Pervin Buldan açıkladı: Öcalan, CHP'ye yönelik baskılardan rahatsız

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, T24’e verdiği röportajda hem yürütülen sürece hem de Türkiye’deki siyasi tabloya ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu

Fotoğraf: Independent Türkçe

TBMM Başkanvekili Buldan, yürütülen sürecin yalnızca Kürt meselesine indirgenemeyeceğini, Türkiye’nin tamamını ilgilendiren bir dönüşüm başlığı olduğunu vurguladı. Abdullah Öcalan’ın CHP’ye yönelik baskılardan rahatsızlık duyduğunu aktaran Buldan, ana muhalefetin süreçte daha aktif rol üstlenmesi gerektiğine dair değerlendirmeleri de paylaştı. DEM Parti’nin bu konuyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan görüşmelerde doğrudan gündeme getirdiğini belirten Buldan, “Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde ‘CHP üzerindeki baskı kalkmalı’ diyoruz, ancak bu konuda bir yanıt alamıyoruz” dedi.

Buldan, Abdullah Öcalan’ın gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek, CHP’ye yönelik uygulamalardan rahatsız olduğunu belirtti. Buldan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Bu meseleyi bizim Sayın Öcalan’a anlatmamıza gerek yok, zaten takip ediyor. Sürekli izliyor. CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız. Zaman zaman ifade ediyor. Çünkü bu süreç sadece Kürtleri ilgilendiren bir süreç değil. Ya da sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil. Türkiye toplumunun tamamını gelecek zaman içerisinde ilgilendirecek olan bir süreç. Tamam CHP sürece sahip çıkıyor, komisyona üye verdi, komisyondaki üyeleri gerçekten çok büyük katkılar sundular raporun çıkmasına. Sayın Özgür Özel’in açıklamaları ve desteği çok kıymetli bizim açımızdan. Fakat Sayın Öcalan sürece biraz daha sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyor. Bazen bunu ifade ediyor. CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde sözü var. Ama şimdi bunun yanında tabii ki CHP’nin zorlandığını biliyoruz. Tabanından, kendi seçmeninden baskı altında olduğunu biliyoruz. Kendi PM’si, MYK’sı büyük bir baskı kurdu CHP yönetimi üzerinde. “Bir taraftan bize bunlar yapılıyor, diğer demokratikleşme adı altında bir süreç yürütülüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyenler var.

CHP üzerindeki baskı durmalı. Yok cevap vermiyor. Şöyle söyleyeyim; Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde genel olarak aslında biz konuşuyoruz. Orada işte devlet yetkilileri de var biliyorsunuz. Onlar da konuşuyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı dinleyen bir pozisyonda ama sonuçta da temennisini de ifade eden bir yerde duruyor. Fakat bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim.

Ara seçim tartışmaları

Her siyasi parti aslında seçime hazırdır. Bunda bir tartışılacak bir şey olmadığını düşünüyorum ben. Ama bugün itibarıyla bizim DEM Parti olarak yoğunlaştığımız, mücadelesini verdiğimiz, üzerine çokça konuştuğumuz tek konu süreçtir. Çünkü bugün cezaevinde olan sadece Sayın İmamoğlu değil ki. Bakın Sayın Selahattin Demirtaş da cezaevinde. Bizim arkadaşlarımız, eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, kadın arkadaşlarımız da bugün cezaevinde. Çare bir an önce yasaların çıkması, demokratikleşme paketlerinin çıkması ve bu demokratikleşme paketleriyle birlikte cezaevlerindeki İmamoğlu gibi, Demirtaş gibi siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması.

Öcalan'ın statüsü ne olacak?

Öcalan bir süreç yürütüyor değil mi? Kendisi bu sürecin baş müzakerecisi. Öcalan olmasaydı PKK silah bırakır mıydı? Hayır. Öcalan olmasaydı PKK kendini fesheder miydi? Bu da hayır. Şimdi daha önümüzde yol var. Aşama aşama bu süreci tamamlamaya çalışacağız. O yüzden Sayın Öcalan’ın bir statüye ihtiyacı var. Yani bir konuma ihtiyacı var. Bakın konut demiyorum. Bir konum diyorum.

Biz hâlâ Sayın Öcalan'la her zaman toplantı yaptığımız yerde görüşüyoruz.  Ama Sayın Öcalan’ın hukuken bir statüye ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın yüzyıllık meselenin çözümü için özgür çalışma ve iletişim koşullarına sahip bir statüye sahip olması gerekiyor ki süreç de hızlanabilsin. Sıfatı nedir, bunun netleşmesi lazım.  

Sayın Öcalan bu sürecin defacto yürütülmesini istemiyor. Kendi pozisyonuna ilişkin de doğal olarak hukuki bir statü istiyor. Baş müzakereci olabilir, baş aktör olabilir. Ya da başka bir şey olur… Birlik ve kardeşlik sürecinin baş müzakerecisi. Ya da “Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü sürecinin baş aktörü” ya da baş müzakerecisi ya da başka bir şey.

Sayın Öcalan yöntem olarak kendi örgütüyle istişare etmeden ve ortaklaşmadan somut kararlar vermemeye özen gösteren bir lider. Farklı yollarla elbette ki örgütüyle iletişim kurulabilir, kurmalıdır. Kongre öncesinde yapıldı. Buna benzer bir yöntemle Öcalan’ın kendi örgütüyle bu meseleyi konuşması lazım, tartışması lazım, onayını alması lazım. Bir mutabakat sağlaması lazım ki bu yasa o haliyle genel kurula gelsin ve tartışmasız geçsin en azından. Ben bunun olabileceğini düşünüyorum. Devlet heyetinden iktidar mensuplarına muhalefet mensuplarına kime sorsam, herkes olması gerekenin bu olduğunu ifade ediyor. Çünkü herkes Öcalan’ın kendi örgütüne direkt kabul ettirmediği bir şeyi örgütün çok fazla dinlemeyeceği ve kabul etmeyeceği gerçekliğini biliyor. Bir şeyi ancak Sayın Öcalan onlara kabul ettirebilir. Herkes bu noktada aynı görüşte.

"Devletin yasa taslağı Öcalan'la konuşulmalı"

Bunlar mutabakat işi, konuşulacak. Henüz bizim bulunduğumuz ortalarda bunlar konuşulmadı. Ama devlet heyeti ve Sayın Öcalan bu konuları konuşmaya başladı mı bunu bilmiyoruz. Ama bir mutabakatın sağlanması lazım bu konuda. Sayın Öcalan’ın da Kandil’deki üst düzey yetkililerin de devletin de üzerinde mutabık kalacağı bir metin haline gelmesi gerekiyor. Devletin elbette ki bir taslağı vardır. Bizim de var, DEM Parti olarak bir yasa hazırlığımız var. CHP’nin de var, biliyoruz. MHP’nin de var. Yeni Yol’un da var. Herkesin var yani. Ama herkes belki kendine göre hazırladı. Önemli olan olmazları değil olurları büyütmek, müşterekleri çoğaltmak.

Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı.

"Yasal adımlar Meclis kapanmadan atılmalı"

Görüşmenin ana çerçevesi belirlediğinde ve karşılıklı beklentilerin ifade edildiği bir zeminde, nisan ayı bir takvim olarak belirlendi evet. Bu anlamıyla nisan ya da mayıs başı diyebileceğimiz bir aralıkta somut kime adımların atılmasını bekliyoruz. Bizlerde bu sürecin takipçisiyiz. Ama mevcut gidişata bakınca nisan ayı bitmeden olması zor görünüyor. Mayıs da olabilir, haziran da olabilir ama Meclis kapanmadan illa ki olmalı. Meclis temmuzda kapanmadan somut yasal düzenlemenin çıkması gerek.

İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.
 

T24

DAHA FAZLA HABER OKU