Hatimoğulları: Çerçeve yasa, yasama dönemi kapanmadan gelmeli

Hatimoğulları, “PKK silahları bıraktı, ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor” sözlerine dikkat çekerek sürecin yasal zemine taşınması gerektiğini söyledi

Ekran alıntısı: Youtube

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Türkiye’nin hem derin bir ekonomik kriz hem de bölgesel jeopolitik gerilimlerin merkezinde olduğunu belirterek, çözümün toplumsal barış, ekonomik adalet ve demokratikleşmeden geçtiğini söyledi. Meclis’teki konuşmasında “PKK silahları bıraktı, ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor” ifadelerine atıfta bulunan Hatimoğulları, sürecin sözlü iyi niyet beyanlarıyla değil, yasal düzenlemelerle ilerlemesi gerektiğini vurguladı.

Hatimoğulları, Ankara'da yapılacak NATO toplantısı öncesi gerçekleştirilen gözaltılara tepki gösterdi.  NATO karşıtı eylemlerin savaş ve sömürü politikalarına itiraz anlamına geldiğini belirten Hatimoğulları, yüzlerce kişinin gözaltına alınmasını eleştirerek baskılara son verilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

NATO Zirvesi öncesi gözaltılara tepki

Bu sabah yine yoğun bir gözaltı haberine uyandık. Gece 03.00’ten bu yana, özellikle Ankara merkezli gözaltı furyasıyla karşı karşıyayız. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da yapılan baskınlarda, yüzlerce devrimci, sosyalist arkadaşımız gözaltına alındı. Bu, demokratik haklara ve siyasal özgürlüklere açıkça aykırıdır. Bileşenimiz Devrimci Parti’nin Eş Genel Başkanı Elif Torun Öneren’in de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bütün Türkiye’yi felç edecek şekilde güvenlik önlemleri alıyorlar. Bütün dünya açlıkla ve yoksullukla karşı karşıyayken, silahlanmaya milyarlarca dolar ayrılmasına itiraz ettikleri için arkadaşlarımız gözaltındadır. Halkların barış talebi kapılar kırılarak bastırılamaz. NATO yasakları kapsamında yurttaşların demokratik hakları engelleniyor. Valilik bir karar alıyor ve bunun hayata geçirilmesini istiyor. DEM Parti olarak buna itiraz ediyoruz. Bu kararın yürürlükten kalkması için ayrıca DEM Parti olarak dava açtık. Bunu bütün Türkiye’nin bilmesini istiyoruz. Demokratik haklara yönelik bu baskıları asla kabul etmiyoruz. NATO yasakları kapsamında yurttaşların demokratik hakları engelleniyor. Valilik bir karar alıyor ve bunun hayata geçirilmesini istiyor. DEM Parti olarak buna itiraz ediyoruz. Bu kararın yürürlükten kalkması için ayrıca DEM Parti olarak dava açtık. Bunu bütün Türkiye’nin bilmesini istiyoruz.

“Demokratik haklara yönelik bu baskıları asla kabul etmiyoruz”

Hz. Hüseyin ve beraberinde Kerbela’da katledilen tüm mazlumlar için yas-ı matem oruçlarının tutulduğu Muharrem ayı içerisindeyiz. Muharrem ayı, Alevi canlarımız için Kerbela’dan bugüne uzanan zulme karşı direnişin, adalet arayışının, hakikatin ve mazlumdan yana duruşun simgesidir. Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevi’ndeydim. Kobani Kumpas Davası’ndan hukuksuz biçimde tutuklu olan arkadaşlarımızı ziyaret ettim. Dilek Yağlı, Zeynep Karaman, Ali Ürküt, Nazmi Gür, Alp Altınörs, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız ve İsmail Şengül’le görüştüm. Yine Sincan Cezaevi’nde bulunan Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve Melike Göksu’yu ziyaret ettim. Her birinin gözünde aynı ışık, aynı devrimci inanç ve demokratik yaşama duyulan özlem vardı. Bu ülkenin barışçıl geleceğine dair derin bir umut vardı. Kobani Kumpas Davası’nın tam da sol sosyalist bileşenlerin ve bireylerin yurtsever halkla, Kürt halkıyla ortak yürüttükleri mücadelenin bir bedeli olduğunu mutlaka yeniden yeniden hatırlamamız gerektiğini bu ziyaretimizde bir kez daha gördük. Ve ben buradan bir kez daha bunu  hatırlatmak istiyorum. Ve orada bulunan bütün arkadaşlarımız, mevcut iktidarın bu uygulamalarını asla kabul etmiyor. Buna karşı direnmeye de devam edecek.

Ve bakın, bizler barışı konuşurken geçtiğimiz çarşamba günü görüştüğüm Ayşe Gökkan, cuma günü çıktığı duruşmada on dokuz buçuk yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bizler barışı konuşurken, bizler Türkiye’nin demokratikleşme aksının içine girmesini konuşur, değerlendirir, bunun görüşme ve müzakerelerini yapar ve bunun mücadelesini yürütürken Ayşe Gökkan’ın on dokuz buçuk yıl hapis cezası alması kabul edilemez. Ve hâlihazırda çok önemli AİHM kararları var Kobani Kumpas Davası’yla ilgili. Hem sevgili Selahattin Demirtaş için hem başka arkadaşlarımız için. Ve buradan bir kez daha şunu ifade ediyoruz: AİHM kararları acilen uygulanmalıdır. Ve sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan ve Leyla Güven şahsında hapishanede bulunan bütün siyasi tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Sizler dışarıda olana dek bu mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz. 

Bakın, geçtiğimiz günlerde LGBTİ+’ların hakları konusunda paylaşım yapan, Onur Haftası etkinliklerini duyuran sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Şu bilinmeli ki yasaklarla, baskılarla, sansürle ne LGBTİ+’lar yok olur ne kadınlar yok olur yeryüzünde. Mücadele daha da büyüyor. İçinde bulunduğumuz Onur Haftası’nda polis şiddeti o kadar korkunç manzaraların çıkmasına sebep oldu ki. Baskıya, sansüre ve nefrete karşı bizler dayanışmayı büyüteceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü ve demokrasiyi yok sayanlara karşı bizler bütün bu değerleri sonuna kadar savunacağız ve mağdur olan her kesimin yanında olmaya devam edeceğiz. Ve geçtiğimiz hafta burada, Meclis çatısı altında yaşanan bir başka baskı. Gitmiyor baskılar. Her yerde. Grup toplantılarını takip etmek üzere Meclise girmek isterken kadın gazetecilere kapıda çıplak aramaya varacak bir girişimde bulunulmuş. Bu korkunç, insan onurunu zedeleyen davranış hakkında gerekli inceleme Meclis Başkanlığı tarafından acilen başlatılmalı. Ve değerli basın emekçileri, Mecliste emek veren sizlersiniz. Bizim bu Türkiye’deki konuşmalarımızı Türkiye kamuoyuna, dünya kamuoyuna sizler iletiyorsunuz. Bizim aracılığımızla ulaşıyoruz. Ve burada hepiniz kamera arkasındasınız. Burada bilgisayarda haberlerinizi yazıyorsunuz. Bu çok büyük bir emek. Bu çok kıymetli bir emek. Ve sevgili basın emekçisi kardeşlerim, şunu bilin ki DEM Parti olarak hem insani anlamda hem de mesleki anlamda karşılaştığınız bütün sorunlarda DEM Parti her daim yanınızda, sizlerle dayanışma içinde olmak; aynı zamanda sizlerin desteği ve sözü olmak konusunda kararlı olduğumuzu bilmenizi isterim değerli arkadaşlar.

Küresel savaşlar, Ortadoğu ve barış çağrısı

Değerli halklarımız, dünyada nereye baksak bir yangın ve bir yıkımla karşı karşıyayız. Bu bir tesadüf değil. Bu, kapitalizmin kriziyle elbette ki başlamadı ama kapitalizmin 2008’deki kriziyle derinleşti. Pandemiyle derinleşti. Savaş ve çatışmalar artarak günümüze kadar bu şekilde geliyor. Her küresel zirve yeni bir felaketin kapısını aralıyor. Bakın, G7 zirvesi toplandı. Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini beklerken dünya kamuoyu bir kez daha alevlendirme kararı alındı ve hemen akabinde Moskova bombalandı. Çok kutuplu dünya kendini yeniden yapılandırıyor. Yapay zekânın gelişimi ve dijitalleşmenin hız kazanması nadir elementlere duyulan ihtiyacı artırıyor. Yeni dönem savaşlarının önemli nedenlerinden biri de bu. Enerji havzaları ve enerji koridorları, pazar alanları, ticaret savaşları cabası.

Bu dönemde burjuvazi, kendi inşa ettiği kurumları ve burjuva demokrasisinin kazanımları olan değerleri dahi yok sayıyor. İnsan hakları, evrensel değerler, demokrasi ve belki de işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılmış olan sosyal haklar tek tek tırpanlanıyor. Kuralsızlık, gücü yeten yetene. İşte böyle bir düzen soruyoruz buradan: Bu durumdan kimler kazanıyor? Bu sorunun yanıtı çok net. Bir avuç sermaye grubu, silah tüccarları, savaş lobileri, baronlar, spekülatörler kazanıyor. Kaybedense koca halklar, milyarlar kaybediyor bu tabloda. Bu vahşi kapitalizme karşı halkların, işçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist mücadele vermek dışında hiç seçeneğimiz yok. Gücümüzü sadece kendi ülkemizde değil, bütün dünyada, küresel ölçekte birleştirmek ve enternasyonalist mücadeleyi güçlü bir seviyeye taşımak zorundayız. Bakın, bu karanlık tabloda İran-ABD arasındaki anlaşma görüşmelerini biz DEM Parti olarak elbette memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok kıymetli, çok değerli. Silahların sustuğu her an insanlığın kazancıdır ve temennimiz şu ki bu anlaşma tamamına ersin ve sadece kâğıt üzerinde kalmasın.

İran-ABD anlaşması görüşülürken İsrail, Lübnan’ı bombalamaya devam ediyor. Doğu’nun incisi, dünyanın en güzel kentlerinden biri Beyrut. Ama o güzelim Beyrut’a şimdi bombalar yağmur gibi yağıyor. İsrail saldırıları 2 Mart’tan bu yana Lübnan’da biliyorsunuz çok yoğun bir biçimde devam ediyor. Ama 2 Mart’tan bu yana 4 bin insan, 4 bin Lübnanlı katledildi. Zaten nüfusu azalan bir ülke ve 1 milyona yakın insan Lübnan’dan göç ettirildi. Çatışmalar günlük olarak devam ediyor ve kesinlikle bu durdurulmalı. Bu anlaşmayla beraber Lübnan üzerindeki saldırılar da bitirilmeli. Ve aslında Orta Doğu’nun en önemli konularından ve gündemlerinden biri, Orta Doğu’nun kanayan yarası Filistin sorunu. Bakın, bu hengâmede neredeyse görünmez kılınmak isteniyor. Oysa İsrail’in Filistin işgali hâlâ devam ediyor ve hâlâ Filistinli çocuklar katlediliyor. Yine bu görüşmeler devam ederken, işgalin sona erdirilmesi de gündeme gelmeli. Orta Doğu’da silahlar susmalı ve barış konuşmalı. Bölge halkları olarak yıllardır savaşlardan bıktık, yorulduk. Çok öldük, çok kanımız aktı. Çok göç ettik, çok işkence yaşadık. Evlerimiz başımıza yıkıldı. Artık yeter. Artık yeter.

“Bölgenin barışı tesis edilmeli”

Bütün bölge halkları olarak barışa her şeyden daha çok ihtiyacımız var ve mutlaka bölgenin barışı tesis edilmeli. Ve buradan İran devletine de seslenmek istiyorum. Yaşadığınız musibetlerin muhasebesini yapacak, geleceğe ilişkin bir yapılanmanın içine gireceğinizi düşünüyoruz. İran’a müdahalenin başta İran halkları olmak üzere bütün bölge halklarına olumsuz etkilerinin farkındayız. Ve çözüm savaşta değil, barışta. Bu anlamda iç barışınızı sağlamanız çok önemli, çok kıymetli. Kürtlerin, Azerilerin, Farsların, Beluçların eşit yurttaşlık hakkının sağlanması, hele de bu dönemde, hayati bir öneme sahiptir. Kadınların özgürlüklerinin önü açılmalı. Saçı açık diye şarkı söyleyen bir sanatçıya kırbaç cezası verilmemeli. Hiç kimse idam edilmemeli. Bakın, biliyorsunuz İran’da savaş başlamadan önce esnafların, işçilerin, emekçilerin öncülüğünde yürüyüşler başladı. Halkın demokratik zemindeki isyanı söz konusuydu. Halk, “Açız,” dedi, “Ekmeğe muhtacız,” dedi İran’da ve “Adalet istiyoruz,” dedi. Bunun için binlerce insan katledildi. Buradan İran’a seslenmek istiyorum. Bu insanlar, bu demokratik ve insani talepleri için katledilmemeli. Şiddet görmemeli. Bu insanlar sizin yurttaşlarınız. Böylesi yeni bir başlangıca ilerlerken bütün bunları görmenizi umuyor ve temenni ediyoruz. Bir çift sözümüz de sözünü dışarıda değil, içeride arayan, İran’daki Kürt parçalarıyla ilgili olacak. Savaş döneminde Kürt halkının ortaya koyduğu bu tarihî öneme sahip tutuma değişmez bir karşılık verilmeli. Savaş başladığı andan bu yana Kürtleri tehlikeli bir mecraya çekmek istediler. Savaşta vekil güç yapmak istediler ama olmadı.

İran’daki Kürt örgütleri kimsenin taşbaşı olmadığını söylemiyle de pratiğiyle de gösterdi. Yalnızca halkların çıkarlarını hesap alan net bir tutum ortaya koydular. Bu çok değerli bir şey. Kürtlerin tutumu bu anlamıyla nettir. Irak’ta muhatap Bağdat, Türkiye’de Ankara, Suriye’de Şam, İran’da Tahran’dır. Bu tavrın ve tutumun değeri dört ülke tarafından da bilinmeli. Ve buna göre pratik adım atmalı bu dört ülke. Kürt sorununa yaklaşımla ilgili bahsettiğimiz dört ülke, tam da Kürt halkının bu önemli, tarihsel ve bölge halklarının barışını öngören, bunu merkezine alan tutumunu herkes görmeli. İran rejimi de buna karşılık vermeli. Kürtlere yönelik idam ve inkâr politikalarından vazgeçmeli, demokratik bir yöne doğru adım atmalıdır. İran’ın ortak geleceğinin yolu toplumsal barıştan, kadınların özgürlüğünü esas alan demokratik bir yönetimden, bir rejimden geçer. Ve buradan sevgili Jina Mahsa Amini şahsında özgürlük için mücadele veren bütün kadınlara, bütün insanlara selam olsun. Selam olsun Jin, Jiyan, Azadî felsefesini bu topraklarda ekenlere; selam olsun bu felsefeyi bu topraklarda yeşertenlere.

“Mutfaktaki yangın büyüyor”

Evet değerli Türkiye yurttaşları, jeopolitik krizlerin zemininde ekonomi politik çıkar çatışmaları yatar. Doğrudur. Türkiye bu karmaşaya tarihinin en kırılgan dönemlerinden birinde yakalandı. Mutfaktaki yangın büyüyor. Emeğiyle geçinen milyonlar için hayat her gün daha fazla zorlaşıyor. İşsizlik, yoksulluk, geçinememe, barınamama. Sabah markete giden bir emekliye emin olalım ki akşam buzdolabının önüne geçiyor, o kapıyı açıyor ve “Ben ne aldım ki? Benim emekli maaşımla bu dolabın zaten yarısı dolmaz,” diye o dolapta bugün ne yiyebilirim diye düşünüyor. Bakın, emeklilere mikrofon uzatıyorlar değil mi sokakta? “Evime haftalardır et girmiyor,” diyor. Ama bu iktidar bunları duymuyor. Bu iktidar bunları görmüyor. Bakın, sorumlusu değilmiş gibi de davranıyor. Bu konuda çok maharetliler, çok yetenekliler. Ama şu bilinmeli ki bu yoksulluğun, bu işsizliğin en temel nedeni elbette ki kapitalizmin krizi, sermayenin krizi; ama bir o kadar da en temel nedeni AKP iktidarının uyguladığı politikaların sonucudur. Enflasyon kalıcı hâle geldi Türkiye’de. Alım gücü eriyip gitti. Gelir dağılımı gittikçe bozuluyor. Bununla ilgili sadece iki örnek vereceğim. Birisi emeklilerden. On yıllarca çalışmış emekli geçinemiyor. Bunu bilmeyen yok. Bugün bu salonda da çok sayıda emekli abilerimiz, ablalarımız, kardeşlerimiz var. Geçinemiyorsunuz. Bunun farkındayız ki biz biliyoruz. Ve şimdi iş kurup çalışan altmış yaş üzerindeki emeklilerdeki oran yüzde yirmi arttı. Bakın, bu resmî rakamlara göre. Ama taksicilik yapan, işte bir emekçinin yanında çalışan, bir esnafta çalışan, yetmiş küsur yaşında inşaat işçiliği yapan emekliler var. İşte emeklilerin tablosu bu kürsüde.

Bir diğeri ev gençleri; eve kapatılan bir kuşak. Ve işte inanın, inanın değerli Türkiye halkları, bu tablo o kadar vahim ki Türkiye’yi yönetenlerin yemeyip içmeyip oturup üzerinde düşünmeleri gereken bir soru. Bakın, altı buçuk milyon genç ne eğitimde ne istihdamda; eve kapatılmış, üretimden koparılmış, hayatın dışına itilmiş durumda. Ve Türkiye genç bir kuşağın yitirilişini izliyor. Evet, Türkiye genç bir kuşağın yitirilişini izliyor. Bakın şöyle düşünün, bu gençler, bu altı buçuk milyon gençten bahsediyorum, sabah uyandıklarında gidecekleri okulu yok. Girecekleri işleri yok. Ama o gençlerin çok büyük hayalleri var. Enerjileri var. Gelecekten beklentileri var. Ve bu ülke onlara hiçbirini sunmuyor. Ve bir tek yurt dışı hayali kurmaya çalışıyor. Türkiye’de en yetenekli gençler, en büyük üniversiteleri bitirmiş olan gençler Avrupa’nın yolunu tutmak durumunda kalıyor. Ve bunun önünü açan, buna salık veren bu iktidarın kendisi, politikalarıdır. Bakın, Cumhurbaşkanı birçok konuşmasında söyledi. Kimi bakanlar sıklıkla ifade ediyor. Ve diyorlar ki nüfus yaşlanıyor. Evlenin, çocuk yapın. Altı buçuk milyon genç işsizken doğmamış çocuğa iş mi vadediyorsun?

“Öğretmenlerin talepleri çok net, çok insani”

Aş mı vadediyorsunuz? Sen neyin kafasını yaşıyorsun ey iktidar? Neyin kafası bu? Bakın, herkes devlet aklından söz eder. Ben şimdi devlet mevlet aklı bilmiyorum. Ama şundan eminim ki, eminiz ki akıllı bir devlet altı buçuk milyon gencin yurt dışına gitmesini engellemek için, onları istihdama katmak için, onları üretime katmak için çaba harcar ve bununla ilgili politikalar geliştirir. Bakın, özel okul öğretmenleri, mülakat mağduru öğretmenler günlerdir Mecliste, birkaç yüz adım ötede eylemdeler, açlık grevindeler. Onları ziyaret ettik, taleplerini dinledik ve talepleri çok net, çok basit, çok insani talepler. Şunu istiyorlar: Taban maaş uygulaması yapılsın, belirsiz süreli iş sözleşmeleri yapılsın, özlük hakları kamuda çalışan öğretmenlerle eşitlensin, liyakatsizliğin önünü açan torpilli mülakatlar son bulsun. Atanmak istiyorlar ve çalışmak istiyorlar. Bundan daha doğal bir talep olabilir mi?

Ama bu taleplerinin karşısında öğretmenler neyle karşılaşıyor? Öncelikle muhatap alınmıyorlar. Umarız ki bugün bir görüşme vardı, gerçekleşmiştir. Demokratik zeminde taleplerini dile getirirken polis tarafından coplanıyor, gözaltına alınıyorlar. Ama hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki öğretmen olarak, yani eğitim fakültelerinden mezun, başka fakültelerden mezun birçok genç iş bulamadığı için gitmiş polis olmuş. Şimdi o polisler o öğretmenleri copluyor. Polislerin aldığı maaşa bakın. Polisler çocuklarını geçindirebiliyor mu? Maaşları onlara yetiyor mu? Hayır. Ama geçinemeyen polis, kamu emekçileri insani maaş talep ettikleri için aynı polislere bu iktidar, bu talebi dile getirenleri gözaltına aldırıyor, gaz sıktırıyor. Adaletsizliğin, insanlık dışılığın geldiği boyut bu. Ve ben buradan soruyorum: Mecliste birkaç yüz metre ötedeki açlık grevinde bulunan öğretmenlere çözüm üretmeyen bir Meclis, çözüm üretmeyen bir siyaset, çözüm üretmeyen bir iktidar olur mu?

Bunlara çözüm üretemeyenler Rize’deki köylüye, Hakkâri’de yaylasında yaşayanlara, Kocaeli’de merdiven altı atölyelerde cefa içinde çalışanlara nasıl çare olacak, nasıl derman olacak? Ve Genel Kurulda, bakın, Genel Kurulda geçen hafta yaşanan bir olay. Uluslararası bir anlaşma görüşülüyor. AKP’li milletvekillerinden oluşan bir grup, yani yetmiş altı milletvekili sahte oy kullanıyor. Ben bunu bir milletvekili olarak söylerken buradan büyük bir mahcubiyet duyuyorum. Büyük bir utanç duyuyorum gerçekten. Ve bu sahteciliği yapanlar bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek? Bunu çok merak ediyorum. Batman’da yaşlılara yapılan insanlık dışı muameleyi böyle bir anlayış nasıl önleyebilir? Nasıl önleyecek? Bunu çok merak ediyorum.

“Temel yurttaşlık geliri acilen hayata geçirilmeli”

Ve değerli yurttaşlarımız, bizler DEM Parti olarak emeği merkezine alan eşitlikçi ve demokratik bir ekonomik anlayışı savunuyoruz. Kamusal hizmetler parasız, ana dilde ve erişilebilir olmalıdır. Temel hizmetleri kamusal ve parasız yapmak hem enflasyonist baskıyı önemli oranda azaltır hem de milyonlarca insana az da olsa bir nefes aldırır. Kreşleri ücretsiz yapmak mesela. Mesela sadece belli bir yaş üstü değil, bütün emeklilere ve gençlere ulaşımı parasız sağlamak. Mesela okullardaki öğrencilere bir öğün yemeği devletin karşılaması, kamunun karşılaması; yani aileler için bunu ücretsiz hâle getirmek. Bunlar çok şey değil. Ama bunlar aileleri az da olsa rahatlatabilecek, yurttaşlarımızı az da olsa rahatlatabilecek somut adımlar. Bunun için kaynak yok diyorlar. Külliyen yalan, külliyen yalan. Türkiye öyle kaynaksız bir ülke falan değil. Sağlıklı bir kaynak üretimi ve adil bir ekonomik dağılım ve paylaşımla pekâlâ bunun altından rahatlıkla kalkılabilir. Gençler için eğitim ve istihdam güvencesi, ulaşım, barınma, temel gıdaya erişim sağlanamaz mı? Sağlanabilir. Emekliler bu anlamıyla atılacak adımlarla onurlu bir yaşam süremez mi? Sürebilir.

Ve ben burada sizlerin huzurunda soruyorum: Kamu niye var? Devlet neden var? Yurttaşı aç, işsiz bırakmak için mi var? Hayır, tam tersi. Yurttaşın karnını doyurmak için devlet var. Barınma sorununu çözmek için kamu olmalı. Bunun için olmalı. Ama ne yazık ki mevcut iktidar şu anda beşli çetesiyle yandaşların karnını beslemekle meşgul olduğu için öğretmenlerimizle, işçiyle, emekçiyle, emekliyle, gençlerle ilgilenmeyi değil, başka şeyleri tercih etmiş durumdalar. Ve yine çok sıklıkla ifade ettik. Burada tekrar etmek istiyorum: Temel yurttaşlık geliri acilen hayata geçirilmeli. Nedir değerli Türkiye halkları, değerli işçi, emekçi kardeşlerim? Biliyorsunuz, geçmiş dönemlerde temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılırdı. Bir süredir bunu kaldırmış durumdalar. Ve temmuzda emekli maaşlarına, asgari ücrete mutlaka ama mutlaka zam yapılmalı. Emekli maaşı ve asgari ücret 60 bin TL’ye yükseltilmeli.

“Sınava girmek dahi bu ülkede artık sınıfsal”

Ankara’da açlık grevinde bulunan ve şimdi direnişlerini devam ettiren değerli öğretmen arkadaşlarımız bugün aramızdalar. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum ve mücadeleniz zafere ulaşana dek DEM Parti olarak yanınızdayız. Ortak mücadeledeyiz. Ve değerli Türkiye halkları, sevgili gençler; YKS’yi anmadan geçemeyeceğim. Geçtiğimiz hafta sonu zor bir maratonu tamamlayan genç arkadaşlarımız oldu. Ben kendilerinin emeklerine sağlık diyorum, geçmiş olsun diyorum. Zor bir maratondu hakikaten. Şunu da söylemem gerekiyor: Sınava girmek dahi bu ülkede artık sınıfsal. Bakın bir asgari ücretlinin yevmiyesi 935 TL’ye düşer, üç oturumlu YKS harcı 2100 TL. Yapay zindanlar, hayali düşmanlar ve hamasi söylemlerin Türkiye’ye getirdiği budur. Büyük bir sefalet, hem de çok büyük bir sefalet.

Ve sevgili gençler, sınavın nasıl geçtiğinden öte hayatın zorluklarına karşı nasıl durduğunuz geleceğinizi belirleyecek. Bir sınav geçti ama önümüzde kazanılacak kocaman bir hayat var. En güzel hayatı yaşamayı hak ediyorsunuz. Bu hayatı beraber mücadele ederek kazanacağız. Umudunuzu yitirmeyin sevgili gençler. Siz o kadar önemlisiniz ki her birinizin tek tek hayatı, her birinizin duygusu, her birinizin varlığı bizim için, Türkiye toplumu için, dünya için o kadar önemli ki. Ve lütfen umudunuzu yitirmeyin. Mücadele etmekten asla vazgeçmeyin. Sizler bu hayattan alacaklısınız ve alacaklarınızı almanız için biz DEM Parti olarak Türkiye’deki bütün gençlerle bir arada olmaya, ortak irade koymaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. İyi ki varsınız, var olmaya devam edin; mücadele ede ede var olmaya devam edin.

 “PKK silahları bıraktı, ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor”

Türkiye gerçekten çok derin bir ekonomik krizden geçiyor. Dünya ve bölgesel gelişmeler de aşırı çalkantılı ve bu çalkantının tam ortasında Türkiye var. Gözünüzde Türkiye haritasını canlandırın: Karadeniz’den Kafkaslara, güney sınırından Akdeniz’in içlerine kadar uzanan bir coğrafya. Her tarafta ya bir yangın ya da fitili ateşlenmek üzere bir gerilim var. Türkiye küresel çalkantıların ve enerji koridoru gerilimlerinin tam ortasında. Bu jeopolitik gelişmeler Türkiye halkları için hem büyük bir fırsat hem de çok ağır riskler barındırıyor. Bu denklemde doğru yanıt bellidir: Türkiye halklarını tehditlere karşı korumanın yolu toplumsal barış, ekonomik adalet, demokrasi ve hukuku inşa etmektir. DEM Parti olarak buna inanıyoruz, bunu savunuyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz.

Dünya bir savaş evresindeyken ve üçüncü dünya savaşının arifesindeyken, bölgemiz büyük bir fırtınadan geçerken barış ve demokrasi iddiası küçümsenemez; aksine güçlenmesi gereken bir iddiadır. Türkiye’nin yapması gereken, bölgesel savaşların uzantısı olmak değil, demokratik barışın kurucu gücü olmaktır. Geçtiğimiz günlerde Kürt toplumunun farklı kesimleriyle bir araya geldik. Bir Kürt yurttaşımız çok sade ve çarpıcı bir şekilde şunu ifade etti: PKK silahları bıraktı, ülkeye dönüp siyaset yapmak istiyor; ama iktidar belirsizliklerle vakit geçiriyor, Meclis irade göstermiyor. Ve soruyor: Çatışmanın sürmesini mi istiyorlar? Bu insanların yaşama katılması bu ülkeye ne kaybettirir? Nedir onları yasal adım atmaktan alıkoyan? Bu sorular DEM Parti’nin değil, Türkiye yurttaşlarının sorularıdır. Bu sorulara yanıt verilmelidir. Artık şunu görmek gerekir: Sözlü iyi niyet beyanlarıyla bu süreç yürütülemez. Çerçeve yasa gecikmeden Meclis gündemine gelmelidir. AKP sözcüsünün “yeni bir aşamadayız” açıklaması ve Meclis Başkanı’nın çerçeve yasayı en kısa sürede gündeme taşıyacaklarını belirtmesi önemlidir. Beklentimiz nettir: Bu süreç Temmuz ayını geçmemelidir, Meclis bu yasama dönemi kapanmadan bu çerçeveyi çıkarmalıdır.

Hiçbir yurttaşın, Kürt’ün de Türk’ün de Alevi’sinin de Laz’ının da barış umudunu ertelemeye kimsenin hakkı yoktur. Bu topraklarda barış umudu doğmuştur ve bu umut zamana yayılmamalıdır. Barışın zemini keyfiyet değil, hukuktur. Çerçeve yasa; silahların sustuğu yerde eşit yurttaşlığın, farklılık içinde birliğin ve yerel demokrasinin kapısını aralayacaktır. Bu düzenleme çatışma ve şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine geçişin önemli bir adımı olacaktır. Türkiye’nin ihtiyacı artık geçmişin korkularını yönetmek değil, ortak bir geleceği kurmaktır. Biz DEM Parti olarak barış için çalıştık, emek verdik ve vermeye devam ediyoruz. Barışın bize altın tepsiyle sunulmayacağını biliyoruz; mücadele ederek kazanılacağını biliyoruz. Barışın toplumsallaşması gerektiğini biliyoruz. Bunun yolu da örgütlenmeden ve ortak mücadeleden geçmektedir.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU