MIX Festival, 14–15 Kasım'da Zorlu PSM'de yeniden müziğin farklı renklerini bir araya getirirken, programın tüm dikkatleri üzerine çekecek ismi şimdiden belli: Sahneye yalnızca sesini değil, tüm görsel evrenini taşıyan Selût.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Sanatçı müzik tarafında "Selût", görsel projelerinde ise "CTZ" imzasıyla tanınıyor. Kısacası aynı bedenin iki üretim biçimi. İstanbul'dan dünyaya açılan bu çift kanallı sanat evreni, Zorlu PSM'de ilk kez başından ayakucuna kadar holografik bir bedenle izleyici karşısında olacak.
Bu performans, onu canlı izleyenler için yalnızca bir konser değil; şarkıların beden kazandığı bir anlatı alanı. Bu yüzden Selût, daha önce "baş kısmı" görünen hologramıyla yetinmeyerek bu kez tüm vücut hareketlerini sahneye taşıyan yeni bir versiyon hazırlıyor. CTZ'nin tasarımını yürüttüğü bu gelişmiş HoloGIRL, canlı müzisyenlerle eş zamanlı etkileşime giren bir sahne varlığına dönüşüyor.
Londra'dan MIX Festival'a: Bir prova değil, bir saha keşfi
Selût ve ekibi son haftalarda Londra'daydı ve buradaki günleri elbette dopdolu geçmiş: Eğitim, mekan araştırmaları, sahne teknolojileri ve hatta bir de konser... Selût, Sofar'la verdiği ilk Londra konserinde Türkçe şarkıların hikayelerini paylaşmış; dinleyicinin ilgiyle dinlediği, ardından "derbeder" olduğu bir atmosfer tarif ediyor:
İlk kez Selût izleyen çoktu. Türkçe müziğe ve parçaların hikayelerine dair biraz konuştuk. Sahne sonunda herkesi derbeder görmek beni mutlu etti.
CTZ ise Londra sürecini "teknik saha çalışması" diye tanımlıyor. Sahne ve mekan gezilerinde hologram takibi, projektör yerleşimi, quadrafonik ses için akustik okuma gibi sayısız detaya bakmışlar. "Zorlu'ya döndüğümüzde hiçbir şey sürpriz olmamalı" diyor:
Bu gösteri bugüne kadarki en büyük ölçekli holografik denememiz.
HoloGIRL 3.0: "Artık sadece kafam yok; sonunda kıyafetlerim de kadrajda"
Selût, Türkiye'de bu yöntemi istikrarlı şekilde kullanan öncülerden biri haline geldi. İlk kez Volkswagen Arena'da görülen hologram performans, sonra Salon İKSV'de devam etti. Şimdiyse Zorlu PSM'de büyüyerek geri dönüyor. Selût gülerek anlatıyor:
Baş kısmım görünüyordu, bedenim yoktu. Kıyafetlerim hep kadraj dışında kalıyordu. Tasarımcıma 'Bu böyle olmaz' dedim. Bu konserde tüm vücudumu hazırlamış olsa iyi olur.
CTZ, görsel yaklaşımın mutfağını şöyle tarif ediyor:
Selût ilk başta iki boyutlu bir karakterdi. Bu, onu panellere ve ekranlara bağlıyordu. Üç boyuta geçtiğimizde seyirciyle aynı alanı, aynı nefesi paylaşmaya başladı. Tabii ki bir kere bunu tattıktan sonra kostümünü ve tüm vücudunu istemeye başladı.
Bu nedenle, Selût "virtual band" tabirini çok sevmese de ekip, her gösteride sınırları genişleten yeni deneyimler geliştirdiğini vurguluyor. MIX Festival kapsamındaki şov, bu gelişimin kilometre taşlarından biri olacak.
"Sahne hesap vermediğim tek yer"
Selût'un müziği, atmosfer ve hikayeyle birlikte çalışıyor. Söz yazarlığında kişisel tarih, ilişkiler, sokak anları, aile ve kimlik var. Fakat en çok da sahnedeki o özgürlük duygusu hissediliyor.
"Sahne, hayatta hesap vermediğim tek yer" diyor Selût:
Renkleri biz seçiyoruz, insanları davet ediyoruz, iletişimi kuruyoruz. Orada hepimiz birbirimize alan açıyoruz. Gündelik hayatta işler, teslimler, stres var... Ama sahnede her şey 'biz' dediğimiz için 'bizim' istediğimiz gibi.
Bu "hesap vermeme" hali sesine de yansıyor. Selût'un vokali kimi zaman ninni gibi yumuşak, kimi zaman çığlık kadar sert. "Ben bir hikaye anlatıcısıyım" diyerek ekliyor:
Sesim filmdeki ses efektleri gibi. Sahnede bir kavga varsa gırtlağımdaki fırını yakıyorum. Hep beraber bağırıyoruz. Bu kolektif his beni büyütüyor.
Onunla ilgili bilgi toplamaya çalışırken denk geldiğim bir röportajında "Minibüste bağırmıyorum ama sahnede 300 kişiye bağırabiliyorum ve onlar da bana bağırıyor" dediğini okumuştum. Bugün de aynı cümleyi başka kelimelerle doğruluyor:
O an normal hayatta kurulmayacak bir iletişim açılıyor. Birbirimizin adını bilmeden konuşmaya başlıyoruz. Nedenini kimse sormuyor. Hayatımın en parlak anları bunlar.
Duyguların karaktere dönüşmesi
Selût'un yarattığı şarkı evreninde duygular nesneleşiyor; karakterlere, imgelere dönüşüyor. Bu yıl yayımladığı ilk albümü Değerlim'in Hikayesi'nde bunu açıkça görüyoruz.
Bu kısmı anlatırken CTZ devreye giriyor ve "Selût karakterleri tasvir ediyor, ben de çizmeye devam ediyorum" diyor.
İstanbul sahnesi, dayanışma ve görünmez sınırlar
Son yıllarda kadın müzisyenlerle kurduğu bağ, Selût'un sahne arkasında önemli bir yer tutuyor. Soruyorum ona:
Bugün İstanbul sahnesinde kadın müzisyenler arasında gerçekten bir dayanışma ağı oluştu mu, yoksa hâlâ vitrine birkaç isim konup geri kalanı görmezden gelinen bir sistemde miyiz?
Yanıtı gecikmiyor. "İletişim anlamında kadınlar tarafından sarmalandığımı hissediyorum" diyerek ekliyor:
Ve güçlü hissediyorum kendimi. Bu, vitrine isim koyan sistemle ilgili değil. İçeride işi yapanlar arasında gerçek bir dayanışma var. Katılan var, görmezden gelen var. Sorunun cevabı, ikisi de. Ama şu kesin: Sahneden kaçamazsın. Biz neredeysek sahne oradadır. Sonuna kadar birlikte ve özgünüz.
Onun için ekipteki kadın ağırlığı yalnızca tercih değil, enerji meselesi. Kadınlarla çevrili olduğunda kendini ifade ederken daha rahat hissettiğini söylüyor ve "Renk kodlarım ısınıyor, büyü gibi bir şey" diyerek ekliyor Selût:
Hislerim daha net okunuyor. Bu enerjiyi korumayı tercih ediyorum.
Müziği tek gelir kapısına dönüştürmemek: Özgürlüğün zemini
Stream sayıları, algoritma, çalma listeleri... Bunların arasında "Benim işim maaşımı kazanıp hayatta kalmak" diyor CTZ. Bu kadar yaratıcı bir insan olarak, "Müzik tek gelir kapım değil" demek onu daha özgür tutuyor.
CTZ, üretimin ekonomik tarafını ayrı tutmanın Selût'a alan açtığını söylüyor:
Para devreye girdiğinde yaratıcılık daralabiliyor. Benim işim tasarlamak, çözüm üretmek. Yaratıcı süreçte stres olmaması için maddi kısmı başka bir kanalda tutmak ikimize de iyi geliyor. Böylece Selût'ün evreni özgürce büyüyor.
Tarla Records'la çalışmak da bu özgürlüğün destek noktalarından biri olmuş. "Anlaşıldığımı hissettim" diyor Selût:
Bahaneler ortadan kalktı. Güneş'le (Akyürek) çalışırken birbirimizi denemeye teşvik ediyoruz; ortaya çıkan işe sırtımızı birlikte dayıyoruz.
Yarın: Çatılarda, koridorlarda, tuhaf akustik boşluklarda şarkı söylemek
Selût için "sonraki adım" sadece daha büyük sahne değil. Onun için asıl heyecan verici olan, beklenmedik mekanlar. O, sahne olmak için tasarlanmamış ama yapı olarak esrarengiz yerlerde şarkı söylemek istiyor:
Tuhaf koridorlar, iyi rezonanslı sokak araları, binaların çatıları... Biraz rüzgar, biraz yankı.
Teşekkür etmeden geçmeden istemiyor Selût. Zira en sevilen şarkılarından, 2021 çıkışlı Sahiden'in Spotify'daki dinlenmesi yakın zamanda 1 milyona yaklaştı. Aslında işin bu matematik tarafıyla çok ilgilenmese de bahsetmeden edemiyor:
Rakamlarla çok ilgilenmem ama gördüğümde nutkum tutuldu! Bu, şarkının insanların hayatına eşlik ettiğinin kocaman bir göstergesi. Ben yazdım, siz aldınız, hayatınıza kattınız. Bunun için gerçekten minnettarım. Yakında görüşmek için çok heyecanlıyım.
MIX Festival performansı, yalnızca bir konser değil; ses, görüntü ve bedenin aynı düzleme geçirildiği bir sınır testi olacak. Ve sanatçının iki imzası, Selût'le CTZ, şimdiye kadarki en kapsamlı deney için hazırlanıyor.
14 Kasım'da sahnede yalnızca bir hologram değil, yeni bir beden, yeni bir hikaye ve yeni bir alan açılacak.
© The Independentturkish