İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası'nın 100. günü Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde İmamoğlu’nun savunmasıyla devam etti. İmamoğlu, savunmasını dördüncü günde tamamladı.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 101’inci duruşması, Silivri’de görüldü. Yaklaşık 1,5 yıldır tutuklu bulunan İmamoğlu, ikinci celsenin 37’nci gününde savunmasını tamamladı. İmamoğlu’nun sorgusunun da tamamlanmasının ardından mahkemeye ara verildi. Günün sonunda tutukluluk incelemesini yapan mahkeme heyeti, 7 kişinin tahliyesine karar verdi. Ayrıca dosya kapsamında verilen tüm ev hapsi kararlarının kaldırıldığı bildirildi.
Tahliye kararı verilen isimler şunlar: Ümit Polat, Nilgün Çendek, Tolga Kılıç, Melih Geçek, Aytekin Karaaslan, Fatih Temur, Adem Başer.
Ancak tahliye kararı verilen Melih Geçek’in başka bir dosyadan da tutuklu bulunması nedeniyle cezaevinden çıkamayacağı belirtildi.
Duruşma savcısı, tutukluluk incelemesine ilişkin mütalaasında Nilgün Çendek ile Ümit Polat’ın tahliyesini talep etti. “Rüşvete gözümle şahit olmadım, duydum” dediği aktarılan Ümit Polat’ın, psikolojisinin bozulduğu gerekçesiyle duruşmalara katılmamak için dilekçe verdiği belirtildi.
İmamoğlu’na duruşma salonunda sloganlarla destek
Silivri’de saat 11.00 sıralarında başlayan duruşmayı izleyenler, Ekrem İmamoğlu’na “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla destek verdi.
Savunmasını ve sorgusunu tamamlayan İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken izleyicilere seslenerek “Adalet dışarıda, adalet millette, millet ayağa kalksın” dedi.
İmamoğlu, savunmasına “Gönül isterdi ki, 600 gün sonra savunma yapacağımız bir yargı düzeni bu ülkede olmasın. Ama ne yazık ki bu bize yaşatılıyor” sözleriyle başladı. İmamoğlu, savunmasının daha önce farklı biçimlerde hazırlandığını belirterek, şöyle konuştu:
Tabii benim savunmam ilk iki etapta çok daha genişti, farklı bir formdaydı. İlk başta talep ettiğim savunmayı başka bir formda hazırlamıştım. Oldukça genişti. Sonra ‘en son yapalım’ takdirinden sonra yine de daha fazla, daha geniş bir hazırlığım olmuştu. Ve o hazırlık daha fazla bir zaman alacaktı aslında; olamadı. Sonra malumunuz bahsettiğim gibi bir kitaba dönüştürdüğüm bir özeti vardı o ikinci savunmamın. Epeyce bir özetiydi aslında. Bugün geldiğimiz noktada aslında bu birebir bunun dördüncü versiyonu gibi de bakabiliriz. Yani ikinci celsenin bitiminde yapmış olduğum bu savunmanın da aslında daha farklı bir formata dönüştüğünü, hem gelişen olayların hem yaşananların daha fazla etkilediği ve ne yazık ki Türkiye'de, yani üç ay öncesiyle bugün arasında bile nasıl bir türbülansın yaşandığını, çok yönlü türbülansın yaşandığını ve bu türbülansın bütün oluşumlarının tamamının bizim burada duruş oluşumuzla ilişkili olduğunu, sizlere ve aziz milletimize sunma gayretinde olduğum bir savunma akışına dönüştü.
İmamoğlu, savunmasının bugün uzun olmayacağını belirterek, “Bir aslında bitişi tasarladığım bir şekliyle sizlere ve kıymetli halkımıza sunuşumu yapacağım. Ama akşamdan sabaha bu yargılamayı derinden etkileyen olaylarla karşı karşıya kalıyoruz” dedi.
“Esenyurt'a atanan kayyum AK Parti siyaseti yaptı”
İmamoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e yönelik operasyonun yıl dönümüne dikkati çekerek, şunları söyledi:
Dün gece çalışmalarımı bitirdikten sonra, düzeltilen televizyon yayını sisteminden dolayı, iki gün üzerine televizyona biraz bakabildim. Ve İstanbul'da bu operasyonların başladığı iki yıl önce, tam da bu günlere geliyor yıl dönümü. 30 Ekim'de, sevgili Ahmet Özer başkanımıza yapılan operasyonla beraber el konan, vurgun yapılan milli irade vurgunuyla birlikte Türkiye'nin en büyük ilçesi, 1 milyonu aşan, belki fiili yaşayanlarının 1 milyon 200 bin, 300 bin civarında olduğunu bildiğimiz Esenyurt'a kayyum atandı.
Ve bu kayyum atandıktan sonra, aslında devletin bir mülki amiri olmasına rağmen, bu kayyum bayağı bildiğiniz AK Parti siyaseti yaptı. Çok net yakın bir coğrafya, evimin, yaşamımın, hayatımın olduğu Beylikdüzü ile iç içe bir alan olduğu için de her yaptığı işlem ve eylemden haberdar oldum. Hatta bu kişi kaymakamken bir anda vali yardımcısı yapılıyor operasyondan önce, sonra o pozisyondan bu operasyon yapıldıktan sonra ısmarlama kayyum olarak atanıyor. Yani düşünün ki Esenyurt'a operasyon yapılacağı belli, kimin atanacağı belli. Önceden konumlandırılıyor İçişleri Bakanlığı tarafından, sonra kayyum olarak atanıyor. Bu kadar, yani bu kadar tesadüfün iğne deliği meselesi. Bu milletin huzurunda, gözünün önünde yapılıyor bunlar.
“Kasa evleri, gizli kasalar, kiralık kasalar”
İmamoğlu, dün gece televizyon ekranlarında gördüğü görüntüler üzerinden iddianamede yer alan “kasa evi” ve “gizli kasa” ifadelerini eleştirdi ve Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonda gözaltına alınan, kayyum Can Aksoy’un göreve getirdiği Yusuf Ulutaş’ın evinde yüklü miktarda döviz ve altının bulunduğunu hatırlattı. “Dün akşam görüntüleri gördüğümde, bir kasa. Bu kelimeleri hatırlayacaksınız bu iddianameden. Bir ‘kasa evi’ olduğunu gördük. ‘Gizli kasa’ların olduğu bir yeri gördük. Bu iddianamede, bu iftiraların atıldığı bu iftiranamede kasa evleri, kasa odaları, gizli kasalar, bankalardaki gizli kiralık kasalar gibi nice tarifleri gördük ve okuduk” diyen İmamoğlu, şunları kaydetti:
Okumayı bırakın, yayladaki mini minnacık bir kasayı bile gizli kasa diye bu ülkenin bütün ahlak, bütün terbiye, iffet sınırlarını yerle bir eden TRT'nin ekranlarından izledik. Ve bu şekilde tariflenen ne varsa bu iftiranamede, hep diyorum ya, kişi kendinden bilir işi misali, bunu yazanlar ve yazdıranlar gizli kasa nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar kasa evleri nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar, bir değil 5-10 tane bankada kiralık gizli kasalar nedir çok iyi biliyorlar. Vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar. Bakın bunu iddia etmiyorum, iddiayı aştı artık, o benim damarlarıma yerleşti. Tekrar ediyorum, vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar.
“Yazanların ve yazdıranların muhtemelen tarlalarında gömü var. Muhtemelen kuyuların dibinde altın var. Muhtemelen bunlar benim burada öğrendiğim Hawala diye bir sistemi kullanıyorlar. Muhtemelen buradaki insanlar döviz bürolarıyla ortak çalışıyorlar” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
Muhtemelen bunu yazanlar ve yazdıranlar, yurt dışında İsviçre'de, Lüksemburg'da orada burada hesapları var. Muhtemelen bunu yazanların ve yazdıranların, o zihniyetin offshore'da hesapları var. Benim yok. Arkadaşlarımın yok. Ne gizli kasa var, ne para kuleleri var, ne başka bir şey var. Millete yapılan zulüm var. Bu milletin cebinden çalınan paralar var. 570 milyar doları, 5 tane aksiyonla burada size yansıttım.
İmamoğlu, görüntüleri yayımlanan evde bulunduğu belirtilen para, saat ve mücevherlere ilişkin de “Soruşturma böyle yürütülür biliyor musunuz? Delille olur, ispatla olur, tespitle olur” dedi. İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Bir muhalif belediye başkanı olsaydı..."
Şimdi bir hayal edin. Muhalif bir belediye başkanına, muhalif bir belediyenin, yani ben Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı iken bana operasyon yapıldı. Bugün muhalif, adı Yeni Parti olsun veya X olsun. Muhalif bir belediyede bir belediye başkan yardımcısına yönelik bir operasyon yapılacak. Bir para evi bulunacak, bir para kasası bulunacak. 7 milyon dolar şu bu falan filan, neyse Allah bilir arkasında neler çıkacak ve bu 1,5 senede, bu 1,5 senede o kayyum oraya ne kadar AK Parti'de görev yapmış, ne kadar AK Parti'de bürokrat varsa, kadın kollarından, gençlik kollarından ya da AK Partili bir belediyeden bir başkan yardımcısı vesaire vesaire dolduracak. Onlarla görev yapacak. Cumhuriyet Halk Partili veya Yeni Partili veya X muhalif partili birisi bu şekilde kendi partileri kurduğu kadronun içinden bir başkan yardımcısı bir evi parayla dolduracak, ziynet eşyasıyla dolduracak ve savcılık gidecek sadece başkan yardımcısını gözaltına alıp, 5-10 tane de ona işte iltisaklı iş adamı vesaireyi gözaltına alacak, sonra da tutuklayacak. Böyle mi olurdu acaba? Yoksa oradaki belediye başkanını, meclis üyelerini… Çünkü niye? Yetmiyor, meclisi de düşürmesi lazım, meclis üyelerini aynen Esenyurt'ta yaptığı gibi.
“Ahmet Özer niye görevine iade edilmiyor?”
Görevden alınan ve daha sonra tahliye edilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in görevini iade edilmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, şöyle konuştu:
‘Yolsuzluk’ dediler Esenyurt'ta, bir yıl, bir yılı aşkın süre Ahmet Özer hapis yattı. O bir yıl yatarken meğerse Esenyurt'ta götürmüşler. Nasıl diyorum götürmüşler? Bak kimseyle ilgili böyle bir şey söylemedim. Ayan beyan ortada çünkü. Ayan beyan ortada. Peki hani operasyon? Hani kayyum nerede? Niye tutuklanmadı? Niye gözaltına alınmadı? Koca bu yargının içindeki bu insanların, bu hukuksuzluğu, bu ahlak dışı, hukuk cinayeti diye tarif edilecek bir eylemi yaptı. Çıkıp niye bir tanesi Ahmet Özer'den özür dilemiyor? Niye Ahmet Özer görevine iade edilmiyor?
“Bu bir siyasi davadır”
İmamoğlu, İBB Davası'na ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
Ne varsa yaşanmış olan, siyasidir. Bugün bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir. Ve bunu aziz milletimize ve benim canım yurttaşlarıma, doğusuna, batısına, güneyine, kuzeyine, AK Partilisine, MHP'lisine, DEM'lisine, İYİ Partilisine, YENİ Partilisine, bütün partilere, bütün siyasi görüşe sahip insanlarına, Alevisi’ne, Sünni’sine, Kürt’üne, Türk’üne, Laz’ına, Çerkes’ine ilan ediyorum:
Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son iki yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır.
“Mahkemenin üzerine siyasetin gölgesini düşürtmeyin”
Çok önemli bir konuyu da sadece size anlatacağım. Çok çok önemli Sayın Başkan, lütfen haberdar olmadığınızı düşünüyor ve umut ediyorum. Üç gündür devamlı söyledim. Benden önce çıkan tutuklular da söyledi. Ne dedik? Bizimle ilgili kararı siz ve heyetiniz verin dedik Sayın Başkanım, sayın heyet. Bu mahkemeye siyasetin ya da yargı mensubuyken siyasallaşmış karakterlerin gölgesini düşürtmeyin, dedik. Biz bunu başarmanızı arzu ettik, etmeye ve bu ümidi kendi adımıza değil, yüce Türk yargısı adına ve sizin şahıslarınız adına temenni ediyorum, diliyorum, arzuluyorum. Fakat belli ki birileri kararı size bırakmamaya yemin etmiş. Dün bunun çok acı ve vahim bir örneğini yaşadık Sayın Başkan.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İmamoğlu,M elih Geçek’in yeniden tutuklandığını açıkladı: “yedinci tutuklama değil, ‘yedek tutuklama’”
İmamoğlu, Melih Geçek'in dün tekrar tutuklandığını açıklayarak SEGBİS üzerinden ifadesinin alınmasına ilişkin ayrıntıları anlattı. İmamoğlu, şöyle devam etti:
Melih Geçek kim biliyor musunuz? Melih Geçek, ben gencecik yaştayken tanıdığım, böyle evi barkı olan, yuvası olan, genç yaşta evlenmiş, bakın bir şey söyleyeceğim, burada kimse alınmasın, hepinizin masumiyetine yürekten inanıyorum. Ama şurada en masum beş kişi kim deseniz, ben bir tanesi Melih Geçek derim. Masumiyetine bütün hücreme kadar inanıyorum bak, bu kadar eminim, bu kadar eminim.
Melih Geçek, dün duruşma sabahı, sabah öncesi savcı, başsavcı vekili, bütün kötü eylemlere imza atanlardan birisi, ismini verecektim ama şimdi vermiyorum, o kirli ellere bir fırsat vermemek için vermeyeceğim ismini, apar topar, apar topar ifadeye çağırılıyor. Melih Geçek'i ifadeye alıyor SEGBİS'le. Ve Melih Geçek'e SEGBİS'te İSBAK'ta bir firmayı soruyor. O firmada Melih Geçek daha öncesi sigortalı çalışmış. 2009 öncesi. ‘Bu diyor burada yüzlerce ihale almış’ diyor. O da diyor ki: ‘Yok’ diyor, ‘Benim bildiğim 2 ya da 3 tane ihale almıştır’ diyor.
İmamoğlu, Geçek'in ifadesi sırasında başka bir kişinin araştırılmasını önerdiğini, ancak bunun kayda geçirilmediğini söyleyerek şöyle devam etti:
İfadesini alıyor, anlatıyor Melih, gayet samimi, içten bir şekilde ifadesini veriyor. Diyor ki: ‘Melih kardeş’ diyor, ‘Sen’… Kardeşi ben ekledim. ‘Sen bir 15 gün daha düşün. Bir hazırlık yap, bir hafızanı tazele. Ben seni bir daha ifadeye çağıracağım.’ Diyor ki o da masumiyetiyle, ‘Ben duruşmaya katılabilirim değil mi?’ diyor. ‘Tabii, tabii, katıl’ diyor. ‘Sen bir 15 gün bir çalış’ diyor, ‘Ben seni hatta diyor, hafta sonu aldırırım’ diyor, ‘Hafta içi de değil, hafta sonu aldırırım, sen gene duruşmalarına katılırsın’ diyor.
İmamoğlu, Geçek'in daha sonra cezaevine döndüğünü ve yeniden SEGBİS'le ifadesinin alındığını belirterek, şunları söyledi:
“Planlı, tasarlanmış, Melih’in cezaevine dönüşü bekleniyor”
Beni tek başıma götürüyorlar. Arkadaşlarım daha sonra geliyor. Geldiklerinde o olaya şahit olan bir arkadaşım, avukat görüşmemde seslenerek diyor ki: ‘Melih'i tekrar SEGBİS'e aldılar.’ Bakın, bizim cezaevine dönüşümüzü bekliyorlar, Sayın Başkan. Planlı, tasarlanmış, mahkeme kurulmuş, Melih'in cezaevine dönüşü bekleniyor, Sayın Başkan, sayın heyet. Sabah alınan ifadede Melih'le ilgili havale yok, mahkemeye havale yok, hiçbir şey yok. Tek başına, tek başına Melih'i cezaevine girer girmez SEGBİS'e alıyorlar, mahkemeye çıkartıyorlar. Mahkemeye havale dahi edilmemiş Melih'e tutuklama kararı veriyorlar. Bu tesadüfün iğne deliği değil mi, Sayın Başkan, Sayın Heyet? Yedek tutuklama! Bu utanmazlık değil de nedir? Hani 15 gün sonra bir daha ifade verecekti Melih. Omurgaları darmadağın olmuş, dans eder gibi burada ifade veren bir müptezelin, bana daire başkanlığı yapmış bir müptezelin bir ifadesi üzerine Erol Naim'in bir ifadesi üzerine, ‘Bu arkadaşımı dün sabah ifadesini alıyorsun, 15 gün sonra seni çağıracağım’ diyorsun, akşama tutuklama veriyorsunuz.
İmamoğlu, savunmasında mahkeme heyetine yönelik eleştirilerini de şöyle sürdürdü:
Sayın Başkan, sayın heyet bulunduğunuz kürsüde ahtapotun kolları var. Görüyorsunuz ya da göremiyorsunuz. Ahtapotun kolları var. Sandalyenizin etrafında, bilgisayarlarınızın içinde ahtapotun kolları var. Melih’i sabah tutuklamaya sevk etmemiş ki. Öyle olsa resmi evrakta yazar. Ama gün içinde hangi talimat gitmişse, hangi tuzak kurulmuşsa, hangi pusu kurulmuşsa Melih akşam tutuklandı. Yedek tutuklama yapıldı. Bu ‘adil yargılama’ öyle mi? Burada bir adil yargılama var. Biz de adil yargılamada savunma yapacağız öyle mi? Kim kimi kandırıyor? Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı, güdümlü yargı.
“Kalleşlik ne zaman kamu kurumlarının içine girdi?”
Sayın Başkan, sayın heyet, soruyorum milletim, ey halkım, aziz milletimiz soruyorum; kalleşlik ne zaman bizim kültürümüze girdi? Kalleşlik bizim ne zaman kamu kurumlarının içine girdi? Kalleşlik var mıdır ya? 'Evladım, senden iyi kalleş olur, kalleş ol' diye tavsiyen var mı annesinden babasından? Var mı? Ben duymadım. Bu topraklarda kalleşlik diye bir tavsiye ben duymadım. Dilimizde bunları tarif edecek ağız dolusu laflar var ama ben bunları edemiyorum şu anda. Ama iyi biliyorum ki ne dinimizde var, ne bu toprakların inançlarında var, ne bu canım ülkenin irfanında var, ne bu canım ülkenin erdeminde var, yok, oğlu yok.
İmamoğlu, ailesinden gördüğü değerlere de atıfta bulunarak, “Bazen bu olaylar olduğunda dönüyorum, anacığımı düşünüyorum, babacığımı düşünüyorum, dedelerimi düşünüyorum, hepsini gördüm, ninelerimi düşünüyorum, büyük dedelerimi gördüm, onları düşünüyorum. Ben kimseyle böyle bir tavsiye olarak büyümedim. Hiç kimsenin de böyle bir yol haritasıyla büyüdüğünü bu topraklarda düşünmüyorum. İnanmak istemiyorum; bir kişinin bile” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da seslenen İmamoğlu, "Buradan uyarıyorum. Eyyy Sayın Cumhurbaşkanı; bu kalleş düzen, bu kurulu, pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, Sayın Cumhurbaşkanı, seni uyarıyorum. Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Türkiye'yi yöneten bir insanın bunlardan haberi olmayacağını, buna vakit bile ayırmayacağını bilerek, bu kalleşlikten sen dahi kendini koru. Seni uyarıyorum" diye konuştu.
“Ben Melih'i 6 ay genel müdür atamadım, beklettim”
İmamoğlu, Melih Geçek'in İBB'deki görevine nasıl getirildiğini anlatarak kendi yönetim anlayışına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
Melih ahlaklı ama bir o kadar da tutarlı, bir o kadar da mert, bir o kadar da cesur biliyor musunuz? Melih sessiz, sakin, kendi halinde, herkese saygılı ama bir o kadar da kararlıdır. Mücadelecidir. Melih, benim yol arkadaşım, siyaset yaptı gençlik kollarında. Bana yöneticiler ‘Melih Genel Müdür olacak, istiyoruz olmasını’ dedikleri de altı ay beklettim, daha iyisini bulun dedim. Ben Melih'i genel müdür atamadım, biliyor musunuz? Bak başkaları kardeşini, abisini, ablasını, dayısını, genel müdür, bakan yardımcısı atamak için o da odayı gezip Cumhurbaşkanına onaylatırlar ama ben atamadım. Ona az güvendiğim için, yeteneklerini bilmediğim için değil, tam aksine yol arkadaşım, siyaset yaptık birlikte deyip altı ay beklettim. Genel sekreter orada, insan kaynakları danışmanı orada, altı ay beklettim. Altı ay sonra önüme getirdiler, dediler ki üç kişi var ama 'yine biz Melih'i istiyoruz' dediler, ben de ondan sonra Melih'e onay verdim.
İmamoğlu, Geçek'in daha sonra genel müdürlük yaptığını ve operasyon kapsamında tutuklandığını söyledi.
“Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartları bu ülkenin kaderi olarak görmüyorum”
Savunmasında Türkiye'ye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu,şunları söyledi:
Ben Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartları bu ülkenin kaderi olarak görmüyorum. Ben, kaderin bu ülkenin, bu yurttaşların nasıl yaşayabileceğinin, yine bu yurttaşların kendi ellerinde olan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Yoksulluk kaderimiz değildir. Adaletsizlik kaderimiz değildir. Korku kaderimiz değildir. Kutuplaşma kaderimiz değildir. Sinmek kaderimiz değildir. Bir kişiye esir olmak, kaderimiz hiç değildir. Gençlerimizin başka ülkelerde gelecek araması kaderimiz değildir. Kadınların kendilerini güvende hissetmediği bir ülke kaderimiz değildir. Depremde betonların altında 50-60 bin insanın ölmesi kaderimiz değildir. Çalışanın yoksul kaldığı, emeklinin geçinemediği, emeklinin torununa 5 lira, 10 lira dahi veremediği bir ülke kaderimiz değildir. Çiftçinin toprağından uzaklaştığı, köylerin boşaldığı, üretimin olmadığı, açlığın sefaletin kol gezdiği, bu ülkenin kendine yetemeyen bir ülke olduğu biçimi kaderimiz değildir. Girişimcinin önünü göremediği, burada üretemediği, burada yapamadığı buluşları dünyanın başka ülkelerinde yapıp biz de buradan gurur duyuyoruz, seninle buradan el sallamak kaderimiz değildir.
“Vatandaşın kendi devletinden korktuğu bir düzen kaderimiz değildir”
Bizim insanımız yeteneksiz değildir. Bizim insanımız yeteneklidir. Dünya, havada uçan araba, ters dönüp tekrar konan arabayı gösteriyor şovunu yapıyor. Bu şovu yapan ülkenin başındaki adam bizimle dalga geçer gibi ‘dostum dostum’ deyip bütün kötü işleri bize yaptırıyor. Siz de burada nelerle uğraşıyoruz, ondan sonra çok sıkışırsam da ‘eyyy’ deyip buradan nara atıyoruz. Bu sesi duymak bizim kaderimiz değildir. Vatandaşın kendi devletinden korktuğu bir düzen kaderimiz değildir.”
“Sen ne büyüksün Mehmet Akif, sen neyi gördün de İstiklal Marşı'nı ‘korkma’ diye başlattın”
İmamoğlu, Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı üzerinden de konuştu:
Ya sen ne büyüksün Mehmet Akif ya. Sen neyi gördün de İstiklal Marşı'nı ‘korkma’ diye başlattın. Sana kurban olurum Mehmet Akif. Hani Kur'an-ı Kerim ‘ikra’ diye başlamış ya, ‘oku’ demiş ya. O kadar önemli biliyor musunuz bu millete emanet olan o İstiklal Marşı'nda Mehmet Akif'in 'korkma' diyerek başlaması. Korkma demiş bize. Bunu hisseden var mı içinde? Ben hissediyorum. Diyorum ya o dörtlüğü sanki benim için yazmış diye. Korkmayı da benim için yazmış diyorum ya. 87 milyon insan da bunu diyecek, benim için yazmış, korkma. Sen kimsin de senden korkacağım ya.
“Bu mahkemeye ya sırtımızı dayayacağız ya da size rağmen bu millet sırt sırta verecek”
İmamoğlu, duruşma salonundaki jandarma ve infaz koruma memurlarına da seslenerek, “Şuradaki jandarma kardeş benden niye korkacak ya. İnfaz memuru benden niye korkacak ya. Kimsin? Allah'ın kulusun; bir. Bu devletin, bu memleketin bir yurttaşısın; iki. Kanunun önünde eşitiz; üç. Sen neysen ben oyum; dört” dedi.
İmamoğlu, mahkemenin vereceği karara ilişkin ise “Bu mahkeme ya bunu temsil edecek, sırtımızı size dayayacağız ya da size rağmen bu millet sırt sırta verecek, herkesle mücadele edecek. Bunu unutmayın” ifadesini kullandı.
“Türkiye hayalimize bütün kalbimle, bütün aklımla, bütün ruhumla inanıyorum”
Ekrem İmamoğlu, Türkiye'nin geleceğine ilişkin umudunu koruduğunu belirterek, şunları ifade etti:
Ben bütün bu kötülüklere razı değilim. Çünkü ben bu ülkeyi tanıyorum. Bu milletin neler yapabileceğini biliyorum. Enerjisini biliyorum, zekasını biliyorum. Vicdanını biliyorum, çalışkanlığını biliyorum. Benden daha çalışkan, benden daha zeki, benden daha enerjisi yüksek 10 milyonların bu ülkede yaşadığını biliyorum. Türkiye'nin en iyi haline ulaşacağını ben biliyorum. İnancım onun için yüksek. Onun için 12 metrekareden korkmadan sesimi yükseltiyorum. Onun için 12 metrekare bana Türkiye Cumhuriyeti'nin 786 bin kilometrekaresi gibi geliyor. Onun için birilerine saray 12 metrekareden bile küçük geliyor.
Türkiye hayalimize bütün kalbimle, bütün aklımla, bütün ruhumla inanıyorum. Benim hayalim büyük kardeşim. Herkes hayal kursun. Ben köyde çocukken, köyde evimiz denize bakan yamacın oturduğumda önümden sahil yolundan arabalar geçiyorken, vallahi dünyanın her yerini hayal ediyordum. Başta İstanbul olmak üzere, dünyanın her yerini hayal ediyordum. O arabayla oraya gidelim, o tırla oraya bir şey taşıyalım. Ticaret hayal ediyordum. Her şeyi hayal ediyordum. 1976'dan 77'den bahsediyorum. Trabzon'un Akçaabat ilçesinin Yıldızlı köyünün sahilindeki yamaçtan bahsediyorum. Karadeniz'e bakarken kurduğum hayallerden bahsediyorum. Etiler'den, Ulus'tan bahsetmiyorum ya. Ben o gün o hayalleri kuruyorsam bugünün Türkiye'sinde benim hayalim onun yanında çırak kalır. İçimde şüphenin kırıntısı bile yok. Böyle bir Türkiye mümkündür. Böyle bir Türkiye bu milletin hakkıdır.
“Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum”
İmamoğlu, savunmasının son bölümünde kendisine yönelik yargı sürecine itiraz ederken, mücadelesinin intikam amacı taşımadığını belirterek, şunları söyledi:
Buradan çok açık söylüyorum: Ben ayrıcalık istemiyorum. Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum. Bugün bize yapılanların yarın başkalarına yapılmasını hiç istemiyorum. Çünkü bizim mücadelemiz intikam mücadelesi değil; adalet, demokrasi ve cumhuriyet mücadelesidir.
Bu ülkede yarın hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hâkim karşısına çıkacak. Adım gibi eminim. Ekrem İmamoğlu’nun geleceğe dair inancı kadar eminim. Yaradan bunu bana da 87 milyona da yaşatacak.
Yargılamada delil ve ispatın esas alınması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, “İnsanlar ‘Tahmin ediyorum’ diyen bir itirafçının sözüyle değil; belgeyle, kayıtla ve ispatla yargılanacak. ‘-Mış, -muş’ diyerek değil. Aramızdaki fark budur. Onlar hukuku silah hâline getirdi; biz hukuku herkes için, onlar için de yeniden kalkan yapacağız” dedi.
“Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz”
İmamoğlu, demokratik siyasi rekabetin yalnızca siyasetçilerin değil, vatandaşların da güvencesi olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
Adil ve serbest siyasi rekabet ortamını sağlamak zorundayız. Rakipsiz siyaset kabul edilemez. Bütün bunların güvencesi demokrasidir. Rakiplerinden korkan bir iktidar kabul edilemez. Devlet gücünü kullanarak kendisine rakip seçen bir iktidar kabul edilemez.
Millet kimi istiyorsa aday o olur. Millet hangi partiyi istiyorsa o partiyi kurar. Hangi siyasi hareketi istiyorsa onu büyütür. Hangi ittifakı istiyorsa onu oluşturur. Kimi istiyorsa onu iktidar yapar.
İktidar rakibini seçecek, millet de iktidarı seçecek! Böyle bir şey olur mu? Millet, iktidarın rakibini değil, iktidarı seçer. Çünkü siyasi rekabet yalnızca siyasetçinin hakkı değildir; vatandaşın güvencesidir. Bugün burada savunduğumuz şey budur.
Rekabet olmazsa hesap verme olmaz, yenilenme olmaz. Rekabet olmazsa yalnızca siyaset çürümez; ekonomi de çürür, devlet de zayıflar, ülkenin dünyayla rekabet kapasitesi de yerle bir olur. Adil ve demokratik siyasi rekabet, yalnızca demokrasinin gereği değil, vatandaşın refahının ve ülkenin gelişmesinin de şartıdır.
İmamoğlu, iktidarın rakiplerini sandık yerine yargı yoluyla etkisizleştirmeye çalıştığını savunarak, “Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatmaya çalışıyorsunuz. Ardından da yaptığınız bu millî irade hırsızlığını kutluyorsunuz” diye konuştu.
Muhalefete ortak sandık güvenliği çağrısı
Bütün muhalefet partilerine "ortak sandık güvenliği ağı kurma" çağrısı yapan İmamoğlu, şunları kaydetti:
Bu ülkenin bütün muhalif düşüncesine, bütün muhalefetine ve siyasi partilerine sesleniyorum. Ülkenin en az yüzde 80’ine sesleniyorum. O yüzde 20 de sesimi duyuyor, bundan eminim. Belki aldatılıyorlar, belki aramızda bir duvar var ve sesimizin nefesini hissedemiyorlar.
Yüzde 80 yetmedi, yüzde 90’a, yüzde 95’e ulaşmak için medyayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Aramızdaki bağ kopuk olabilir ama eminim, sesim size de ulaşacaktır.
Farklılıklarımızı unutalım demiyorum. O farklılıklar bu milletin zenginliğidir. Ama farklılıklarımızı ortak evimizi yakmak isteyenlere fırsata çevirmeyelim, onlara yol vermeyelim.
Kendi partimize değil, Türkiye’ye sahip çıkmalıyız. Farklı siyasi görüşlere sahip, bütün partilerden yurttaşlarıma sesleniyorum: Bugün taraf olmanız gereken şey Cumhuriyet, demokrasi, adalet ve geleceğimizdir.
"Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın"
Bu nedenle bütün muhalefet partilerine çağrımdır: Türkiye’nin her köyünde, her mahallesinde, her okulda kurulan sandığın başında vicdan nöbeti tutmak zorundayız. Hazırlıklarımızı bugünden yapmalıyız. Çünkü o sandıkta bu milletin namusu, iradesi ve geleceği var.
Her oyu sayalım, her tutanağı imzalayalım, her tutanağın fotoğrafını çekelim. Son oy sayılmadan, son tutanak teslim edilmeden, son itiraz kayda geçirilmeden sandığın başından ayrılmayalım.
Hangi partiden olursak olalım, ortak bir sandık güvenliği ağı kurmak zorundayız. Çünkü sandık bu milletin elinde kalan son kale değil, ilk ve asıl kalesidir. O kalenin zapt edilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. O kaleyi birlikte koruyacağız.
Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın. Birbirinizle değil, bu zulümle ve zalimlikle mücadele edin. Milletin iradesine birlikte sahip çıkalım.”
“Bu ülke sizin, hem de şimdi sizin”
Gençlere seslenen İmamoğlu, şöyle devam etti:
Kıymetli gençler, size ‘Sabredin’ demiyorum. Bu memleketin en büyük enerjisi sizsiniz. Size ‘Bekleyin’ demiyorum. ‘Size de sıra gelecek’ de demiyorum. Bu ülke sizin; hem de şimdi sizin, sevgili gençler!
Hayatta kalmakla yetinmeyin. Hayal kurun, soru sorun, itiraz edin, üretin, bilim ve sanat yapın, dünyayla yarışın, siyasete katılın. Bu ülkenin size ait geleceğini başkalarının size vermesini beklemeyin.
Sevgili gençler, Cumhuriyet size bırakılmış donmuş bir miras değildir. Cumhuriyet, her kuşağın yeniden büyüttüğü bir ortaklıktır.
19 Mart gecesi meydanlara çıkan sizdiniz. Kimse sizi çağırmadan, kimse size yol göstermeden çıktınız. Bir paylaşım yüzünden gözaltına alınan gençleri gördük ama siz vazgeçmediniz. Yol gösterdiniz, cesaret verdiniz, ışık tuttunuz.
Sizin kuşağınız Türkiye’yi çok daha ileriye taşıyabilir. Size çok inanıyorum. En büyük güvenim ve inancım siz gençlersiniz.”
Türkiye’nin geleceğine ilişkin umudunu dile getiren İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Umudu bir teselli olarak anlatmıyorum. Umuda inanıyorum çünkü bu millete inanıyorum. Enerjisine, zekâsına, vicdanına, çalışkanlığına ve cesaretine inanıyorum. Demokratik ve güçlü bir devlet kuracağımıza, huzurlu ve zengin bir toplum yaratacağımıza, eşit ve özgür yurttaşların Cumhuriyetini güçlendireceğimize, adil ve serbest siyasi rekabeti güvence altına alacağımıza inanıyorum.
Bunu yapacağız! İçimde şüphenin kırıntısı yok. Bu ülkenin geleceğini korku değil umut, kavga değil barış ve huzur, duvarlar değil köprüler belirleyecek. Türkiye hayalini hep birlikte kurduk. Mutlaka büyüteceğiz, mutlaka başaracağız!
“Bu, bir belediye başkanının metro yaptığı için yargılandığı dönem olarak anılacak”
İmamoğlu, yaşanan sürecin ileride tarihçiler tarafından değerlendirileceğini ifade ederek, şöyle devam etti:
Yaşadığımız bu dönem, Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak ve sonra kapanıp gidecek. Gelecekte tarihçiler bu karanlık dönemi şaşkınlıkla ve dehşetle yazacaklar.
Bir belediye başkanının metro yaptığı, borcunu ödediği, ihaleyi iptal edip işi daha ucuza yaptırdığı için yargılandığını okuyan çocuklarımız buna inanamayacak. ‘Bunu nasıl yaptılar?’ diye soracaklar. Bunu yapanların çocukları da okuyacak, utanacak, ar edecek. Babasından, amcasından, dedesinden utanacak.
Allah kimseyi utanılacak bir dede veya baba durumuna düşürmesin.
O gün herkese hesap sorulacak: Bu dosyayı kim kurdu, kim imzaladı, kim sustu? Bu soruların cevabını bu salon ve tarih verecek. O tarih çok yakındır.
İmamoğlu, kendisine ve ailesine yönelik baskılara ilişkin de şu ifadeleri kullandı:
Beni hapse atabilirsiniz, zindana tıkabilirsiniz. Avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz. Sesimi, yüzümü ve fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz. Kitabımı toplatabilirsiniz. Babamın emekli maaşına el koyabilir, oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilir, aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz.
Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı. Ben milletimi temsil ediyorum. İnandığım ülküden, demokratik hukukun egemen olduğu özgür ve eşit bir Türkiye inancından asla vazgeçmeyeceğim. Baskılarınız, psikolojik operasyonlarınız, akşamdan sabaha geliştirdiğiniz stratejileriniz, kurduğunuz mahkemeler ve tutukladığınız masum insanlar üzerinden yürüttüğünüz karalama kampanyaları vız gelir, tırıs gider.
"Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz"
İmamoğlu, savunmasının son bölümünde iktidara seslenerek, Türkiye’nin mevcut siyasi dönemini “ara dönem” olarak nitelendirdi ve şunları söyledi:
Sözlerime son verirken, beni ve şahsımda millet iradesini Silivri’de tutsak alan herkesin bildiği o siyasi iradeye bir kez daha seslenmek istiyorum.
Bilmelisiniz ki kurmak istediğiniz bu rejimin ne Türkiye tarihinde ne de Türkiye’nin geleceğinde yeri vardır. Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak bu parantezin kapanmayacağını ve bu dönemin devam edeceğini zannediyorsunuz.
Ama buradan söylüyorum: Devriniz bitmiştir. Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış, uzatmalara oynayan; zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış bir ara dönem… Enerjisi tükenmiş. Artık çevrenizde olup biteni göremiyor, fark edemiyorsunuz. Küçük bir grubun yönlendirmesiyle, yalnızca onlardan aldığınız haberlere dayanarak kararlar veriyorsunuz.
Halktan, sokaktan, meydandan, pazardan, camiden ve milletten kopuksunuz. Milletin dışındasınız. Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz.
İmamoğlu, kendisine yönelik yargı sürecinin siyasi sonuç doğurmasını amaçladığını savunarak, “Bu dava, şahsımı siyaset sahnesinden silme çabasının çok ötesindedir. İktidarın asıl varmak istediği sonuç, kul hakkı üzerine inşa ettikleri rant ve israf düzenini korumaktır. Bu millete, ‘Sizin oyunuzun ve iradenizin benim karşımda hiçbir hükmü yoktur’ demektir. Hakkı yenen halkı çaresizliğe ve mutlak itaate mahkûm etmektir” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyetine de seslenen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu salonda evrensel hukuk normlarına ve kadim devlet ahlakımıza uygun, bağımsız ve tarafsız bir süreç istiyoruz. Bütün kötü referanslara ve gelişmelere rağmen arzumuz budur. Bunun ispatı sizdedir.
Millet, sizin tavrınızı saniye saniye takip etti ve etmeye devam edecek. Bir mahkeme dışarıdan bu kadar etkilenmeye veya tehdit altında tutulmaya maruz bırakılabilir mi? Mahkeme, Anayasa’daki tanımıyla gücünü hakkın terazisinden ve milletin vicdanından almalıdır.
Hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bu sürecin figüranı olmadım, olmayacağım. Bu salonda nasıl bir karar çıkacağını hep birlikte izleyeceğiz. Süreç devam ediyor. Endişem şudur: Bazı kararlar bu salon kurulmadan önce mi yazıldı, yoksa süreç içinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz."
"Alnımız ak, başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz"
Ekrem İmamoğlu, savunmasını Cumhuriyet, demokrasi ve millet iradesine vurgu yaparak, şöyle tamamladı:
Şunu herkes çok iyi bilsin: Zulüm karşısında boyun eğmek, haksızlık karşısında susmak bizim inancımızda yoktur.
Bu sözleri tekrar edeceğim: Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Oysa biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Oysa bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.
Ne kadar baskı yaparsanız yapın, yargıyı ne kadar sopaya çevirirseniz çevirin, bu millet iradesine ve rızkına vurulmak istenen prangaları tarih boyunca söküp attı. Yine söküp atacak.
Cumhuriyet'in onurlu mirasına ve milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alnımız ak, başımız dik; bir milim geri adım atmıyoruz.
Bu ülkenin meydanlarında, sokaklarında ve sandıklarında yeşeren büyük umudun adliye koridorlarında kurulan kumpaslarla söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz.
“Son sözü daima millet söyler”
Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir iktidar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir makam söylemedi, hiçbir kişi söyleyemez. Hiçbir mahkeme de söyleyemez. Son sözü daima millet söyledi, yine millet söyleyecek.
Milletin o sözü Cumhuriyet'in temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biz Atatürk’ün öğrencileriyiz. Cumhuriyet'in yılmaz bekçileriyiz. Demokrasinin sonsuz savunucularıyız. Siz ne yaparsanız yapın, son sözü daima millet söyler. Son hükmü daima ilahi adalet verir.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın: Adalet kazanacak. Demokrasi kazanacak. Cumhuriyet kazanacak. Bu aziz millet kazanacak.
Ben kendimi hiç kimseye değil, aziz milletime emanet ediyorum.
Hazreti Ali ne güzel söylemiş: ‘Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.’
Ey halkım, Hazreti Ali’nin sözünü tekrar ediyorum: Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.
Aziz milletimizi ve Sayın Heyeti saygıyla selamlıyorum.”
Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını tamamlamasının ardından duruşmaya ara verildi. İmamoğlu, salondan ayrılırken kendisini alkışlayan kalabalığa, “Millet kazanacak, millet kazanacak” diye seslendi.
“Ekrem İmamoğlu'nun ortaya koyduğu her organizasyon şeması bilimseldir, kurumsaldır ve kurumun menfaatinedir”
İmamoğlu’nun savunmasını dördüncü günde tamamlamasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Mahkeme Başkanı’nın Adem Soytekin ile tanışıklığı ve arasındaki ilişkisi sorulan İmamoğlu, şu yanıtı verdi:
2007 ya da 2008 yılındayken ben henüz siyasette değilken firmamın işlerinin taşeronluğunu yapmıştı, tanışıklığımız ordandı. O zamandan tanırız. İşini iyi yapar, pratik bir yüklenicidir, hızlı, kaliteli iş yapar. Kamu kurumlarına da iş yaptığını biliyorum. Bu işler de kurumların arşivlerinde vardır, dilerseniz oradan ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda muhtelif bir takım sahada üretilen işleri, konusu geçen kreşler gibi ibadethaneler gibi içinde cami var cemevi var, birtakım yapıları da yaptığını da biliyorum. Tabii ki size detay verecek durumda değilim. Ama hani bütün bu işlerin detayları zaten kurumların arşivlerinde mevcuttur. İstediğinizi de alabilirsiniz. Gizlisi saklısı olmayan bir sürecin içerisinde iş yüklenen birisidir. Şu konuştuğumuz diyalog kadar bir iş için Adem Bey'le sohbetim de olmamıştır bu arada. Ama şantiye ziyaretlerimde karşılaşmışımdır. Yüklenicim iken dahi böyle bir teknik sohbetimiz olmamıştır. O zaman da firmamın yöneticileri, mühendisleriyle konuşuyordu. Ama selamlaşırız, otururuz, şaka da yaparız şantiyelerde şurada burada. İlişki gayet insanidir, iş insanı ve iş insanı kimliğiyle olan bir irtibat. Bir de kuruma yüklenici pozisyonunda olan şahsiyet olarak tanıdığım, bildiğim kişidir.
Mahkeme başkanı: "Adem Soytekin'in beyanları soruşturma aşamasında da aynıydı"
Mahkeme Başkanı, “Adem Soytekin’in beyanları soruşturma aşamasında da aynıydı, burada da beraber dinledik aynı şeyleri söyledi. ‘Beni yönlendirdikleri iş insanlarından hakedişleri aldım’ dedi. Bunları nasıl açıklarsınız?” şeklindeki soruya İmamaoğlu, şu yanıtı verdi:
Çok net. Hiç öyle çok bilinmeyenli denklem değil, Sayın Başkan. Yani bu Ekrem İmamoğlu-Beylikdüzü Belediyesi ya da Ekrem İmamoğlu-Büyükşehir Belediyesi diyaloğunda gökten bir yöntem indi vesaire. Böyle bir örneklem değil bu. Yani çok üzerinde düşünülecek, sizi yoracak bir mesele de değil yani. En güzel örneğini burada Babacan İnşaat verdi. Dedi ki, hatta sizin ya da iddia makamının ısrarlı sorusuyla birlikte cevap verdiğini hatırlıyorum. Burada dedi ki, 'Ben işte sanırım o gün Sait Çalık'ın açıklamalarından sonra bir spor salonu veya işte oradaki bir inşaatın tamamlanmasıyla ilgili öğrenci yurduydu Yaşar Acar Fen Lisesi'nde. O binanın yapımında Asoy İnşaat olduğunu öğrenince şüphe etmedim. Çünkü zaten AK Partili Esenyurt Belediyesi döneminde de aynı şekilde ben bir caminin yapılması için de yine Asoy'a işi vermişlerdi onlara ödeme yapmıştım. Asoy'a yapmıştım. Onun için hiç tereddüt duymadım' dedi.
Yani bakın burada iddiayla söylüyorum, ister Esenler'e bakın, ister Büyükşehir Belediyelerine bakın ya da ister ne bileyim başka belediyelere yani aklıma gelmiyor şu anda, sayarız yani Bahçelievler, şusu busu. Bütün belediye başkanlarına bakın, bu yöntem belediyelerde uygulanır. Siz de birkaç kez imalı şekilde, imalı derken kötü algılamayın, sordunuz. 'Ya bu iş böyle mi olur, niye böyle hani iş varken resmi kanal varken' vesaire. Bunun farklı sebepleri vardır. Ya şahıs o işe o şekilde dahil olmak istemiyordur, yani 'Birini gösterin vereyim yapsın o' veya 'İşte ben bulayım, ben vereyim yapsın o' gibi farklı yöntemlerle meclise girmek oradan resmi bağış yapmak inşaat şirketlerinin de işine gelmez.”
İmamoğlu, müteahhitlik geçmişini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
Sayın Başkan ben 35 senedir iş insanıyım. Müteahhitlik yaptım. Ben 92 yılından itibaren babamla Beylikdüzü'ndeyiz. Anavatan Partili, SHP'li, MHP'li, AK Partili belediyeler dahil spor sahası yaptım. Kapalı spor salonuna destek oldum. Kültür merkezinin temel betonunu döktüm. Yani bir okulun kaba inşaatının yüzde 50'sini yaptım. Ne kadar anlatırım size biliyor musunuz yani. Sanki bir şey, bir mucit bir şey icat etmiş de Ekrem İmamoğlu'yla burada arkadaşlar bir suç işlemiş Adem de bu işin faili olmuş. Öyle bir şey yok. O kadar, o kadar basit bir olay. Sorunuzun net cevabı budur.
“Uygulanan usul bu, Türkiye’nin gerçeği bu”
Mahkeme Başkanı, “Yani yapılan işlemin hukuki gayrihukuki olduğu kısmı değil de uygulanan usul bu mu diyorsunuz zaten” diye sordu. İmamoğlu, “Uygulanan usul bu Sayın Başkan. Çok net, Türkiye'nin gerçeği bu” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ruhsatsız ve kaçak binalardan bağış alındığına ilişkin sözlerini hatırlatan İmamoğlu, şöyle konuştu:
Az önce size manşet gösterdim burada. Kimin manşeti? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın manşeti. Daha kötüsünü yapmış. Ne diyor? 'Ruhsatsız ve kaçak binalardan bağış alıyoruz' diye kendi demeci var. Ben kimsenin ruhsatsız inşaatından ya da temelsiz inşaatından bir bağış almadım. İnsanlarla, arkadaşlarımla konuştuğumu biliyorum. Kimseyle de birebir muhatap olmadım. Ama arkadaşlarımın kamu yararına, kamu faydasına konuştuğunu adım kadar iyi biliyorum. Çünkü bunların neredeyse tamamının açılışını yaptık. Yani bunun başka türlüsünü burada üretmeye çalışan insanların nasıl 2019 öncesi örnekler gittiğinde kovuşturmaya gerek yoktur ya da dosyaya almadıklarını da gördük. O bakımdan çok net. Adem'le olan ilişki çok net.
“Bunun adında ne irtikap vardır, ne rüşvet vardır”
İmamoğlu, Soytekin’in hem Beylikdüzü Belediyesi hem de İBB döneminde resmi işler yaptığını belirterek, bağışların nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin şunları söyledi:
Burada yapılan iş 2 türlüdür. Evet resmi işleri de vardır, ihaleye girmiştir, almıştır, yapmıştır hem Beylikdüzü döneminde hem Büyükşehir Belediyesi döneminde. Yani şirazesi kaymışsa 8 tane 12 tane ifade vermişse o beni ilgilendirmez. O kendi bileceği iş. Ama evet resmi işler de yapmıştır. Kurumdaki insanların görüşmeleri esnasında bu pratikliği ve bu hızlı iş yapma karakteriyle, açıkçası daha Türkçesini söyleyeyim bazen gözü kara, ‘yapmamı istiyorsunuz yapayım’ der ve girer yapar. Sonradan bazı şeyleri de kendisine yine bu bağış yapan insanların buluşturulmasıyla ödenmiştir. Bunun adında ne irtikap vardır, ne rüşvet vardır. Bunu söyleyen, bunu yazan kesinlikle kasıtlı ve kesinlikle siyasi bir saikle bunu buraya yazmıştır. Burada gelen insanların bile önemli bir kısmı yaptık dedi, örnek verdi.
Mahkeme Başkanı, 11. Mahalle olarak anılan eylemde Adem Soytekin’e devredilen daireleri ve Uğur Güngör’ün açıklamarını hatırlattı. İmamoğlu, “Ben 11. Mahalle ile ilgili detayları bilmiyorum. Yani onları Mehmet Bey anlattı. Yani inanın hiç hafızamda hatırlamıyorum bile” diye konuştu. Mahkeme Başkanı, Doğuş Holding tarafından Adem Soytekin’e deprem konutu adı altında gönderilen parayı da sordu. İmamoğlu, “Tabii o zaten hem o söylüyor, orada depremle ilgili bir barınma yeri yapılacaktı diye. Kaldı ki oranın açılışını ben yaptım. Açılışında ben vardım. Dönemin belediye başkanı Lütfü Savaş denen şahıs vardı. KİPTAŞ Genel Müdürü vardı. Çünkü onların da bir bölümü KİPTAŞ üzerinden koordine ettiler, sahaya müşavirlik hizmeti verdiler. Çok önemli, ciddi bir yerleşkeydi” dedi.
Mahkeme Başkanı, Doğuş Grubu’nun neden parayı doğrudan belediyeye şartlı bağış olarak göndermediğini, bunun yerine Adem Soytekin üzerinden işlem yapıldığını sordu. Dekontlarda 191 milyon lira göründüğünü belirten Mahkeme Başkanı’nın soruları üzerine İmamoğlu, “Yok, 10 milyon dolar yok orada. Hayır hayır öyle o kadar büyük bir rakam değil” dedi.
“Mesele rızalık meselesidir, rızalık alınmıştır”
Söz konusu yapıların deprem konutu değil, geçici barınma evleri olduğunu belirten İmamoğlu, şöyle konuştu:
Evet yani geçici barınma evleriydi. Hâlâ kullanıldığını biliyorum. Orası o şekilde tasarlanmıştı. Hatta oranın yapımında şöyle de bir bağış var, örnek veriyorum. Yani tek başına Doğuş'un bağışı da o işe yetmedi. Orada örneğin o dönemin CHP milletvekillerinin de birer maaş desteği vardır. İşte bir maaş ödeyenlerden biri burada; Aykut Erdoğdu da mesela oraya bir maaş ödedi. Pratik bir işti. Yanılmıyorsam o dönemde CHP grubu parayı KİPTAŞ'a gönderdi. KİPTAŞ da yine bu şekilde müteahhidin o yapımına karşılık yaptı. Bunlar usulsüz, kanunsuz, hukuksuz işler değil. Yerin tahsisi var. Evet, belediyeyle bazen direkt ilişkilendirilmesi gereken işler de olmuştur. Tabii ki bunun hukuki gerekçeleri, dönemsel ihtiyaçlar, bir işin hızı...
Mesele, bu işin kamu yararına dönüşüp dönüşmediği meselesidir. Mesele rızalık meselesidir. Rızalık alınmıştır, rızalık karşılıklı yürütülmüştür. Herkes yapılan işten memnun olmuştur. En azından ben, dediğim gibi sürecin detaylarına hâkim olmamakla birlikte, en azından ben başlangıcında da sonunda da o insanlarla karşılaştığımda herkes memnuniyetini belirtmiştir.
“Kamu yararına dönüşmesiyle ilgili bir kusur olduğunu düşünmüyorum”
İmamoğlu, kreş yapımı için iş insanlarına yönelik bir tanıtım toplantısı düzenlediğini belirterek, bu toplantıda yaptığı çağrıyı da aktardı:
Bakın Sayın Başkan, kreşlerle ilgili ‘Gelin, birlikte kreş yapalım. İster kendiniz yapın, ister resmi bağış yapın, ister bir yapımcıya ödemesini yapın o yapsın; İstanbul'u kreşlerle donatalım’ diye Taksim'de bir otelde ben lansman yaptım. Yüzlerce insan oraya geldi; iş adamı var, hali vakti yerinde olan insanlar var. Bakın, şu anda AK Parti kabinesinde bakanlık yapan birinin kardeşi bile var. Şimdi diyorsunuz ya ‘Niye öyle bir yol tercih etti?’ Vatandaş arka kapıda dedi ki: ‘Ben ismimin görülmesini hiç istemiyorum ama annemin adına böyle bir ruhen kendimce bir şeyim var, yardımcı olmak istiyorum’ demiş mesela. O da öyle bir ödeme yapmış. Yani bunun o süreçteki kamu yararına dönüşmesiyle ilgili bir kusur olduğunu ben düşünmüyorum. Bunun, yapılan işe göre, yapıldığı yere göre, insanlara ve kamuya dönen faydaya göre yürütülüş biçimi budur.
Ertan Yıldız’ın Doğuş Grubu iddiasına yanıt: “Siz bunu gerçek olarak mı kabul ediyorsunuz yoksa beyan mı?”
Mahkeme Başkanı, Ertan Yıldız’ın 2023 yılının ikinci yarısında Saraçhane’de yapılan bir toplantıya ilişkin beyanını aktardı. Mahkeme Başkanı, “Yıldız’ın anlatımına göre toplantıda siz, Can Akın Çağlar ve birkaç kişi daha bulunuyordu. Yıldız, sizin Çağlar’a Doğuş Grubu’yla ilgili 10 milyon doların tahsili konusunda ne yapıldığını sorduğunu, Çağlar’ın da şirketin CEO’su Hüsnü Bey ile görüştüklerini söylediğini’ anlattı. Yıldız, sizin, ‘Paranın tamamını resmi vermelerine gerek yok, büyük bir kısmını gayriresmi alalım. Seçimler yaklaşıyor, paraya ihtiyaç olacak’ dediğinizi iddia etti” dedi. İmamoğlu, Mahkeme Başkanı’na, “Siz bunu gerçek olarak mı kabul ediyorsunuz Sayın Başkan, yoksa beyan olarak mı?” diye sordu.
Mahkeme Başkanı, “Ben şu an kabul etmiyorum. Siz muhatap olduğunuz için soruyorum. Hani şimdi böyle bir iddiada bulunduğu için” yanıtını verdi.
İmamoğlu ise Yıldız’ın beyanına karşılık Doğuş Grubu’nun ve Can Akın Çağlar’ın açıklamalarını hatırlatarak, şöyle konuştu:
Tamam. Niye sordum? Şunun için sordum: Çünkü aynı beyana karşılık Doğuş, ‘Ben böyle söylemedim’ dedi. ‘Böyle bir... Böyle bir muhataplıkla karşı karşıya kalmadım’ dedi. Can Bey de ‘Benim yanımda böyle bir konuşma geçmedi’ dedi. Dolayısıyla Ertan gibi artık her yönüyle ne yazık ki beni de şaşırtan, kurum içindeki birçok tespitli yapmaması gereken birtakım işleri yapmış birisi olarak benim için muteber bir söz değildir. Sizin önünüzde şu anda onun aleyhine üç tane daha bana göre muteber beyan var, onları dikkate almanızı öneririm.
“Kendilerini kurtarmak ve özgürlüklerine kavuşmak için...”
Mahkeme Başkanı, Ertan Yıldız ve Adem Soytekin’in ifadelerinde İBB bünyesinde bulunduğu ileri sürülen yapılanmaya ilişkin anlatımları sordu. Cebeci hafriyat bölgesi, Boğaziçi, Medya A.Ş., Kültür A.Ş. ve KİPTAŞ üzerinden çeşitli isimlerin yer aldığı beyanları hatırlatan Mahkeme Başkanı, belediye içerisinde ayrı bir yapılanma olup olmadığını sordu. İddiaları reddeden İmamoğlu, “Hukuksuz yöntemler yürüten ve insanları düşürdükleri bu durumlardan dolayı az önce bahsettiğiniz kişilerin defalarca vermiş olduğu tamamen mesnetsiz, kendilerini kurtarmak ve özgürlüklerine kavuşmak için verdikleri süslü kelimeler, süslü beyanlar. Bir bölümünü zaten verenler sonradan ‘Ben böyle demedim’ ya da işte ‘şablondur’ diye de ifade etti” diye konuştu.
“Söylediklerimin arkasındayım”
İmamoğlu, belediyedeki organizasyon şemalarının kurumsal olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Sayın Başkan, Ekrem İmamoğlu'nun ortaya koyduğu her organizasyon şeması bilimseldir, kurumsaldır ve kurumun menfaatinedir. Karşısı asla ve asla mümkün değildir. Büyükşehir Belediyesi içerisinde olan bütün bürokratlardan azami derecede faydalanmayı ve faydayı en üst seviyeye, verimliliği en üst seviyeye çıkartmayı hedefleyen çalışma biçimini ortaya koyma gayreti içerisinde olmuşuzdur. Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin birtakım siyasi kimliklerinden, meclis üyelerinden farklı alanlarda faydalanmaya gayret etmişizdir. Bizim gizlimiz saklımız yok. Kayıtlıdır, evraklıdır. Cebeci ile ilgili belki de dinlediğiniz en uzun anlatımı ben burada size yaptım. Her biri evraklıdır, kayıtlıdır. Safsataya hiçbir şekilde içinde yer yoktur, gayet tutarlıdır. Söylediklerimin arkasındayım. Bu meselelerle ilgili burada bulunan bürokrat arkadaşlarımın, belediye başkanı arkadaşlarımın da söylediklerinin altına imza atıyorum.
“Ben namusumla ticaret yaptım. İki villa alacağım diye 35 yıllık ticaret hayatımı yere gömemem”.
Hâkim, Yakup Öner’in anlatımında yer alan "100 bin doların elden alındığı" iddiasını İmamoğlu’na sordu. İmamoğlu, iddiayı reddederek, “Öyle bir şey yok. Bu iddiayı kesinlikle kabul etmiyorum” dedi.
Başkanın, Öner’in maaşı dışında kendisinden elden başka bir ödeme alıp almadığını sorması üzerine İmamoğlu, “Öyle bir şey yok. Ne şahsen böyle bir teslimim var ne de böyle bir durum söz konusu” yanıtını verdi.
Öner’in belediyedeki konumuna ilişkin de konuşan İmamoğlu, kendisinin başkan danışmanından ziyade teknik danışman olarak çalıştığını belirterek, “Başkan danışmanlığı özel bir statüdür. Daha önceki soru-cevaplarda bu statüyü kime verdiğimi aktarmıştım. Yakup Öner onlardan biri değildir” dedi.
Öner’in belediyedeki resmî görevini sorulması üzerine İmamoğlu, “Başkan danışmanı statüsünde, daire başkanı kadrosunda görev yapıyordu” dedi. Öner’in belediyeden maaş aldığını da doğrulayan İmamoğlu, “Daire başkanı statüsünde devlet memuruydu ve bu şekilde tanımlanmıştı. Yani öyle kapıdan giren biri değildi” ifadelerini kullandı.
“Bunun adı sistem değil, liderlik anlayışım”
Başkan, Yakup Öner’in 10 Temmuz 2025 tarihli ifadesinde, İmamoğlu’nun belediyedeki yapılanmasını Fatih Keleş, Murat Ongun ve Ertan Yıldız üzerinden tarif ettiğini; Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin ve Hüseyin Köksal’ı ise “sistem dışındaki adamlar” olarak nitelendirdiğini aktardı.
İmamoğlu, bu anlatımlara karşı çıkarak, belediyede görev dağılımı ve yetkilendirme yapıldığını belirterek, “Yakup Bey’e bir dosya verdiğimiz zaman elbette o dosyayla ilgilenir, sorumluluğunu üstlenir. İlgili kişilerle görüşür, ne istediklerini anlamaya çalışır ve kurumun bunu yapıp yapamayacağını değerlendirir. İBB’nin bir işi yapıp yapamayacağı konusunda Yakup Bey benden başka kimseden talimat almaz” dedi.
Fatih Keleş ile Ertan Yıldız arasındaki ilişkiye de değinen İmamoğlu, “Fatih Bey’in ona talimat vermesi söz konusu değildir” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, “Bunun adı sistem değil, Ekrem İmamoğlu’nun liderlik anlayışıdır. İnsanlara bir çalışma alanı tanımlarsınız. Ben de Fatih Bey’e talimat vermiyorum; ‘Şuna bakar mısın?’ diyorum. Fatih Bey benim memurum değil. Kendisiyle bütün seçimlerimde omuz omuza çalıştığım bir kardeşim, bir arkadaşımdır” diye konuştu.
Soruşturma sürecindeki ifade alma yöntemlerini de eleştiren İmamoğlu, bazı kişilerin usulsüz yöntemlerle savcılığa getirildiğini ve kendilerine telkinlerde bulunulmaya çalışıldığını öne sürdü. İmamoğlu, “İnsanların özgür iradeleriyle ifade verip vermediğini, sorgulama yöntemlerinin usule uygun olup olmadığını da değerlendirmeniz gerekir” dedi.
İmamoğlu, “Benim cevabım nettir: Ekrem İmamoğlu’nun organizasyonu usule uygundur. İçinde ‘sistem’ diye tarif edilen bir yapı yoktur” ifadelerini kullandı.
“Operasyon öncesi para ve belgeleri taşıyın” iddiasına yanıt
Başkan, Adem Soytekin’in ifadesinde, operasyon öncesinde İmamoğlu’nun kendisine “Tedbirini aldın mı? Operasyon yapılacak, sen de listedesin. Emanet etmen gereken para veya belge varsa bunları Turan Taşkın Özer’e emanet ver” dediğinin ileri sürüldüğünü aktardı. İddiada, görüşme sırasında avukat Mehmet Pehlivan’ın da bulunduğu ve süreçlerin bir bölümünü organize ettiği öne sürülüyordu.
İmamoğlu, iddiaya tepki göstererek, “Yani 'herkese tedbir almasını' söylemişim ama kendim tedbir almamışım. Hesaplarımda para duruyor, babamın hesabında para duruyor. Herkesin para hareketleri belli. On gün önce, bir ay önce hangi para varsa hâlâ hesaplarda duruyor. Ben hesabımdan bir lira bile çekmemişim. Ne babam ne eşim para çekmiş. Ama ben herkese ‘parayı oraya götür, bunu buraya getir’ diye talimat vermişim” dedi.
Operasyon yapılacağına ilişkin iddiaların daha önce de gündeme geldiğini kaydeden İmamoğlu, “2024’ten itibaren, mayıs-haziran aylarından başlayarak Ekrem İmamoğlu’na operasyon yapılacağı, hazırlık yürütüldüğü konuşuluyordu” ifadesini kullandı. İmamoğlu, kendisi ve ailesinin hesaplarının incelenmesini isteyerek, “Benim para hareketlerimi bir yıl, iki yıl boyunca incelesinler. İmamoğlu İnşaat’ın, benim, eşimin ve babamın hesaplarına baksınlar. Herhangi bir yere olağan dışı bir para transferi yapılmış mı, incelesinler. Bir kuruşluk şaşırtıcı bir şey bulsunlar, onu konuşalım” şeklinde konuştu.
“Aziz İhsan Aktaş'la tanışıyor musun" sorusuna İmamoğlu'ndan “Allah korusun” yanıtı
Başkanın, İmamoğlu’na önce Fatih Yadoğlu ile tanışıklığı olup olmadığını sorusuna “Yok” yanıtını veren İmamoğlu, “Aziz İhsan Aktaş’la tanışıyor musun” sorusuna da "Allah korusun” diye karşılık verdi.
Başkan, daha sonra Aziz İhsan Aktaş ve Fatih Yadoğlu’nun beyanlarında yer alan, Florya’daki başkanlık konutunda İbrahim Bülbüllü’nün başkanlığında toplantı yapıldığı ve İETT ile diğer kurumların işlerini alan şirketlerden para toplanarak bir havuz oluşturulduğu iddiasını sordu. Toplantıya katılmayan şirketlerin iş alamayacakları yönünde uyarıldığı iddiası da gündeme geldi.
İmamoğlu, söz konusu toplantıdan haberi olmadığını belirterek, “Bilgim olmadığı gibi orası bir başkanlık konutu değil” dedi. Florya’daki yerin İstanbul Planlama Ajansı’na dönüştürüldüğünü ifade eden İmamoğlu, “Öyle bir toplantıdan benim haberim yok” diye konuştu.
“Dik dur, bizi satma” notu iddiası...
Başkan, Adem Soytekin’in 16 Haziran 2025 tarihli ifadesinde, "cezaevinde avukatlar aracılığıyla baskıya maruz kaldığını, milletvekilliği teklif edilerek susturulmaya çalışıldığını ve kendisine İmamoğlu’na ait olduğu ileri sürülen el yazısı notların okutulduğunu söylediğini" aktardı. Soytekin’in hatırladığı notlardan birinin “Adem, dik dur, bizi satma” içerikli olduğunu belirtti.
İmamoğlu, böyle bir not yazıp göndermediğini belirterek, “Durumu hatırlamıyorum. ‘Dik dur’ güzel bir laf. Yan durma, dik dur. Beğendim. Demişsem demişimdir. Ama öyle bir not yazmadım, göndermedim. Dik dur güzel bir sözdür. Durup durmamak kendi takdiridir. Keşke herkes dik dursa. Bizim orada horon da dik oynanır, Sayın Başkan. Belki aklıma oradan gelmiştir" diye konuştu.
"Villa devri" iddiası: “Devredilen şey villa değil, bir şirkettir”
Duruşmada, Ali Nuhoğlu’yla bağlantılı villa devri konusu da gündeme geldi. Başkan, daha önce Nuhoğlu’na da sorulan konuya ilişkin İmamoğlu’ndan açıklama istedi. İmamoğlu, “Sayın Başkan, devredilen şey villa değil, bir şirkettir. Şirketin sahip olduğu iki ev söz konusu. Bunlar, ailece oturmayı planladığımız ve 2019’da şirketim tarafından satın alınan evin hemen önündeki iki evdi” dedi.
Nuhoğlu’nun söz konusu iki evi satın aldığını belirten İmamoğlu, işlem öncesinde ve sonrasında kendi firmasının sorumlusuyla irtibat kurduğunu anlattı. İmamoğlu, iki evin yaklaşık 35 yıllık olduğunu ve deprem güçlendirmesi yapıldığını söyledi. İşlemin ayrıntılarını anlatan İmamoğlu, “Toplam büyüklüğü 450 metrekare olan, 35 yıllık ve deprem güçlendirmesi yapılmış iki eve karşılık toplam büyüklüğü bin 500 metrekare olan üç ev, yani üç villa veriliyor. Ayrıca 500 bin dolar da söz konusu. İlk anlaşmada 87 milyon lira, 500 bin dolar ve bir villa üzerinde anlaşılıyor. 87 milyon lira bir yıl içinde ödenmeyince şirketimiz bunun karşılığında iki villa daha veriyor” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, söz konusu işlemin bir ticaret olduğunu belirterek, “Size anlatıldığı gibi ‘Kâr etmedim, zarar ettim’ meselesi, İmamoğlu ile Nuhoğlu şirketleri arasında sonradan yapılacak bir hesap kitap meselesi değil. O günün koşullarında el sıkışılarak yapılmış bir ticaret var” dedi.
“Ben namusumla ticaret yaptım”
İmamoğlu, villa devrine ilişkin iddialara karşılık ellerinde evrak, ödeme kayıtları, noter belgesi ve arabuluculuk sözleşmesi bulunduğunu söyledi. Başkanın, Nuhoğlu’nun "hak edişlerini alamadığı için böyle bir durumda olduğunu söylediğini" hatırlatması üzerine İmamoğlu, şunları söyledi:
Hayır. O başka bir şey. Bu bir yalan, bir laf. Başkanım, bizde evrak var, belge var, ödeme kayıtları var, noter belgesi var, arabuluculuk sözleşmesi var. Diğer tarafta da beyanlar var. Bizim yaptığımız ticarettir. İçinde hak ediş yok, başka bir şey yok.
Ben evime, ticaretime, şahsi alanıma ve namusuma hiçbir şeyin el değdirmesine izin vermem. Hiçbir şeyin. Hiç kimsenin hırsına ve yalanına da el değdirtmem. Ben namusumla ticaret yaptım. 3 bin 500 ev, 150 villa yaptım. İki villa alacağım diye 35 yıllık ticaret hayatımı yere gömemem.
Kendisi hakkında haber yapanlara ve iddianameyi hazırlayanlara da seslenen İmamoğlu, “Bana manşet atanlar hangi evlerde oturuyor? Bu manşetleri büyütenler o evlerde hangi tapularla oturuyor? Bu iddianameyi yazanlar ya da yazdıranlar hangi evleri almış, hangilerini gizliyor, tapu kayıtlarını neden vermiyor? Onlar açıklasın. Benim açıklamam nettir, Sayın Başkan. Evimin tapusu var, protokolüm var, arabuluculuk sözleşmem var, noter evrakım var. Olmayan hiçbir şey yok. Diğerleri lafügüzaf” diye sözlerini tamamladı.
Mahkeme Başkanı'nın sorularının ardından savcının sorularına geçildi
Savcının, Fatih Keleş’in 125 milyon TL’lik ortaklık girişimi ve iştirak genel müdürlerinin beyanlarıyla ilgili sorularına yanıt veren İmamoğlu, “İddia makamının Fatih Keleş aşkından dolayı aşırı şekilde yönlendirmesiyle doğan ifadeler olduğunu düşünüyorum” dedi. Savcının, Keleş’in İmamoğlu’nun bilgisi dışında böyle bir girişimde bulunup bulunamayacağını sorması üzerine İmamoğlu, “Yapmaz. Böyle bir şeye girmez, tenezzül dahi etmez” yanıtını verdi.
Keleş’in 2024 Mart itibarıyla siyaset yapmayacağını ve ticaretle uğraşacağını ifade ettiğini belirten İmamoğlu, 31 Mart’tan sonra kendisinden spor kulübündeki görevini bırakmamasını istediğini söyledi. İmamoğlu, “Spor kulübüyle ve sporla ilgili faaliyetlerle ilgilendi. Onun dışında Fatih Keleş ticaret yapmıştır. Ticaretiyle ilgili de hiçbir bilgim yoktur” diye konuştu.
“Şikayet üzerine görevini yerine getirmiştir”
Savcı, Cebeci sahasındaki izinsiz dolguya ilişkin İBB çevre denetim ekiplerinin sahaya giderek tutanak tuttuğunu ve 1,8 milyon TL idari para cezası kestiğini hatırlattı. Söz konusu tutanağın 5 Haziran 2025 tarihli olduğunu belirten savcı, cezanın İmamoğlu ve ekibinin tutuklanmasından aylar sonra kesilmesini sorguladı. Savcı, İBB’nin 2019’dan tutuklanma tarihine kadar geçen sürede ceza kesmemesinin bir denetim refleksi mi yoksa geçmişe dönük sorumluluktan kurtulmaya yönelik bir hamle mi olduğunu sordu. İmamoğlu, sorunun kasıtlı olduğunu düşündüğünü belirterek, İBB zabıtasının şikâyet üzerine harekete geçtiğini söyledi. İmamoğlu, “Dolayısıyla ‘Böyle bir sorumluluğu vardı da önceden ihmal etti, sonradan harekete geçti’ demedim. Yine şikâyet üzerine daha önce de harekete geçip Sultangazi Belediyesi’ne sormuştu. Bu sefer direkt burayla ilgili şikâyet geldiği için oraya zabıta yollamayı uygun görmüş” dedi.
“İBB çatır çatır hesabını sorar, sormayanlardan da ben sorarım”
Cebeci sahasında İBB’nin rutin kontrolü ve rutin bir sorumluluğu bulunmadığını savunan İmamoğlu, “Görevini yerine getirmiş ama yine Valilik işi görmezden gelmiş. Olayın özeti budur. Onun için daha önceden ihmal yoktur, şikâyet üzerine görevini yerine getirmiştir” ifadelerini kullandı.
Savcının dört yıl boyunca sahaya ilişkin kaç şikâyet geldiğini sorması üzerine İmamoğlu, daha önce de şikâyet geldiğini belirtti. Bu şikâyet üzerine Sultangazi Belediyesi hakkında teftiş başlattığını söyleyen İmamoğlu, “O dönem o bölgede o dönemde geldiğini bana ilettiler, ‘Ne yapalım?’ dediler. Ben dedim: ‘Hemen teftiş başlatın.’ Teftiş başlatıldı ve Sultangazi Belediyesi ile ilgili süreç işletildi” diye konuştu.
İmamoğlu, resmi bir şikâyet geldiğinde İBB’nin harekete geçmemesinin mümkün olmadığını belirterek, “Öyle bir kurum değildir İstanbul Büyükşehir. Çatır çatır hesabını sorar yani. Sormayanlardan da ben sorarım, hiç merak etmeyin” dedi.
“Burak Korzay beceriksizliğinin üstünü örtüyor”
Savcı, İSFALT Genel Müdürü Burak Korzay’ın sahada denetim yapmasının Fatih Keleş tarafından engellendiği yönündeki iddiayı gündeme getirdi. Savcı, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından belediye ekiplerinin sahada denetim yaparak ceza kesmesini, Keleş’in oluşturduğu öne sürülen koruma kalkanının kalkmasıyla ilişkilendirdi. İmamoğlu, iddiaya ilişkin, “Burak Korzay yalan, yalan konuşuyor. Beceriksizliğinin üstünü örtüyor” dedi. Savcının “Burak Korzay m?” diye sorması üzerine İmamoğlu, “Evet, evet” yanıtını verdi.
“Orman Bölge Müdürlüğü’ne suç duyurusunda bulunun, benimle ilgisi yok bu görüntünün”
Savcı, Orman ve Tarım Bakanlığı ile İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’nün dosyadaki yazısında, 2020’den itibaren Cebeci bölgesinde orman sınırları içerisine hafriyat ve dolgu yapılmasına ilişkin izin verilmediğinin belirtildiğini söyledi. Savcı, izin verilen alanın dışına çıkılarak orman sınırlarına milyonlarca ton hafriyat döküldüğünün uydu ve drone görüntüleriyle kanıtlandığını ileri sürdü.
İmamoğlu, bu iddialar üzerine Orman Bölge Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunulmasını önerdi. İmamoğlu, “Çünkü buranın denetleme hakkı onlarda. Hangi belgeler tutulmuş, neler yazmışlar, muhatabı kimmiş, belgeleri isteyin. Benimle hiç ilgisi yok bu görüntünün” dedi.
Orman sınırlarına ilişkin görüntülerin tek başına yeterli olmadığını ifade eden İmamoğlu, şöyle konuştu:
“‘Ormandan bir dal kesenin başını keserim’ diyen Fatih Sultan Mehmet’in evlatlarıyız biz. Ben de diyorum ki size, Orman Bölge Müdürlüğü’ne... Ben anlamam. Uyduda yeşil görünen yer orman mıdır, değil midir onu bile bilmem. Buradan kestirmem mümkün değil, siz de kestiremezsiniz. Orman bile olmayabilir, o yeşillik çimen de olabilir.”
İmamoğlu, Orman Bölge Müdürlüğü’nden beş yıllık denetim kayıtlarının istenmesini önererek, “Hemen Ormana yazı yazınız. Deyiniz ki: ‘5 yıl boyunca hangi denetlemeleri yaptınız? Hangi tutanakları tuttunuz? Bu rezilliğin şeyi nedir? Derhâl bize cevap verin’ deyin. Alın cevabınızı, ona göre yapın soruşturmanızı Sayın Savcı” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, kantar görevlisinin MAPEG, Orman Bölge Müdürlüğü ve Sultangazi Belediyesi görevlilerinin denetim için sahaya geldiğini söylediğini de aktardı.
“Bu tabloyu önünüze koyan sizi rezil etmek için yapmış”
Duruşmada daha sonra belediyenin finansmanına ilişkin sorulara geçildi. Savcı, kamu finansmanı ve borç yönetimine ilişkin mevzuatı hatırlatarak, Hazine onayıyla gerçekleştirilen dış finansmanın tahsis amacı dışında belediyenin cari harcamalarında veya iştirakler üzerinden üçüncü kişilere ödeme yapmak için kullanılmasının yasak olduğunu belirtti. Savcı, milyarlarca liralık kamu borcunun bütçe mevzuatı dışında bir ekonomi mantığıyla yönetilip yönetilemeyeceğini sordu.
İmamoğlu, sorunun ve ekrana yansıtılan tablonun kendisini hedef aldığını vurgulayarak, “Savcı Bey, şu soruyu kim yazdıysa, bu tabloyu da buraya koyup sizin önünüze kim delil koyduysa sizi rezil etmek için yapmış. Bakın, bu kadar net söylüyorum, üzülerek söylüyorum” dedi. Savcının “Rezil derken neyi kastettiniz” diye sorması üzerine İmamoğlu, iddianamedeki anlatımla yurt dışı finansmanının akışı arasında ilişki bulunmadığını belirtti. İmamoğlu, “İddianameyi yazanlar zaten yurt dışı finansmandan anlamıyorlar, kredi kullanmaktan anlamıyorlar, cari hesap incelemesinden anlamıyorlar” ifadelerini kullandı. Savcının kanundaki maddeleri hatırlatması üzerine İmamoğlu, belediyenin finansman yönetimini savunarak, “Biz gayet güzel yönettik. Sayıştay denetledi” dedi. İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu yazan savcı ise üzüntüyle söylüyorum; o kalemini kırsın! Üzüntüyle söylüyorum. Bu iddianameyi oraya koyan savcı kalemini kırsın! Anlatabiliyor muyum? Buradan '60 milyarlık yurt dışı finansmanından yani kamunun parasını sağa sola peşkeş çekti ve burada 60 milyarlık zarar edildi' demek var ya Sayın Savcı, bu, bu dosyanın en rezil sayfalarından biridir yani.”
“Soruyu da iddianameyi de yazana allah akıl fikir versin diye dua ediyorum”
Savcının, belediyenin dış kredi kullanımına ilişkin sorusuna İmamoğlu, “Bu işten anlamıyorlar. Cahil yazmış bunu, kim yazmışsa bu soruyu da bu iddianameyi de. Soruyu da iddianameyi de yazana Allah akıl versin diye dua ediyorum onlara. Mehmet Şimşek'e sorsunlar diyeceğim ama korkudan cevap bile veremezler” dedi.
Savcının, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşmesine ilişkin sorusu üzerine İmamoğlu, Şimşek’in onay vermediğini, ancak kendileriyle görüşülmesini söylediğini belirterek, “Genel sekreterimle bir bakan yardımcısını eşleştirdiler, birkaç ay görüştüler, olumsuz döndüler sonunda. Yani 'koruma veremeyeceklerini, mümkünse vadesi gelince ödeyin' dediler. Biz de çatır çatır ödedik. Şu anda da 2027'de ödeyeceğimiz 360 milyon dolar, 300 milyon dolar hesapta duyurulur. İBB'ye çökmeye çalışanlara duyurulur. Paramız var yani hesapta” ifadelerini kullandı.
“Böyle bir savcılık dilini reddediyorum”
Savcının, Fatih Keleş, Adem Soytekin ve Tuncay Yılmaz’ın mal varlığı artışlarına ilişkin soruları üzerine İmamoğlu, “Ne ticari artışı varmış? Benle ne alakası var” dedi. Savcının, belediyenin malları ve paralarının söz konusu kişiler tarafından uhdesine geçirilmesine ilişkin sorusuna İmamoğlu tepki göstererek, "'Geçirmesini diyorsunuz' savcı, böyle soru olur mu ya? Siz inanmışsınız buna” dedi. Savcı, Adem Soytekin’e geçen tapular olduğunu belirtirken İmamoğlu, “Hangi tapular varmış Adem Bey'e” diye sordu. Savcının Beylikdüzü’ndeki tapuları işaret etmesi üzerine İmamoğlu, “Bana ne o adamın aldığı tapudan, Adem'e bana ne bakın, Adem de olsa beni ilgilendirmiyor. Bu tutum ve tavrınızı hiç hoş bulmadığımı ifade edeyim, doğru da bulmuyorum. Böyle bir savcılık dilini reddediyorum” dedi.
“Tümüyle yalandır, yapılan alışveriş evraklıdır”
Savcının, Kameroğlu İnşaat Genel Müdürü ve daha sonra Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı olan Veysel Erçevik ile Adem Kameroğlu’nun ruhsat karşılığında dubleks villa devri ve 1,5 milyon TL ödeme yapıldığı iddiasına ilişkin sorusuna İmamoğlu, “Tümüyle yalandır. Yapılan alışveriş evraklıdır. Senet verilmiştir, ödenmiştir, taksitle iddia edildiği gibi ne iskanla ne ruhsatla ilgili olmadığı tarihler bakımından ortaya konmuştur. Hiçbir ilişkimiz olmadı. Hatta ödeme konusunda sıkıntı çeken şirketin bir miktar ödeme yapamayıp daha sonra senet yerine çek verdiği ortadadır, belgededir” dedi.
İmamoğlu, söz konusu yapıyı bir kez gezdiğini belirterek, “Ev nasıl teslim edilecek, ne yapılacak, hiçbir şey konuşulmadı, ev teslim edildi, teslim edildiği şekilde teslim alındı, bir süre yazlık olarak kullandık, ondan sonra da burası satıldı. Nokta. Ticaret” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, iddialara ilişkin ifadeler için de “Duyumlarla iddia olunmaz” dedi. Savcının lüks mobilya faturalarına ilişkin sorusuna ise İmamoğlu, “Hiçbir bilgim yok” yanıtını verdi.
“Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğlunun, damadının olduğu ortamlarda nasıl tedbirler alındığını gözlerimle gördüm”
Savcının Le Meridien Otel’deki toplantı salonunun önünde kameraların siyah bantla kapatıldığı ve valizlerle jammer olduğu iddia edilen cihazların taşındığı yönündeki sorusu üzerine İmamoğlu, “Ben böyle bir talimat vermem. Bu işler yapılır, edilir, sizin arka planınızdaki insanlar tasarlar, eder. Bunu bu şekilde iddia makamının çok sevmesine, bu işe aşık olmasına da üzüntüyle karşılıyorum” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Benim kendi yaşamımda yüzlerce şahit olduğum Bakanın olduğu, Bakan Yardımcısının olduğu, Sayın Cumhurbaşkanı'nın oğlunun olduğu, damadının olduğu ortamlarda nasıl tedbirler alındığını ben gözlerimle gördüm, yaşadım. 'Vay buradan bir şey yakaladık' deyip Le Meridien'i alet etmek, giriş kameraları, buradan para çantaları üretmek gerçekten içler acısı bir durumdur. Nokta. Başka bir şey demiyorum yani.”
“Erol Naim ve Mehmet Yıldırım’a suç duyurusunda bulunun”
Savcının, gözaltına alınma sürecinin ardından Rumeli Hisarı’ndaki başkanlık konutunda güvenlik kamerasının sökülmesine ilişkin talimat verip vermediği sorulan İmamoğlu, “Ben hapisteyim yani Sayın Savcım” yanıtını verdi.
İmamoğlu, olayları koruma görevlisi Mustafa Akın ve diğer görevlilerden takip ettiğini belirterek, Erol Naim Özgüner hakkında soruşturma başlatılmamasını eleştirdi. İmamoğlu, “Bence gidin onu araştırın. Aynı cep telefonu gibi. Hani cep telefonu meselesi var ya Erol Naim Bey'in Sayın Savcım. Benzer bir durum yani. Burada ne aranıyor, bu adamdan ne isteniyor? Bence Erol Naim ve Mehmet Yıldırım denen avukatına suç duyurusunda bulunun, benim tavsiyem odur yani” ifadelerini kullandı.
“Ertan’ın yalanda sınır tanımayan bir hali var”
Savcının, İSTAÇ Genel Müdürü merhum Mustafa Canlı’nın Aykut Erdoğdu ile ilgili bir konudan bahsettiğini ve iddianamede bir milyon dolar, hatta 1,2 milyon dolarlık rüşvet iddiası bulunduğunu söylemesi üzerine İmamoğlu, konu hakkında bilgisinin burada dinlediği ölçüde olduğunu belirtti.
İmamoğlu, “Aykut Bey'in bana arayın demiş ki yani böyle böyle kamu yararına bir işte faydalı husus, ben de Ertan'la görüşün demişim, demişimdir. Ha, demişimdir benim hatırladığım. İlişki tamamı bu kadardır yani” dedi.
Savcının Ertan Yıldız’ın Aykut Erdoğdu hakkında kendisine yönelik bir konuşma yapıp yapmadığını sorması üzerine İmamoğlu, “Hayır, geçmediği gibi Ertan'ın yalanda sınır tanımayan bir hali var” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, Ertan Yıldız’a ilişkin olarak da “Benim nezdinde sıfır itibara sahip, muteber olmayan bir insan hüviyetindedir” dedi.
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun buraya tanık olarak çağrılmasını talep ediyorum”
Savcının CHP İl Binası’nın alınması sürecini sorduğu İmamoğlu, o dönemde aracılar üzerinden kendileriyle anlaşma sağlamaya çalışanların olduğunu belirterek, “Hepsini kovduğumu da hatırlıyorum. Biz yani işimizden ya da siyasetimizden şüphe edecek bir anımız yok ki. Bu konu bir, bu konu bu davaya niye muhatap? İki, diğer konuyla yani diğer davayla yürütülenle ayrı farkı ne bunun? Üç, tekrar ifade ediyorum, mademki bu mahkemeyi bu konu meşgul edecek Sayın Başkan, tekrar ifade ediyorum: Kemal Kılıçdaroğlu'nun buraya tanık olarak çağrılmasını talep ediyorum” diye konuştu.
“Emrah Şahan'a olan inancım tamdır”
Savcının Şişli bölümündeki Medicana Hastanesi’ne ilişkin 8 milyon dolarlık rüşvet iddiasını sorması üzerine İmamoğlu, hastane sahiplerinin kendisiyle görüştüğünü doğruladı. İmamoğlu, “Zaten burada kendisi de bahsetti, doğru. Bunun tersini söyleseydi ben de çıkar, burada kendisine soru sorardım. Sormamamın sebebi, doğru” dedi.
İmamoğlu, kendisine gelen kişileri ilgili muhatabına yönlendirdiğini veya randevularına destek olduğunu belirterek, “Yönlendirdim, ondan sonrası tümüyle Emrah Şahan'ın anlattığı şekliyle öyle olduğuna inanıyorum; çünkü Emrah Şahan'a olan inancım tamdır” ifadelerini kullandı.
Savcının Hüseyin Bozkurt’un haraç iddiasına ilişkin kendisine bir şikâyet gelip gelmediğini sorması üzerine Ekrem İmamoğlu, “Gelmedi. Hiçbir şekilde bana böyle bir şikâyet ulaşmadı” yanıtını verdi.
ANKA