakan olamadı. Ama o dönem yapılan bir anayasa değişikliği, 78. maddeye eklenen bir fıkra ama belki daha da farklı bir metot olarak oradaki seçim bölgesinin boşalmış olması bir milletvekilinin ayrılması sonucunda seçim tekrar edildi. Siirt'te Sayın Erdoğan seçildi. Nasıl orada bir Anayasa hükmü varsa milletvekillerinin sayısı düştüğü zaman ara seçim olması Anayasa hükmüdür, yani iki buçuk yıllıktan sonra yani 30 aydan sonra bir pencere açılır, seçime bir yıllık alana kadar o 18 aylık pencerede de ara seçim yapılır diyor, Anayasa çok açık. Bunun yapılması da Meclis'in kararına tabii ki bağlanıyor nihayetinde. Meclis'in karar alması gerekiyor. Zaten 1986'dan bu yana o haliyle o madde çalıştırılmadıysa Meclis'in o kararı almaması, tarih belirlememesi sebebiyle çalıştırılmamış. Bir de bir üçüncü ayrı fıkra var o da yüzde 5'lik mesele yani eğer 30 sandalye boşalırsa Meclis'te o zaman artık takvimli bir şekilde Anayasa seçimi zorluyor. 'Üç ay içerisinde seçim yapılır' diyor. Bunlar açık Anayasa hükmü. Dolayısıyla bu Anayasa hükmü neyse bunların uygulanması lazım. Bunları uygulamayla ilgili sorumlu kurum mevcut sistemde TBMM'dir. Eğer Anayasa hepimizi bağlayan bir metinse, bir hukuk normuysa bunun gereğini yerine getirmesi gerekir.
"Refahın Türkiye'de topyekun artması için öncelikle Türkiye'de adalet olması lazım"
Ali Babacan, "Sayın Özel İzmir'de 'Türkiye'de büyük bir yoksulluk yaşanıyor. Herkesin çocuğu kendisinden güzel, kendisinden yakışıklı ama maalesef kendisinden fakir' demişti. Siz de Ekonomi Bakanlığı gibi önemli bir görevde bulundunuz. Bugün gençlerin durumunu, sizin o süreçtekiyle karşılaştırdığınızda acilen yapılması gerekenin ve Sayın Özel'in bu tespitini nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna da şu yanıtı verdi:
Aslında Sayın Özel'in bu tespiti çok yerinde. Türkiye'de şu anda ilk defa bir nesil kendinden sonraki neslin yarınlarından endişeli. Çünkü Türkiye'de her nesil bir sonraki neslin daha iyi şartlarda yaşadığını gördü. Evlerde bir dönem buzdolabı yoktu, bir nesil sonra buzdolabı geldi evlere değil mi? Daha sonra çamaşır makinesi geldi. Sonra bulaşık makinesi nesli başladı. Mesela 2000'li yıllardan itibaren artık her eve bir bulaşık makinası girdi. Yani bunlar tabii basit örnekler belki ama yani refah hep nesilden nesile arta arta gitti ama ilk defa son 10 yıldır Türkiye'de bir nesil kendinden sonraki neslin daha yoksul, daha zor şartlarda yaşadığını görüyor ve böyle de olacağını düşünüyor. Aslında doğurganlık hızının Türkiye'de düşmesi yüzde 1 buçuklara inmesi yani nüfusunun sadece kendini yenileyebilmesi için gereken 2.1'den 1 buçuğa düşmesi de tam da bu endişeyle. Çünkü insanlar korkuyor. Diyor ki 'Benim çocuğum olursa diyor bu çocuk diyor benden daha zor şartlarda yaşayacağım' diyor. 'Ben böyle bir Türkiye'de bu çocuğu dünyaya getireceğim' diyor. Aile Yılı ilan ettiler ya yetmedi baktılar bir yılda olmuyor aile 10 yılı dediler. 10 yılda belki toparlar diye ama bu kafayla giderlerse 10 yılda da toparlamaz, mümkün değil. Çünkü refahın Türkiye'de topyekun artması için öncelikle Türkiye'de adalet olması lazım, hukukun olması lazım. İnsanların yarınlara güvenmesi lazım. Şöyle bir bakın Türkiye'deki doğurganlık hızına yıl yıl ekonominin hızlı büyüdüğü ve insanların geleceğe güvenle baktığı yıllarda yükselmiştir, insanların tedirgin olduğu, korktuğu dönemlerde doğurganlık hızı düşmüştür. Belki de en önemli gösterge insanlar yarınlara güveniyor mu, güvenmiyor mu en önemli göstergelerden birisi budur. Bir diğeri de evlilik sayısıdır.
"Değişimin zamanı çoktan geldi, geçiyor"
Gençler üniversiteyi bitiriyor hemen torpil aramaya başlıyorlar çünkü biliyorlar ki torpil olmayınca iş yok. Bu torpil olmayınca mülakatta kazanıp da devlete girmek mümkün değil. Bunun topyekun değişmesi lazım. Topyekun değişiklik de ancak iktidarın topyekun değişikliğiyle mümkün. Başka çıkışı yok. Çünkü denenmişi bir daha bir daha denemenin anlamı yok. Diyorum her seçim bir kredi açmaktır. Vatandaşın 'Hadi bakalım yetkiyi verdik. Görelim ne yapacaksın' demesidir. Vatandaş o yetkiyi vermiştir. Üç yıldır şu anda bu hükümet vatandaşın verdiği yetkiyi elinde yüzüne bulaştırmışt, becerememiştir. Daha fazla ısrarın inadında anlamı yoktur. Hani şunu duysak, 'Kusura bakmayın tamam üç yıl böyle oldu, çuvalladık, beceremedik ama son iki yıl şunları şunları yapacağız ve düzelteceğiz.' Böyle bir plan program da yok ortada. Hiçbir şey yok yani. Onun için artık değişimin zamanı çoktan geldi, geçiyor. Özellikle gençlerimizin yeniden bu ülkeye güvenmesi için, gençlerimizin 'Bu ülkede ben yarınlarımı kurmak istiyorum' demesi için köklü bir değişim şart.
Independent Türkçe