Hatimoğulları: İktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde; adım atılsın ki ülke nefes alsın

"İktidar artık Nasreddin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit, tespit tekerlemesine sarılarak puslu bir hava üretmemeli"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının ilk bölümünde emekçilerin yaşadığı sorunlara değinen Hatimoğulları, işçi ölümleri, çocuk işçiliği, ekonomik kriz ve bölgesel ulaşım sorunlarını gündeme taşıdı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda işçi ölümleri, maden emekçilerinin direnişi, çocuk işçiliği, ekonomik kriz ve Hakkari’deki ulaşım sorunlarına dikkat çekti. Hatimoğulları, “Bu ölümler kaza değil, cinayettir” dedi.

Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde fiber optik kablo döşeme çalışması sırasında yaşamını yitiren 74 yaşındaki işçi Ökkeş Erol’u hatırlatan Hatimoğulları, “Geçinemediği için bu yaşında çalışmak zorunda kalan bir emekçi hayatını kaybetti. Bu olay bir kaza değil, ülkenin emekçiye reva gördüğü düzenin sonucudur” dedi. Türkiye’de insanların çocuk yaşta çalışmaya başladığını, gençliğinde ve yaşlılığında da çalışmak zorunda bırakıldığını söyleyen Hatimoğulları, “Ökkeş Erol’un ölümü bu ülkenin utanç vesikasıdır. Bu ölümler fıtrat değil, katliamdır” ifadelerini kullandı.

Madenci direnişi ve çocuk işçiliği vurgusu

Ankara’da eylemlerini sürdüren Doruk Madencilik işçilerine de değinen Hatimoğulları, maaşlarını alamayan işçilerin açlık grevinin dokuzuncu gününde olduğunu belirtti. İşçilerin haklarını alana kadar mücadelelerini sürdüreceğini ifade eden Hatimoğulları, “Yağmur altında direniyorlar. Tek talepleri alın terlerinin karşılığını almak” diye konuştu.

İşçilere yönelik müdahaleleri de eleştiren Hatimoğulları, maaşları ödemeyen patronlar yerine hak arayan işçilere biber gazı sıkıldığını ve gözaltı uygulandığını söyledi.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocukların kutlamalarda olması gerekirken işçi çocuklarının ailelerinin eylemine destek verdiğini anlatan Hatimoğulları, çocuk işçiliğine ilişkin verileri de paylaştı. Hatimoğulları, 2013-2026 yılları arasında en az 852 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini, TÜİK verilerine göre 981 bin çocuğun çalıştığını, yaz aylarında bu sayının 3 milyona ulaştığını söyledi.

Ekonomi eleştirisi ve Hakkari tepkisi

Ekonomik krizin derinleştiğini savunan Hatimoğulları, iktidara yakın çevreler arasındaki tartışmaların gerçek gündemi perdelemeye yönelik olduğunu söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek üzerinden yürütülen tartışmalara değinen Hatimoğulları, “Türkiye ekonomisi iflas ederken bu tablonun sorumluluğu ortaktır. Bizim tarafımız emekçilerin, yoksulların ve geçinemeyenlerin yanıdır” dedi.

Konuşmasının sonunda Hakkari-Van yolunun heyelan nedeniyle kapanmasına tepki gösteren Hatimoğulları, günler geçmesine rağmen yolun açılmadığını ve alternatif güzergâh oluşturulmadığını belirtti. Havalimanının da hizmet vermediğini ifade eden Hatimoğulları, “21. yüzyılda bir kente ulaşılamıyor. Haritada var ama fiilen yok” diye konuştu.

Hatimoğulları  sözlerini şöyle sürdürdü:

Bursa-Ankara Otoyolu bırakın günlerce ya da haftalarca kapanmayı, iki saat dahi kapansa kıyamet kopar değil mi? Ama orada hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar. Haftalardır yol kapalı; bakanlık, valilik, Hakkari kayyımı ve bütün ilgililer, yetkililer sessiz sedasız. Buradan soruyorum: Bu bir cezalandırma mıdır? Kimler rant elde etmek için bu çözümsüzlüğü bu kadar büyütüyor? Hakkari’den Van’a birçok insan tedavi olmak için de gidiyor. Ve şimdi inanın, Hakkari’den Van’a tedavi olmak için gitmek isteyen insanlar, hastalar gidemiyor. Hastalıklarıyla orada kıvranmak durumunda kalıyorlar. Yukarıda saydığım bu korkunç tablo ve tablolar bal gibi de AKP iktidarının eseridir. Bakın, hani derler ya; “Orada bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür.” Bu sözler 1930’lu yıllarda yazılmış. Sene 2026. “Gitmesek de görmesek de, hizmet etmesek de” dönemi kapanmıştır. Gideceğiz, göreceğiz, hizmet edeceğiz. Hizmetlerde bölgesel ayrımcılık yapılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bolu Tüneli kapanırsa göstereceğimiz refleks neyse, Van-Hakkari yolu kapandığında da göstereceğimiz refleks o olacaktır. İşte mevcut iktidarın ve yetkililerin yapması gereken budur. Ayrımcılığı, ihmalkârlığı bırakın artık. Acilen bu mağduriyeti giderin. Ve biz buradan Hakkari halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bugün değerli arkadaşlar, bizler şimdi bu grup toplantısını gerçekleştirirken Van’da, Hakkari-Van yolunun açılması için Van’ın demokratik kitle örgütleri ve Van halkı şu an bir eylem içinde. Demokratik protesto hakkını kullanıyorlar ve bizler buradan Van halkına da selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Direnişlerini selamlıyoruz. 

"Soruşturmalar bir vitrine dönüşmemeli"

Kesilen nefes borularından biri de adalettir. Ülkeyi öyle bir hale getirdiler ki adliye saraylarının kapısına girdiğinizde kocaman bir “Adalet” yazısı görürdünüz. Ama adalet yok. Herkes artık her yerde adalet arıyor. Çünkü adalet yok. Adalet, o tabelalarda soğuk harfler olarak orada duruyor. Gerçek adalet artık herkesin aradığı bir şeye dönüşmüş durumda. Şimdi Adalet Bakanlığı bünyesinde faili meçhul suçları araştırma birimi kuruluyor. Kurulsun, araştırılsın elbette. Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması, faili meçhuller konusunda adım atılması son derece önemli. Bakın, yine burada şunun altını özellikle çizmek istiyorum. Gülistan’ın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın ölümü mutlaka araştırılmalıdır. Ve Rojin Kabaiş... Başta babası ve ailesi olmak üzere kadın hareketinin aylardır gündemden düşürmediği bu konuda, Rojin Kabaiş için adalet talebi mutlaka karşılanmalıdır. Ama buradan şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu soruşturmalar bir vitrine dönüşmemeli. Dağ fare doğurmamalı. Faili meçhul dediğimiz şey gökten inen bir karanlık değil. Bu sistemin ürettiği, koruduğu, sakladığı karanlığın ta kendisidir. Bakın; Mehmet Sincar, Uğur Mumcu, Ceylan Önkol, Deniz Poyraz, Hrant Dink, Berkin Elvan, Dargeçit davası, 10 Ekim Gar Katliamı... Faili meçhuller; bunları biz saysak inanın günler yetmez bize, günler yetmez. Bu kadar uzun bir liste ve bu kadar çok karartılmış hayat var. Cumartesi Anneleri bir ömürdür kayıplarını arıyor. Tüm faili belli davalar için gereken adımlar acilen atılmalı, evet. Ama bu adımlar sahici ve sonuç alıcı adımlar olmalı. Siyaset, bürokrasi, mafya... Çok tanıdık bir üçgen değil mi? Biz bu üçgeni nereden tanıyoruz? Susurluk’tan tanıyoruz bu üçgeni. Bu üç ayak yıllardır birlikte duruyor. Birbirini besliyor, koruyor. Ve bu yapı bozulmadan ülke karanlıktan kurtulamaz.

"O tuğla çekilmeli"

“Bir tuğla çekilirse duvar yıkılır” diyorlardı ya; evet, o tuğla çekilmeli, o duvar yıkılmalı. Ülke olarak ebediyen Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız. İşin ucu nereye dokunursa dokunsun üzerine gidilmeli. Hangi isim çıkarsa çıksın, hangi kurumun içine girerse girsin bu soruşturmalar yürütülmeli ve hesap sorulmalıdır. Gerek iç barış ve demokrasi, gerekse özgürlükler, bünyenin temizlenmesiyle mümkündür. Gülistan Doku dosyasında açığa çıkan iddialar bize bir şeyi yeniden gösterdi değerli arkadaşlar. Neyi gösterdi biliyor musunuz? Yıllardır bu kürsüde yapılan yanlışı ifade ettik, kayyum yanlışını anlattık. Kayyum bir idari tedbir değildir. Kayyum hukuki bir işlem değildir. Kayyum, halk iradesine çöken bir rejimdir. Dersim’e atanan kayyum vali şimdi organize cinayet konusunda yargılanıyor. Biraz daha araştırılsa bunun gibi niceleri çıkacak. Birçok kayyum valinin ve kaymakamın adı yolsuzluk belgelerinde var. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Sayıştay raporlarını okuduğunuzda kayyumların yolsuzluklarını ayan beyan göreceksiniz zaten. Halfeti’ye bakın; eski kayyum dahil onlarca kişi yolsuzluktan gözaltına alındı. Dün ellerinde telefon, dillerinde vatan, ağızlarında milliyetçilik vardı. 1938’lerdeki Umumi Müfettiş ve Vali Abdullah Alpdoğan’a verilen görev ve yetki neyse, bugünkü kayyum valide de odur. Biz onları çok iyi tanıyoruz. Ve yıllardır söylüyoruz: En çok vatan diyenin cebine bakın. En çok bayrak sallayanın ihalesine bakın. En çok DEM Parti’ye saldıranların işledikleri suçlara bakın. Çünkü bu ülkede hamaset, suçun örtüsüdür. Hamaset değil, somut olarak yapılması gerekenler belirtilmelidir. Biz DEM Parti olarak bu konuda somut yapılması gerekenlerin altını bugün bu kürsüden bir kez daha çiziyoruz. Meclis bünyesinde hakikati araştırma komisyonu kurulsun. Faili meçhuller gerçekten araştırılsın. Hakiki bir yüzleşme yapılsın ve özür dilenmesi gereken bütün tarihi hatalardan özür dilensin. Karanlıkta kalan bütün faili meçhuller aydınlatılsın. Evet, faili meçhullerde en ağır bedeli ödeyen bir siyasi partiyiz, böyle bir siyasi geleneğe sahip olan bir partiyiz. Ve çağrımız nettir: Toplumsal barışın yolunu açmak için faili meçhulleri aydınlatın. Sessizlik suça ortak olmaktır. Biz hiçbir zaman sessiz kalmadık. Şimdi de sessiz kalmayacağız. Ve buradan bir kez daha altını çiziyoruz ki bizler sizin suçunuza ortak olmadık, olmayacağız. Faili meçhuller araştırılsın. 

"Ellerini ovuşturanları görmüyor musunuz?"

Hepinizin bildiği üzere 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece barış umudunu büyütmedi, Türkiye’nin önüne tarihsel bir eşik koydu. Çatışma çözümleri deneyimlerine baktığımızda, örgütlerin onlarca yıl boyunca atabildiği adımlar Türkiye’de bir yılda atıldı. Bakın bu çok önemli. Ve inanın bununla ilgili ileriki zamanlarda çatışma ve çözüm süreçlerini çalışacak akademisyenler bunu önemli biçimde inceleyecekler. PKK, silahlara veda ettiğini ve örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan etti. Bunu gerçekleştirerek de tarihi bir hamle yapmış oldu. Bu, 100 yıllık cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerinden birisidir değerli arkadaşlar. Bu adımın gereklilikleri yapılırsa Türkiye sadece prangalarından kurtulmayacak, toplumsal kutuplaşma son bulacak, demokratikleşmenin zemini büyüyecek. Önümüzde bu kadar aydınlık bir tablo varken, barışa bu kadar yaklaşmışken, barışı ve demokratikleşmeyi bu kadar konuşuyorken, barış menziline koşar adımlarla gidilmesi gerekirken iktidar ne yapıyor? İktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içindedir. Altını tekrar çiziyoruz: Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an, süreç karşıtlarının hile ve hurdayla dolu provokatif tutumlar geliştirmesinin önünü açar. 

Bakın bu kadar fırsat ve risk denklemi söz konusuyken iktidara şu soruları soruyoruz: Ekranlarda sürekli “süreç tıkandı” diyerek ortalığı bulandıran medya simsarlarının ellerini nasıl ovuşturduklarını görmüyor musunuz? Bunu görmemek mümkün mü? Bu kesimler ve onlara çanak tutanlar şu sözümüzü iyi dinlesinler: Ellerinizi boşu boşuna ovuşturmayın, bu gölden size balık çıkmaz. Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız. Ve yine iktidara bir soru daha soruyoruz: Orta Doğu’daki istikrarsızlığı derinleştirmek isteyen güçler, bekleme halinizden son derece memnunlar. Bunu gerçekten görmüyor musunuz? Farkında değil misiniz bunun? Madem dış güçler diye bir tehdit algınız var, o zaman bu tehditleri ortadan kaldırmak için barıştan daha iyi bir yol yoktur. Bunun altını defalarca çizdik. İktidar artık Nasreddin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit, tespit tekerlemesine sarılarak puslu bir hava üretmemeli. Meclis komisyonunun nihai raporunu, eksik de olsa, siyasal barışın yolunu açmak için bir rehber olarak kabul etmeli ve buradan ilerlenmelidir. Artık arife tarif gerekmiyor değerli halkımız. Adım atılsın ki ülke nefes alsın. Adım atılsın ki barış umudunun üstündeki kara bulutlar dağılsın. Adım atılsın ki bu ülkede onurlu bir barış sağlansın. Ve biz buradan bir kez daha teyit ediyoruz ki ne olursa olsun bizler onurlu bir barışın mücadelesini vermeye, onurlu bir barışı toplumla beraber örmeye, örgütlemeye devam edeceğiz. Barış bu topraklarda mutlaka ve mutlaka kazanacak.

"Hukuki adımlar barışın süsü değildir, çatısıdır"

Bakın değerli Türkiye yurttaşları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin temel yakıtı Sayın Öcalan’ın iradesi, Kürt hareketinin, DEM Parti’nin, sol sosyalistlerin, demokratların ve barış yanlısı bütün güçlerin barış inadında ve inancındadır. Bizim için barış bir pazarlık konusu değildir. Bizim için barış bir iradedir, erdemdir, onur mücadelesidir. Türkiye 52 yıldır savaş ve çatışmalara tanıklık ediyor. Sonuç; ölümler, acı, kan, gözyaşı, kutuplaşma ve duygusal kopuştur. Sonuç bunlardır. Ve Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla PKK, silahlı mücadeleyi bitirdiğini ifade etti. Demokratik siyaset hakkını kullanmak istiyor. Bundan daha doğal ve daha meşru ne olabilir? Daha ne yapılsın? Bundan daha meşru ne olabilir? Biz gerçekten bu sorunun cevabını çok merak ediyoruz. Yıllardır sayısız defa “Silahları bıraksınlar, gelsinler siyaset yapsınlar” diyenler, şimdi neden siyaset zeminini hukukla örmüyorlar? Hukuki adımlar barışın süsü değildir, çatısıdır. Hukuki adımlar Türkiye’nin kendi yarasını kapatma gücü ve iradesidir. Toplumun önüne artık ölüm değil, söz konuşacak diyebilmenin de güvencesidir. Ve bakın, devlet aklı burada çekinerek değil, kurarak davranabilmelidir. Devlet aklı, fırsatı heba eden değil, tarihi anda sorumluluk alan olmalıdır. Bunu yapmak, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokratik cumhuriyete zemin hazırlayan tarihi bir gelişme olacaktır. Tarihte gerçekten görülmemiş bir fırsat var. Türkiye’de şu an çok önemli bir fırsat var. Ve bu fırsatı hiç kimse heba etmemeli. Hiç kimse, ama hiç kimse bu fırsatı heba etmemeli. Ve biz DEM Parti olarak bu fırsatın heba olmaması için, heba edilmesini engellemek için gece gündüz çalışıyorsak daha fazlasını çalışacağız. Bugüne kadar verdiğimiz emek neyse, onu katlayarak, daha da geliştirerek, daha da derinleştirerek çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü biz onurlu bir barışa yürekten inanıyoruz. Kalıcı bir barışın Kürtlere, Alevilere, inkâr edilen bütün farklı halklara ve inançlara pozitif katkı sağlayacağının çok net farkındayız. Ve bizler onurlu bir barışın bu topraklarda tesis edilmesinin, Türkiye demokrasisinin tıkanan damarlarını açacağına net olarak eminiz. Demokratik cumhuriyeti inşa etmenin yolunu daha fazla döşeyeceğine de yüzde yüz eminiz. Bunun için bizler büyük bir inançla, azimle ve bilinçle çalışmaya devam edeceğiz. Engelleri aşa aşa, görmezden gelenleri aşa aşa, bu süreci uzatmak isteyenlerin bunu yapmasını engelleyerek, sürecin bir an önce başarıya kavuşması için DEM Parti olarak sadece elimizi değil, gövdemizi de taşın altına koyuyoruz. Bunun için sonuna kadar da çalışacağız.

1 Mayıs çağrısı

1 Mayıs’a günler kaldı demeyeyim, saatler kaldı gerçekten. Bugün grubumuzda işçi arkadaşlarımız var. Bu ay işçi arkadaşlarımız grubumuza sıklıkla geldiler. Bundan duyduğumuz memnuniyeti buradan, bu kürsüden de bir kez daha ifade etmek isterim. Bugün aramızda olan bütün işçi arkadaşlarımıza bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Bakın az önce grup toplantısına inmeden işçi arkadaşlarımızla grup salonunda bir araya geldik. Onların konuşmalarını dinledik. Sorunlarını bize taşıdılar. Elbette biz DEM Parti olarak işçi arkadaşlarımızın, bütün sektörlerden gelen emekçilerin sorunlarını parlamentoda, gerek grubumuzda gerekse Genel Kurul’da taşıyoruz. Taşımaya da devam edeceğiz. Az önce de belirttim, bizler sadece parlamentoda değil, alanlarda da, meydanlarda da sizlerle beraberiz. Ve değerli arkadaşlar, bakın bir geri dönüşüm işçisi şunu söyledi biraz önce: “Taksitle yaşıyoruz, borçlu ölüyoruz.” Yine bir geri dönüşüm işçisinin ifadesiyle: “Bizi resmen kabul etmiyorlar. Güvenceli çalışamıyoruz. Oysa biz çok sayıda insanız, işçiyiz, emekçiyiz ve haklarımız tanınmalı.” Yine bir motokurye işçisi şunu ifade etti: “Trafikte hayatlarımızdan oluyoruz. Borç batağındayız. Motorumuz arızalansa onun dahi tamirini ve tadilatını biz işçiler maaşımızdan yapmak zorundayız. Dolayısıyla çalıştığımız para bize hiçbir şekilde bir artı sağlamıyor. Bıçak kemikte, bıçak ilikte.” Ve yine bir inşaat işçisi kardeşimiz şunu söyledi: “İnşaat işçileri olarak ağırlıklı biçimde taşeron işçisiyiz. Maaşlar sürekli geriden ödeniyor. Yani her bir inşaat işçisi, geriden gelen maaş nedeniyle en az üç ay, beş ay alacaklı. Bunlar da şanslı olanlar. Ben deprem bölgesinde 12 ay alacaklı işçileri de biliyorum. Bizler köle değiliz. Mültecilerden daha kötü bir hayat sürüyoruz burada. Yemek bizim için çok büyük bir sorun.” Evet değerli işçi kardeşlerim, sizin sorunlarınız bu ülkenin gerçek sorunu ve hakiki sorunudur. Türkiye’de milyonlar, sizin şimdi özetlediğiniz bu sorunları derinlemesine yaşıyor. Gerçekten bıçak kemikte; kemiği aştı, ilikte. Ve bizler 1 Mayıs’a saatler kala buradan 1 Mayıs çağrımızı yapacağız. 1 Mayıs işçinin, emekçinin, emeklinin, yoksulun, esnafın, çiftçinin mücadele günüdür. 1 Mayıs kadınların, gençlerin, LGBTİ+’ların mücadele günüdür. 1 Mayıs Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın, Çerkes’in, Roman’ın, Alevi’nin, Sünni’nin, Hristiyan’ın ve burada sayamadığım çok sayıda farklı halktan ve inançtan insanın mücadele günüdür. 1 Mayıs ezilenlerin ve sömürülenlerin hak arama günüdür. Ve 2026’da 1 Mayıs meydanlarını sadece baretlerle, kasklarla doldurmayacağız. Kadınların moruyla, devrimin kızılıyla, hak, hukuk, adalet ve barış pankartlarıyla doldurmamız tarihsel bir öneme sahiptir. Ve 1 Mayıs’ta hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Ben 1 Mayıs’ta Van’dayım. Van’daki işçi emekçi kardeşlerimizle ve değerli halkımızla beraber Van’da hak arayışımızı sürdüreceğiz. Aynı gün 1 Mayıs’ta eş başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan İstanbul’da olacak. Ve bizler ekmek için, barış için, adalet için, demokrasi için, özgürlükler için 1 Mayıs alanlarını hep beraber dolduralım. Hep beraber 1 Mayıs’ta haklarımızı haykıralım.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU