Bir elbise nasıl sandviçten daha ucuz olabilir?

Kovid-19, küresel moda endüstrisinin ucuz emek sömürüsüne ne kadar bağımlı olduğunu gözler önüne serdi

Bangladeş’in başkenti Dakka'da hazır giyim işçileri, nisanda koronavirüs tecridi nedeniyle ödenmeyen ücretlerini talep etmek üzere gösteri düzenlemişti (Reuters)

Koronavirüs pandemisi dünya çapında 2,5 trilyon dolarlık moda endüstrisini krize sürükleyerek Batı'da mağaza kapanmalarına, işten çıkarmalara ve iflas davalarına yol açtı. Ayrıca dünya çapında milyonlarca hazır giyim işçisinin geçim kaynağını tehdit ediyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu yıl dünya iki muazzam zorlukla yüzleşmek zorunda kaldı. Kovid-19 ve hastalığın neden olduğu ekonomik felaket. Bu durum halihazırda düşük ücretlerle ve sahip olduğu az sayıda sosyal hakla uğraşmak zorunda kalan ekonomik açıdan savunmasız işçilere ağır bir zarar verdi. İşçilerin içinde bulundukları kötü durum, moda endüstrisi de dahil olmak üzere küreselleşen dünyanın birçok köşesine yayılan kapsamlı eşitsizliği ortaya çıkardı.

Pandeminin yarattığı ekonomik baskılar, modanın ucuz emek sömürüsüne ne kadar bağımlı olduğunu ve felaket dönemlerinde bu karşılıklı bağımlılığın ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne serdi. Dünya Bankası'nın pandemi nedeniyle 2021 sonuna kadar 150 milyon kadar insanın aşırı yoksulluğun pençesine düşebileceği uyarısı gözardı edilemez.

Kovid-19 yayılmaya başladığında ve karantina uygulamaları dünyayı durma noktasına getirdiğinde, gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca düşük maaşlı hazır giyim işçisi bu acının önemli kısmını üstlendi. Moda tedarik zincirlerinin kesintiye uğramasıyla ödemeler dondurulurken ve siparişler iptal edilirken Vietnam, Kamboçya, Hindistan ve Bangladeş'teki fabrika sahipleri büyük darbe aldı. İşçilerin çoğu, küresel bir sağlık krizinin ortasında kendi başlarına hayatlarını idame ettirmeleri için ödeme yapılmadan evlerine gönderildi.

Kovid-19 etkisini artırmaya devam ederken, insan hakları aktivistleri moda endüstrisinin Çin’in Sincan bölgesindeki Uygur nüfusunun baskı altına alınmasında oynadığı role de dikkat çekti.

Ülkenin en büyük Müslüman etnik azınlığı olan Uygurlar, iktidardaki Komünist Parti'nin baskı kampanyasının hedefi haline geldi. Bir milyona yakın kişi gözaltına alındı, geleneksel yaşam tarzlarından vazgeçmeye zorlanarak mecburi iş programlarında kullanıldılar. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2017'den 2019'a kadar en az 80 bin kişi Sincan'dan Çin'deki fabrikalara transfer edildi. İşten ayrılmalarına izin verilmedi ve gözetim altında çalıştırıldılar.

Devlete bağlı Çin medyasına göre, ülkenin pandemiyle karşı karşıya kalmasına rağmen transferlerin 2020'de de devam ettiği görülüyor. Temmuzda uluslararası örgütlerden oluşan Uygurların Zorla Çalıştırılmasına Son isimli bir koalisyon, tedarik zincirlerinin Sincan'dan gelen işçilerin zorla çalıştırılmasıyla bağlantılı olmadığından emin olmak için gerekli adımları atmadığına inandıkları moda markalarının isimlerini yayımladı (küresel üretimin neredeyse yüzde 20'sini oluşturan Çin pamuğunun yaklaşık yüzde 85'i Sincan'dan geliyor).

Mücadele edenler sadece Asya'daki hazır giyim işçileri değil. The Sunday Times of London tarafından temmuzda yapılan bir araştırma, Leicester'daki bir fabrikada ultra hızlı moda perakendecisi Boohoo için kıyafet yapan işçilere saatte 3,50 sterlin (35 TL) kadar az ödeme yapıldığını ortaya çıkardı. (Britanya'da 25 yaşın üzerindeki insanlar için asgari ücret saatte 8,72 sterlin).

Leicester'da işçi hakları için kampanya yürüten ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Labour Behind the Label (Etiketin Arkasındaki Emek), pandemi sırasında sosyal mesafe önlemlerine çok az özen gösterilerek çalışıldığını, hatta bazı çalışanlara Kovid-19 testleri pozitif çıktığı halde işe gitmelerinin söylendiğini belirtti.
 


Her şeyden önce, özellikle de dünya ölümcül bir hastalıkla savaşırken, düşük ücretli işçilerin durumu oldukça sıkıntılı. Imperial College London'daki araştırmacıların yaptığı bir araştırma, düşük gelirli ve düşük-orta gelirli ülkelerdeki yoksul insanların Kovid-19'dan ölme olasılığının varlıklı insanlara göre çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. ABD'de pandeminin ekonomik etkileri düşük gelirli yetişkinler için çok daha kötü oldu.

The Business of Fashion tarafından 2016'da düzenlenen ve moda endüstrisindeki yenilikçilerin bir araya geldiği Voices etkinliğinde konuşan Hollandalı trend tahmincisi Li Edelkoort, şu soruyu sormuştu:

Bir giysinin sandviçten daha ucuz olması nasıl mümkün olabilir? Ekilmesi, büyütülmesi, hasat edilmesi, işlem görmesi, çekilmesi, örülmesi, kesilmesi, dikilmesi, bitirilmesi, basılması, etiketlenmesi, paketlenmesi ve taşınması gereken bir ürün nasıl birkaç euroya mal olabilir?

Bu, o zamandan bu yana aklımda kalan bir soru.

Pamuk, tekstil ve hazır giyim endüstrileri zaten Kovid-19’un ortaya çıkardığı çürümeden çok önce emek sömürüsüyle ilişkiliydi. Moda endüstrisi, kârı en üst düzeye çıkarmak için insanlara geçinebileceklerinin altında ödeme yapan bir sistemin uzun zamandır suç ortağı. Bu iş modeli doğası gereği sürdürülemez fiyatlarla dağlar kadar giysi satmaya odaklandı ve onları yaratanlara karşılık olarak gittikçe daha az şey verdi.

4 milyon hazır giyim işçisine ev sahipliği yapan Bangladeş'i ele alalım. Birçoğu hükümetin zorunlu kıldığı asgari ücretten biraz daha fazlasını kazanıyor. Bu tutar ayda sadece 8 bin taka yani 100 dolardan az. Adil ücret kampanyası yürütenler, işçilerin rahat yaşamaları için bu miktarın iki katına ihtiyaç duyulacağını söylüyor.

En havalı moda markaları bile tedarik zincirlerindeki en savunmasız işçileri sömürüyor. Dior ve Saint Laurent gibi lüks markalar, genellikle daha düşük maliyetlerle karmaşık nakış ve süslemelerin üretimi için Hindistan'daki taşeronlara yöneliyor. İşi yapmak için kiralanan çok yetenekli zanaatkârlar çok az para alıyorlar. Aslında bazı işe alma şirketleri genellikle giysilerin son birleştirmesini Avrupa'da gerçekleştiriyor ve yanıltıcı bir şekilde onları "İtalyan Malı" veya "Fransız Malı" olarak etiketliyor.

İnsanların gerçek karakterinin herhangi bir bunalım, buhran veya kriz sırasında nasıl tepki verdikleriyle görüldüğü söylenir. Aynı şey 2,5 trilyon dolarlık küresel moda endüstrisi ve karşılaştığı zorluklar için de söylenebilir. Pandemi, sektörün gelirlerinde önemli bir düşüşe, perakendeciler arasında bir iflas davası dalgasına ve tüketiciler arasında belirsizliğe yol açtı. Benim de yazarlarından biri olduğum The Business of Fashion ve McKinsey&Company ortak raporuna göre, sektörün yıl sonuna kadar yüzde 30'a kadar küçüleceği tahmin ediliyor.

Moda şirketi bu sürecin aciliyetinden yararlanıp daha iyiye doğru değişebilecek mi?

Sektör, temelinde adaletsizlikten kaynaklanan bu iş modelini yeniden elden geçirmek için daha fazla sorumluluk almalı. Çözüm sözleşmeleri iptal etmek, üretimi yerel fabrikalara taşımak ve insanları robotlarla değiştirmek değil, sektörün en önemli çalışanları olarak giysilerimizi yapan insanlar için çalışma koşullarının iyileştirilmesine anlamlı kaynaklar ayırmaktır. Moda şirketleri toparlanmaya giden uzun yolu çizerken, hazır giyim çalışanlarını da akıllarından çıkarmamalıdır.

* Imran Amed, The Business of Fashion’ın kurucusu ve moda uzmanıdır.

 

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

nytimes.com/2020/12/10/opinion

Independent Türkçe için çeviren: Ahmet Delal Tüy

DAHA FAZLA HABER OKU