Dünya, ABD güçlerinin Venezuela’yı bombalaması ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in ‘yargılanmak’ üzere kaçırılmasını konuşurken, ABD Başkanı Donald Trump soluksuz bir şekilde ABD’nin ‘diğer hedeflerini’ sıraladı.
Trump, Venezuela operasyonunun yankılarının sürdüğü saatlerde ‘ülkeyi kartellerin yönettiğini’ savunarak Meksika’yı ve Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'u hedef aldı, “Bir şeyler yapılması gerekecek” dedi.
“Kokain ürettiği fabrikaları var, kokaini üretiyor ve ABD’ye gönderiyor” diyerek Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’ya saldırdı, Maduro’nun ardından Venezuela liderliğini üstlenen Delcy Rodriguez’in ‘doğru olanı yapmazsa Maduro'dan daha ağır bir bedel ödeyebileceğini’ iddia etti.
Öte yandan, Trump’ın aslında ‘beklendik’ sayılabilecek çıkışları arasında en dikkat çekici olanı, Grönland’ı yeniden gündeme almasıydı.
Ne oldu?
Aslında, Amerikan kamuoyunda Venezuela ‘zaferine’ Grönland’ı da sıkıştıran ilk kişi Trump değildi. Konu ilk olarak, Trump'ın Politika ve İç Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Stephen Miller'ın da eşi olan Katie Miller'ın “Yakında” notuyla ABD bayraklı Grönland paylaşımıyla gündeme geldi.
Miller’ın paylaşımına tepki gecikmedi. Danimarka'nın Washington Büyükelçisi Jesper Moller Sorensen, X hesabından yaptığı paylaşımda "ABD'nin güvenliği Grönland ve Danimarka'nın da güvenliğidir. Grönland aynı zamanda bir NATO üyesidir. Danimarka Krallığı ve ABD, Arktik'te güvenliği sağlamak için birlikte çalışmaktadır. Danimarka Krallığı'nın toprak bütünlüğüne tam saygı gösterilmesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
Trump ise, Grönland tartışmasını The Atlantic dergisine verdiği röportajda yeniden açtı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun "Trump'ın söylediklerini yaptığına" dair ifadeleri ve kendisinin daha önce Grönland hakkındaki açıklamalarına ilişkin soruyu yanıtlayan Trump, "Marco bana çok cömert davrandı. O zaman Grönland'dan bahsetmiyordum ancak Grönland'a kesinlikle ihtiyacımız var. Savunma için ihtiyacımız var” dedi ve Grönland'ın etrafının Rusya ve Çin'e ait gemilerle çevrildiğini savundu.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de, Trump ‘ın açıklamalarına “Başkan Trump, Grönland’e yönelik tehditlerine son vermeli” dedi. ABD'nin Grönland'i alması gerektiğinden bahsetmesinin hiçbir anlam ifade etmediğini belirten Frederiksen, “ABD'nin Danimarka Krallığı'nı oluşturan üç ulustan herhangi birini ilhak etme hakkı yoktur” ifadelerini kullandı.
Bu arada, Trump’ın yakın bir geçmişte, 21 Aralık’ta Louisiana Valisi Jeff Landry’yi Grönland özel temsilcisi olarak ataması da dikkat çekici bir hamle olarak değerlendirilmişti.
“Geleceğimiz sosyal medyada belirlenmiyor”
Grönland lideri Jens-Frederik Nielsen de, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda “Panik yok” mesajı verdi:
“Öncelikle son derece sakin ve net bir şekilde şunu söylemek isterim ki, panik yapmaya da endişe duymaya da gerek yok. Katie Miller’ın paylaştığı, Grönland’ın Amerikan bayrağına sarılmış gibi gösterildiği bu görsel hiçbir şeyi değiştirmez. Ülkemiz satılık değildir ve geleceğimiz sosyal medya paylaşımlarıyla belirlenmez. Ancak bu görüntü saygısızca.
Biz, özerk yönetime sahip, serbest seçimleri ve güçlü kurumları olan demokratik bir toplumuz. Konumumuz uluslararası hukukta ve uluslararası alanda tanınmış anlaşmalarda açıkça temellenmiştir. Bu tartışmaya açık değil.
Naalakkersuisut (hükümet) sakin ve sorumlu bir şekilde çalışmalarını sürdürmektedir. Panik için hiçbir neden yok. Ancak saygısızlığa karşı durmak için fazlasıyla neden var.”
“Ülkemiz öyle alınıp götürülebilecek bir şey değil”
Başbakanla birlikte, eski başbakan, şu anda maliye ve vergilerden sorumlu bakanlık görevini yürüten Múte Bourup Egede de, tepkisini şu ifadelerle dile getirdi:
“Amerikan yönetimi tarafından bize yönelik olarak tekrar eden bu saygı eksikliğini kabul edemem. Eğer bu tutum devam ederse, iş birliğinin mümkün olup olmadığı ciddi biçimde sorgulanmak zorunda kalır. Çünkü ülkemiz öyle alınıp götürülebilecek bir şey değil. Karşılıklı güvene dayanan işbirliği, her zaman korumamız gereken bir değerdir. Ülkemiz için mücadele etmeyi sürdüreceğiz.”
Neden Grönland?
Aslında, Trump, dahası ABD yönetimi için Grönland ‘eski bir dava’.
Trump, The Washington Post'un 2019'da "Trump Grönland'ı almak istiyor. Ne kadara mal olur?" başlıklı haberiyle gündeme gelen iddiayı ilk olarak "Büyük bir emlak anlaşması olur" ifadesiyle doğrulamış, bu açıklama Danimarka lideri Mette Frederiksen tarafından ‘absürd bir tartışma’ olarak nitelendirilince Grönland ziyaretini iptal etmişti.
Takip eden dönem boyunca Trump'ın "arzularından" biri olarak kalan bu konu, Trump'ın azli, eski Başkan Joe Biden dönemi, Rusya ve Ukrayna savaşı gibi diğer büyük gündemlerin gölgesinde kalmıştı.
ABD seçimlerinden zaferle ayrılan Trump, henüz görevi resmen devralmadan önce, 23 Aralık 2024'te Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Grönland'ın ABD kontrolünde olması gerektiğini, bunun "mutlak zorunluluk" olduğunu söylemişti.
Trump'ın bu açıklaması dünya gündemine otururken, Danimarka/Grönland cephesinden başlarda ihtiyatlı bir şekilde yükselen "Satılık değiliz" itirazları konuyu kapatmaya yetmedi.
O dönem, Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, "AB Grönland konusunda pazarlık yapmıyor" diyerek AB'nin tutumunu ortaya koymuştu.
Ancak Trump ABD'sinin adaya ilişkin talepleri, süreci daha da gerginleştirdi.
Trump'ın açıklamaları henüz sıcaklığını korurken, Donald Trump Jr.'ın sürpriz Grönland ziyareti de manşetlerdeki yerini almıştı.
ABD-Grönland ilişkisinin geçmişi
ABD'nin Grönland'a olan ilgisi, Amerikan siyasetinin jeopolitik çıkarları bakımından aslında Trump'ı da aşan bir geçmişe sahip.
Öyle ki, ABD, ilk olarak 1867'de Alaska'yı aldıktan hemen sonra, 1910'da, Filipinler, Batı Hint Adaları ve Kuzey Schleswig'in dahil olduğu karmaşık bir toprak takası önerisinin parçası olarak, 1917'de yeniden, 1946'da ise 100 milyon dolar artı toprak takası önerisiyle defalarca kontrol altına almayı denedi ancak hiçbirinde başarılı olamadı.
ABD, Grönland'daki askeri varlığını ise 9 Nisan 1941 tarihli savunma anlaşmasına dayandırarak kurdu. Bu anlaşmayla birlikte, ABD'ye Grönland genelinde askeri üsler kurma hakkı tanıdı.
ABD, II. Dünya Savaşı sonunda Grönland'da 17 noktada aktifti. 1951'de NATO kapsamında yeniden düzenlenen anlaşma, Danimarka egemenliğini tanımaya devam etti, 6 Ağustos 2004 tarihindeki Igaliku anlaşması ile ABD'nin varlığı yalnızca Thule Hava Üssü (şimdiki Pituffik Uzay Üssü) ile sınırlandırıldı.
Grönland ABD için neden önemli?
Grönland, hem coğrafi konumu, hem de yeraltı kaynakları bakımından ABD için önemli bir bölge.
2023'te yapılan AB Komisyonu sınıflandırmasına göre kritik kabul edilen 34 mineralin 25'i ve grafit, bakır, nikel ve titanyum gibi nadir toprak elementlerini barındırıyor.
Grönland'ın ABD'nin gözünde kritik bir bölge haline getiren bir diğer özelliği ise Arktik bölgesi açısından stratejik bir konumda bulunması ve Trump’ın deyimiyle ‘Çin ve Rusya’nın varlığı.
İklim krizi buzulları erittikçe ortaya çıkan yeni askeri rekabet alanları ve yeni ticaret rotaları, ABD'nin 2024’te yayınladığı Arktik Stratejisi belgesine detaylı olarak yansımıştı.
Belgede Rusya ve Çin'in Arktik bölgesinde en büyük tehditler olarak tanımlanması da, Trump yönetiminin Grönland konusundaki "ısrarını" anlamlandırır nitelikte.
Arktik rekabetine hazırlanan ABD için, kontrol altındaki Grönland, mevcut üslerin kısıtlı imkanlarından çok daha önemli bir işleve sahip olacak.
ABD’nin Arktik gücü
ABD tarafının Arktik stratejisinde ‘savunma’ söylemi öne çıksa da, Arktik ve yakın çevresinde bulunan askeri gücü oldukça dikkat çekici. Soğuk Savaş döneminden bu yana, ABD tarafının ‘müttefiklerimiz’ dediği ülkeleri silah deposu ve askeri üs olarak kullandığı görülüyor.
ABD ordusunun Arktik ve çevre ülkelerde bilinen askeri noktalarını hatırlamak gerekirse:
• Norveç’te yürütülmekte olan US Marines Prepositioning Program kapsamında, ‘Kriz zamanlarında’ hızlı konuşlanma için önceden depolanmış ağır silahlar ve ekipmanlar bulunmaktadır.
• Yine Norveç’teki Varanger Üssü ABD Deniz Piyadeleri için önemli bir lojistik ve eğitim merkezi olarak hizmet veriyor, Trondheim’da ise ABD'nin askeri malzeme depoları bulunuyor. Bu noktalar, deniz piyadeleri, zırhlı araçlar, topçu sistemleri ve hava savunma sistemleriyle donatılmış durumda.
• İzlanda’daki Keflavik Üssü NATO misyonları ve ABD Hava Kuvvetleri tarafından kullanılıyor.
• ABD ordusuna ait balistik füze erken uyarı sistemi bulunan Grönland’daki Thule Hava Üssü ise aynı zamanda uzay gözetleme faaliyetleri için kullanılıyor.
• Alaska’daki Eielson Hava Kuvvetleri Üssü’nde F-16 ve F-35 savaş uçakları, Fort Greely’de balistik füze savunma sistemleri hazırda bekliyor.
• Bunların yanında, Alaska’da Northern Edge ve Noble Defender isimleriyle sürdürülen büyük çaplı askeri tatbikatlara, NATO müttefikleriyle birlikte düzenlenen Arctic Challenge Exercise eşlik ediyor.
Yani ABD için ‘tam kontrol altına alınan’ bir Grönland, ABD’nin Arktik güvenlik şemsiyesinin ana üssü olma potansiyeli taşıyor.
Rusya’nın Arktik pozisyonu
Trump’ın vurguladığı Çin-Rus gemileri ise, ABD için bölgenin ‘aciliyetini’ gösterir nitelikte. Bölgenin ‘doğal bileşeni’ olan Rusya’nın da bölgede unsurları bulunuyor.
Kotelny Adası’nda Rusya'nın en kuzeydeki askeri üssü olan, hava savunma sistemleri ve radar tesisleri içeren Northern Clover, Arktik bölgesindeki en büyük Rus askeri hava üssü Nagurskoye, Novaya Zemlya’daki Rogaçevo Hava Üssü, Rusya Kuzey Filosu’nun ana üssü Severomorsk ve Kuzey Filosu’nun merkezi konumundaki Murmansk Üssü, Tiksi Hava Üssü, Yamal yarımadasında yeni inşa edilen Sabetta ve Nagurskoye üsleri bu askeri noktalar arasında bulunuyor.
Yani ABD için ‘tam kontrol altına alınan’ bir Grönland, Arktik bölgesinde Rusya’nın karşısındaki tehdidin hayati seviyeye ulaşması anlamına geliyor.
Çin Arktik’in ne kadar parçası?
Çin’in Arktik bölgesindeki artan varlığı ise, öncelikli olarak araştırma odaklı donanma ve bilimsel araştırma gemilerinden oluşuyor.
Deniz yollarını ve doğal kaynakları araştıran bu gemilerin dışında, Arktik bölgesindeki buzullar arasında geçiş yapmak için kullanılan ünlü buz kırıcı gemiler de Atlantik cephesinin ‘endişeleri’ arasında.
Çin’in Rusya’yla gelişen askeri işbirliği zemininde etki alanını artıracağı öngörülüyor.
Öte yandan Çin, Arktik bölgesini ‘insanlığın ortak mirası’ olarak görüyor ve ABD’nin “Bölgenin paydaşı değil” açıklamalarının aksine Arktik konusunda çok uzun süredir aktif bir politika yürütüyor.
Çin, 2010 yılında MEB’lerin ötesinde kalan deniz alanlarının insanlığın ortak mirasına dahil edilmesi önerisinde bulunmuştu. Çin için Arktik bölgesi, ‘Kutup İpek Yolu’ rotası gibi ekonomik öneme de sahip.
ABD ise, Çin’i Arktik’in bir parçası olarak görmüyor. Ancak Çin’in Arktik politikası ve ilgili meselelere dahlinin neredeyse 100 yıllık bir geçmişi var:
• Çin 1925'te Norveç'in Svalbard'daki Arktik takımadaları üzerindeki egemenliğini tanıyan ve takımadaların askersizleştirilmesini öngören Spitsbergen Antlaşması'na katıldı ve Arktik meselelerin çözümüne katılmaya başladı. Çin, 20’li yıllardan itibaren Kuzey Kutbu'nun keşfi konusunda daha fazla çaba harcadı, faaliyetlerin kapsamını genişletti.
• 1996 yılında Uluslararası Arktik Bilim Komitesi'ne üye oldu.
• 1999'dan bu yana araştırma gemisi Xue Long'u (Kar Ejderhası) ile Kuzey Kutbu’nda bilimsel araştırmalar yürütüyor.
• 2004 yılında Spitsbergen Takımadaları'ndaki Ny Alesund'da Arctic Yellow River İstasyonu'nu inşa etti.
• 2018’de yayınladığı ve Arktik Stratejisi’ni detaylandıran Beyaz Kitap’a göre ise, 2017 yılı sonu itibarıyla Arktik Okyanusu'nda 8 bilimsel keşif gezisi gerçekleştirdi ve Sarı Nehir İstasyonu'nu baz alarak 14 yıl boyunca araştırma yürüttü.
• Çin ayrıca, Kuzey Kutup meseleleri üzerine üst düzey bir konferans olan Arktik Bilim Zirvesi Haftası'na ev sahipliği yapan ilk Asya ülkesi oldu, 2013 yılında Çin Arktik Konseyi'nin akredite gözlemcisi oldu.
• Çin aynı zamanda, resmi belgelere göre ‘Arktik meselelerinde bilimsel araştırmalara öncelik verdiğini, çevrenin korunması ve uluslararası işbirliğinin öneminin altını çizdiğini’ ifade ediyor ve Kuzey Kutbu’nun kıyıdaş ülkelerle birlikte ‘bir bütün olarak insanlığın refahını ilgilendirdiği’ görüşünü savunuyor.
Trump’ın “İhtiyacımız var” diyerek yeniden gündeme getirdiği Grönland, Washington’un ‘zor gücüne’ dayanan yeni dış politika siyasetinin Venezuela’dan sonraki sıcak gündemi olmaya aday.
Bu çıkış, hem bir toprak parçasına dair stratejik iştahı tanımlarken, hem de ‘Trump Amerikası’nın uluslararası hukuk ve müttefiklik ilişkileri gibi kavramları ikinci plana iten yaklaşımının da çarpıcı bir örneği. Venezuela’da ‘oldu-bitti’ ile sınanan bu tutum, Grönland’da ABD’yi yalnızca ‘müttefik kaygılarıyla’ değil, Çin ve Rusya’nın askeri gücüyle de karşı karşıya getirebilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish