Adrenalin'den herkese merhaba. Sıradışı sporlar serimizin bu bölümünde ekstrem ütücülüğü inceliyoruz.
1997'de İngiltere'nin Leicester kentinde sıradan bir akşam yaşanıyordu. Triko fabrikasında çalışan Phil Shaw, uzun bir mesainin ardından eve döndüğünde önünde iki seçenek vardı: Ya gömleklerini ütüleyecek ya da güzel havayı değerlendirmek için dışarı çıkacaktı.
O ise üçüncü bir yolu seçti. Ütü masasını kaptığı gibi arka bahçeye çıktı. Muhtemelen o gün yaptığı küçük şakanın yıllar sonra dünyanın en sıradışı ekstrem sporlarından birine dönüşeceğini kendisi bile tahmin etmiyordu.
Bugün ekstrem ütücülük, onlarca ülkede yapılan, dünya şampiyonası düzenlenen ve kendine özgü bir topluluğa sahip bir aktivite. Mantığı ise epey basit: Bir ütü masası, bir ütü, kırışık bir kıyafet ve mümkün olduğunca sıradışı bir ortam. Sonrası tamamen hayal gücüne kalıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Dağın zirvesinde, buzulların üzerinde, su altında, kayalıkların ortasında, kayak yaparken, kanoda ya da paraşütle atlayış sırasında... Normal şartlarda akla gelmeyecek her yer, ekstrem ütücüler için olası bir ütü odasına dönüşebiliyor.
İşin ilginç yanı, bu tamamen gelişigüzel yapılan bir gösteri de değil. Yarışmalarda katılımcılar yaratıcılıkları, seçtikleri ortamın zorluğu ve tehlike seviyesi kadar ütüledikleri kıyafetin gerçekten ne kadar düzgün olduğuna göre de değerlendiriliyor.
Yani zirvede çekilmiş güzel bir fotoğraf tek başına yetmiyor; gömleğin üzerindeki kırışıklıkların da kaybolmuş olması gerekiyor.
Ekstrem ütücülük kısa sürede İngiltere sınırlarını aştı. Phil Shaw, "Steam" lakabıyla ütü masasını yanına alıp Amerika Birleşik Devletleri'nden Yeni Zelanda'ya, Avustralya'dan Güney Afrika'ya kadar farklı ülkeleri dolaşarak bu sıradışı fikri tanıttı.
Alman sporcuların da ilgisiyle birlikte hareket uluslararası bir kimlik kazandı ve 2002'de Almanya'nın Bavyera bölgesinde ilk Dünya Ekstrem Ütücülük Şampiyonası düzenlendi. 9 ülkeden 12 takımın katıldığı organizasyonda yarışmacılar yalnızca cesaretlerini değil, yaratıcılıklarını da sergiledi.
Bir sporcu kayalıkların üzerinde halatlarla baş aşağı asılı halde ütü yaparken, bir başka yarışmacının otomobilin camından yaptığı deneme sırasında sağlık ekiplerinin devreye girmesi bile gerekti.
Belki de ekstrem ütücülüğü diğer sıradışı sporlardan ayıran en önemli özellik, rekabetten çok hikaye anlatması. Yeni Zelandalı Matthew Battley, bu sporun özünü tek cümlede özetliyor:
Asıl mesele ütü yapmak değil; ütü masasını hiç olmaması gereken bir yere götürmek.
Gerçekten de ekstrem ütücüler için en büyük mücadele çoğu zaman ütü yapmak değil, ütü masasını hedefe ulaştırmak oluyor.
Battley ve arkadaşları aktif bir yanardağ olan Ruapehu Dağı'na tırmanırken en büyük sorunlarının sert rüzgarlar değil, sırt çantalarından metrelerce dışarı taşan ütü masası olduğunu anlatıyor.
Kimi zaman sık ormanlarda dallara takılıyor, kimi zaman dik kayalıklarda iplerle yukarı çekiliyor. Zirveye ulaşıldığında ise birkaç dakika süren ütü performansı, saatler süren yolculuğun sembolüne dönüşüyor.
Yıllar içinde sporun sınırları da sürekli genişledi. 5 bin 440 metre yüksekliğindeki Everest Ana Kampı'nda ütü yapan ekipler, onlarca dalgıcın aynı anda su altında gömlek ütüleyerek kırdığı dünya rekorları ve İtalya'daki dünyanın en derin havuzunda 42 metre derinlikte gerçekleştirilen performanslar, bu çılgın fikrin ne kadar ileri taşınabileceğini gösterdi.
Elbette ekstrem ütücülük, wingsuit uçuşu ya da serbest solo tırmanış gibi ölümcül riskler barındıran sporlarla aynı kategoride değerlendirilmiyor.
Ancak sporun özü de zaten burada yatıyor. Çünkü bazen adrenalin yalnızca hızdan veya yükseklikten doğmuyor; insanın sıradan bir işi sıradışı bir deneyime dönüştürme isteğinden besleniyor.
Belki de ekstrem ütücülük bu yüzden hâlâ ilgi görüyor. Çünkü bize, macera duygusunun yalnızca yeni zirveler keşfetmekten ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Bazen tek gereken şey, yıllardır salonun köşesinde duran bir ütü masasını alıp onu dünyanın hiç beklemediği bir yere taşımak. İşte o anda sıradan bir ev işi, unutulmayacak bir maceraya dönüşüyor.
Kaynaklar: Mel Magazine, Call of the Wild
© The Independentturkish