Göçmen kökenli Avrupalılar farklı fikirde

Görsel: tuicakademi.org

Avrupa'daki siyasi çatışmanın, geçen yüzyıl boyunca hakim olan geleneksel sol-sağ kutuplaşmasından farklı, yeni bir yüzünün ortaya çıktığı açıkça görülüyor. Bu durum, özellikle bazıları öncelikle göçmen kökenli Avrupalılara hitap eden siyasi güçlerin ve partilerin ortaya çıkmasından sonra daha da belirginleşti. Fakat bu, hepsinin tek bir vizyonun ve fikrin tarafını tuttuğu anlamına gelmiyor, aksine, bu grup içinde üyelerinin çoğunun siyasi eğilimlerinin genel resmini ortadan kaldırmayan bir çeşitlilik var olmaya devam etti.

Gerçek şu ki, Avrupa'daki büyük siyasi partilere veya büyük başkentlerdeki seçim mücadelelerinin kalıplarına bakıldığında, Küresel Güney'den gelen göçmenlerin çocuklarının bu mücadelelerin merkezine nasıl yerleştiği ortaya çıkıyor. Keza Avrupalı elitlerin artık, övgü veya kınama ile, göçmen kökenli Avrupalıları hedef aldığı da açığa çıkıyor. İlk kez, büyük Avrupa şehirlerinde yarışın, birleşik olmayan, aksine dikkat çekici bir şekilde bölünmüş göçmen kökenli adaylar arasında döndüğü açıkça görülüyor. Yine de bu adayların yönelimlerinin baskın bir özelliği var, o da aşırı sağ partileri reddetmeleri ve özellikle Fransa'da aşırı sol olarak sınıflandırılan “Boyun Eğmeyen Fransa” partisi gibi sol partilerle farklı derecelerde yakınlaşmalarıdır.

Gerçek şu ki, 2016'da Pakistan kökenli Müslüman bir belediye başkanını seçen Londra gibi büyük bir Avrupa başkenti, şimdi ona aşırı sağcı, beyaz bir erkeğin değil, aşırı sağcı Reform Partisi'ne mensup Mısır kökenli Müslüman bir kadın olan Laila Cunningham’ın rakip olmasına tanık oluyor. Cunnigham, aşırı sağcıların yaptığı gibi, dini kökenleri ile ulusal kimliği arasında net bir ayrım yapıyor, Müslüman toplumuna değil, İngiliz toplumuna ait olduğunu belirtiyor ve ikisini uzlaştırmaya çalışmıyor. Ayrıca, ebeveynlerinin 1960'larda Londra'ya göç etmiş olmasına ve yedi çocuk annesi olmasına rağmen (ki İngilizler için nispeten büyük bir aile), göçe ve göçmenlere karşı sert bir tavır benimsiyor.

Yine eski İngiliz İçişleri Bakanı Suella Braverman'ın (Hint kökenli) Muhafazakar Parti'den aşırı sağcı Reform Partisi'ne geçişine tanık olduk. Göçmen geçmişine rağmen Braverman, göçmen ve mülteci karşıtı tutumlar benimsedi. Filistin yanlısı göstericilere karşı şiddeti kışkırttı ve onları Yahudi karşıtı olarak nitelendirdi. Mevcut yasalara aykırı olarak, gösteri yapmalarını engelleyeceğini açıkladı. Ondan sonra göreve selefinin tam tersi görüşlere sahip olan, Pakistan kökenli Müslüman ve İşçi Partisi üyesi mevcut İçişleri Bakanı Shabana Mahmood geldi.

Paris'e gelince, önümüzdeki ay yapılacak belediye başkanlığı seçimlerinde yarışı önde götüren ilk 3 aday arasında göçmen kökenli iki kadın bulunuyor. Bunlardan ilki, diğer göçmen kökenli Fransız vatandaşları veya Filistin davasını savunurken hiç görülmemiş olan sağcı aday Rachida Dati. Dahası ağırlıklı olarak göçmen nüfusunun yaşadığı bölgeler olan “banliyölü kalabalıklara” karşı sert önlemler alınmasını istedi ve bazı dükkanların helal et reklamı yapmasına itiraz etti. Ayrıca, Fransız Anayasa Mahkemesi tarafından yasallaştırılmasına rağmen, bazı kadınların denize girerken özel bir kıyafet giymesine de karşı çıktı.

Kamuoyu yoklamalarına göre şu anda görevdeki sosyalist belediye başkanının ardından ikinci sırada yer alan bu sağcı aday, kendi Arap göçmen kökenine rağmen, adı dışında kendisini göçmen sorunlarıyla ilişkilendirmedi. Göçü Fransa'nın birincil sorunu olarak gören sağ kanatla aynı safta yer almayı seçti.

Anketlerde popülaritesi önemli ölçüde artan ve hatta adaylar arasında üçüncü sıraya yerleşen genç aday Sarah Knafo'ya gelince, Fas Yahudisi kökenli olup, aşırı sağcı olarak kabul edilen Ulusal Birlik'ten daha aşırı olarak tanımlanabilecek Reconquête Partisi'ne mensup.

Parti hâlâ nispeten küçük olsa da liderliğinde Arap dünyasındaki dini azınlıklardan bazı üyeler bulunuyor. Hatta Ulusal Birlik Partisi lideri, aşırılıkçı liderlerinden birini, söylemlerinin Fransa dışında yaşama deneyimlerinin bir ürünü olduğu için Fransa'yı temsil etmemekle suçladı.

Küresel Güney veya Ortadoğu'dan, özellikle Arap kökenli birçok göçmen Avrupa vatandaşlığına sahip. Aşırı sağcı grupların göçmenlerin geldikleri ülkelere geri dönmeleri veya göçmenlerin kabulüne kısıtlama getirilmesi yönündeki talepleri, göçmen kökenli Avrupalılar için geçerli değil, çünkü onlar artık Avrupa vatandaşıdır. On yıllardır vatandaş olan üçüncü nesil göçmenlere ulaştığımız şu dönemde, onlara karşı yapılan her türlü ayrımcılık, göçmenlerin kendilerini değil, hukukun üstünlüğünü ve vatandaşlık ilkesini tehdit etmektedir.

Aynı etnik ve dini kökene sahip insanların siyasi olarak farklılaşmaları ve çeşitli partileri seçmeleri, Avrupa'nın, birçok göçmenin artık sınır dışı edilebilecek yabancılar değil, tam hak ve sorumluluğa sahip vatandaşlar olduğunu fark edemeyen bazı vatandaşlarının ırkçılığından artık kurtulmaya başladığının bir işaretidir.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

Şarku'l Avsat

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU