Beşiktaş'ın kaybolan dereleri... Osmanlı'dan cumhuriyete, çocukluğumdan bugüne

Bayram Ali Akyüz Independent Türkçe için yazdı

Doğal vadilerden kapalı kanallara: Beşiktaş derelerinin Osmanlı’dan günümüze zaman içindeki değişimi / Görsel: ChatGPT-Independent Türkçe

Benim mahallem Dikilitaş'tı. Çocukluğumda Ihlamur, Fulya ve Dikilitaş çevresinde küçük sular akardı. Bunların bazıları yazın bile kurumazdı. Biz çocuklar o sularda oynardık. Ayazma Deresi'nin açıkta kalan bazı bölümlerini de hatırlıyorum. Ambarlıdere'nin açıkta akan çok küçük bir bölümünü ise az hatırlıyorum. Bugün bu yerlerin çoğunda apartmanlar, yollar ve parklar var.

Beşiktaş'ın eski derelerini düşündüğümde önce bunlar aklıma geliyor. Fakat bu derelerin geçmişi bizim çocukluğumuzdan çok daha eskiye dayanıyor.

Beşiktaş'ın yukarı mahallelerinden Boğaz'a doğru uzanan vadilerinde eskiden birçok dere vardı. Yıldız, Teşvikiye, Fulya, Dikilitaş, Balmumcu, Ulus ve Etiler tarafındaki yamaçlardan gelen sular, bu vadiler boyunca denize ulaşırdı. Derelerin çevresinde bağlar, bahçeler, bostanlar ve ağaçlık alanlar bulunurdu.

Bunların en çok bilinenlerinden biri Ihlamur Deresi'ydi. Fulya tarafından gelen su, Ihlamur Vadisi'ne indikten sonra Ihlamur Deresi adıyla devam ederdi. Bugünkü Ihlamurdere ve Ortabahçe caddelerinin bulunduğu yerlerden geçerek Hayrettin İskelesi yakınında Boğaz'a ulaşırdı. Yani Fulya ve Ihlamur, birbirinden bağımsız 2 dere olmaktan çok, aynı su yolunun farklı kesimlerinde kullanılan adlardı. Yamaçlardan gelen küçük sular da bu dereye karışırdı.
 

Solda Ihlamur Deresi'nin 1937 yılına ait hava fotoğrafı, sağda ise günümüzdeki görünümü. Bir zamanlar Ihlamur Vadisi'nden geçerek Boğaz'a ulaşan dere, günümüzde büyük ölçüde kapalı kanalların altında kalıyor
Solda Ihlamur Deresi'nin 1937 yılına ait hava fotoğrafı, sağda ise günümüzdeki görünümü. Bir zamanlar Ihlamur Vadisi'nden geçerek Boğaz'a ulaşan dere, günümüzde büyük ölçüde kapalı kanalların altında kalıyor / Kolaj: Independent Türkçe

 

Ihlamur Deresi'nin Roma ve Bizans dönemlerinde de bilindiği eski kaynaklarda anlatılıyor. Derenin üzerinde 12 kemerli bir taş köprü bulunduğundan söz ediliyor. Ancak bu köprünün tam olarak nerede olduğunu ve hangi tarihte yapıldığını bugün kesin olarak bilmiyoruz.

Osmanlı döneminde Ihlamur Vadisi, İstanbul'un bilinen mesire yerlerinden biriydi. Bugünkü Ihlamur Kasrı'nın bulunduğu çevre 18. yüzyılda Hacı Hüseyin Bağı adıyla anılıyordu. Sultan III. Ahmed döneminde padişaha ait bir bahçe hâline getirilen bu yer, daha sonraki yıllarda da önemini korudu.

Vadide ıhlamur ve çınar ağaçları, çayırlıklar, meyve bahçeleri ve bostanlar vardı. Fulya tarafından gelen dere bu bahçelerin arasından akardı. Ihlamur yalnızca saray çevresinin değil, Beşiktaşlıların da gezmeye gittiği bir yerdi. Bayramlarda aileler buraya gelir, çocuklar oynar, insanlar mesire alanlarında vakit geçirirdi.

Sultan III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde Ihlamur çevresinde atış talimleri de yapılırdı. Padişahların tüfek atışlarında ulaştıkları mesafeleri göstermek için nişan taşları dikilirdi. Nişantaşı semtinin adı da bu taşlardan geliyor. Dikilitaş'taki taşın Sultan II. Mahmud'un atışıyla ilgili olduğu biliniyor. Benim çocukluğumun geçtiği mahallenin adı da böyle bir geçmişe dayanıyor.

Sultan Abdülmecid döneminde Ihlamur'daki eski köşklerin yerine bugünkü Merasim Köşkü ile Maiyet Köşkü yaptırıldı. 1849–1855 yılları arasında inşa edilen bu yapılar bugün Ihlamur Kasrı adıyla biliniyor. Padişahların kayıklarla dere boyunca ilerleyerek kasrın bulunduğu yere kadar geldikleri de rivayet edilir.

Ihlamur Deresi'nin çevresinde geniş bostanlar bulunuyordu. Bunların bir bölümünü Arnavut bahçıvanlar işletirdi. Şaban'ın Bostanı, Çıngıraklı Bostan, Deli Sırrı'nın Bostanı ve Kör Nazmi'nin Bostanı gibi adlarla bilinen yerler vardı. Bostanlar derenin suyuyla ve kuyulardan çekilen sularla sulanırdı. Yetiştirilen sebzeler Beşiktaş pazarında satılırdı. Bahçelerde atlar ve eşekler de bulunurdu. Bunlar hem su çekmekte hem de ürünleri taşımakta kullanılırdı.

Bugün Ihlamur Kasrı'nın çevresinde gördüğümüz apartmanların, yolların ve parkların bulunduğu yerlerde bir zamanlar bu bostanlar vardı.

Ortaköy'ün de benzer bir geçmişi bulunuyor. Ulus ve Balmumcu tarafındaki yamaçlardan gelen sular Ortaköy Deresi'nde birleşir, bugünkü Dereboyu Caddesi boyunca Boğaz'a inerdi. Derenin çevresinde geniş bahçeler ve bostanlar vardı. Oluklu Bostan, Cavit'in Bostanı ve İbrahim'in Bahçesi gibi adlarla anılan yerler bunlardan bazılarıydı.
 

Ortaköy'de bir zamanlar dere boyunca uzanan bahçeler ve bostanlar bulunuyordu. Dereboyu Caddesi ve çevresindeki eski yer adları, bölgenin tarım geçmişini hatırlatıyor / Fotoğraf: Foto Atlas
Ortaköy'de bir zamanlar dere boyunca uzanan bahçeler ve bostanlar bulunuyordu. Dereboyu Caddesi ve çevresindeki eski yer adları, bölgenin tarım geçmişini hatırlatıyor / Fotoğraf: Foto Atlas

 

Ortaköy'deki bostanları da çoğunlukla Arnavut aileler işletirdi. Yetiştirilen sebzeler atlarla ve eşeklerle pazarlara götürülürdü. Bu bahçelerin bir bölümü Cumhuriyet döneminde de varlığını sürdürdü. Ancak 1950'lerden sonra başlayan yapılaşma, özellikle 1970'lerde hızlanınca bostanlar giderek azaldı. Dere de zamanla kapalı kanallara alındı. Bugünkü Dereboyu Caddesi'nin adı, o eski dereyi hatırlatıyor.

Beşiktaş'ın bir başka önemli deresi Hasanpaşa Deresi'ydi. Bugünkü Barbaros Bulvarı'nın bulunduğu vadiden aşağıya akardı. Yıldız Yenimahalle yönünden gelen dere, Abbasağa, Serencebey ve Cihannüma çevresinden geçerek Boğaz'a ulaşırdı. Derenin 2 yanında ahşap evler, yukarı kesimlerinde bostanlar vardı.

1956 yılında başlayan imar çalışmaları sırasında Barbaros Bulvarı'nın açılmasıyla bu çevre büyük ölçüde değişti. Eski evlerin ve bostanların bir bölümü yıkıldı. Hasanpaşa Deresi'nin yatağı da yapılan yolun ve altyapının altında kaldı. Bugün Beşiktaş Meydanı'ndan yukarıya doğru çıkan geniş bulvarın bulunduğu yerde eskiden bir dere aktığını pek az kişi bilir.

Arnavutköy ve Bebek'te de yamaçlardan Boğaz'a inen dereler vardı. Arnavutköy Deresi çevresindeki bahçelerden geçerek denize ulaşırdı. Bebek Deresi ise Etiler sırtlarından gelen 2 kolla beslenirdi. Bu yerlerde de bağlar, bahçeler ve açık araziler bulunuyordu. Yerleşim arttıkça dere yatakları değişti, açıkta akan bölümlerin çoğu kapalı kanallara alındı.

Beşiktaş'ın eski su yolları bunlarla sınırlı değildi. Eski kayıtlarda Karabali, Muradiye, Yahya Efendi ve Ekmekçioğlu derelerinin adları da geçiyor. Bunların bir kısmı daha erken tarihlerde, bir kısmı ise 20. yüzyıldaki yapılaşma sırasında ortadan kalktı. Bugün bazılarının adını bile pek duymuyoruz.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Beşiktaş'ın görünümü bugünkünden çok farklıydı. Ihlamur Deresi'nin önemli bölümleri açıktaydı. Bostanlar derenin suyundan yararlanmaya devam ediyordu. Ortaköy'de tarım yapılıyordu. Fulya, Dikilitaş, Balmumcu ve Ulus'ta bugünkü kadar çok apartman yoktu.

1927 tarihli eski İstanbul haritalarında Ortaköy çevresinde Büyük Ayazma ve Küçük Ayazma gibi yer adları görülüyor. Ambarlıdere adıyla bildiğimiz çevrenin sokak adları da yıllar içinde değişmiş. Ancak bu eski adların hepsinin hangi su kaynağına veya dereye ait olduğunu kesin olarak söylemek kolay değil.
 

Jacques Pervititch'in 1927 tarihli İstanbul haritaları, Ortaköy'deki eski sokakları ve Ayazma gibi yer adlarını belgeliyor. Bu adlar, Beşiktaş'ın kaybolan su yollarının izlerini günümüze taşıyor / Kaynak: besiktasyereltarih.com
Jacques Pervititch'in 1927 tarihli İstanbul haritaları, Ortaköy'deki eski sokakları ve Ayazma gibi yer adlarını belgeliyor. Bu adlar, Beşiktaş'ın kaybolan su yollarının izlerini günümüze taşıyor / Kaynak: besiktasyereltarih.com

 

1950'lerden sonra İstanbul hızla büyümeye başladı. Beşiktaş da bu değişimden etkilendi. Yeni yollar açıldı, apartmanlar yapıldı, eski bahçeler ve bostanlar ortadan kalktı. Fulya ve Dikilitaş'ın yerleşimi genişledi. Bir zamanlar bahçeleri sulayan derelere kanalizasyon suları da karışmaya başladı.

Derelerin kapatılmasının tek bir nedeni yoktu. Yol açmak, yeni yerleşim alanları oluşturmak ve kirlenen açık dereleri kapalı kanallara almak bu çalışmaların başlıca nedenleriydi. Fakat yapılaşmanın hızlı ve çoğu yerde plansız ilerlemesi de eski dere yataklarının ortadan kalkmasında etkili oldu.

Ihlamur Deresi'nin üzeri bir defada kapatılmadı. Denize yakın bölümleri 20. yüzyılın ilk yarısında kapalı kanallara alınmaya başlanmıştı. Daha sonraki yıllarda çalışmalar yukarı kesimlere doğru ilerledi. 1970'lerin başında bile Ihlamur Kasrı yakınlarında derenin açıkta akan bir bölümü bulunuyordu. Sonra o bölüm de kapatıldı.

Benim çocukluğum, işte bu değişimin henüz tamamlanmadığı yıllara rastladı.

Dikilitaş'ta oturuyorduk. Ihlamur ve Fulya çevresinde boş araziler, bahçeler ve küçük su yolları vardı. Bu suların bazıları yağmurdan sonra çoğalırdı ama yazın da akanlar olurdu. Biz çocuklar onların içinde oynardık. O zamanlar bu sular bize çok sıradan gelirdi. Bugün hiçbirini göremiyoruz.

Ayazma Deresi'nin açıkta kalan bazı bölümlerini hatırlıyorum. Ambarlıdere'nin küçük bir bölümünü de çok az hatırlıyorum. Daha sonra bu çevrede yollar açıldı, yeni binalar yapıldı. Özellikle 1980'li yılların başlarında, bugünkü Otium binalarının yakınındaki çalışmaları hatırlıyorum. Buraların eski hâli o yıllarda değişmeye başlamıştı. Ancak Ayazma ve Ambarlıdere'nin hangi bölümlerinin tam olarak hangi tarihte kapatıldığını bilmiyorum.

Ihlamur Kasrı'nın karşısındaki alanlar da bugünkü gibi değildi. Dünya Parkı'nın bulunduğu yerden Fulya'ya doğru uzanan, Beşiktaş Kulübü'nün tesislerinin de bulunduğu çevrede odun ve kömür depoları vardı. Bunları çok iyi hatırlıyorum.

O yıllarda evlerin büyük bölümü sobayla ısınıyordu. Odun ve kömür depoları bu yüzden önemliydi. Odunlar çeki hesabıyla satılır, at arabalarıyla, daha sonra da kamyonetlerle evlere götürülürdü. Ihlamur çevresindeki bu depoların bir bölümü 1980'lere kadar çalıştı.

Daha sonra depolar kaldırıldı. Bazı alanlar parka dönüştürüldü. Parkların yapılmaya başlandığı yıllarda bile çevrede küçük suların aktığını gördüm. Bugün o parkların bulunduğu yerlerde bir zamanlar hem odun depoları hem de küçük su yolları vardı.
 

Ihlamur Kasrı’ndan Barbaros Bulvarı’na, Ihlamurdere Caddesi’nden Boğaz’a uzanan su yollarının tarih boyunca geçirdiği mimari ve topografik evrim / Görsel: ChatGPT-Independent Türkçe
Ihlamur Kasrı’ndan Barbaros Bulvarı’na, Ihlamurdere Caddesi’nden Boğaz’a uzanan su yollarının tarih boyunca geçirdiği mimari ve topografik evrim / Görsel: ChatGPT-Independent Türkçe

 

Ihlamurdere Caddesi'nde 2005–2010 yılları arasında yapılan altyapı çalışmalarını da hatırlıyorum. Cadde kazıldığında kırmızı tuğlalarla örülmüş, kemerli eski tonozlar ortaya çıktı. Bunları kendi gözlerimle gördüm.

O günlerde bu yapıların Cenevizlilerden kaldığı söyleniyordu. Gerçekten o dönemden mi, Osmanlı döneminden mi, yoksa daha sonraki yıllardan mı kaldıklarını bilmiyorum. Ama kırmızı tuğlalı tonozları gördüğümü hatırlıyorum. O kazıların fotoğrafları ve kayıtları bulunursa bu yapıların geçmişi de öğrenilebilir.

Çalışmalar sırasında eski kanalların yerine yeni drenaj hatları yapıldı. Yukarıdan gelen suların denize ulaştırılması amaçlandı. Fakat sonraki yıllarda Ihlamurdere Caddesi'nde yine su baskınları yaşandı.

Aslında bunun nedenini anlamak zor değil. Dikilitaş, Gayrettepe ve Fulya'nın yüksek kesimlerinden gelen yağmur suları bugün de aşağıya, Ihlamurdere yönüne iniyor. Eskiden bu sular açık dere yataklarından geçiyor, bir bölümü de bahçelerin ve boş arazilerin toprağına karışıyordu. Şimdi o yerlerin çoğu asfalt ve betonla kaplı.

Yağmur suları artık mazgallardan ve kapalı kanallardan geçmek zorunda. Şiddetli yağışlarda bu hatların kapasitesi yetmeyebiliyor. Tıkanmalar ve altyapı eksiklikleri de su baskınlarını artırıyor. Ihlamurdere'de yıllardır yaşanan sorunların nedenlerinden biri bu.
 

Beşiktaş'ta geçmişte açık bir dere yatağından geçen sular, bugün büyük ölçüde kapalı kanallar aracılığıyla uzaklaştırılıyor. Şiddetli yağışlarda yaşanan su baskınları, kent altyapısının kapasitesini yeniden gündeme getiriyor / Fotoğraf: Ozan Köse/AFP (Arş
Beşiktaş'ta geçmişte açık bir dere yatağından geçen sular, bugün büyük ölçüde kapalı kanallar aracılığıyla uzaklaştırılıyor. Şiddetli yağışlarda yaşanan su baskınları, kent altyapısının kapasitesini yeniden gündeme getiriyor / Fotoğraf: Ozan Köse/AFP (Arşiv 2017)

 

İSKİ'nin 2025 yılında başlattığını duyurduğu Ihlamurdere Havzası Dolmabahçe Yağmur Suyu Tüneli projesi de bu soruna çözüm bulmak amacıyla hazırlandı. Projede, Şişli ve Beşiktaş'ın yüksek kesimlerinden gelen yağmur sularının atık sulardan ayrılarak Boğaz'a ulaştırılması hedefleniyor. Yapılan çalışmaların sonuçları, özellikle yoğun yağışlarda görülecek.

Bugün Beşiktaş'ın eski derelerinden geriye çoğunlukla cadde ve sokak adları kaldı. Ihlamurdere Caddesi, Fulya Deresi Sokak, Dereboyu Caddesi, Ambarlıdere, Ayazma ve daha birçok eski yer adı, bu çevrenin geçmişini hatırlatıyor.

Osmanlı döneminde bahçeleri ve bostanları sulayan, Cumhuriyet'in ilk yıllarında hâlâ açıkta akan bu derelerin çoğu, özellikle 1950'lerden sonra hızlanan yapılaşma ve yol çalışmaları sırasında kapatıldı. Her derenin üzeri aynı tarihte örtülmedi. Bazıları erken kapatıldı, bazıları daha uzun yıllar açık kaldı.

Ben Beşiktaş'ın bütün eski derelerini görmedim. Gördüklerim ve hatırladıklarım daha çok Dikilitaş, Ihlamur, Fulya, Ayazma ve Ambarlıdere çevresine ait.

Şimdi bu yerlerden geçerken çocukluğumdaki hâllerini hatırlıyorum. O zamanlar akan suların çoğu artık görünmüyor. Ama şiddetli yağmur yağdığında, özellikle Ihlamurdere'de su biriktiğinde, eski dere yataklarının nerelerden geçtiğini yeniden anlıyoruz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU