Sened-i İttifak’tan Tanzimat Fermanı’na: Osmanlı egemenliğinin görünmez gravite alanları (1808–1839) (1)

Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: X

Tarihsel egemenlik biçimleri çoğu zaman hukuki metinler, kurumlar veya rejim değişimleri üzerinden okunur. Oysa devletlerin gerçek dönüşümü çoğu zaman görünür kurumların altında işleyen daha derin güç alanlarında ortaya çıkar. Egemenlik yalnızca hukuki bir kavram değil; aynı zamanda toplum içindeki farklı güç odaklarının oluşturduğu bir koordinasyon yoğunluğudur. Bu yoğunluk belirli dönemlerde zayıflar, parçalanır ve yeniden örgütlenir. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu’nun Sened-i İttifak ile Tanzimat Fermanı arasındaki dönemi yalnızca reformların başlangıcı olarak değil, egemenliğin görünmez katmanlarında meydana gelen bir gravite yeniden düzenlenmesi olarak değerlendirmek gerekir.¹

18. yüzyılın sonlarında Osmanlı siyasal düzeni görünürde güçlüydü. İmparatorluk üç kıtaya yayılmış geniş bir coğrafyayı kontrol ediyordu. Ancak bu geniş egemenlik alanının altında işleyen koordinasyon ağları giderek zayıflıyordu. Askerî düzenin bozulması, taşra güçlerinin yükselişi, mali sistemin krizi ve uluslararası siyasetin baskıları devletin merkezî koordinasyon kapasitesini aşındırıyordu. Bu durum egemenliğin görünürde devam ettiği ancak fiilen farklı aktörler arasında paylaşıldığı bir siyasal yapı ortaya çıkardı.²

Bu dönemin siyasal sahnesinde öne çıkan başlıca aktörler arasında III. Selim, II. Mahmud, Alemdar Mustafa Paşa, Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Tepedelenli Ali Paşa, Koca Hüsrev Paşa, Halet Efendi, Mustafa Reşid Paşa, Pertev Paşa ve Halil Hamid Paşa bulunuyordu. Bu isimler yalnızca bireysel devlet adamları değildi; aynı zamanda imparatorluk içindeki farklı güç gravite alanlarının temsilcileriydi.³

Osmanlı egemenliğinin görünmez yapısı bu dönemde en az yedi farklı çatışma alanı üzerinden şekilleniyordu:

  • Yeniçeri – tımarlı sipahi çatışması
  • ilmiye – seyfiye gerilimi
  • merkez – eyalet rekabeti
  • Anadolu Türkmenleri – yerleşik idari düzen gerilimi
  • ulema – modern bürokrasi ayrışması
  • klasik ordu – modern ordu çatışması
  • medrese – modern eğitim sistemi gerilimi

Bu çatışma alanları birlikte düşünüldüğünde Osmanlı egemenliğinin neden 19. yüzyılın başında büyük bir dönüşüme girdiği daha açık hale gelir.

Yeniçeri – Tımarlı Sipahi Çatışması

Osmanlı askeri düzeninin klasik yapısı iki ana unsura dayanıyordu: merkez ordusunu oluşturan yeniçeriler ve eyaletlerdeki askeri gücü temsil eden tımarlı sipahiler. Tımar sistemi uzun süre boyunca imparatorluğun askeri ve ekonomik düzeninin temelini oluşturmuştu. Ancak 17. yüzyıldan itibaren bu sistem çözülmeye başladı. İltizam sisteminin yaygınlaşması tımar düzenini zayıflatırken sipahilerin askeri rolü de giderek azaldı.⁴

Bu süreçte yeniçeriler devlet içinde giderek daha güçlü bir konuma yükseldi. Yeniçeriler yalnızca askeri birlikler değildi; aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir güç odağıydı. İstanbul’da ticaret yapan, esnaf loncalarıyla ilişkiler kuran ve siyasal olaylarda etkin rol oynayan bir topluluk haline gelmişlerdi.

Bu askeri güç dengesinin siyasal sonuçları oldukça derindi. Patrona Halil, Kabakçı Mustafa gibi yeniçeri liderleri devlet siyasetini doğrudan etkileyebilecek konuma gelmişti. Buna karşılık reform yanlısı devlet adamları –özellikle III. Selim, Halil Hamid Paşa ve Koca Hüsrev Paşa– askeri sistemin modernleştirilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu durum Osmanlı egemenliğinin askeri temelinde derin bir çatışma yarattı.⁵

İlmiye – Seyfiye Gerilimi

Osmanlı siyasal düzeni geleneksel olarak üç ana sınıfa dayanıyordu: ilmiye, seyfiye ve kalemiye. İlmiye sınıfı ulema ve medrese dünyasını temsil ederken seyfiye sınıfı askeri ve idari yönetimi temsil ediyordu.

18. yüzyılın sonlarından itibaren reform girişimleri bu iki sınıf arasında ciddi bir gerilim yarattı. Reform yanlısı devlet adamları devletin askeri ve idari yapısını değiştirmeye çalışırken geleneksel ulema çevreleri bu reformların toplumsal düzeni bozacağını düşünüyordu.

Bu gerilimin temsilcileri arasında ulema çevresinden Şeyhülislam Ataullah Efendi, Dürrizade Abdullah Efendi gibi isimler yer alırken reformcu kanatta Mustafa Reşid Paşa, Pertev Paşa ve Koca Hüsrev Paşa gibi bürokratlar bulunuyordu. Bu çatışma yalnızca kurumsal bir rekabet değil, aynı zamanda farklı bilgi sistemlerinin mücadelesiydi.⁶

Merkez – Eyalet Çatışması

Osmanlı egemenliğini belirleyen en önemli gerilimlerden biri merkez ile eyalet arasındaki güç dengesiydi. 18. yüzyıl boyunca taşrada ayanlar büyük güç kazandı. Bu ayanlar yerel vergi gelirlerini kontrol ediyor ve kendi askeri güçlerini oluşturabiliyordu.

Bu dönemde taşra güçlerinin en dikkat çekici temsilcileri arasında Tepedelenli Ali Paşa, Pazvantoğlu Osman Paşa, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve Karaosmanoğlu ailesi gibi güçlü ayanlar bulunuyordu. Bu aktörler kendi bölgelerinde neredeyse bağımsız yöneticiler gibi hareket ediyordu.

Merkezi devlet ise bu parçalanmayı durdurmaya çalışıyordu. Bu çabanın temsilcileri arasında II. Mahmud, Alemdar Mustafa Paşa ve Halet Efendi gibi isimler bulunuyordu.⁷

Klasik Ordu – Modern Ordu Çatışması

III. Selim döneminde kurulan Nizam-ı Cedid ordusu Osmanlı askeri sisteminde radikal bir dönüşümün başlangıcıydı. Bu reform Avrupa tarzı askeri eğitim ve disiplin sistemini Osmanlı ordusuna taşımayı amaçlıyordu.

Bu reformun temsilcileri arasında III. Selim, Koca Hüsrev Paşa ve Alemdar Mustafa Paşa gibi isimler yer alıyordu. Buna karşılık yeniçeri zümresi reformlara güçlü bir direnç gösterdi.

1807’de Kabakçı Mustafa İsyanı bu çatışmanın en açık göstergesidir. Bu isyan sonucunda III. Selim tahttan indirildi ve reform hareketi geçici olarak durduruldu.⁸

Ulema – Modern Bürokrasi Çatışması

19. yüzyılın başlarında Osmanlı devletinde yeni bir elit sınıf ortaya çıkmaya başladı. Avrupa ile diplomatik ilişkiler yürüten, yabancı dil bilen ve modern idari teknikleri kullanan bürokratlar devlet yönetiminde giderek daha etkili hale geliyordu.

Bu yeni elitin en önemli temsilcileri arasında Mustafa Reşid Paşa, Âli Paşa ve Fuad Paşa bulunuyordu. Bu bürokratlar modern hukuk ve idare anlayışını savunuyordu.

Buna karşılık geleneksel ulema çevreleri medrese sisteminin otoritesini korumaya çalışıyordu. Bu durum Osmanlı düşünce dünyasında önemli bir zihniyet çatışmasına yol açtı.⁹

Sonuç: Tanzimat’ın Egemenlik Anlamı

Sened-i İttifak ile Tanzimat Fermanı arasındaki dönem Osmanlı egemenliğinin görünmez yapısında gerçekleşen büyük bir dönüşüm sürecidir. Bu süreç yalnızca reformlarla değil, farklı toplumsal ve kurumsal güçler arasındaki çatışmalarla şekillenmiştir.

Yeniçeriler ile modern ordu, medrese ile modern eğitim, ulema ile bürokrasi, merkez ile eyalet ve gelenek ile modernlik arasındaki gerilimler Osmanlı siyasal düzeninin yeniden kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Tanzimat Fermanı bu uzun dönüşümün hukuki ifadesidir. Egemenlik artık yalnızca padişahın şahsında değil, devletin kurumsal kapasitesi içinde yeniden şekillenmeye başlamıştır.

Devam edecek…

Dipnotlar

  1. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, Yapı Kredi Yayınları, 2003, s. 210–218.
  2. İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yayınları, 2011, s. 25–33.
  3. Stanford J. Shaw, History of the Ottoman Empire, Cambridge University Press, 1976.
  4. Halil İnalcık, “Military and Fiscal Transformation in the Ottoman Empire”, Archivum Ottomanicum.
  5. Caroline Finkel, Osman's Dream, London, 2005.
  6. Carter Findley, Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire, Princeton University Press.
  7. Suraiya Faroqhi, The Ottoman Empire and the World Around It, I.B. Tauris.
  8. Stanford Shaw, History of the Ottoman Empire, s. 65–72.
  9. Erik Jan Zürcher, Turkey: A Modern History, I.B. Tauris.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU