Çocukken deodorant şişesi ya da saç fırçasını hayali bir mikrofon niyetine elinize alıp aynanın karşısında şarkı söyleyenlerden misiniz? Hatta bununla kalmayıp belki yıllar sonra gerçekten sahneye bile çıktınız...
Ben hikayenin ilk kısmını büyük bir hevesle yaşadım ancak ikinci bölüm için gereken ses bana pek uğramadı. Hayatım boyunca güzel şarkı söyleyebilmeyi istedim, hatta ortaokulda korodaydım. Size bir de sır vereyim: Altoymuşum... Bana kalırsa sesim en iyimser ifadeyle kargadan halliceydi, hâlâ da öyle.
Haliyle ses tellerim, bu hayalle arama her defasında epey net bir mesafe koydu. Yine de iyi bir ses duyduğumda hayatı durdurup onu dinlemekten, bir şarkıcının tek bir notayla insanın içini nasıl titretebildiğine şaşmaktan hiç vazgeçmedim.
Dolayısıyla dünyaca ünlü şarkıcılarla çalışan, insan sesini yalnızca teknik değil, bedensel ve duygusal bir bütün olarak ele alan Cooper Philip'le röportaj yapmak benim için özellikle mühimdi. Karşımda yalnızca sesleri geliştiren biri değil, insanlara kendi seslerine güvenmeyi öğreten bir isim vardı. Belki şarkı söylemeyi öğrenemedim ama bu kez bir sesi gerçekten güçlü ve özgün kılan şeyin ne olduğunu işin ustasına sorma fırsatı buldum. Sesimi 5 dakikada Mariah Carey'ninkine dönüştürecek sihirli bir formül beklemiyordum elbette. Ama belki hep merak ettiğim sorunun yanıtını alabilirdim: Bazı insanlar yalnızca doğru notalara basarken bazıları neden daha ilk sözcükte kalbimize dokunuyor?
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Cooper Philip'in bu soruya vereceği yanıtı konuşmamızın daha başında az çok tahmin etmek mümkün: Kusursuzluk sandığımız kadar önemli değil. Hatta bazen bir sesi unutulmaz kılan tam da o küçük pürüzler, beklenmedik kırılmalar ve söylenen notanın arkasında gerçek bir insanın bulunduğunu hissettiren kusurlar.
Los Angeles'ta yaşayan, Grammy Ödülleri'nde oy hakkı bulunan ve dünyaca ünlü yıldızlara vokal koçluğu yapan Philip, yaklaşık 20 yıldır insan sesinin peşinde. Bugüne kadar 40'tan fazla ülkede eğitim verdi; şarkıcılara mentorluk yaptı, kendi müziğini üretti ve Biophonics adını verdiği vokal metodunu geliştirdi. Şimdiyse yolu ilk kez İstanbul'a düşüyor.
Philip, Vokal Akademi'nin kurucusu Başak Doğan'ın konuğu olarak 26 Eylül'de düzenlenecek Riffs & Runs atölyesinde Türkiye'deki şarkıcılar, müzisyenler ve vokal koçlarıyla buluşacak. Tamamen İngilizce yapılacak 5 saatlik atölyede nefes, ses özgürlüğü, tiz notalar ve dayanıklılık üzerine çalışılacak. Fakat onu asıl heyecanlandıran yalnızca bildiklerini paylaşmak değil. Türkiye'nin müzikal kültürünü yakından tanımaya en az katılımcılar kadar hevesli görünüyor.
"Türkiye çok zengin bir müzikal kimliğe sahip" diyor Philip:
İstanbul da kültürlerin, geleneklerin ve modern seslerin buluşması için kusursuz bir yer gibi geliyor. 40'tan fazla ülkede ders verdim ama gittiğim her yeni ülke bana da bir şeyler öğretiyor.
İstanbul'daki katılımcılar hakkında önceden kesin yargılara varmak istemiyor. "Onlarla hiçbir varsayımda bulunmadan tanışmak istiyorum" diyor. Yine de bugüne kadar çalıştığı Türk şarkıcılardan edindiği güçlü bir izlenim var:
Türk şarkıcılarda muazzam bir duygusal cömertlik ve tüm kalbiyle şarkı söyleme isteği hissediyorum. Benim görevim bu yoğunluğu azaltmak değil, ona daha fazla teknik özgürlük, kontrol ve dayanıklılık kazandırmak.
Türkiye'den hangi sesleri sevdiğini sorduğumda yanıt vermek için pek düşünmesi gerekmiyor:
Vokal gücü, berraklığı ve sahnedeki varlığı nedeniyle aklıma hemen Sertab Erener geliyor.
Cem Adrian'ın farklı ses renkleri ve bölgeleri arasında dolaşma biçiminiyse "büyüleyici" buluyor.
Tarkan yanıtı da elbette şaşırtmıyor:
O, vokal kimliğini, müzikal içgüdüsünü, karizmasını ve kültürel özgünlüğünü bir araya getirme konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahip. Bunları birlikte taşıyabilen sıradışı bir sanatçı.
Philip'in bir şarkıcıda aradığı temel özellik teknik kusursuzluk değil, kendine ait bir ses. "Beni en çok etkileyen şey, hangi parçayı söylediğini daha anlamadan bir şarkıcıyı ilk birkaç saniyede tanıyabilmek" diyor.
Tam da bu nedenle, Türk bir sanatçıyla stüdyoya girme fırsatı bulsa Tarkan'ı seçeceğini söylüyor. "Tarkan'la çalışmak büyüleyici olurdu çünkü hem güçlü bir kültürel kimliği var hem de uluslararası pop dilini çok iyi anlıyor" diyor.
Hayalindeki şarkı da şimdiden zihninde hazır gibi:
Türk müziğine özgü melodik unsurları çağdaş R&B ve soul prodüksiyonuyla buluşturan, sinematik ve duyusal bir eser yaratmak isterdim. Şarkının kıtalarında daha ölçülü ilerleyen, nakaratta duygusal olarak açılan ve müzik kültürlerimizin gerçekten buluşabileceği doğaçlama bir finalle sona eren bir yapı hayal ediyorum.
Philip'i Türk müziğinde en çok büyüleyen şeylerden biri, geleneksel süslemelerle çağdaş pop vokallerinin buluşması. Ona göre bu süslemeler melodiyi güzelleştiren küçük gösteriler değil; duyguyu, dili ve kültürel belleği taşıyan unsurlar.
"Notaları kopyalamakla bir müzik dilini anlamak arasında büyük bir fark var" diyor. Türk müziğindeki ince tonlamaları, vokal dönüşleri ve kendine özgü duygusal zamanlamayı öğrencileriyle birlikte incelemek istiyor. Geleneksel melodik hareketlerin modern prodüksiyonun içinde kimliğini kaybetmeden nasıl yaşayabileceği, onun için başlı başına heyecan verici bir çalışma alanı.
Vokal Akademi'deki buluşma, katılımcıların oturup Philip'i dinleyeceği klasik bir seminer olmayacak. Bedenin, nefesin ve sinir sisteminin ses üzerindeki etkisi uygulamalı çalışmalarla ele alınacak. Philip ayrıca sesin sahnede, stüdyoda ve provada neden farklı davranabildiğini, bir anda güven vermemeye başladığındaysa ne yapılabileceğini anlatacak.
Atölyede profesyonel şarkıcılarla sesini henüz keşfetmeye başlayan kişiler aynı odada bulunacak. Philip bunu bir sorun olarak görmüyor çünkü herkesi aynı sese ulaştırmaya çalışmıyor.
"Başlangıç seviyesindeki bir öğrenciyle profesyonel bir şarkıcının deneyimleri farklı olabilir ama ikisinin de bir bedeni, sinir sistemi, nefes alışkanlıkları ve iç engelleri var" diyor:
Kimse sınandığını veya başkalarıyla karşılaştırıldığını hissetmemeli. Biz sesi yargılamak için değil, araştırmak için oradayız.
Türkiye'deki dinleyicilerin güçlü ve yüksek seslere duyduğu ilgiden hareketle o mühim soruyu da kendisine yöneltiyorum: Güçlü şarkı söylemekle bağırmak arasındaki çizgi nerede?
Philip'e göre gerçek vokal gücü yalnızca ses yüksekliğinden ibaret değil. Rezonans, niyet, nefes koordinasyonu ve özgürlüğün yanı sıra aynı sesi bedene zarar vermeden tekrar çıkarabilmek gerekiyor. Şarkıcı etki yaratmak için koordinasyon yerine basıncı artırdığında çene, dil, boyun ve gırtlak bütün yükü üstleniyor. Bağırma da tam olarak burada başlıyor.
"En güçlü ses çoğu zaman gereksiz çabayı ortadan kaldırdığınızda ortaya çıkar" diyen Philip, teknikle anlık etki arasındaki ayrımı tek cümlede anlatıyor:
Bir notayı yalnızca bir kez çıkarabiliyorsanız bu bir efekttir. Onu düzenli biçimde çıkarabiliyor, müzikal olarak şekillendirebiliyor ve ertesi gün hâlâ şarkı söyleyebiliyorsanız bu tekniktir.
Bu yaklaşımın ardında kendi gençliğinden taşıdığı bir deneyim var. Philip 17 yaşındayken astımla mücadele ediyor, bazı günler sesi ona tamamen itaat ederken bazı günler kendisini yarı yolda bırakıyordu. Bugün aynı belirsizliği yaşayan bir öğrenci karşısına çıktığında önce vokal koçu değil, o genç kız konuşuyor.
"Enstrümanınız bedeninizin içindeyken sesinizdeki istikrarsızlık kişisel bir başarısızlık gibi gelebiliyor" Bu yüzden öğrencilerine yalnızca "Nefes desteğini artır" veya "Rahatla" gibi genel talimatlar vermiyor. Önce kendilerini anlaşılmış ve güvende hissetmelerini, ardından sorunun nefes, duruş, yorgunluk, kasların telafi çabası veya duygusal gerilimle bağlantısını birlikte araştırmayı tercih ediyor:
Hiçbir öğrencinin, sesindeki tutarsızlığın yeteneksiz olduğu anlamına geldiğini düşünmesini istemem. Bu genellikle ona henüz doğru haritanın verilmediği anlamına gelir.
Doğru haritayı ararken şarkıcının kişiliğini kaybetmemesi de önemli. Çünkü teknik gelişim bazen bir sesi özgün kılan bütün pürüzleri istemeden silip süpürebiliyor. Philip'in amacı herkesi aynı biçimde "güzel" söyleyen şarkıcılara dönüştürmek değil.
"Bir öğretmen doğru sesi üretmeye o kadar odaklanabilir ki sanatçıyı tanınır kılan bütün özellikleri ortadan kaldırabilir" diyor. Nefesli bir tını kullanmak, sesin kırılmasına izin vermek, sözcükleri alışılmadık biçimde telaffuz etmek veya vokale biraz pürüz katmak bilinçli tercihlerse bunların sanatın parçası olduğunu düşünüyor. Ancak şarkıcının başka seçeneği yoksa ve o ses acıya ya da yorgunluğa yol açıyorsa yeni yollar geliştirmek gerekiyor:
Teknik kişiliğin yerini almamalı, onu genişletmeli.
Yapay zekanın artık neredeyse kusursuz insan sesleri üretebildiğini hatırlattığımda da aynı noktaya dönüyoruz. Philip'e göre duygusal inandırıcılık kusurlarda, zamanlamada, niyette, hafızada ve risk alma cesaretinde yaşıyor. Bir insan şarkı söylerken yalnızca doğru frekansları üretmiyor; tereddüt ediyor, nefes alıyor, kırılıyor, toparlanıyor ve bazen sırf kusurlu olduğu için belirli bir sesi seçiyor.
"Yapay zeka duygunun dışarıdan görülen pek çok işaretini taklit edebilir ve giderek daha inandırıcı hale gelecektir" diyor:
Ama insan performansı yalnızca kulağa nasıl geldiği için değerli değildir. Bir insan bir şey yaşayıp bunu paylaşmaya karar verdiği için o performans değerlidir.
Sonra söyleşinin başından beri aradığım yanıtı, belki de benim gibi kargadan hallice sesini kabullenmiş olanlara bile iyi gelecek o sade cümleyle veriyor:
Kusursuz bir nota beni etkileyebilir. Sahici bir nota ise beni değiştirebilir.
Cooper Philip, İstanbul'a yalnızca kendi yöntemini öğretmek için gelmediğinin altını çiziyor. Türkiye'deki sesleri dinlemek, müzik kültürünü keşfetmek ve buradan ilham alarak ayrılmak istiyor. Vokal Akademi'deki ilk buluşmanın uzun süreli bir ilişkinin başlangıcı olmasını umuyor:
İstanbul'un müzisyenleri, şarkıcıları, eğitmenleri ve müzikseverleriyle tanışacağım için inanılmaz heyecanlıyım. Biophonics aracılığıyla öğrendiklerimi paylaşmaya geliyorum ama aynı zamanda dinlemek, keşfetmek ve bu güzel ülkenin seslerinden ilham almak istiyorum. Eylülde görüşürüz.
Cooper Philip'le sohbetimiz bittikten sonra kendimi bir süredir dilime takılan şarkıyı mırıldanırken buldum. Sesim hâlâ Mariah Carey'ninkine yaklaşmış değildi. Belki güzel söyleyemiyorum ama belli ki şarkı söyleme isteği insanın sesinden daha dirençli bir şey. Cooper'ın dediği gibi, yorumum kusursuz değildi belki fakat o anda bütünüyle gerçekti. Bana aitti ve bu yüzden değerliydi. Yine de deodorant şişesini mikrofona çevirmedim. Ama açıkçası buna pek de uzak değildim.
© The Independentturkish