MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu. “Bölgesel ve küresel gelişmelerin baş döndüren hız ve değişimi hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir” diyen Bahçeli özetle şunları söyledi:
Evvelemirde yapacağımız her değerlendirmenin ağırlık merkezi Türkiye olmak mecburiyetindedir. Çünkü politik kavrayışımızın ve fikir kuvvemizin kaynak ve harekât üssü başkent Ankara’nın tarihi, siyasi ve gelecek vizyonuyla sınırlıdır. Pergelin sabit ucunu Ankara’ya koyarak hareketli ucuyla da dünyayı, yaşanan hadiseleri ve hayatın debisi kuvvetli akışını 360 derecelik açıyla analiz ve takip etmek durumundayız. Bunu yaparken siyaset felsefesinde izleyeceğimiz usul ve yöntem ise tümevarım yönteminden başkası değildir. Görüş menzilimizin etki ve temas alanını kademe kademe merkezden çevreye, Ankara’dan kürenin her noktasına ulaştıracak çoklu mekanizma ve ufuk derinliğine sahip olmaktan başka akla, mantığa ve tarihsel müktesebata muvafık bir çare yoktur.
“Gelişmeler müspet ve kayda değerdir”
Önce Suriye’de şekillenen ve somut bir içerik kazanan siyasi tabloyu değerlendirmek, bunun sonuçları hakkında mütalaada bulunmak lazımdır. Malumunuz olduğu üzere, SDG/YPG yuvalandığı sahalardan Suriye ordusunun müessir mücadele yeteneğiyle sökülmüş, nihayet Fırat’ın batısından sürüp çıkarılmıştır. Halep’in yanı sıra Rakka ve Deyrizor esaret, baskı, dayatma ve işgalden kurtarılmıştır. 10 Mart Mutabakatına direnç gösteren, her fırsatta ayak sürüyen, dış tesirlerle masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG/YPG kapsamlı bir süpürme harekatı ile tutunduğu alanlardan zora ve silaha dayalı olarak def edilmiştir.
Son gelişmeler hem Suriye, hem de bölge ülkeleri ve Türkiye’miz adına son derece müspet ve kayda değerdir. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG/YPG’nin 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mugayir hareket ettiği açıktır. Gerçekten de Suriye’de tezahür eden SDG/YPG provokasyonlarını 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum sürecini baltalama girişimi olarak gören ve gösteren bizzat PKK’nın kurucu önderliğidir. Suriye’de yeni bir siyasi ve toplumsal yapı kurulmaktadır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
“SDG/YPG terör örgütüdür”
Sıkıyı görünce teslim bayrağını çeken SDG/YPG’nin Şam yönetimiyle 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalamak durumunda kalması oldukça anlamlı ve hayırlı bir sonuçtur. Suriye’de Arap aşiretlerinin, Kürtlerin, Türkmenlerin, diğer etnik grupların bir ve kardeşçe yaşamak dışında arayış ve arzuları yoktur. Özellikle Rakka ve Deyrizor’da ayağa kalkan Arap aşiretleri Şam yönetimiyle el ele vermiş SDG/YPG terörüne karşı olağanüstü bir mücadele sergilemişlerdir.
Şunu tekraren açıklamak lazımdır ki, Kürt kardeşlerimiz başka SDG/YPG başkadır. SDG/YPG terör örgütüdür, Kürt kardeşlerimizi temsil etmesi, onlar adına söz ve hak iddiasında bulunması kuyruklu yalan, A’dan Z’ye hayal mahsulüdür. 18 Ocak 2026 Pazar günü, “Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın Yayımladığı Kararname ve Suriye’de Yaşanan Gelişmelere” ilişkin yapmış olduğum yazılı değerlendirmede her mesele enine boyuna yorumlanmıştır.
Bir kez daha ve özetle ifade edecek olursam; “Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı, tüm etnik ve dini unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan “Suriye vatandaşlığında” bütünleştiren, demokratik, istikrarlı, temsil adaletine ve serbest seçimlere dayalı temel hak ve hürriyetlerin korunmasını esas alan bir anlayışla Anayasa yapılmasını önermiştik. 16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanının “Anayasal beyanname hükümlerine dayanarak, yüksek ulusal menfaatlerin gereklilikleri uyarınca, devletin ulusal birliğini güçlendirme, tüm Suriyeli vatandaşlar için kültürel ve sivil hakları tanıma konusundaki rolü ve sorumluluğuna binaen” yayımladığı 2026/13 sayılı Kararname, düşüncelerimize ve önerilerimize uygun bir içeriğe sahiptir.”
“Suriye Cumhuriyeti bölgesel istikrar ve barışa çok değerli katkı verecektir”
Bize göre mezkur Kararname; isabetli, anlamlı, Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Tekraren vurgulamak isterim ki, “Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi, federasyon, konfederasyon, özerklik gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir. Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin eşit hak, özgürlük ve yükümlülüklere sahip olması, etnik ya da dinî farklılıkların devlet nezdinde hiçbir önem arz etmemesi çok mühimdir. En önemli ortak paydanın ise “Suriye Vatandaşlığı” olacağı hususunda tüm sosyal kesimlere güvence verilmelidir.
Suriye’de hiçbir kesim, hiçbir etnik veya mezhebi grup dışarda bırakılmamalı, mağdur edilmemeli, yok sayılmamalıdır. Tek bayrak, tek devlet, tek orduyla birlikte; egemen eşitliği her karış toprağında tesis edilmiş Suriye Cumhuriyeti devleti bölgesel istikrar ve barışa çok değerli katkı verecektir. SDG/YPG’nin devlet içinde devlet gibi hareket eden fiili ve mütecaviz tutumunun sürdürülebilirliği kesinlikle yoktur.
“Şam’ın güvenliği Ankara’nın güvenliğidir”
Bu nedenle sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal halde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm halinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız.
Terörün sonu yoktur. Terörizm çıkmaz sokaktır. İnsanlığa karşı işlenmiş en vahşi suç terör suçudur ve terörle yaşamak, teröre sessiz ve seyirci kalmak onurlu yaşamanın tam tersi, tam zıttıdır. Cinayet, melanet, ihanet ve rezaletlerin hiç kimsenin yanına kalmayacağı, hiçbir hain örgütün yanına bırakılmayacağı da gayet iyi bilinmelidir.
Suriye Cumhuriyeti devletinin siyasi ve toprak bütünlüğü, egemenlik haklarıyla iç huzur ve istikrarı tartışılamaz, sulandırılamaz, sakatlanamaz mahiyettedir. Şam’ın güvenliği Ankara’nın güvenliğidir. Suriye halkının saadet, selamet ve birliği Türk milletiyle bir ve aynıdır.
Dileğimiz ve temennimiz şudur: Şam yönetimiyle SDG/YPG arasında imzalanan 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasının bir dönüm noktası teşkil etmesi, “Terörsüz Bölge” hedefiyle siyasi ve toplumsal istikrarı amaçlayan huzurlu Suriye’nin tecellisine azami destek sağlamasıdır.
“Tahriklere aldırmayacağız, yolumuzdan ayrılmayacağız”
Türkiye'nin 1984 yılında fiilen başlayan bölücü terörle mücadelesinin 42 yıldır sürdüğü hepinizin malumudur ve beka düzeyinde en önemli sorunudur. Ve bu sorun köklü olarak halledilecektir.
Terörsüz Türkiye’ye adım adım ilerledikçe korkuya kapılanlar, uykuları kaçanlar, çılgına dönenler, hatta her türlü karalama kampanyasına aracı ve alet olanlar kaybetmeye, millet nezdinde mahkum ve mahcup olmaya sonuna kadar müstahaklardır. Şirazlı Sadi’den esinlenerek şunu hatırlatırım ki, kendi ayıplarının hamalı olanlar, başkalarının kusurlarıyla uğraşıyor.
Bunu yaparken çok tehlikeli bir dile tevessül ediyorlar. Yanlışı ve yalanı savunacak kadar cahil olanlardan, doğruyu ve doğruluğu göremeyecek kadar kör olanlardan, iyiliği ve iyi niyeti inkar edecek kadar nankör olanlardan Rabbim cümlemizi korusun ve böylelerini milletimizden her daim uzak tutsun diyorum.
Tahriklere aldırmayacağız, yolumuzdan ayrılmayacağız. Hamasi ezberlere takılmayacağız, siyasi geçim kapısı demagoji olanları hiç takmayacağız. Vatandaşlarımızın aldatılması, umut tacirliğinin kamçılanması, yalanın egemenlik kurması, halk dalkavukluğunun öne çıkması ve demagojinin geçer akçe görülmesi açıkça millet iradesine fesat karıştırmaktır.
Bunun adı da işin özünde "milli irade gasbı"dır. Nihayetinde milli iradeyi gasp etmek için hezeyandan hezeyana koşan palavracı siyaset meddahlarının hala varlığı, ahlaki temele yaslanan dürüst ve namuslu siyaset anlayışının yeterince kök salamadığına işarettir.
“Terörü hayatımızdan mutlaka çıkaracağız”
Gerçekte dürüstlük pahalı bir mülktür, zillete düşmüş ucuz insanlarda asla durmayacak, asla bulunmayacaktır. Onlar ne söylerse söylesin, sırat-ı müstakim üzere mücadelemizi sürdüreceğiz. Bizim gayemiz ülkemizi hak ettiği gelişmişlik düzeyine ulaştırmaktır. Her yolu mubah gören, her rüzgâra yelken açan, tarlasını sırtlayıp yağmur neredeyse oraya taşıyan ikiyüzlülük ve karaktersizliğe de hiçbir zaman itibar etmedik, etmeyeceğiz. Yeni yüzyılda terörü hayatımızdan mutlaka çıkaracağız. Yeni yüzyılda feleğin çemberini kıracağız, tuzakları bozacağız, karanlık senaryoları yırtıp atacağız.
Mühürlü kalpler görmese de Türkiye’nin bahtı açık olduğunu, milli birlik ve dayanışma ruhunun düne nazaran çok daha sağlam oluşunu cümle aleme göstereceğiz. Ekonomik olarak gelişmiş, siyasal olarak istikrarını kesintisiz korumuş, adaletin gücüyle birliğini ve dayanışma iklimini muhafaza etmiş, her alanda isminden ve iradesinden bahsettirmiş bir Türkiye’yi Allah’ın izniyle inşa ve ihya edeceğiz. Bunu yaparken de ahlaki ve manevi cephemizi sarsan iç ve dış operasyonlara, aile kurumunu tahrip eden sistematik saldırılara, milli varlığımızı, milli değerlerimizi yaralayan, hatta yarmayı amaçlayan tehlikeli akımlara sonuna kadar direniş göstereceğiz.
“Türkiye’nin toplumsal dokusu tahrip ve tahriş ediliyor”
İstanbul Güngören’de yaşı henüz 17 olan Atlas Çağlayan isimli evladımız yan baktın bahanesiyle 15 yaşındaki bir katil tarafından sokak ortasında katledildi. Müteessir bir hissiyatla diyorum ki, Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etti. Merhum Atlas evladımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum.
Suça karışmış veya suç işlemiş çocuklarla ilgili ne gereksiyorsa yapmalıyız. Farkında mısınız, kaygı ve korkuları tırmandıran olaylar her gün birbirine eklemlenerek gözümüzün ta içine kadar sokuluyor. Farkında mısınız, Türkiye’nin toplumsal dokusu tahrip ve tahriş ediliyor.
Yine farkında mısınız, ahlak mevziimiz, bizi biz yapan değerler manzumemiz biteviye yaylım ateşine maruz kalıyor. Cinnet, cinayet ve şiddet eşzamanlı mesafe alıyor. Huzurumuz yutuluyor, sükûnetimiz yıpratılıyor, medeniyet mirasımız dört bir koldan hücuma uğruyor.
“Önüne gelen Bihter olmuş, önüne gelen Behlül karakterine bürünmüş”
Bakıyorsunuz, sanatçı ve medya mensupları uyuşturucuyla anılıyor. Ünlüsü ünsüzü bataklıkta çırpınıyor. Makyajlanmış hayatların ne kadar çürüdüğü görülüyor, gösteriliyor. Bakıyorsunuz, bir özel jette her rezalet, her türlü iğrençlik sahne alıyor. Ülkemiz Merhum Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü isimli eserini adeta aratmıyor. Önüne gelen Bihter olmuş, önüne gelen Behlül karakterine bürünmüş.
Sorarım sizlere, bize ne oldu? Hangi ara bu kadar irtifa kaybettik? Bu hallere nasıl düştük? Dahası yaşananlar ve yaşatılanlar Müslüman Türk milletine reva mıdır? Merhum Hocamız Prof.Dr. Nurettin Topçu der ki, milliyetçiliğin davası ahlak davasıdır. Bu davanın samimi ve faziletli sahiplerinin, çalışmalarının başında, içinde ve gayesinde her türlü siyaset ve menfaat hadiselerinden mutlak süratte sıyrılmaları ve onlara uzak durmaları ilk şarttır.”
Evet bizim davamız aynı zamanda ahlak davasıdır. Ahlak yoksa varlığımızın hükmü şahsiyetinden, hürriyetimizin asalet ve ahkamından nasıl bahsedebiliriz? Şimdi Merhum Akif’e kulak verelim, deyim yerindeyse titreyip kendimize dönelim: “Ahlâkın izmihlâli ne müthiş bir izmihlâl; Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyet, ne istiklâl. Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir; Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.”
“Milletimizin gündeminden çıkın artık”
Son günlerde gördüğümüz ve şahit olduğumuz gelişmeler alarm zillerini çalmaktadır. Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanım yaşının düşmesi dehşet verici bir tehdittir. Bu kürsüden kararlılıkla diyorum ki, geleceğimizi riske atamayız, çocuklarımızı alçak ve namussuz uyuşturucu tacirlerinin eline ve emeline teslim edemeyiz. Topyekun bir mücadele başlatmalıyız. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakamayız, bakmamalıyız. Kafa kafaya vererek milli ahlak reformu hazırlayıp bunu da tatbik etmeliyiz.
Millî ahlâk milletin kurtuluşudur. Milli ahlaktan uzaklaşmak milli ruhu kaybetmekle eşdeğerdir. Ahlaki iflas bir nevi ölümdür. Bir kez daha ahlak kahramanımız, istiklalimizin manzum dehası Akif’e sözü bırakalım: “Gökten inmez bir de hiçbir şey…Bütün yerden taşar; Kendi ahlakiyle bir millet ölür, yahut yaşar.”
Şımaran, tırmandığı mevkii hazmedemeyen, her türlü çarpık ve aşağılık ilişkiler yaşayan, uyuşturucuyla kendinden geçip zıvanadan çıkan kim varsa diyorum ki, yeter artık, yetti artık, milletimizin gündeminden çıkın artık. Sanatçı medeniyet inşa edendir, peki karşımızdaki sanatçı tablosu hangi medeniyet mirasının sonucudur? Daha doğrusu, bunlarla medeniyet kavramını yan yana getirmek akıl ve ahlak işi midir?
Ruhen dinamikliğini yitirmiş, kirlenmiş, duygusuz, yıkıcı fikirleri benimsemiş, zulme razı, adaleti ve hakkaniyeti önemsemeyen, kendi iyimserliği ile yetinip, zayıf, ihtiyaç sahibi bireyleri unutan, kibirli, bencil, yalan söyleyen, verdiği sözü unutan, mezhep, meşrep, milliyet, dil farklılığını tefrika nedeni yapan, faydasız törenlerle meşgul olan, güçlünün dalkavukluğunu yapan, aslan, kedi örneği ile anlattığı ikircikli tavır içinde olan insanların oluşturduğu toplumun halini parçalanmış, çözülmüş vücudun haline benzeten Âkif, kurtuluş için ahlâkımızın yükselmesini önermektedir.
Ahlakımızı yükseltmekten başka emin olunuz ikinci bir seçenek yoktur. Süregelen adli süreçlerin acilen sonuçlandırılması, ülkemizin ve milletimizin içinde düştüğü anafordan derhal kurtulması ve kurtarılması çok güçlü talep ve beklentimizdir. Türkiye, Bebek otelindeki şaibeli olaylarla anılamaz, temizliğin simgesi olan bebek kelimesi aşağılık ilişkilerle yan yana getirilemez. Türkiye, havada uçan bir günah jetine hapsedilemez.
Türkiye, medyaya, işi dünyasına, siyaset ve diğer sosyal alanlara sirayet eden uyuşturucu müptelası müptezellerle eşitlenemez. Uyuşturucu tacirlerine, torbacı alçaklara, çocuklarımızı abluka altına alan şerefsizlere haddini bildirmek, bunların başına dünyayı yıkmak bugün değilse ne zaman yapılacaktır?
Ailelerimiz, eğitim kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, siyasi partilerimiz hazırlanacak acil eylem planı çerçevesinde milli ahlakı müdafaa edecek cesur ve cüretkar bir mücadeleyi amansız şekilde ve eşgüdüm halinde icra etmelidir.
MHP Genel Başkanı Bahçeli:
— Independent Turkish (@TurkishIndy) January 20, 2026
Amerika olmak üzere dünyada kim varsa ona sesleniyorum : Filistin ve Gazze meselesinde Barış Kurulu Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olmalıdırhttps://t.co/QizvPVLxDQ pic.twitter.com/Gy1Udv9oDZ
Independent Türkçe