DEM Parti bugün de Nusaybin'deydi... Uçar: SDG'nin ayağına taş değmesin, her zaman yanlarındayız

Suriye’nin kuzeyinde yaşanan gelişmelere karşı başlatılan nöbet eyleminin ikinci gününde konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, "Kürt'ün özgürlüğü neden zorunuza gidiyor?" diye konuştu

Mardin’in Nusaybin ilçesinde Suriye’nin kuzeyinde yaşanan gelişmelere karşı başlatılan nöbet eyleminin ikinci gününde, halk bugün de sınıra doğru yürüyüş gerçekleştirmek istedi. DEM Parti Nusaybin İlçe binası önünde toplanan grup, Hacılar Mezarlığı’na doğru yürüyüşe geçti. Ancak polis engeliyle karşılaşan grup, bunun üzerine ilçe merkezine doğru yürümeye karar verdi.

Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra çok sayıda partili ve yurttaş katıldı. Yürüyüşün ardından yapılan açıklamada konuşan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) destek mesajı vererek Türkiye’yi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıya uymaya davet etti.

Kılıçgün Uçar, konuşmasında yürüyüşün engellenmesine tepki göstererek şunları söyledi:

Bugün Rojava’da yaşanan savaşı ve katliamı, dün olduğu gibi barışın simgesi olan parka yürüyerek protesto etmek istedik. Üç-dört defa durdurulduk. Açıklamayı burada yapmamızın sebebi, emniyetin izin vermemesidir. Ancak geçtiğimiz aylarda Yalova’da IŞİD’lilerin nasıl konvoy yaptığına da hep birlikte tanıklık ettik. Eğer devletin tercihi buysa, açıkça söylesin.

"Devlet, Öcalan'ın sunduğu çözümü görmezden geliyor"

Kılıçgün Uçar sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu ülkede Kürt sorununun demokratik çözümüne dair son bir yılda umutlar bu kadar büyümüşken, son bir yılda tek bir insanın burnu bile kanamamışken, eğer yeniden aynı yöntemlere, eski yöntemlere başvurulacaksa devlet bunu açıkça ifade etsin. Bakın, Diyarbakır’da bir Kürt genci Rojava’da yaşananları protesto ettiği için darp edildi. Darp edildiğine dair görüntüler ortada. Yine başka bir Kürt genci, Rojava’da yaşananları protesto ettiği için darp edildi. Kürt’ün özgürlük talebine, Kürt’ün kimliğine, Kürt’ün mücadelesine yönelik bu saldırılar nedeniyle sokaklardayız. Devlet yetkililerinin dediği gibi bir kışkırtmayla değil; yüzyıllık duyguyla, yüzyıllık hafızayla sokaklardayız ve bunun değişmesini istiyoruz. Peki bu hafıza neyle değişecek? 27 Şubat çağrısıyla Sayın Öcalan’ın sunduğu çözümü devlet görmezden geliyor. Keşke 10 Mart mutabakatına gösterdiği ilgiyi, Türkiye’de barışın, özgürlüklerin ve ortak yaşamın tesis edilmesi için cesaretle ortaya konan bu çözüme de gösterseydi. Keşke Suriye topraklarında yürüttüğü diplomasiyi burada da açıkça yapsaydı. Ama yapmıyor.

"Türkiye'de IŞID seviciliğin bu kadar kabul görmesinden utanıyoruz"

Bakın, Mazlum Abdi daha fazla kan dökülmesin diye “Biz bir iç savaşa çekiliyoruz, bu bir tuzaktır” diyerek açıklama yaptı. Hala sağduyuyu, kapsayıcılığı ve diplomasiyi önemsediklerini ifade ediyorlar. Bu çok kıymetlidir ve bu fırsat kaçırılmamalıdır. Kürtler, dört parça Kürdistan’da tek bir şey için ayakta: özgürlük. Biz mücadelemizi özgürlüğümüz için verdik, Kürt kadınlarının özgürlüğü için verdik, bütün halkların özgür olabileceğine dair inancı büyütmek için verdik. Peki desteklenen HTŞ’ye, cezaevlerinden bırakılan IŞİD’liler Orta Doğu’ya ne vaat ediyor? Kopkoyu bir karanlık. Bu ülkede siyaset yürüten bütün siyasi partilere sesleniyoruz: Kürt kadınları apartmanlardan aşağı atılırken söyleyecek tek bir sözünüz yoktu. Kürt halkının gözlerini oyan, işkence eden, organlarını sökenler karşısında tek bir sözünüz yoktu. Bu ülkede barış olsun diye en cesur sözleri söyleyen Kürtlere karşı da tek bir sözünüz olmadı. Utanıyoruz. Türkiye’de IŞİD seviciliği siyasetinin bu kadar kabul görmesinden utanıyoruz.

Kürt halkı Suruç’u unutmadı, Ankara Garı’nı unutmadı, Antep’i, Ahmet’i unutmadı. Ama HTŞ’ye destek verenler diyor ki: “Kürtler olacağına IŞİD olsun, HTŞ olsun.” Bu, kopkoyu bir karanlıktır; içinde bir ışık zerresi bile yoktur. 2011 yılından bugüne, kendi eliyle, dişiyle, tırnağıyla özgürlüğü inşa edebilen dünyadaki tek yer vardır. Dünyanın bu kadar krizle yönetilmeye çalışıldığı bir dönemde, herkesin kendi kimliğiyle yaşayabildiği tek yer vardır. Kadınların köleleştirildiği, satıldığı bir düzende bunun böyle olmayacağını garanti eden tek yer vardır. Orası Rojava’dır. Bugün dört parça Kürdistan’da ve Avrupa’da Kürtlerin kalbi Rojava için atıyor. Bunu görmelisiniz, bunu duymalısınız. 

"Bu meseleyle diplomasiyle çözülebilir"

Günlerdir sokaklardayız. Halkımız yediden yetmişe soruyor: Kürt’ün özgürlüğü bu kadar mı zorunuza gidiyor? Kürt’ün kimliğinin tanınması bu kadar mı rahatsız ediyor? Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin söylediği gibi, bu mesele diplomasiyle, barışla ve müzakereyle çözülebilir. Kürt halkının iradesi tanınmalı, statüsü tanınmalıdır. Kürtlerin kimseden bir lütuf beklentisi yoktur; hak ettiğini istiyor. Herkesin hakkı olan özgürlüğünü, kimliğini, dilini istiyor. Nerede yaşarsa yaşasın bütün Kürtler bunu istiyor. Kimsenin zoruna gitmesin.

Bir yerde bir halk özgür değilse, kendi dilini ve kimliğini ifade edemiyorsa orada hiç kimse özgür değildir. Yıllardır Türkiye’de demokratik siyaset yürütürken anlatmak istediğimiz tam olarak budur. Çabamız budur. Bu yüzden diyoruz ki: Türkiye’deki bütün siyasi partiler, Meclis komisyonlarında yer alan bütün siyasi partiler yüzlerini 27 Şubat çağrısına dönmelidir. O kıymetli çağrının nasıl hayata geçirileceğini birlikte tartışalım. Bir daha heba olmaması için neler yapılması gerektiğini konuşalım. Bu ülkeyi Orta Doğu’da demokrasi ve özgürlükler açısından örnek bir ülke hâline hep birlikte getirelim. 

Kürt hakkını alınca kimse kendi hakkından bir şey kaybetmez. Demokratik siyaset hayat bulunca hiç kimse siyasetsiz kalmaz. Rojava’da Kürtlere dayatılan savaş, Allah’tan korkmayanların, kuldan utanmayanların savaşıdır. Bu yüzden Türkiye başta olmak üzere Orta Doğu’da ve dünyada herkese çağrımızdır: Bütün dünyayı IŞİD vahşetinden kurtaran kadınlara, özgür bir yaşamı inşa eden Demokratik Suriye Güçleri’ne sahip çıkın. Yarın geç olabilir. IŞİD’in yıllarca Orta Doğu’da neler yaptığını hep birlikte gördük. Öyle büyütüldü, öyle önleri açıldı ki katliamları Avrupa’ya kadar ulaştı. Ama şimdi görüyoruz ki herkes susmuş durumda. Neredeyse IŞİD ve HTŞ’nin kazanma ihtimali için halaylar çekilecek, konvoylar yapılacak. Ayıptır, bundan vazgeçilsin. Biz yaşadığımız müddetçe Demokratik Suriye Güçleri’nin savunduklarını savunmaya devam edeceğiz. Biz yaşadığımız müddetçe, hangi coğrafyada olursa olsun Kürt halkının özgürlüğünü de Türkmenlerin özgürlüğünü de bütün halkların özgürlüğünü de savunmayı sürdüreceğiz.

Rojava’da hayata geçirilmek istenen bir tuzak vardır; Rojava’da yürütülen bir komplo vardır. Bu komplo başarıya ulaşırsa, bütün Orta Doğu IŞİD karanlığında boğulacaktır. Biz diyoruz ki karanlığa değil, bin bir emekle örülen, bin bir bedelle kazanılan özgürlüğe sahip çıkalım. Rojava’da hayat bulan ortak yaşam iradesine destek olalım, ona sahip çıkalım. Burada her bir annemizin saç telinde bir hafıza vardır. Burada her bir insanımızın mücadelesinde bir hafıza vardır. O hafıza bize şunu söylüyor: Kürtler kaybetmedi, Kürtler kaybetmeyecek. Bu duygularla, yediden yetmişe sokakları terk etmeyen halkımızın ayağına taş değmesin. Bu duygularla, özgürlüğünü ve kimliğini savunmak için her türlü bedeli göze alan Demokratik Suriye Güçleri’nin de ayağına taş değmesin. Her zaman yanlarındayız. Her zaman yanlarındayız. Biji berxwedana Rojava.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU