Bir savaş pilotunun aynı anda birkaç insansız savaş uçağını yönettiği bir hava muharebesi düşünün. Pilot, bu uçakların kumandalarını tek tek yönetmek yerine hedefleri belirliyor, görevler veriyor ve kararları denetliyor. İnsansız uçaklar ise uçuşlarını ve manevralarını kendi otonom sistemleriyle gerçekleştiriyor. Hava savaşının geleceği, giderek bu mimari etrafında şekilleniyor.
ABD Hava Kuvvetleri'nin F 22 Raptor üzerinden Anduril tarafından geliştirilen YFQ 44A Fury insansız muharip uçağına uçuş sırasında taktik komutlar aktardığı test, bu dönüşümün önemli örneklerinden biri. Burada asıl mesele, bir pilotun başka bir uçağı kontrol etmesi değil. İnsanlı ve insansız platformların aynı muharebe düzeni içinde birlikte hareket edebilmesi.
Kokpitteki pilotun rolü değişiyor
Geleneksel hava muharebesinde pilot, uçağının sensörlerinden gelen verileri değerlendirir, tehditleri belirler ve silah kullanımına karar verir. İnsanlı ve insansız ekip çalışması, bu görev tanımını genişletiyor. Pilot, kendi uçağını kullanırken çevresindeki insansız platformlara da görev verebilen bir hava muharebe yöneticisine dönüşüyor.
Bu sistemde insansız uçağa her manevrası için ayrı bir komut gönderilmesi gerekmiyor. İnsanlı uçaktan hedef, görev bölgesi veya taktik öncelik bildiriliyor. İnsansız platformun otonom yazılımı, verilen görevi uçuş koşullarına göre yerine getiriyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü yüksek hızda gerçekleşen bir hava muharebesinde pilotun hem kendi uçağını yönetmesi hem de birden fazla insansız platformun her hareketine müdahale etmesi mümkün değil. Yapay zekâ ve otonom uçuş sistemleri, insanın karar verme kapasitesini makinenin işlem hızıyla birleştirmeyi amaçlıyor.
Bununla birlikte pilotun rolü ortadan kalkmıyor. Asıl değişim, insanın her hareketi doğrudan yönetmesinden görevleri belirleyen ve kritik kararları denetleyen bir konuma geçmesi.
Daha fazla uçak, daha düşük maliyet
İnsanlı savaş uçaklarının geliştirilmesi, tedariki ve idamesi giderek daha pahalı hale geliyor. Beşinci ve altıncı nesil uçakların maliyetleri, hava kuvvetlerinin aynı sayıda platformu envanterde tutmasını zorlaştırıyor. İnsansız muharip uçaklar bu soruna farklı bir çözüm sunuyor.
Bir insanlı savaş uçağı, yanında birkaç insansız platformla görev yaptığında hava gücünün sensör kapasitesi, mühimmat taşıma imkânı ve hedeflere farklı yönlerden yaklaşma seçeneği artabiliyor. Böylece pilot sayısını aynı oranda artırmadan daha geniş bir kuvvet oluşturmak mümkün hale geliyor.
Bu yaklaşım, uygun maliyetli kütle olarak tanımlanıyor. Buradaki amaç, pahalı insanlı uçakların yerine bütünüyle insansız sistemler koymak değil. İnsanlı platformların etrafında daha fazla görev yapabilen ve gerektiğinde kaybı göze alınabilecek insansız unsurlar oluşturmak.
Bu sistemler, gelişmiş hava savunma ağlarına karşı da yeni seçenekler sunuyor. İnsansız uçaklar önde görev yaparak hedefleri tespit edebilir, düşman radarlarını faaliyete zorlayabilir veya elektronik taarruz gerçekleştirebilir. İnsanlı uçaklar ise tehdit bölgesine daha fazla yaklaşmadan elde edilen verilerden yararlanabilir.
Üstelik hedefi tespit eden platformla silahı ateşleyen platformun aynı uçak olması gerekmiyor. Bir insansız uçak hedefi belirlerken başka bir platform saldırıyı gerçekleştirebilir. Bu dağıtılmış yapı, hava savunmasının aynı anda farklı yönlerden gelen tehditlere karşı koymasını zorlaştırabilir.
Teknoloji kadar güvenilirlik de önemli
İnsansız muharip uçakların yaygınlaşması, hava muharebesindeki bütün sorunları çözmüyor. Yeni mimari, iletişim bağlantılarının güvenilirliği ve otonom yazılımların davranışları konusunda ciddi sorular doğuruyor.
Elektronik karıştırma nedeniyle veri bağlantısının kesilmesi, insansız uçağın görevini sürdürememesine yol açabilir. Otonom sistemin beklenmedik bir durumda yanlış karar vermesi, dost unsurlar açısından da tehlike yaratabilir.
Rusya'nın S 70 Okhotnik insansız muharip uçağının Ekim 2024'te Ukrayna üzerinde kontrolden çıkarak düşürülmesi, bu sorunların somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Olayın kesin teknik nedeni konusunda belirsizlikler bulunsa da yaşananlar, insansız sistemlerin kaybedilmesi ihtimalinin ötesinde bir soruna işaret ediyor: Kontrolünü yitiren bir platform, kendi kuvvetleri için de tehdit oluşturabilir.
Dolayısıyla geleceğin hava muharebesinde başarı, en gelişmiş insansız uçağı üretmekle sınırlı kalmayacak. Veri bağlantıları kesildiğinde sistemin nasıl davranacağı, elektronik taarruz altında görevin nasıl sürdürüleceği ve insanın hangi kararları denetleyeceği de belirleyici olacak.
Türkiye hangi aşamada?
Türkiye, insansız hava araçlarının operasyonel kullanımında edindiği tecrübeyi jet motorlu muharip uçaklara taşıyor. Bayraktar Kızılelma ve TUSAŞ tarafından geliştirilen ANKA 3, bu dönüşümün iki farklı boyutunu temsil ediyor.
Kızılelma, hava muharebesinde görev alabilecek bir insansız muharip uçak olarak öne çıkıyor. ANKA 3 ise düşük radar görünürlüğüne sahip uçan kanat tasarımıyla derin taarruz ve düşman hava savunmasını etkisizleştirme görevlerine odaklanıyor. KAAN'ın gelecekte bu tür insansız platformlarla birlikte çalışması, Türkiye'nin hava gücü mimarisi bakımından önemli bir hedef.
Türkiye'nin bu alandaki ilerlemesini değerlendirmek için insanlı ve insansız uçakların birlikte uçabildiğini göstermekle operasyonel bir muharebe ağı kurabilmeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.
Baykar ve Leonardo iş birliğiyle gerçekleştirilen Kızılelma ve M 346 ortak uçuş testleri, insanlı bir uçaktan insansız muharip uçağa komut aktarılması ve otonom formasyon hareketlerinin uygulanması bakımından önemli bir aşama oluşturuyor. Ancak bu testlerin, ABD'nin F 22 ve YFQ 44A üzerinden yürüttüğü taktik komuta gösterimiyle aynı operasyonel olgunluk düzeyinde değerlendirilmesi doğru olmaz. Testlerin görev kapsamları ve komuta platformlarının özellikleri farklı.
Türkiye'nin önündeki temel mesele, farklı şirketlerce geliştirilen platformları ortak bir komuta kontrol mimarisinde buluşturmak. KAAN, Kızılelma ve ANKA 3'ün birlikte görev yapabilmesi için güvenli ve elektronik karıştırmaya dayanıklı veri bağlantılarına, ortak yazılım standartlarına ve pilotun karar yükünü azaltacak sistemlere ihtiyaç var.
Ayrıca yapay zekâ destekli uçuş ve görev yönetiminin gerçek uçuş koşullarında kapsamlı biçimde sınanması gerekiyor. Simülasyonda başarılı olan bir sistemin, yoğun elektronik harp ve belirsizlik içeren bir muharebe ortamında aynı performansı göstereceği varsayılamaz.
Yarışın kazananını ne belirleyecek?
Hava gücündeki dönüşüm, platform merkezli rekabetten ağ merkezli bir muharebe düzenine geçişi hızlandırıyor. Bu değişim, savaş uçaklarının hızını, manevra kabiliyetini veya radar görünürlüğünü önemsiz hale getirmiyor. Ancak bu özelliklerin muharebe içindeki değerini, diğer unsurlarla nasıl birleştirildikleri belirlemeye başlıyor.
Türkiye, Kızılelma ve ANKA 3 gibi platformlarla önemli bir üretim ve geliştirme kapasitesi oluşturuyor. Bu kapasitenin kalıcı bir askerî üstünlüğe dönüşmesi, ortak komuta kontrol sistemlerinin geliştirilmesine ve insanlı uçaklarla insansız unsurların güvenilir biçimde birlikte çalışmasına bağlı.
Geleceğin hava muharebesinde üstünlük, tek başına en gelişmiş uçağa sahip olmakla kazanılmayacak. Asıl belirleyici unsur, farklı platformların sensörlerini, silahlarını ve otonom yeteneklerini tek bir harekât anlayışı içinde birleştirebilmek olacak. Türkiye'nin önündeki stratejik hedef de mevcut platform başarılarını böyle bir sistem mimarisine dönüştürmek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish