Ortadoğu'da son haftalarda bütün dünyayı, özellikle Ortadoğu’yu endişeye sevk eden olağandışı bir askerî yığınak yaşanıyor. ABD, bölgeye 2003 Irak işgalinden bu yana görülmemiş ölçüde kuvvet konuşlandırıyor. Peki bu devasa hazırlık ne anlama geliyor? Bir savaş gerçekten kapıda mı? Eğer öyleyse, Washington bu işi neden yapacak ve ne kazanmayı umuyor?
Tarihin Gördüğü En Büyük Yığınak
Altı hafta önce Ortadoğu'da tek bir ABD uçak gemisi bulunmuyordu. Bugün durum kökten değişti. USS Abraham Lincoln uçak gemisi Umman Denizi'nde İran'ı vuruş menzilinde tutarken, USS Gerald R. Ford Cebelitarık Boğazı'nı geçti, bölgeye yaklaşıyor. İki süper uçak gemisinin eş zamanlı konuşlandırılması son derece nadir görülen bir savaş düzeni. Buna eşlik eden 12 muharip yüzey gemisi, gizli konumlardaki nükleer denizaltılar ve tek seferlik atışta 600'den fazla Tomahawk fırlatabilecek bir filo bu gücü tamamlıyor.
Havadan tablo daha da çarpıcı. Son 48 saatte 50'den fazla savaş uçağı —F-35, F-22, F-15E ve F-16— Avrupa ve ABD üslerinden bölgeye yönlendirildi. Ürdün'de yaklaşık 30 F-35A ve 35 F-15E konuşlandırıldı. Havadan ikmal tankerleri, elektronik harp uçakları, erken uyarı sistemleri ve P-8 Poseidon deniz devriye uçakları bu gücü tamamlıyor. Yetkililer, kuvvetin bugünden itibaren operasyonel hale geleceğini, tüm kuvvetlerin Mart ortasına kadar yerlerine oturacağını açıkladı. Trump’ın bir danışmanı ise önümüzdeki birkaç hafta içinde kinetik bir harekât görme olasılığını yüzde 90 olarak tarif etti.
ABD’nin bu kadar kuvveti bölgeye yığmasının ilk maksadı, son dönem harplerinde gördüğümüz ve daha yaygınlaşması beklenen şok ve felç yaklaşımı. ABD, ne yapacaksa, İran’a cevap hakkı vermeden işi bitirmek istiyor olabilir. ABD vurduğunda, İran tek bir füze bile atamasın, tek drone uçuramasın, tek top bataryası ateşleyemesin. Öylesine büyük bir güçle şok ve felç.
ABD Bu İşi Neden Yapacak?
ABD, İran’ı 1979 devrimiyle kaybetti. Hala onun acısını yaşıyor. Öncelikle İran rejiminin yıkılmasını, yerine ABD’ye yakın, İsrail’e tehdit olmayacak bir İran olmasını arzu eder. Ancak bunun hemen gerçekleşmeyeceğinin de farkında. Diğer yandan, ABD’nin düşmana/düşmanlara da ihtiyacı var. O düşmanı, başkalarına düşman olarak göstermesine de ihtiyacı var. Ortadoğu’da İran gibi bir rejim, en azından Körfez ülkelerini yanında tutmak için gerekli.
Diğer sebeplere gelince.
Birincisi nükleer tehdit. İran, Haziran 2025'te İsrail ve ABD'nin vurduğu nükleer tesislerini yeniden inşa etmeye çalışıyor; İsfahan'da tünel girişlerini kamuflaj altına alıyor, Parçin'deki tesisleri beton kaplıyor, Çin'den katı yakıt üretim ekipmanı temin etmeye uğraşıyor. Nükleer eşiğe yaklaşan bir İran, Washington için tahammül edilemez bir tehdit. Üstelik BM yaptırımları geçen yıl yeniden devreye girdi; Batı bu diplomatik çerçeveyi tüketti, elinde kalan tek koz askerî baskı.
İkincisi vekil ağının tasfiyesi. İran'ın Hizbullah, Husiler ve Irak'taki milislerden oluşan vekil şebekesi son iki yılda önemli darbeler yedi; ancak tamamen bitti demek mümkün değil. Bu ağ tamamen çökertilmeden İsrail'in güvenliği, Körfez'deki Amerikan çıkarları ve bölgesel denge kalıcı biçimde tesis edilemiyor. Washington'ın hesabına göre İran'ın merkezi kapasitesi çökerse vekil milisler de bağlayıcı bir komutadan yoksun kalır.
Üçüncüsü tarihsel bir fırsat penceresi. İran şu an İslam Cumhuriyeti tarihinin en zayıf döneminde. Balistik füze envanteri Haziran 2025 öncesine göre yarıya düştü, 480 mobil fırlatıcıdan yalnızca yaklaşık 100'ü kullanılabilir. Ekonomi yüzde 40'ı aşan hiperenflasyonla çöküyor, riyal değerini yitirdi, 7.000'den fazla protestocu son baskı dalgasında hayatını kaybetti, rejim yetkililerinin milyonlarca doları yurt dışına kaçırdığı iddia ediliyor. Trump yönetimi bu fırsatın kapanmasını beklemeye niyetli görünmüyor.
Vuruş Ne Kazandırır?
Olası bir operasyonun kazanım senaryoları birkaç farklı biçimde şekillenebilir.
En sınırlı ve en gerçekçi senaryo kapasite budama operasyonudur. Kalan füze altyapısı, hava savunma ağı, komuta-kontrol merkezleri ve deniz kuvvetleri hedef alınarak İran'ın on yıl içinde toparlanamayacağı bir çöküntüye sürüklenmesi amaçlanır. Devlet yıkılmaz ama tehdit kapasitesi sistematik biçimde törpülenir. Bu senaryo en düşük bölgesel riski taşıdığından Washington'da en geniş desteği bulan seçenek.
Daha iddialı bir senaryo, askerî baskının iç çöküşü tetiklemesine dayanır. Yoğun bombardıman güvenlik aygıtını yeterince zayıflatırsa elitler arasında "rejim devam edebilir mi?" sorusu kaçınılmaz biçimde yükselir; kararsız aktörler saf değiştirir, sokakta korku eşiği düşer. Ancak bu hesabın büyük bir riski var: dış saldırı, rejime karşı olan kesimleri bile ulusal savunma refleksiyle konsolide edebilir. İran'ın Devrim Muhafızları, Besic ağı ve istihbarat yapılarından oluşan çok katmanlı güvenlik sistemi, Irak 2003'ün aksine tek darbede dağıtılamaz.
Üçüncü senaryo müzakere baskısıdır. Ezici askerî güç karşısında köşeye sıkışan bir İran rejiminin nükleer programını masaya yatırması, Trump'ın diplomatik zafer olarak sunmaya çalışacağı tablo budur. Bu okumaya göre devasa yığınak, fiili bir vuruşa geçmeksizin de işlev görebilir.
Vurmanın Riskleri
Tablonun diğer yüzü de göz ardı edilemez. Körfez ülkeleri ile Türkiye, topraklarının ABD operasyonlarında kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıkça beyan etti; bu, ABD'yi daha pahalı ve kısıtlı platform konuşlanmalarına mahkûm ediyor. Haziran 2025 operasyonlarının ardından THAAD ve Patriot füze stokları önemli ölçüde azaldı; yenilenmesi 2027'yi buluyor. Eğer ABD Operasyonu istenen baskıyı sağlayamaz ve cevap fırsatı verirse, İran'ın yüzlerce insansız hava aracını ve balistik füzeyi eş zamanlı fırlatmaya dayanan doyurma doktrini bu savunma açığını istismar edebilir. Küresel petrol arzının yüzde 20'sini taşıyan Hürmüz Boğazı'nın mayınlanması veya abluka altına alınması, dünya ekonomisinde derin sarsıntılar yaratır. Hamaney’in tehditlerinin bir karşılığı var ise, o zaman Netanyahu’nun peşine takılmış ABD için özellikle Trump için büyük bir mağlubiyet olur.
Sonuç
Tarihin en büyük bölgesel askerî yığınaklarından birinin ortasındayız. ABD'nin hedefi belli: İran rejimini mümkün olduğunca zayıflatmak veya yıkmak. Askerî denge Washington'ın lehine son derece belirgin; ancak asıl soru şu: Vuruş kontrollü bir kapasite budamasında mı kalır, yoksa öngörülemeyen bir bölgesel kırılmaya mı dönüşür? Ortadoğu'nun yakın tarihi bize acı bir gerçeği hatırlatıyor: Rejimleri zayıflatmak mümkündür. Devletleri istikrarlı biçimde yeniden inşa etmek ise çok daha zordur.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish