CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Suriye’nin Halep bölgesinde yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye’nin çatışma yerine müzakere ve diplomasi yoluyla inisiyatif alması gerektiğini söyledi. Özel, “Suriye’deki meselede Türkiye’nin müzakereden yana, diplomasiden yana, sorunun çatışmasız, kan akmadan çözülmesinden yana bir tutum alması gerektiğini düşünüyoruz. Suriye’de barış herkese lazım ama en çok Türkiye’ye lazım” dedi.
Sözcü TV’de yayımlanan Liderler Özel programında konuşan Özel, sınırın iki tarafında akrabalık bağları bulunduğunu hatırlatarak, “Türkiye Kürtlerine de barış lazım, Suriye Kürtlerine de barış lazım. Bu barış; Suriye’de Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin, Alevilerin, gayrimüslimlerin anayasal güvence altında, birlikte ve huzur içinde yaşayacağı bir toplumsal uzlaşıyla mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.
Özel, vekil transferleri ile Yeni Yol Partisi’nin grubunun düşmesinin engellenmesi için CHP’den Yeni Yol Partisi’ne vekil transferi olup olmayacağı sorusuna şu yanıtı verdi:
"Bu süreçte meclis aritmetiğinde zaten herhalde şu an 20 milletvekilleri var. Ayrıca partilerin bağımsızda duran ya da kendilerinde duran milletvekilleri de var. Takip edebildiğim kadarıyla oradan çözümler bulunacaktır diye düşünüyorum. Ama görev bize düşerse demokrasi adına yeniden böyle bir şey yeniden değerlendiririz."
"Gelsinler Aydın Büyükşehir'i mesela yenileyelim şimdi ne olacak, cesaretleri varsa"
Aydın'da yerel seçimleri kazanıyorduk. Genel seçimlerde büyük başarılar elde ediyorduk. Ama şu Aydın'da geçen ay gördüğüm anketi ömrümde görmedim. O işte topuklayan efeye. Bakın şimdi keşke bir sandık gelse, dün teklif ettim Erdoğan'a. Aydın'da, İstanbul'da, belediye meclis çoğunluğuyla, numaralarla aldıkları için, koysunlar sandığı seçimi, ben kazandığım seçimi tartışmaya açıyorum. Gelsinler Aydın Büyükşehir'i mesela yenileyelim şimdi ne olacak, cesaretleri varsa. Yüzde 70'e yakın bir oy gözüküyor Aydın'da. Cumhuriyet Halk Partisi adayının ismine X dediğiniz durumda, X çok parlak, yüzde 70. Geçen seçimde AK Parti'ye vermiş, genel seçimde AK Parti'ye vermiş. Bu seçimde Cumhuriyet Halk Partisi kimi aday gösterirse ona oy vereceğim diyor mesela. Böyle acayip bir reaksiyon var Aydın'da. Millet kendisini kandıranın ilk bulduğu fırsatta defterini dürüyor."
"Tayyip Erdoğan'la kavga etmekle AK Parti ve MHP seçmenine ulaşmak arasında Tayyip Erdoğan engelini kaldırmak lazım"
Özel, normalleşme tartışmalarına dair soruya ise şöyle yanıt verdi:
"Bir kere ülkenin normalleşmesi şudur. Ben Manisa'nın Hacıhaliller Köyündeyim. Bunu Erdoğan'a da anlattım görüştüğümüzde. Hacıhaliller Köyünde CHP'nin mahalle temsilcisiyle AK Parti'nin mahalle temsilcisi düğünü de birlikte yapıyorlar cenazeyi de birlikte kaldırıyorlar. Ama Ankara'ya baktığınızda Anıtkabir'de liderler el sıkışmıyor veya şehit cenazesinde el sıkışmıyor. Bu normal mi? Normalleşme lafzında normali budur dedik diye adı normalleşme kaldı. Bayramda küsler barışıyor. Siyasi partilerden birbiriyle bayramlaşmayan partiler var. Seçmene verdiği paket mesaj bu, 'Açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin, sıkıntıdasın, çocuğunun geleceğinden endişelisin biliyorum ama bayrağı indirecekler, ezanı dindirecekler, vatanı böldürecekler, arkama geçmelisin, biraz daha beklemelisin.' Ben sosyal demokrat bir partinin genel başkanıyım. Ben iş adamlarına düşman değilim. Hatta daha çok kazansınlar, daha çok istihdam yaratsınlar, ülke daha çok kalkınsın, daha çok kazan ama hakça bölüşelim. Verginin yüzde 88'ini yoksullar ve orta direk yüzde 11'ini zenginler vermesin, bu iş bir terse dönsün. Daha çok kazansınlar ama daha çok vergi versinler, kazanmayan vermesin. Benim derdim emeklilerdir, benim derdim işçilerdir, asgari ücret ve biraz üstünde alanlardır. Benim derdim mavi yakalılar, beyaz yakalılardır. Benim derdim gençlerin bu ülkede hayal kurmasıdır. Polisin de partisi benim, aldığı maaşa, sosyal sınıfına göre bakarsan. Jandarmanın da partisi benim, infaz koruma memurunun da partisi benim, işçinin de, çiftçinin de partisi benim. Tayyip Bey de bunların partisi olacaksa bizim gibi siyaset yapacak. Meseleyi bu zemine indirmek normalleşmektir. Meseleyi bu zeminde tartışmak normal. Anormali Türkiye'de kimlikler üzerinden oy kullanmaktır. Anormali Türkiye'de birtakım ezberler üzerinden, birtakım palavralar üzerinden seçmeni kandırmaktır. Arkadaşlarımız içeride elbette mücadele vereceğiz ama şunu söylüyoruz. Tayyip Erdoğan'la kavga etmekle AK Parti ve MHP seçmenine ulaşmak arasında Tayyip Erdoğan engelini kaldırmak lazım. Ulaşıyoruz daha da çok ulaşmamız lazım. O yüzden işte Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi, politika kurulları, Gölge Bakanlık, pozitif gündem, 2 milyon üyeye yeni görev tarifleri, dünya siyaset tarihinin en uzun, en güçlü, en katılımcı kampanyası bunlarla olacak. Şimdi ben AK Parti seçmenine ulaşamam ama 2 milyon CHP üyesi, 15,5 milyon Ekrem İmamoğlu'na imza atmış herkes komşusuna... AK Partili dediklerimiz uzayda gezmiyorlar. Hepsi bu milletin, bu vatanın evladı."
"2025 yılı ortalamalarında 3.5-4 puan farkla AK Parti'nin önündeyiz"
CHP'nin oy oranına dair bilgi de veren Özel, özellikle telefonla yapılan anketlerde vatandaşların gerçek fikrini söylemekten çekindiğini belirterek şunları kaydetti:
"Örneğin telefon aramasıyla yapılan anketlerde yüzde 30 kararsız çıkıyor. Yüzyüzede, yüzde 20'ye düşüyor. Normalde böyle bir oran çok manalı değil. CHP'nin birinci parti olduğu genelde kabul ediliyor ama fark 1,5-2 puan gösteriliyor. Ortada araştırma yapan şirketlerde 3,5-4 puanlık bir fark var. Bir de benim yerel seçimlerde birlikte çalıştığımız bir sistem var. Partide bir ölçme değerlendirme birimiz var. O aylık bildirimlerde kararsız seçmen dağıtılmadan yüzde 34-35 gibi. Ben yerel seçim pratiğimle bunu görüyorum ve diyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi bugün sandık olsa yüzde 40-43 arasında bir oy alır diye benim kendi hissiyatım. Ama bir de şunu söyleyeyim böyle şey var ya Türkiye'deki bütün anketlerin ortalaması o 2025 yılı ortalamalarında 3.5-4 puan farkla AK Parti'nin önündeyiz bütün anketlerin ortalaması."
Çözüm sürecinin anketlere etkisi üzerine bir soruya Özel, “İktidara bir yarar ya da zarar getirdiğini gözlemlemiyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi'nin başta bir kaybı vardı. AK Parti'ye geçmişti. AK Parti pozisyonunu netleştirdikten sonra onlar geri gitti" ifadesini kullandı.
Özel, çözüm sürecine ilişkin bir soru üzerine ise şunları kaydetti:
"Rapor yazma aşamasına geldi. Buradan sonrası görülecek. Buraya kadarki kısmı bir şekilde ilerledi. İşin esas kısmı şimdi başladı. Cumhuriyet Halk Partisi komisyon fikrinin sahibi bir parti. Dünyada çatışmalı süreçlerin nasıl çözüldüğü belli. Biz olsak tam öyle yapardık. O süreçler dört evreye bölünüyor. Bu evrelerden bir tanesi müzakere ama ondan önce bir müzakere öncesi süreç var. Ve müzakere süreci ve topluma karşı belli taahhütlerde bulunuyor. Yani toplumdan bir şey gizlenmeyeceğine, şeffaflığa, birbirlerine karşı tutamayacakları sözler vermemek, karşılıklı planlanmış ya da planlanmamış jestlerin yapılmasına, toplumun meselenin içine mümkün olduğu kadar fazla dahil edilmesine. Dünyada böyle süreçler başarısız olunca çok daha kötü sonuçlar doğurmuş. Biz hep buna dikkat çektik ve hep şunu söyledik. Kürt sorununun varlığına inanıyoruz. Şimdi burada iki parti 'Kürt sorunu yoktur' diyor bir kere. Böyle bir zorluk var. 'Türkiye'de Kürt sorunu yoktur' diyorsanız o başka bir şey. O zaman sorun yoksa neyi çözüyorsunuz? Biz bu sorunun çözümünün demokratik yollardan olmasını, büyük bir demokrasi atılımıyla yapılması gerektiğini, demokratikleşme perspektifinde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yanında elbette sorunun çözülmesi için atılacak adımlar var ve bu adımlara karşı devletin de atacağı adımlar olmalı, yasal düzenlemeler olmalı. Bu süreçte atılacak hiçbir adımın, toplumun hiçbir kesiminde büyük travmalar yaratacak, kendisini kaybetmiş, yakınını boşuna kaybetmiş hissettirmeyecek şekilde rıza üretiminin önemli olduğunu, hatta ilk başta söyledik şehit ailelerin gazilerin yüzüne bakamayacağımız işlerin altına imza atmayız diye. 200'den fazla şehit ailesi ve gazi derneğini ziyaret ettik. Cumhuriyet Halk Partisi hem kurucu parti olmanın gereğini, hem şu anda Türkiye'nin birinci partisi olmanın sorumluluğunu, hem de yerel yönetimlerdeki üstlendiği sorumluluğu, hem de Türkiye'de genel olarak toplumun hassasiyet ve beklentilerini dile getiren, temsil eden bir parti olarak süreci takip ediyoruz. Kendi raporumuzu yazdık. Beğenen var, beğenmeyen var, fazlası var, eksiği var ama Cumhuriyet Halk Partisi kendi siyasetini ve kendi doğrularını savunuyor."
"Bütün siyasi partileri davet edeceğiz"
Özel, yarın Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinden gelecek 23 il başkanıyla ve kanaat önderiyle bir araya geleceğinin hatırlatılması üzerine, "Cumartesi günü 81 il başkanımız gelecek. Cuma gününden 23 il başkanımızla bu komisyon süreci, illerindeki yansımaları, hem bizim seçmenimiz yönünden, diğer seçmenler yönünden, beklentiler, varsa endişeler veya öneriler bunları yarın değerlendireceğiz. Bir de ayın sonunda bir konferansımız var. O da yine içinde bulunduğumuz sürece yönelik tüm siyasi partileri davet edeceğimiz. Yurt içinden, yurt dışından konukların olduğu ve içinde bulunduğumuz süreci tüm yönleriyle tartışacağımız bir konferans. Bütün siyasi partileri de davet edeceğiz. Bu mesele bolca konuşarak, bolca tartışarak birbirinden ve bu konudaki geçmiş deneyimlerden istifade ederek çözülebilecek bir mesele. Onun için ay sonunda bizim öyle bir konferansımız var. Bir yandan da tabii Meclis Komisyonu rapor yazım sürecini sürdürüyor" diye konuştu.
"Suriye'de barış en çok Türkiye'ye lazım"
"Bugün ilk önce bir geniş Türkiye'nin de dahil olduğu coğrafya ve ayrıca Amerika'nın Venezuela operasyonuyla ilgili bir savunma ve güvenlik sunumu aldık. Ardından dış politika sunumu aldık. Suriye ile ilgili şöyle bir şey, bizim yarın PM'nin sonuç bildirgesinde de bu yer alacak. Suriye'deki meselede Türkiye'nin müzakereden yana, diplomasiden yana, sorunun çatışmasız, kan akmadan çözülmesinden yana inisiyatif alması gerektiğini düşünüyoruz. Diplomasiye alan açılması gerektiğini düşünüyoruz. Yıllarca sürmüş bir Esad rejimi var, ardından rejimin devrilmesi, İdlib'deki Suriye'yi temsil etmeyen birtakım unsurların, İngiltere ve Amerika'nın İsrail'in yol vermesiyle yönetime gelmesi, geçici yönetimi, Suriye'nin pek azını temsil eden bir yapı tarafından üstlenilmesi var. Bir kere İsrail'in birtakım hesapları konusunda uyanık olmak lazım. İngiltere'nin tarihsel yaklaşımları konusunda müteyakkız olmak lazım. O yüzden Suriye'de barış herkese lazım, en çok Türkiye'ye lazım. Sınırın iki tarafında akrabalar yaşıyor. Türkiye Kürtlerine de barış lazım, Suriye Kürtlerine de barış lazım. Suriye Kürtlerinin Suriye'deki Türkmenlerle, Suriye'deki Araplarla, Suriye'deki gayrimüslimlerle, Suriye'deki Alevilerle birlikte bir anayasal güvence ile hep birlikte Suriye'de güvenli, anayasal, kalıcı barışı tesis edilmiş, ordusuyla, iç güvenlik sistemiyle doğru tarif edilmiş bir toplumsal uzlaşıya ihtiyaç var ve orada herkesin huzur içinde olması hem Türkiye'nin huzuru demek hem de büyük bir fırsat demek. O yüzden biz Suriye'de barışın tesis edilmesi, korunması ve bir bütünleşik Suriye devletinin barış içinde, huzur içinde, güven içinde yaşamasının tesisi için Türkiye'nin aldığı inisiyatifin de ilerisinde inisiyatif alması gerektiğini söylüyoruz. Bize bir şey düşüyorsa, bu konuda üzerimize düşen her türlü katkıya, her türlü fedakarlığa da hazır olduğumuzu ifade ediyoruz."
"Millet bunu yutmuyor"
Özel, son dönemde yapılan operasyonlarda bazı sanatçılara itibar suikastı yapıldığını, bu konuda şerhinin olduğunu ifade ederek, "Toplumun yüzde 60'ı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan operasyonun siyasi olduğunu, Erdoğan'ın siyasi geleceği için yapıldığını düşünüyor. Bunun için 'sadece İBB'ye yapmıyoruz, topçuya da yapıyoruz, popçuya da yapıyoruz' diye paçal yapıyorlar. Millet, bunu yutmuyor. Bu suçlarla mücadele edilmeli. Kiminle uğraşıyor? Torbacıyla, kullanıcıyla uğraşıyor. Türkiye'nin baronu kim? Escobarları kim? Bu işler böyle olmaz. Türkiye'de adalete güven yüzde 18'e indiğinde senin yaptığın operasyonda hele hele ucuz işlere karışıyorsan sana kimse güvenmez. Burada bir algı operasyonu var. Dünya kadar görevi ihmal suçu var. Dağ gibi büyüyen borçlar karşısında ya piyango çıkacak, ya miras kalacak. Hiçbirisi yoksulluktan, geçim zorluğundan bağımsız değil. Sanal kumar da öyle, şans oyunları da öyle" ifadesini kullandı.
Özel, şunları kaydetti:
"Anayasaya uymayanlarla anayasa yapmayacağımızı, hükümetin birinci vazifesinin AYM ve AİHM kararlarına uymak olduğunu, kaldı ki anayasa değişikliği dediğiniz mesele, bugünden yarına askere adam topluyormuş gibi milletvekili toplayarak yapılabilecek bir iş de değil. AK Parti'nin sayısı belli, toplamları 330. Kolay olmaz. Anayasa dediğin toplum sözleşmesi. Toplum sözleşmesini toplumun vicdanına ve rızasına rağmen değiştiremezsiniz. Bu ekonomik programla ne bir istikrar, ne bir rahatlama... Gelir adaletsizliğini çözmeyen, vergide adalet getirmeyen bir bütçenin başarılı olması mümkün değil. Bu şartlar altında bunların seçime gitmesi mümkün değil. Varıp da bir erken seçime Erdoğan'ın gideceğini normal şartlarda görmüyorum. Ama biliyorsunuz ki erken seçimin tarihini siyasetçiler konuşur, millet kararlaştırır. Millet erken seçim isterse bunun karşısında kimse duramaz. Öyle bir noktaya gelinir ki erken seçimden başka bir çare kalmayabilir. Siyasi denklemler bir erken seçim üretebilir. En önemlisi millet, bıçak kemikteyken sandığı isterse, hiçbir kuvvet milletten sandığı kaçıramaz.
"Adayımızla hazırız"
Biz adayımızı belli ettik. Ama aday, benim adayım değil. Türkiye'de bir genel başkanın aday olma imkanı vardı. Ben aday olabilirdim. Aday olmayacağımı söyledim. Ben aday gösterebilirdim, öyle de yapmadık. Adayımızı PM ile belirleyebilirdik, yapmadık. Ön seçim dedik. 15,5 milyon kişi oy verdi. Aday ne benim, ne partinin, aday milletin adayı. Adayın bile kendini çekmeye bence hakkı yok. Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı milletin adaylığıdır. İmamoğlu'nun adaylığına millet razı olmuş. Karşıda AK Parti'nin adayı tartışması var. Evladı mı olacak, damadı mı olacak, bakanı mı olacak, eski bakanlardan biri mi olacak tartışması var. Bana bu tartışmayı keyifle izlemek düşer. Adayımızla hazırız.
CHP, insan kaynakları kıtlığı çekmeyen bir partidir. Farklı alternatifler olabilir. En doğru aday ve seçimi kazanacak adayla yola çıkacağız. O, şudur diyemem. Olsa bugün söylerim. Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı Ekrem İmamoğlu'dur. Adaylığının önünde şu an için bir engel yoktur. İmamoğlu'nun adaylığına birileri mani olacaksa, onun siyasi bedelini göze alıp mani olsunlar. Son dakikaya kadar İmamoğlu aday. Millet, korkanı da görsün, korkmayanı da görsün. İmamoğlu'nun adaylığının önündeki tek engel, Tayyip Erdoğan'ın elinde bulundurduğu ve bulundurmadığı tüm yetkileri kullanarak bu adaylığa engel olmak için kendini parçalamasıdır, İmamoğlu'ndan korkuyor olmasıdır. Ekrem İmamoğlu harıl harıl çalışıyor. Çok okuyor, çok çalışıyor, çok yazıyor. Türkiye siyasetine dair, dünya siyasetine dair çalışıyor. Biz de istifade ediyoruz. Ekrem Başkan, tutukluluk halini kendisi değilse de ülkesi adına en iyi şekilde değerlendiriyor.
Siyaseten kendimize doğru olarak belirlediğimiz hat, şartların yarattığı zorlukları mevzubahis ederek meseleyi romantize etmek yerine meseleyi doğru bir siyasi karşı çıkışla göğüslemek. Dosta güven, olmayana kaygı verecek bir tutumu göstermek en doğrusu. O cezaevlerinde yıllardır neler çeken ve seslerini duyuramayanlar var. 3 ayın 5 ayın sonunda bunlarla değil, davamızın haklılığıyla dışarıya çıkmak istiyoruz.
Paris'te kent lokantası lazım mı? Bu kadar yoksulluk olmasa, bu sosyal projeler, protein destekleri, süt destekleri genel iktidarın eksikliklerinden oluyor. Genel iktidara hazırlık mı, evet. Biz iktidarda olduğumuzda da önce yoksullukla mücadele edeceğiz. Beslenmeyi çözeceğiz, barınmayı çözeceğiz. İktidarın eksik yaptığı için yapmak zorunda olduklarımız. Her şeye para bulanlar, bir bakıyorsunuz, okulda temizliğe, güvenliğe para bulmamış. Sosyal belediyecilik işi, sosyal demokratların eline yakışıyor. Başarılı AK Partili belediyelere baktığında da uygulamalar sosyal belediyecilik anlayışından örnek alınarak yapılan işler."
Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkiye neden tehdit dediğine yönelik bir soru üzerine, "Trump'la görüşmeden önce oğluyla görüşeceksiniz, 250 Boeing almanın sözünü vereceksiniz. Şirketin vermesi gereken kararı Erdoğan veriyor. Görüşmeden bir gece önce Çin mallarına vergi koyduk, Amerikan mallarından vergi indirdik. İktidarda kalmak için Trump'a istediklerini vermeye kalkıyor. Erdoğan'a söylüyorum, muhalefete itibar suikastı yapmaya benzemez bu işler. Böyle bir ilişki Türkiye açısından riskli bir ilişkidir. Maduro'nun belli konulara açıklık getirmesi durumunda AK Parti'nin taşıdığı riskleri biliyoruz. Erdoğan, milletin takdiriyle birtakım görevler üstlendi, birilerine çok yetki verdi, FETÖ'cüler başımıza musallat oldu. Sonrasında güç zehirlenmesiyle, OHAL şartlarında bir noktaya geldi. Ama her işin bir kararı var. Erdoğan'ın bu işin sonuna geldiğini kabul etmesi ve Türkiye'de bir iktidar değişimi noktasında serbest seçimlere daha fazla direnmemesi lazım. Erdoğan'ın bugün Trump'la kurduğu ilişkinin kendisi de, Venezuela bagajı da, Rusya ile kurduğu ilişkinin kendisi de Türkiye açısından taşınması güç bir bagaj haline gelmiştir" değerlendirmesinde bulundu.
"Düşman kamplarına ayrılmış bir ülke görüntüsüne son vermek lazım"
Özel, "İlk yapılacak iş de inşallah birazcık bu ülkenin insanlarının birbirine sıkı sıkıya sarıldığı bir bayramlaşma, kucaklaşma, helalleşme, iyi günde kötü günde birlikte olan, Milli Takım kazanınca birlikte sevinenler, düğünü de cenazeyi de birlikte yapacak kardeşim. Öyle düşman kamplarına ayrılmış bir ülke görüntüsüne son vermek lazım. En büyük arzum da şudur; ülkeyi yöneten partinin Genel Başkanı olarak ve seçimleri kazanmış partinin Genel Başkanı olarak, o gün siyasi muhataplarımız kimse genel merkeze gelirken, ’Çek kardeşim bakalım Milliyetçi Hareket Partisi‘ne bir sabah kahvesini genel başkanla içelim.’ Veya arayıp da ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı müsaitse bir çayını içmeye geliyorum’ diyerek, iktidar sorumluluğunda muhalefete kucak açan, alan açan, muhalefeti düşman görmeyen, hor görmeyen, hele hele seçmenini hiç ötekileştirmeyen, şeytanlaştırmayan bir yönetim anlayışının sahibi olmak lazım. Bu ülkede yaşayan insanlar Anadolu’da yaşayan, Trakya’da yaşayan insanlar komşusunu düşman görmüyor. Komşunun partisini de düşman görmüyor. Görmemeli, görmemelidir. ‘İç cepheyi kuvvetlendirmek’ dediğim meselenin kendisi budur. Biraz önce söyledim, bir siyasi partiyiz. Siyasi parti olduğumuz için birbirimizden ayrıyız ama partiyiz. Düşman değiliz. Düşman olsak Cumhuriyet Halk Ordusuyla Adalet ve Kalkınma Ordusu olur savaşırdık. Partiler rekabet ederler ve toplumun farklı kesimlerini temsil ederler. Onlar için siyasi mücadele ederler. Ama birbirlerini yok etmeye çalışmazlar. Daha iyi yönetmeye çalışırlar. Biz böyle bir fikrin insanlarıyız. Böyle bir fikrin partisiyiz. Bunun egemen olduğu, bunun yerleşmiş olduğu yarınlara ülkemizi taşımak isteriz" ifadesini kullandı.
"Sorumluluk almaya davet ediyoruz"
Özel, şunları kaydetti:
"Son mesajım şu; ‘Nasıl olacak bu işler?’ deyip enseyi karartanlara, morali bozanlara şu kadarını söyleyeceğim: Sen bu cümleyi kurmak yerine, çağrıldığın yere gidersen, işte tepkiliysen, birileri bir yerde tepkiliyse; emekliysen ve emekliler hak arıyorsa emeklilerin yanına. İşçiysen, işçiler hak arıyorsa oraya. Bu gidişattan rahatsız olan bir muhalif seçmensen, İstanbul'daki mitinglerimize, Anadolu'daki mitinglerimize, çağrıldığın yere koşarsan, o mücadeleye omuz verirsen karşında hiçbir güç duramaz ve senin değişsin istediğin şey tekrar değişir. Benim tek sitemim pijamayla evden bizi izleyenlere, pijamalılara. O pijama çıkarılacak, o pantolon giyilecek, ayakkabı giyilecek, sokağa çıkılacak. Bu eylem her şeyi çözecek. Evde oturmakla çözülmüyor, sessiz kalmakla çözülmüyor, susmakla çözülmüyor. Sen sustuğun zaman, başka birisi yerine konuşuyor, senin hakkını da başkaları alıyor. ‘Ben haksızlığa uğradım’ diyenin, hakkını arayacağı yer, demokratik, barışçıl yollarla sokaktır, meydandır, eylemdir. Gün o gündür. Herkes tüm mücadelelere, karınca kararınca katkı verecek güçtedir. Bunu yapmak için kimse elini korkak alıştırmasın. Bunu yapıp elini taşın altına koyarsan, kimse senin elini ezemez. Ama sen elini sakınırsan, o taşı getirir, eline de vururlar, başına da vururlar. O yüzden, herkesi sorumluluk almaya, mücadelede pay almaya davet ediyorum. Önümüzde hep birlikte yürüteceğimiz, dünya siyasi tarihinin en büyük seçim kampanyasını ki şu an 295’inci günündeyiz. Herhalde bininci gününe kadar sürme ihtimali de var. Bu uzun soluklu koşuya, omuz vermeye, gelip birlikte koşmaya davet ediyoruz. Sorumluluk almaya davet ediyoruz.”
Özel, Houston Rockets forması giyen Alperen Şengün'ün all star oylamasına destek olma çağrısında bulunarak, "Biz hepimiz Alperen'i destekliyoruz. Ben sözümüze değer veren herkesi, bizi sevsin - sevmesin, aynı partiden olsun - olmasın tüm vatandaşlarımızı Alperen kardeşimize oy kullanmaya, destek olmaya ve onu NBA'in en değerli basketbolcuları arasına sokmaya, basketbolcusu yapmak için, oy kullanmaya davet ediyorum" dedi.
ANKA