TÜSİAD'ın yeni başkanı Ozan Diren oldu

Diren,TÜSİAD Olağan Genel Kurulu’na tek aday olarak katıldı

Fotoğraf: ANKA

TÜSİAD’ın seçimli Olağan Genel Kurulu toplantısı Beşiktaş’taki Four Seasons Otel’de bugün yapıldı. Mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan tekrar aday olmazken Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ozan Diren, tek aday olarak girdiği seçimde yeni Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Divan Kurulu Başkanlığı’nı Tuncay Özilhan’ın yaptığı kurulda açılış konuşmasını yapan TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, ülkelerin iç politikalarında ve ekonomilerinde yaşanan jeopolitik gelişmelerin uluslararası ticaret düzenine etkilerine değinerek şunları söyledi:

2025’te büyük bir değişim yaşadık derken 2026 yılına dünya hızlı girdi. 3 Ocak’ta Venezuela’da olduğu gibi jeopolitik gelişmeler başka bir noktaya taşındı. BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası hukuka dair değerlendirmeleri bir referans noktası olmaya devam ediyor ancak değişen güç dengeleri, ülkelerin tepkilerini ve önceliklerini giderek daha fazla şekillendiriyor. Değişim hızla devam ediyor. Güç blokları oluşumu, teknoloji yarışı, hibrit güvenlik tehditleri, ekonomik yaptırımlar sonucu yavaşlayan küresel büyüme, iklim değişikliğinin etkileri ve son dönemde ABD’nin öngörülemez dış politikası büyük bir belirsizlik ortamı yaratıyor. Ekonomik güç gelişmiş batıdan doğuya, özellikle Çin’e kayarken ABD’nin askeri gücünün tartışılmaz üstünlüğü, geçmişte hiç görülmemiş bir güç ayrışmasına ve belirsizliğe yol açıyor. Tarihte birçok örneği olduğu gibi belirsizlik ortamında doğru pozisyon alan ülkeler büyük fırsatlar yakalarken yanlış konumlanan ülkeler de büyük darbeler alıyor. Doğru pozisyon alarak ve bölgesel avantajlarımızı kullanarak verimliliğe dayalı kalkınma modeliyle hedeflerimize ulaşabiliriz. Yeni dünya düzeninde büyümenin kalbi verimlilik olmak zorundadır. Verimlilik artmazsa büyüme kırılgan kalır. Enflasyonla mücadele zorlaşır ve uzar. Ücretler reel olarak yükselmez. Refah artışı gerçekleşmez. Gerçekleşen enflasyonla algılanan enflasyon arasında fark olur. Verimliliğe dayalı ekonomik büyümeye geçebilirsek ülke olarak kalkınmayı sağlayabiliriz.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Ekonomik büyüme otomatik olarak kalkınma yaratmaz”

Ekonomik büyüme olmadan kalkınma olmaz ama ekonomik büyüme otomatik olarak kalkınma yaratmaz. Kalkınma, büyümenin topluma adil ve sürdürülebilir şekilde yayılmasıdır. 2026’nın ana gündemi verimlilik seferberliği olmalıdır. Küresel ekonomi daha seçici ve maliyetli bir düzene geçti. Bu geçici bir dalga değil. Oluşan bu yeni mimari rekabetin ölçüsünü değiştirdi. Bu dönüşüm üç alanda somutlaşıyor. Birinci değişim, jeopolitik ve yaptırımlar rejiminde. Savaşlar, yaptırımlar ve ihracat tarifeleri ticareti uzaktan izlemiyor, içine giriyor. İkinci değişim, sanayi politikası rejiminde. Büyük ekonomiler üretimi yeniden konumlandırıyor. Kritik girdileri kendileri üretmek istiyor. Tedarik zincirini kısıtlıyor. Teknoloji geliştirmeyi, erişimi ve kullanmayı stratejik bir alan olarak yönetiyor. Üçüncü değişim standartlar rejiminde. Standartlar artık pazar erişiminin ön koşulu. Karbon ayak izi, izlenebilirlik, ürün ve veri güvenliği soyut hedefler değil. Sınırda siparişi durdurabilen, iptal ettirebilen, finansmanı pahalılaştırabilen kurallar. Bu üç değişim birleşince küresel rekabetin ölçütü değişiyor. Ucuz üretim tek başına yetmiyor. Bu yeni düzende büyümeyle kalkınma arasındaki ilişki daha belirgin hâle geliyor.

“İyi eğitilmiş insan kaynağına ihtiyaç var”

Türkiye açısında mesele net. Verimliliği artırarak rekabet gücü yaratacak stratejik avantajlarımız var. Bunları akılcı kullanarak verimlilik artırımı sağlamalıyız. Eşsiz bir pazar erişime sahibiz. Üretim çeşitliliği sunan bir sanayimiz var. Katma değerli ürün üretme potansiyelimiz var. Küresel ticaret zincirlerini entegre olma tecrübemiz var. Savunma sanayide akıllı adımlar atmış durumdayız. Tarım alanı ve sulama imkanlarımız var. Yaşlanan Avrupa başta olmak üzere tüm çevre ülkelere üstün sağlık hizmeti sunma avantajımız var. Her sektörde verimlilik yaratmak için iyi eğitilmiş insan kaynağına ihtiyaç var. Doğru eğitim politikaları ve fırsat eşitliği sağlandığında potansiyeli yüksek gençlerimizle katma değerli ürün yaratma potansiyelimiz var. Tersine beyin göçünü gerçekleştirip eğitimi de sağlık gibi ihraç ettiğimiz bir hizmet hâline getirebiliriz. 2026 yılında Türkiye’de verimlilik artışını sağlamak için beş somut ve ölçülebilir hedefimiz olmalı. Bunları gerçekleştirebilirsek büyümeyi kalkınmaya dönüştürebiliriz. Birinci hedef, insan kaynağını tam kullanmak. Türkiye’de istihdam oranı düşük. Kadınların istihdamı da bunun altında. Erkek istihdam oranı yüzde 66,8 iken kadın istihdam oranı sadece yüzde 31,9. Bu tablo üretim kapasitesinin büyük bölümünün sistem dışı kaldığını gösteriyor. Kadın istihdamı bir yan başlık değil, üretimin ve rekabetin ana başlığıdır. Çözüm çok net. Çocuk ve yaşlı bakımı altyapısını ve okul öncesi eğitimi güçlendirerek kadınların istihdama daha fazla katılmasını sağlamalıyız.

“Firmalar çalışan, gençler de diplomaya rağmen işlere giremiyor”

İkinci hedef, beceriyle işi eşleştirmek ve okuldan işe geçişi sağlamak. İş dünyası aynı anda iki çarpıcı konuyu gündeme getiriyor. Birincisi ‘Nitelikli çalışan bulamıyoruz’ diyor. İkincisi ‘Genç işsizliği yüksek’ diyor. Bu bir eşleşme sorunudur. Eğitimin kazandırdığı beceriyle iş dünyasının beklediği beceriler aynı şekilde gelişmiyor. Firmalar aradığı nitelikli çalışanı bulamıyor, gençler de diplomaya rağmen katma değer yaratan işlere giremiyor. Üçüncü hedef, verimli firmaya büyütmek ve kaynak akışını yönlendirmek. Türkiye’de çok sayıda küçük ölçekli firma var, bu ekonomik canlılık göstergesidir ancak verimlilik sıçraması, verimli firmaların büyümesiyle olur. Sorun, verimli firmaların büyüyememesi ve finansman kaynakların verimliliği düşük firmalarda kilitlenmesidir. Çözüm destek politikalarını değiştirmektir. Dördüncü hedef, rekabetin ve kuralların üretkenliği ödüllendirdiği, kayıt dışını yok ettiği bir ortam yaratmak. Kurallar sık değiştiğinde yatırım ertelenir. Belirsizlik arttığında yatırım ufku dağılır. Denetim ve kurallara uyum verimliliği destekler. Kayıt dışılık merkezi bir başlıktır, sadece vergi kaybı değildir. Verimlilik, kalite, iş güvenliği ve ücret düzeyi kaybıdır.

“2026’yı geçiş yılı gibi görmeyelim”

Beşinci hedef, teknolojiyi ve iyi yönetimi yaygınlaştırmak. Teknolojik değişimi kaçıran firmalar ve ülkeler geride kalıyor. Günümüzde elektrikli araçların otomotiv sektöründe yarattığı değişim çok net bir örnektir. Mesele sadece teknolojiye yatırım değildir, doğru teknolojinin etkin kullanımı ile verimlilik yaratmaktır. Bu beş hedefi bir arada okuduğumuzda tablo netleşiyor. İnsan kaynağını sisteme daha fazla dahil eden, beceriyi işle buluşturan, verimli firmaları büyüten, kuralları üretkenliği ödüllendiren şekilde sadeleştiren, teknolojiyi ve iyi yönetimi yaygınlaştıran bir büyüme tasarımıyla verimliliğe dayalı kalkınmayı gerçekleştirebiliriz. Avrupa Birliği ile uyum sadece bir hedefe yürümek anlamına gelmiyor. Avrupa hızla değişiyor. Rekabeti ekonomik güvenlik çerçevesinde yeniden tanımlıyor. Ülkemizin kazanımlarını derinleştirmek için Avrupa Birliği ile entegrasyonu verimlilik ve kalkınma hedeflerimizin tamamlayıcısı olarak stratejimizin temeline almalıyız. 2026 verimlilik seferberliğini özel sektör ve kamu olarak hep birlikte gerçekleştirmeliyiz. Biz iş dünyası olarak bu değişimin bir parçası olmalıyız. Arzumuz, kuralların sık değişmediği piyasa ortamı, ekonomi politikasının verimlilikle rekabet gücü yaratacak yönde şekillenmesi, desteklerin bölgesel avantajların kullanımına ve verimlilik üreten yatırımlara öncelik vermesi, her başlıkta ölçülen ve düzenle açıklanan hedefler olması. Bu ortak çerçeve hem yatırımların hızını artırır hem de Avrupa ve küresel değer zincirinde Türkiye’nin yerini güçlendirir. 2026’yı bir geçiş yılı gibi görmeyelim, verimlilik ile kalkınma yılı yapalım.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU