İmamoğlu'nun İBB davasındaki savunması 3. gününde sürüyor: AK Parti döneminde alınan arazide 11,5 milyon dolar kamu zararı oluştu

İBB davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu, Başakşehir’deki arazi alımında 11,5 milyon dolar kamu zararı oluştuğunu, KİPTAŞ’ın arsa alımında ise bir firmanın dört günde 81 milyon lira kâr ettiğini öne sürdü

Fotoğraf: ANKA (Arşiv)

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 100. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor. Ekrem İmamoğlu, üçüncü günde de savunmasına devam ediyor.

Duruşma başlamadan önce izleyeci kısmından bir müşteki yakını Adnan Yücel’in “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” isimli şiirinin “Saraylar, saltanatlar çöker, kan susar bir gün, zulüm biter Menekşeler açar üstümüzde, leylaklar da güler Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar için direnenler” bölümünü okudu. Şiirin ardından izleyiciler, “Halkın umudu İmamoğlu”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” “Foncular içeri, başkanlar dışarı” ve “Özgür basın, özgür Türkiye” sloganını attı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, duruşmayı takip etmek için salona geldiği sırada da “Özgür Özel onurumuzdur” sloganıyla karşılandı.

Ekrem İmamoğlu savunması için salona geldiğinde de “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı atıldı.

Müsavat Dervişoğlu, İmamoğlu'nun duruşmasını takip etmek üzere Silivri'ye geldi

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı duruşmayı takip etmek üzere Silivri'ye geldi.

Silivri'ye gelişinde YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmayları tarafından karşılanan Dervişoğlu, gazetecilerin soruları üzerine açıklamayı çıkışta yapacağını belirterek, "Duruşmaya ilk kez geliyorum, bugün 100'üncü gün, her gün partimizi temsilen bir genel başkan yardımcımız ya da bir parti yetkilisi buradaydı. Çıkışta açıklama yapmamız gerekiyorsa yaparız" ifadesini kullandı.

Dervişoğlu, İmamoğlu'nun muhalefete birlik çağrısı yaptığının anımsatılması üzerine, "Çok iyisin" karşılığını verdi.

"Televizyon yayınını izleyemiyoruz"

İstanbul ve yakın illerde devam eden yağış sebebiyle hayatını kaybeden insanlar için başsağlığı dileyen İmamoğlu, “Kısıtlı imkanlarla ölen sayısının arttığını öğrendik çünkü bir sıkıntı var televizyon yayınını izleyemiyoruz. Her afet aslında sorumluluğumuzu bize hatırlatıyor, her afet millet adına devletin her kurumunun birlikte çalışmak, birlikte üretmek, senkronize bir biçimde halkına hizmet etme sorumluluğunu taşımak durumunda olduğunu bize hatırlatmalı. Yani devlet kurumunun, devlet kurgusunun yapısını başka; hükümet, siyaset, partiler başka alanlarda konumlanıp, o devlet kurgusu içinde görev aldığında bir bütüne dönüşmeyi sağlayabilmeli” dedi.

AK Parti'den Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçilen Dündar Ziya Gültekin için de başsağlığı dileyen İmamoğlu, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimlerine değindi. İmamoğlu, şunları söyledi:

"TBB başkanı 1,5 yıl içerisinde 4. kez seçildi"

TBB aslındaki buradaki savunmanın ve burada bulunmamızın böyle çok somut bir hali. Yani Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ne yazık ki 2024'ten bu yana yani 1,5 yıl içerisinde 4. kez seçildi. Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin, yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak, hatta devlet dışı bırakmak müdahalesinin, kötü mücadelenin, kötü aklın tezahürü dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu. Malumunuz 2024 seçimlerinden sonra halkımız da biliyor ki hakkıyla Türkiye'nin birinci partisi olup, birçok belediyeyi kazanan bizler ve yerel yönetim arkadaşlarımız kapsayıcı bir modelle bütün partileri davet ederek bir seçim tavrımız olmuştu. Sadece Cumhur İttifakı ‘biz katılmayız, rakip çıkaracağız’ dediler. Onun dışındaki bütün partileri yönetimimize alarak yönetim hazırladık ve bu şekilde geleceğimizi tebliğ etmiştik ve ben Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmiştim. Ardından 19 Mart darbesinden sonra değerli belediye başkanımız Zeydan Karalar seçilmişti, ne yazık ki ona da operasyon yapıldı, burada hapiste birlikteydik, serbest kaldı, tahliye oldu, görevine dönemedi, onun yerine Vahap Seçer belediye başkanımız, değerli arkadaşımız seçildi, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı, ne yazık ki geçen hafta yine aynı usulle, aynı tavırla, aynı tutumla şafak vakit ya da karanlıkta bir operasyonla o da devre dışı bırakıldı ve 4. kez Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız kıymetli arkadaşımız Ayşe Ünlüce dün yine Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçildi.

"Türkiye'deki hükümet, 'yargı eliyle ben sizi görevden almak için her şeyi yapacağım' diyor"

Yani aslında bunun tarifi şu: Türkiye'deki hükümet, 'yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım' diyor. Türkiye'deki muhalefet de 'ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim' diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var, karşısında da milli iradenin büyük bir dayanışması ve direnişi vardır. Bu direniş karşılığıdır dün yapılan Türkiye Belediyeler Birliği'nin seçimindeki sonuç. Bunu böyle okumalıyız. Dolayısıyla Türkiye'deki muhalefetin, muhalif düşüncenin, muhalif kurumların, kuruluşların, sivil toplumun bir arada durması artık siyasi saikle bir yol haritası değildir. Türkiye'de cumhuriyeti, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. Adaleti yeniden inşa etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir. Bu çerçevede Ayşe Hanım'ı tekrar tebrik ediyorum.”

“Bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge bize gösterilmedi sadece beyan, sadece dedikodu”

İmamoğlu daha sonra AK Parti dönemine ilişkin İBB müfettişlerince hazırlanan dosyalara değindi. İmamoğlu, “Şimdi anlatacağım bölüme geçmek isterim. Özellikle saygıdeğer basınımızın, yandaş basının özellikle iyi dinlemesini isterim. AK Parti dönemi hani hep şu söyleniyor; bizimle ilgili iddialar ortaya atılıyor ve deniliyor ki şu oldu, bu oldu. Ne var? Beyan var. Ne var? Uydurma bilirkişi raporları var. Onlarla ilgili detaylara da gireceğim. Ortada bir delil yok. Tekrar ediyorum, 7 ay bitti. 7 ay bitti ve buradayız. 7 ayın üzerine şu ekranda ya da daha önceki bulunduğumuz duruşma salonundaki ekranda bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar, sanık itirafçılar bir tek delil, bir tek somut bilgi, belgeyi bizimle paylaşmadılar. Sadece beyan, sadece dedikodu” diye konuştu.

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra kurumların elde ettiği belgeler ve bilgiler üzerinden yapılan araştırmalara ilişkin de “Ama ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten hemen sonra, arkadaşlarımızın kurumlara hakim olmasıyla birlikte elde ettikleri belgeler, bir takım bilgiler üzerinden somut araştırmalara girdiler” dedi.

“33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolar”

AK Parti döneminde, İBB’de kendisinden önceki döneme ilişkin tespit edilen dosyalara ilişkin bilgi veren İmamoğlu, şöyle konuştu:

Şimdi AK Parti döneminde, yani benim seçilmemden hemen önceki dönemde, burada gördüğünüz bütün dosyalar belgeli tespitli teftiş kurulumuzun denetim yapan, inceleme yapan ekiplerimizin somut bir şekilde tespit ettiği ve hakkında gerekli işlemi yaptığı dosyalardır. Bunların 33 tanesi listede var. Bu 33 tanesini niye ayırdık? Çünkü bu 33 dosya, ne yazık ki bizim gerekli işlemleri yapıyoruz ve bir kısmını da beyan ettikten sonra, bakınız bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadı. İçişleri Bakanı o dönem bu dosyaları bizden istedi, aldı, el koydu ve dedi ki 'bunları ben soruşturacağım.' Bizim soruşturmamıza hukuki tarafıyla gerekli şikayetleri yapmamıza engel oldular. 64'ü savcılığa suç duyurusunda bulunduklarımızdır. 146'sı ise farklı kurum ve kuruluşlara, farklı kurum ve kuruluşlara şikayetlerini yaptığımız, bildirdiğimiz dosyalardır. Bakın sadece 33 dosyanın, somut 33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolardır. Burada kur hesapları yanlış olabilir çünkü bu tablolar üç-dört ay öncesi o yayınlanmayan kitabımla ilgili hazırladığımız birtakım sayılardı. Ne yazık ki Türkiye'de kur da değişiyor, borsa çöküyor, bir sürü şey yaşanıyor. Yani orada 115 milyar rakamı, belki de bugün artık 125 milyar olmuş olabilir. Şimdi delil karartmalara ve kaçırmalara rağmen ben burada dedikoduyu değil somut delili bulduğumuz yolsuzlukların bu tablosunu sizinle paylaşıyorum. Tekrar ifade edeyim, İçişleri Bakanlığı, tüm teamüllerine aykırı olarak daha önce hiç görülmemiş şekilde İBB müfettişlerimizce görülen dosyalara el koydu. Bu, tarihte görülmemiş bir şey değildir, tekrar altını çiziyorum. 2,5 milyar dolarlık yolsuzluğu ispat eden dosyalara keyfi şekilde bakanlıkça el konulması ve sümen altı edilmesi, uyduruk bilirkişi raporları dayanak yapılarak ya da savcılıklarca ne yazık ki büyük bir kısmı zaman aşımına uğratılarak, böyle patır patır patır kovuşturmaya yer yok kararlarının verilmesi kurumsal ve ahlaki çürümedir, yozlaşmadır, keyfiliğin zirvesidir.

İmamoğlu, söz konusu işlemlerin son 3-3,5 yıl içinde yapıldığını belirterek, “Beni ve yol arkadaşlarımı da ifade ettiğim gibi hiçbir delil olmadan tutuklu yargılamaya devam ediyorlar” dedi.

“AK Parti döneminde İBB’nin döneminde 13,5 milyon dolara aldığı arazinin 5 yıl sonraki değeri 2 milyon dolar çıktı”

İmamoğlu, AK Parti döneminde İBB tarafından gerçekleştirildiğini belirttiği taşınmaz alımlarından örnekler vererek, “Milletimiz bu ikiyüzlülüğü kesinlikle görüyor, birkaç hususuyla birlikte de somut olarak size göstereceğim” diye konuştu.

İmamoğlu, 33 dosyanın tamamını anlatmayacağını, bunlardan 3, 5 dosyayı aktaracağını belirterek, Başakşehir’deki bir taşınmazın alımına ilişkin de, “24 Ekim 2016 tarihinde, Başakşehir'de, askeri alan niteliğinde bir özel mülk. O günün kuruyla, 13,5 milyon dolar karşılığı bedelle İBB tarafından satın alınıyor, kamulaştırılıyor. Bakın askeri alanın içinde” dedi.

İmamoğlu, müfettiş raporunda söz konusu taşınmazın doğrudan temin yoluyla satın alındığının, taşınmaz malikleri vekilinin eski AK Parti Maltepe İlçe Başkanı olduğunun ve taşınmaz bedelinin doğrudan bu kişinin hesabına gönderildiğinin belirtildiğini söyledi. Taşınmazın imar planlarında “askeri stratejik alan” olarak fonksiyonlandırıldığını aktaran İmamoğlu, bu nedenle Büyükşehir Belediyesi’nin herhangi bir hizmetinde kullanılmasının mümkün olmadığını ifade etti. İmamoğlu, “Yani ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 7 yıldır başkanıyım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin askeri bir birliği yok. Yani öyle bir gücü yok, kuvveti yok, öyle bir sorumluluğu yok. Askeri stratejik alan diye görünen yer kamulaştırılıyor” dedi.

“AK Parti yönetimi tarafından 13,5 milyon dolara alınan arazinin gerçek değerinin 5 yıl sonra 2 milyon dolar olduğu ortaya çıkıyor”

İmamoğlu, 2021 yılında müfettişlerin taşınmaz için gayrimenkul değerleme raporu hazırlattığını belirterek, şöyle devam etti:

2021 yılında, bakın 2021, aradan kaç sene geçmiş? 2016, 2021, 5 sene geçmiş. Müfettiş arkadaşlar, gayrimenkul değerleme raporu yaptırıyorlar burada. Askeri alanda olduğu için güncel değerini 5 yıl sonra 13 milyon 350 bin lira olarak tespit ediyorlar. Yani 2 milyon dolar yapıyor o günkü kurla, 2021 yılının kuruyla, 2 milyon dolar. Özetle, İBB AK Parti yönetimi tarafından 13,5 milyon dolara alınan arazinin gerçek değeri 2 milyon dolar olduğu çıkıyor hem de 5 yıl sonra.

“Kamunun kasasından hırsızlık yapılmış”

İmamoğlu, bu işlemde kamu zararının 11,5 milyon dolar olduğunu ifade etti ve söz konusu taşınmazın İBB’nin herhangi bir işine yaramadığını belirterek, “Stratejik askeri alan. Bakın bu çarpıcı bir örnek, 13,5 milyon dolar. Resmen kamunun kasasından hırsızlık yapılmış. Hırsızlık yapılmış. Başka bir tarifi yok” ifadelerini kullandı.

“Sadece 4 gün sonra 81 milyon lira kâr”

İmamoğlu daha sonra KİPTAŞ’ın Bahçeşehir’de gerçekleştirdiği arsa alımını örnek gösterdi. “Burada birilerinin cebine 27 milyon dolar aktarılmış. Hem de çatır çutur, 4 günde, bakın 4 günde” diyen İmamoğlu, AK Parti döneminde KİPTAŞ’ın Bahçeşehir’den 300 milyon liraya bir arsa satın aldığını söyledi. İmamoğlu, Büyükşehir Belediyesi müfettişlerinin raporunda KİPTAŞ’ın araziyi rayiç bedelin çok üzerinde bir rakama satın aldığının tespit edildiğini belirtti. İmamoğlu, zararın ödemenin yapıldığı 11 Ocak 2016 tarihi itibarıyla yaklaşık 50 milyon dolar olduğunun ortaya konulduğunu söyledi.

Arsanın, KİPTAŞ ile ilişkiye geçecek başka bir firmaya 7 Ocak 2016 tarihinde 49,5 milyon liraya satıldığını belirten İmamoğlu, aynı firmanın araziyi yalnızca 4 gün sonra, 11 Ocak 2016 tarihinde, 130 milyon liraya KİPTAŞ’a sattığını kaydetti. İmamoğlu, “Satın alan, aldırılan firma, yalnızca 4 gün sonra 2016'nın parasıyla tam 81 milyon lira kâr ediyor. O günün güncel kuruyla 27 milyon dolar... Bakın 27 milyon dolar. Yani bir firma araziyi alıyor, sadece 4 gün sonra neredeyse 3 katına araziyi satıyor. Ve kime satıyor? İBB'ye. KİPTAŞ çok güçlüdür, gayrimenkulü bilir, bölgeyi bilir, araziyi bilir. KİPTAŞ'a bu zeki kişi, bu kurnazlar bayağı göstere göstere kazık atıyor, 27 milyon doları da cebine indiriyor” ifadesini kullandı.

“Benim söylediklerim duyum değil, somut ve net”

İmamoğlu, eski dönem İBB yönetimine ilişkin olduğunu söylediği dosyaları anlatarak, kamu zararına yol açıldığını ileri sürdüğü işlemlerle kendi hakkında yürütülen yargılamayı karşılaştırdı.

Fatih’te, İstanbulluların Vatan Caddesi’nde lunapark olarak bildiği araziyi örnek gösteren İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi, burayı 2017 yılında Metal Yapı’dan yaklaşık 430 milyon liraya, o günkü kurla 119 milyon dolara satın alıyor. Oysa firma, araziyi 2011 yılında Fatih Belediyesi’nden yalnızca 13 milyon dolara, yaklaşık 25 milyon liraya almış” dedi.

İmamoğlu, araziyi satın alan firmanın daha sonra imar planı değişikliğinden yararlandığını belirterek, “Firma 2011’de 13 milyon dolara aldığı araziyi, 2017’de 119 milyon dolara satıyor. Ancak mesele bununla sınırlı değil. Firma araziyi Fatih Belediyesi’nden aldıktan sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi imar planlarını değiştirerek arazinin değerlenmesini sağlıyor. Burası lunapark arazisiyken imarlı hâle getiriliyor” diye konuştu.

Sürecin planlı yürütüldüğünü kaydeden İmamoğlu, firmanın yönetim kurulu başkanına ait iki dilekçeye işaret ederek, “Bu dilekçelerin nüshaları orada. Belgelerde, firmanın alacağı parayı nerelerde kullanacağı ve işlemlerin 'Cumhurbaşkanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda kararlaştırıldığı' belirtiliyor. Bunlar duyum değil; dilekçelerde yazıyor, belgeyle anlatıyorum” ifadelerini kullandı.

İBB Teftiş Kurulu’nun incelemeleri sırasında dosyanın İçişleri Bakanlığı tarafından devralındığını belirten İmamoğlu, taşınmazın 2021 yılında yeniden değerlemeye tabi tutulduğunu belirtti. İmamoğlu, “Müfettişlerimiz, değerleme sonucunda İBB’nin satın alma tarihindeki değer ile güncel piyasa değeri arasındaki farkın 106 milyon dolar olduğunu tespit ediyor. Böylece firmanın Fatih Belediyesi’nden 13 milyon dolara aldığı taşınmaz, Cumhurbaşkanlığı’nın bilgisi dâhilinde olduğu belirtilen süreçte İBB’ye 119 milyon dolara satılmış oluyor. Kamu zararı ve vurgunun toplamı 106 milyon dolardan fazla” diye konuştu.

"Böyle bir soygun olamaz"

Arazinin önce lunapark ve yeşil alan olarak alındığını, ardından imar planının değiştirildiğini ve taşınmazın yeniden İBB’ye satıldığını söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:

Daha kötüsü ne biliyor musunuz? Arazi bugün yeniden eski imar durumuna dönmüş. Böyle bir soygun olamaz! Söz konusu iddialar duyumlara dayanmıyor.  Tekrar ediyorum: ‘Mış, muş’ yok. ‘Duymuştum’, ‘duyum’, ‘beyan’ yok. Kamunun kasasından, beytülmalden, milletin parasından 106 milyon dolardan fazla bir tutardan söz ediyorum. Bakın, bunlar dedikodu ya da duyum değil; somut, net. İddia ederek ve inançla söylüyorum: O 106 milyon dolar, o firmanın sahibinin cebine gitmemiştir. Duyum değil, içimden söylüyorum: O 106 milyon dolar o firmanın sahibinin cebine git-me-miş-tir! Nokta. Kamu aleyhine planlı bir şekilde vurgun yapanlar serbest. Bunu ortaya çıkarmak için bütün denetim kurullarını harekete geçiren Ekrem İmamoğlu ise Silivri’de. Ellerinde ne var? Sıfır! Bir laptop, bir bilgisayar; başka bir şey yok. Birbirlerine ne dediler, ne demediler… Ortada belge de yok.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-25 Aralık sürecinde Başbakan olduğu dönemde yaptığı açıklamayı hatırlatan İmamoğlu, şunları kaydetti:

'Yolsuzluk denildiğinde ben şunu anlarım: Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu? Eğer devletin kasasından para çıkmıyorsa buna yolsuzluk diyemezsiniz.' Tekrar ediyorum: ‘Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu?’ Alın size devletin kasasından çıkan para. Hem de öyle küçük bir meblağ değil. Listenin altında 2,5 milyar dolar yazıyor. Üstelik bu, yalnızca 33 dosyadan oluşan liste. Merak ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanı buna ne diyecek? Dilekçelerde işlemlerin 'kendi onayıyla gerçekleştirildiği' belirtiliyor, iddia bu. Buna göre, bizzat kendi onayıyla İBB’nin kasasından 106 milyon dolardan fazla para çıkıyor.

“Ben ahtapotun kollarını bilmem”

Biz söz konusu olduğumuzda yoktan var edilen yolsuzluk suçlamalarıyla karşılaşıyoruz. AK Parti dönemine gelindiğinde ise somut delillere dayandığını söylediğimiz yolsuzluk dosyaları ortadan kayboluyor, buharlaşıyor. İçişleri Bakanlığı dosyalara el koyuyor, savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor, bakanlık da ‘Getirin, bunları ben inceleyeceğim’ diyor. Bu neye benziyor? Ahtapotun kollarına! Ahtapotun kolları ifadesini ben ortaya atmadım. İlk kimin söylediğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Biz tutuklanmadan önce Sayın Cumhurbaşkanı ‘Ahtapotun kolları’ demişti. Ben ahtapotun kollarını bilmem. Benim bildiğim, balık lokantalarındaki ahtapot kolları. Başka bir yerde görmedim. Dünya âlem, meselenin yolsuzluk olmadığını biliyor. İstanbul’dan çıkıp Türkiye’yi gezelim. Yağma, rant, imar rantı, yolsuzluk deyin; herkesin aklına gelecek kişiyi, grubu ve partiyi ben biliyorum. İddialı konuşuyorum: Yüzde 80, en az yüzde 80.

“Yapılmamış bir iş, yapılmış gösteriliyor”

İmamoğlu, savunmasında bilgi işlem alanındaki bir iş için 154 milyon liralık ödeme yapıldığını, ancak işin gerçekte gerçekleştirilmediğini ileri sürdü. İmamoğlu, “Devlette bakanlık yapmış bir kişi, seçime iki üç ay kala, henüz yapılmamış bir iş için ‘Yapıldı’ diyor. Üstelik söz konusu iş bilgi işlemle ilgili. Hüseyin Bey de burada; alınganlık yapmasın ama o dönemde de burada yoktu. Hani bizi bilgi işlem üzerinden casuslukla, şunlarla bunlarla ilişkilendiriyorlar ya… İşte yapılmamış bir iş, sonradan bakanlık yapmış bir kişinin, o dönem genel sekreter yardımcısı olan kişinin imzasıyla yapılmış gösteriliyor. Çok enteresan. Belli ki seçimde paraya ihtiyaç var” dedi.

Söz konusu ödemenin 8 Nisan 2019’da yapıldığını belirten İmamoğlu, o tarihte henüz mazbatasını almadığını hatırlaarak, “Peki, bu para ne zaman ödeniyor, sevgili dostlar? 8 Nisan 2019’da. Henüz mazbatam verilmemişti. 31 Mart seçimlerinden sonra kazanacaklarına çok inanıyorlardı. Seçimden hemen sonra, yine o kişinin imzasıyla 8 Nisan 2019’da bu ödeme yapılıyor. Hatırlayın, ben mazbatamı ancak 18 gün sonra alabildim” diye konuştu.

İnceleme yapan görevlilerin işin gerçekleştirilmediğini tespit ettiğini kaydeden İmamoğlu, “Arkadaşlarımız inceleme yapıyor ve işin gerçekleştirilmediğini, böyle bir işin hiç olmadığını tespit ediyor. Dosya hazırlanarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruluyor. Savcılık ise kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor. Hani meşhur bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın var ya… Dün de bahsettim, bu dosyada da karşımıza çıkıyor. Her konuda karar veriyor. Bilgi işlemden ticari işlemlere, gayrimenkulden başka alanlara kadar her şeyi biliyor. Bilmediği iş yok” ifadesini kullandı. 

“İmarsız araziye imar ver, İBB’ye sat, sonra imarı yeniden değiştir”

Lunapark arazisine ilişkin açıklamalarını sürdüren İmamoğlu, “Ne güzel dünya, değil mi? İmarsız araziyi ucuza satın al, sonra Büyükşehir Belediyesi o araziye ticari konut imarı versin. İmarsız bir araziden söz ediyorum. Bir araziye ticari konut imarı verilsin, bu imara göre değerleme yapılsın ve ardından arazi İBB’ye satılsın. Para ödendikten sonra İBB imarı yeniden değiştirsin, kendi satın aldığı arazinin değerini düşürsün. Böylece belediyenin kasasından 106 milyon dolar birilerine verilsin ve herkes yoluna devam etsin” değerlendirmesinde bulundu.

İddia ettiği sürece benzer bir örnek bulamadığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Bunu örneklerle anlatmaya çalıştım ama benzerini bulamadım. Tarihte örneği yok. Bir örnek aradım; Dreyfus Davası’na baktım, antik döneme baktım. Şurada, burada böyle bir örnek bulamadım” dedi.

İstanbul’daki yapılaşma ve imar uygulamalarına ilişkin konuşan İmamoğlu, geçmişte bir profesör doktor ve mimarla yaptığı konuşmayı anlatarak, “Dedi ki böyle, hiç unutmuyorum, ‘Evlat, bak çok yapmak para kazandırmaz. İyisini ve kalitelisini yapmak önemli. Veya işte ‘çok iyi arsa yoktur, çok iyi proje vardır.’ Böyle kafamda yoğurdum bunları. 2000 yılı, 29-30 yaşındayım. Ve hayatımın bakış açısı değişti zaten 1999 depreminden sonra” diye konuştu.

İstanbul’daki yapılaşmaya ilişkin de gözlemlerini aktaran İmamoğlu, “Şimdi dedim ki arkadaşlar, Zeytinburnu doldu, Bakırköy doldu, Fikirtepe üst üste bindi, üst üste. Ya bir analiz yapın bakalım en azından gözünüze çarpan, İstanbul tamamen tarumar. Gözünüze çarpan bir kısım projelerde ne çıktı ortaya?” ifadelerini kullandı.

"85 milyar dolar soyulduk ey halkım"

İmamoğlu, 2007-2019 yılları arasında geliştirilen projelerde yapılan imar tadilatlarıyla elde edilen ilave alanların değerinin, dönemin kuruyla 85 milyar dolara ulaştığını söyledi. Hesaplamanın yalnızca 130 proje üzerinden yapıldığını belirten İmamoğlu, mevcut imar haklarının hesaplamaya dahil edilmediğini, yalnızca imar tadilatlarıyla eklenen metrekarelerin değerinin hesaplandığını ifade etti. Hesaplamanın ne 2020 yılındaki ne de bugünkü değerler üzerinden yapıldığını vurgulayan İmamoğlu, 85 milyar doların dönemin kuruyla 3 trilyon 950 milyar liraya karşılık geldiğini söyledi. İmamoğlu, “Tam o zamanki kurla, 3 trilyon 950 milyar lira, 85 milyar dolar İBB’nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi. Bakın o günkü imar değerlerini dolar olarak dönün, endeksleyin bugüne, eskalasyon edin, bir bakın bakalım kaç dolar yapıyor, hesapta zorlanacaksınız. Dolar bazında İstanbul 2-3 kat değerlendi. 85 milyar dolar soyulduk ey halkım, soyulduk. Sevgili İstanbullular, soyulduk” diye konuştu.

“Sadece 130 proje incelendi”

İmamoğlu, incelenen projelerin çoğunun imar planı tadilatları ve özel plan onaylarıyla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredildiği projeler olduğunu söyledi ve “10 yıllık İBB bütçesi, 130 projenin değişiklikleri, fonksiyon değişiklikleri veya mevzuat dışı uygulamalar nedeniyle detaylı olarak değerlendirdik arkadaşlarımla. Bu projeler imar plan tadilatları, özel plan onaylarıyla çoğunlukla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredilmiş olan projelerdi. Alışveriş yapıyorsunuz, geçerken görüyorsunuz koca koca binalar ve koca koca yapılar. Ama Bakırköy'ün sahilinde, ama Etiler'de, ama TEM yolunun kıyılarında” dedi.

Projelerden örnekler veren İmamoğlu, Şehrizar Konakları’nın bulunduğu alanın Karayolları tarafından kamulaştırıldığını ve Emlak Konut’a devredildiğini anlattı. İmamoğlu, 2005’ten itibaren önce İBB, ardından bakanlık tarafından SİT alanı ve Boğaz silüetine rağmen yapılaşmaya açıldığını, mahkeme kararlarıyla iptal edilmesine karşın projede ısrar edildiğini iddia etti.

"İBB tarafından özel proje alanı ilan edilen bölgede bakanlık inşaat alanı oluşturdu"

Koru Florya projesine de değinen İmamoğlu, imar planında sağlık tesisi ve afet helikopter pisti olarak belirlenen kamu arazisinin, 2009’da TOKİ tarafından yapılan planla 150 bin metrekarelik ticaret alanına dönüştürüldüğünü söyledi. Söz konusu arazinin geçmişte hastane yapılması amacıyla devlete bağışlandığını belirten İmamoğlu, bu alandaki plan değişiklikleri ve davalara dikkati çekti. Hattat Tower ve 16/9 kulelerini de örnek gösteren İmamoğlu, 16/9 kulelerinin İstanbul’un tarihi silüetine zarar verdiğini ve UNESCO’nun uyarıldığını söyledi. Halkalı’daki Tema Park alanına ilişkin de konuşan İmamoğlu, 2010’da İBB tarafından özel proje alanı ilan edilen bölgede bakanlığın 600 bin metrekarelik inşaat alanı oluşturduğunu ifade etti.

“Fikirtepe’de emsal 2,5’tan 4,5’a, 5,5’a, 6’ya çıktı”

İstanbul’daki yapılaşma yoğunluğuna ilişkin örnekler veren İmamoğlu, Fikirtepe’deki emsal artışlara dikkati çekti. Kendi ailesinin de geçmişte Göztepe’de inşaat yaptığını anlatan İmamoğlu, 1997 yılında bir mimarla hazırladıkları projede yapı yoğunluğunu azaltmak için imar haklarının bir bölümünü kullanmadıklarını söyledi. İmamoğlu, o dönemde Beylikdüzü’nde 1,5 emsalin yüksek kabul edildiğini, Fikirtepe’de ise emsalin önce 2,5 olduğunu belirterek, “Ne oldu biliyor musunuz? 4,5 oldu, 5,5 oldu, 6 oldu” dedi.

Üsküdar sahilindeki yapılaşmaya da değinen İmamoğlu, sahil alanlarının büfe ve restoranlara verildiğini söyledi. Yeşil alan, SİT alanı, afet alanı ve Boğaz silüetinin imar uygulamalarında gözetilmediğini vurgulayan İmamoğlu, “Ama onlara binada rant de, imar rantı de, emsal artışında bayılıyorlar” diye konuştu. İmamoğlu, 2004 sonrasında İstanbul’da yeni bir yapılaşma anlayışının hâkim olduğunu belirterek, şehir plancılarının tutuklanmasının tesadüf olmadığını savundu.

“Bizden önceki dönemde güzel İstanbulumuzun yağmalanacak bir arsa olarak gördüler”

İmar uygulamalarıyla kamuya ait alanların yapılaşmaya açıldığını söyleyen İmamoğlu, şehir plancılarının kamu yararına aykırı projelere karşı çıktığını ve bazı projelerin durdurulmasını ya da değiştirilmesini sağladığını söyledi. İmamoğlu, “Bizden önceki dönemde, işte az önce sadece 130 projede 85 milyar dolar, o günkü dönemdeki değerlerinin oluşturduğu toplam rakam. 2009-2019 arasındaki rant odaklı planlamanın sonucu” dedi. Donatı alanlarının yerleşimlerin ihtiyaç duyduğu kültür, dini tesis ve sağlık tesisi gibi alanları kapsadığını anlatan İmamoğlu, bu alanların ortadan kaldırılmasıyla imar rantı oluşturulduğunu öne sürdü.

Kendi yönetimlerinin kamu yararı ve sosyal donatı odaklı planlama yaptığını söyleyen İmamoğlu, “Mesele zihniyet meselesidir. Bizim planlama felsefemizin odağında, İstanbullulara ve İstanbul'a hizmet var. Ama bizden önceki dönemde ise güzel İstanbulumuzu yağmalanacak büyük bir arsa gibi gördüler” dedi.

Cumhurbaşkanı’nın geçmişte İstanbul için kullandığı “Biz bu şehre ihanet ettik” sözünü de hatırlatan İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı boş yere ‘Biz bu şehre ihanet ettik’ demedi” dedi. İmmaoğlu, Tema Park alanındaki yapılaşmaya ilişkin bir anısını anlattı. İmamoğlu, görüştüğü bir yetkilinin kendisine Cumhurbaşkanı’nın projeyi gördüğünde, “Ya temayı anladık da bunun parkı nerede?” dediğini aktardı.

“2009-2019 arasında 2 bin 278 parselde imar artışı yapıldı”

İmamoğlu, savunmasında imar planı değişikliklerine ilişkin tablolar üzerinden de değerlendirmelerde bulundu. 2009-2019 yılları arasında donatı alanlarından imarlı alanlara geçiş, fonksiyon ve yapılaşma şartlarındaki değişiklikler ile plansız alanların imara açılmasını kapsayan düzenlemeler sonucunda 2 bin 278 parselde imar artışı yapıldığını söyledi. İmamoğlu, “İstanbul'da sadece 2009-2019 arasında parsel bazlı imar artışı ya da imarsız yere imar verilen arsaların sayısı. 2278. Bakın 2 değil, 27 değil, 270 değil; 2278. Arkadaşlarım bunu didik didik, bütün meclis kararlarını didik didik ettiler” diye konuştu.

“İBB’nin imar komisyonu emlak ofisine dönüştü”

Parsel bazlı imar artışının arsanın yapılaşma hakkını ve değerini artırdığını anlatan İmamoğlu, bu değişikliklerin çevredeki yeşil alan, park, okul ve trafik ihtiyaçları gözetilmeden yapıldığını bildirdi. İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin imar komisyonu emlak ofisine dönüşmüştür ve emlak imar pazarlama ofisine dönüşmüştür” dedi.

“Rant ve yağma organizasyonu”

Kendi yönetimleri dönemindeki uygulamaları da anlatan İmamoğlu, yedi yılda parsel bazlı imar değişikliği sayısının 69 olduğunu belirtti. Bu değişikliklerin hukuken kazanılmış hakların uygulanması veya kamu yararına yapılan düzenlemeler olduğunu belirten İmamoğlu, "Özellikle kalın kalın çiziyorum, imar artışına yönelik müellifi bizim yönetimimiz olan tek bir plan değişikliği yapılmamıştır. Sıfır. Yedi senede kimse kapımızı çalamamıştır" dedi.

İmamoğlu, önceki dönem ile kendi yönetimlerini karşılaştırarak, “Çok net, sıfır. 2278, sıfır” ifadelerini kullandı. Önceki yönetim döneminde gerçekleştirildiğini anlattığı uygulamaları “rant ve yağma organizasyonu” olarak nitelendiren İmamoğlu, “Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bu dönemde tarifsiz, gerçekten büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. Ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur” dedi.

“Evinden alınan bir foncu bürokrat duydunuz mu?”

Savunmasında artan soruşturma ve gözaltı uygulamalarına da değinen İmamoğlu, muhaliflere yönelik işlemleri eleştirdi. Gazeteci Murat Ağırel’in gözaltına alınmasını gündeme getiren İmamoğlu, milyarlarca liralık işlemlerle ilgili olduğunu söylediği kişilere aynı şekilde işlem yapılmadığını belirtti. İmamoğlu, “Peki siz evinden alınan bir foncu siyasi duydunuz mu şu ana kadar? Evinden alınan, milyarları götüren bir foncu siyasi duydunuz mu? Bir foncu bürokrat duydunuz mu?” diye sordu.

“Ey muhalifler, birlik olun, omuz omuza olun”

Muhaliflere ve topluma birlik çağrısı yapan Ekrem İmamoğlu, “Ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80'ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin. Bu büyük bir aymazlık. Bu, her türlü hakkınıza, hukukunuza, bilgi alma hakkınıza, şehirlerdeki hakkınıza, her şeyinize, seçme ve seçilme hakkınıza, bir hükümeti değiştirme hakkınıza göz koyanların ortaya koyduğu tavırdır” ifadesini kullandı.

İmamoğlu, altı yıl boyunca sokaklarda ve caddelerde yurttaşlarla bir araya geldiğini belirterek, “Birileri Sarayda oturuyordu. Birileri Meclis’te görev yaptığını zannediyordu. Vatandaşın arasına çıkamadıkları dönemde ben altı sene boyunca pazarlardan geri durmadım. Sokaklardan, caddelerden her şeyi paylaştım insanlarla, her şeyi. Ve o insanlarla her şeyi konuştum. Çünkü onlara hizmet ediyoruz ya. Onu dinlemeyeceğiz de kimi dinleyeceğiz yani” diye konuştu.

“Her anlatıyla bir iftiranamenin önümüze koyulduğunu ve aslında çöp olduğunu herkes gördü”

İBB yönetimi döneminde İstanbul’un kent dokusunu korumaya yönelik adımlar attıklarının altını çizen İmamoğlu, yol arkadaşlarının da duruşmada İstanbul’a yönelik uygulamaları anlattığını söyledi. İmamoğlu, “Şehircilik anlayışımızın kişilere rant değil tüm milletimize fayda olduğunu, İstanbul’un silüetine ihanet edilen dönemden, Mimari Estetik Komisyonuyla birlikte İstanbul’u korumaya yönelik atılan adımları anlattılar. Ve her anlatıyla bir iftiranamenin önümüze koyulduğunu ve aslında çöp olduğunu herkes gördü” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, duruşma kayıtlarının yayımlanmasını istedi

Davanın canlı yayınlanmamasını eleştiren İmamoğlu, SEGBİS kayıtlarının kamuoyuyla paylaşılmasını istedi. İmamoğlu, şunları söyledi:

Niçin naklen yayın istenmedi zannediyorsunuz? Yani naklen yayın niçin istenmedi? Yahu kendileri kırpsın, kırpsın. Ey Adalet Bakanlığı, kendiniz kırpın. Böyle parçalayın, içinden seçin. İstediğinizi de seçin. Yarım saatini, bir saatini millete gösterin. Bir televizyon programı, istediğiyle, istediği insanlarla... Yani karşıma kimi getirmek istiyorlarsa getirsinler, bir saat ya, bir saat. Milletin huzuruna çıkalım ya. Bir saat. Bir saat. Ters yüz olmazlarsa namerdim, ters yüz. Milletin huzuruna çıkamazlar, onun için canlı yayın istemediler. İstemezler, korkarlar çünkü. Çünkü suçlarını biliyorlar.

“Bizi deprem yerle bir etmeden, deprem korkusunu yerle bir etmenin yöntemini anlattım, dinlemediler”

İmamoğlu, belediye başkanı seçildikten sonra İstanbul’da deprem riskine karşı merkezi yönetimle birlikte çalışma önerilerinin karşılık bulmadığını söyledi. Bakanlara üç kez giderek brifing verdiğini belirten İmamoğlu, İstanbul Deprem Konseyi kurulmasını önerdiğini anlattı. İmamoğlu, “ ‘Deprem sorununa birlikte asılalım, ev ev İstanbul’u güçlendirelim’ çırpındık. Üç defa bakanlara gittim, brifing verdim kendim. ‘Lütfen’ dedim, ‘Bir araya gelelim. Yine siz koordine edin, biz size hizmet edelim’ dedim. ‘Masa kuralım, İstanbul Deprem Konseyi kuralım’ dedim” ifadelerini kullandı.

Önerisinde bankacılık, sigortacılık ve inşaat sektörleriyle uluslararası kurum ve kuruluşların da yer almasını istediğini belirten İmamoğlu, “Bu şehirde beş yıl, altı yıl içerisinde deprem korkusunu yerle bir ederiz. Bizi deprem yerle bir etmeden, deprem korkusunu yerle bir etmenin yöntemini anlattım. Ama dinlemediler” dedi.

Kanal İstanbul projesi... "Kötü bir emlakçı projesi”

Kanal İstanbul projesini de eleştiren İmamoğlu, “İşte o rant projesi dediğimiz beton kanal, Kanal İstanbul öyle doğdu işte. Bizi yok saya saya, milleti yok saya saya” diye konuştu. Kanal İstanbul güzergâhındaki arazilerin sahiplerini ve projeden kimlere ne kadar rant sağlandığını soran İmamoğlu, proje kapsamında iki milyon nüfusun geleceğini, konutların atık sularının nereye akacağının belli olmadığını vurguladı. İmamoğlu, “En başta demiştim, kötü bir emlakçı projesi. Kötü bir emlakçı projesi” ifadelerini kullandı. Kanal İstanbul’un çevresindeki yeşil alanların, kamu alanlarının, tarım ve orman arazilerinin zarar göreceğini savunan İmamoğlu, 135 milyon metrekarelik alanın yok olacağını söyledi. İmamoğlu, Sazlıdere ve Terkos barajlarının da projeden etkileneceğini belirterek, “135 milyon metrekare ne demek biliyor musunuz? Beş tane Beylikdüzü demek. Dört buçuk, beş tane Beylikdüzü demek” dedi.

Askeri alanların yapılaşmaya açılmasına tepki: Muazzam vurgun, kimin boğazına girdi

İmamoğlu, İstanbul’daki bazı askeri alanlardaki yapılaşmalara da tepki gösterdi. Zeytinburnu’ndaki tank bakım atölyesi, Başakşehir Şehit Ahmet Öztürk Kışlası, Çekmeköy Şehit Onbaşı Azim Özdemir Kışlası, Beşiktaş Askeri Lojmanları, Beşiktaş Jandarma Dikimevi ve Sarıyer Maslak’taki 3. Kolordu Komutanlığı alanlarından örnekler veren İmamoğlu, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından askeri alanların şehir dışına çıkarılacağının ve bu alanların donatı ve yeşil alan olarak İstanbullulara kazandırılacağının söylendiğini hatırlatarak, “Alın size donatı alanları. Alın size yeşil alan” dedi. Söz konusu alanlardaki projelerin müteahhitlerinin tanıdık isimler olduğunu söyleyen İmamoğlu, imar kararları üzerinden rant sağlandığını öne sürdü. İmamoğlu, “Cesaretiniz varsa dört trilyonluk yolsuzluğu sorgulayın. Muazzam vurgun, kimin boğazına girdi? Oradaki rüşveti, irtikabı bu” ifadelerini kullandı.

“Ekrem İmamoğlu döneminde kaçak yapıya göz yumulduğunu bir tane göstersinler bakalım”

İmamoğlu, 25 Aralık 2013’te dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın açıklamasını da duruşmada okudu. İmamoğlu, Bayraktar’ın “İmar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan, yani Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yapılmıştır. Sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletimize saygılar sunuyorum” sözlerini aktardı.

Kendi belediye başkanlığı döneminde belirli parsellerin imarını değiştirmediğini vurgulayan İmamoğlu, “Bir tane 'şuranın imarını değiştirin' dedim mi, demedim mi? Vallahi demedim, billahi demedim. Vallahi demem, billahi demem” diye konuştu.

İmamoğlu, kendi dönemlerinde bölge planları üzerinden okul, cami, cemevi ve yeşil alan gibi ihtiyaçların değerlendirildiğini söyledi. Kaçak yapılaşmayla mücadele ettiklerini belirten İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu döneminde kaçak yapıya göz yumulduğunu bir tane göstersinler bakalım. Yüzlerce kaçak binayı, bütün itirazlara ve bütün farklı baskılara rağmen havzalardan temizledik, yıktık” dedi.

“Adamına göre soruşturma, yakınına göre iddianame”

İBB Davası'nın iddianamesinin hazırlanma biçimini eleştiren İmamoğlu, bazı kişilerin sanık yapılırken bazı kişilerin dosya dışında bırakıldığını savundu. İmamoğlu, “İddianameyi yazan ve yazdıran anlayış, istediği kişiyi sanık yapıyor ve tutukluyor. İstediği kişiyi. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Akşamdan sabaha karar veriyor. İstediği kişiyi de hiç görmüyor, buharlaştırıyor. Acayip bir mekanizma” dedi.

İmamoğlu, 2019 öncesindeki dönemin soruşturma kapsamında değerlendirilmediğini kaydeden, iktidara ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığı olduğunu söylediği bazı kişilerin tanık veya müşteki olarak dosyaya alınmadığını savundu. Duruşmada bazı mülk devirleri ve şirketlerle ilgili iddialara da değinen İmamoğlu, Acarkent’teki mülklerini Cumhurbaşkanı’na yakın bir aile ferdine devrettiğini söylediği bir kişinin ifadesinin alınmadığını söyledi. İmamoğlu, “Ya burada nasıl bir hak hukuk dairesi çıkaracaksınız, sorun? Sayın Başkan, Sayın heyet, soruyorum yani. Kul hakkı var burada, kul hakkı” dedi.

İmamoğlu, dosyada bazı kişilerin tutuklu yargılanırken benzer iddialarda adı geçen bazı kişilerin soruşturma dışında bırakıldığını savundu. “Bir şoförün isim verdiği dört tane emekçi şoför aylarca hapis yattı, aylarca” diyen İmamoğlu, yargılamada eşitsizlik olduğunun altını çizdi. “Adamına göre soruşturma, yakınına göre iddianame. İkili hukuk, işte hukukun kitabını yazdılar, ikili hukuk” ifadelerini kullanan İmamoğlu, “Bu kitabı yazanlar, bir gün o kitabın hesabını mutlaka yüce Türk yargısının huzurunda verecekler” diye konuştu.

İmamoğlu, iddianamede yer alan bilirkişi raporlarını da eleştirdi. Savcılığın 10 Nisan 2025 tarihli yazısında bilirkişilerden ihalelerdeki usulsüzlüklerin tespit edilmesini istediğini belirten İmamoğlu, yazıda usulsüzlük olup olmadığının sorulmadığını, usulsüzlüklerin varlığının baştan kabul edildiğini ifade etti. İmamoğlu, “'Usulsüzlük var mı' diye sorulmamış. Diyor ki ‘Usulsüzlük var, onları tespit edin.’ Yazıya bakar mısınız?” dedi. Bilirkişinin önceden belirlenmiş bir sonucu bulmakla görevlendirildiğini öne süren İmamoğlu, “Bir bilirkişiye neyi bulacağı önceden söylenirse, o artık bilirkişi değil kâtiptir, kâtip! ‘Söyleneni yaz kızım, söyleneni yaz oğlum’ demektir” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, dosyadaki bazı ihale ve mali değerlendirmelerde çelişkiler bulunduğunu da kaydetti. İşlerin birleştirilmesi durumunda “rekabetin kısıtlandığı”, bölünmesi durumunda ise “bütünlüğün bozulduğu” yönünde değerlendirmeler yapıldığını belirterek, “Birleştirmek suç, bölmek suç; doğru ne? Rapor söylemiyor. Çünkü aranan doğru değil ki” dedi.

“810 liralık para iddianamede 810 bin lira diye geçmiş”

Yaklaşık maliyet hesabında henüz açıklanmamış nisan enflasyonunun arandığını, ilan edilmiş bir bedelin gizli bilgi sayıldığını ve bir kamu şirketinin kendi tankerinden kendi işine yakıt koymasının “ücretsiz yakıt” olarak yazıldığını bildiren İmamoğlu, aynı usullerin daha önce de uygulandığını ve Sayıştay denetimlerinden geçtiğini söyledi.

Bir dijital müze alımına ilişkin raporun, müze alanının bir saatten az gezilerek hazırlandığını iddia eden İmamoğlu, başka bir bilirkişi raporunda aynı alımlarda daha düşük maliyet tespit edildiğini belirtti. İmamoğlu, “Bir rapor ‘zarar’, öbürü ‘daha ucuz’ deniyor. Size göre hangisi alındı burada mesnet, zarar? Çünkü suç... ‘Suç yazacaksınız’ denmiş” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu ayrıca, bir sanığın MASAK incelemesinde tespit edilen 810 liralık para hareketinin iddianameye 810 bin lira olarak geçtiğini kaydetti. Reklam ihalelerine ilişkin raporu hazırlayan bilirkişinin daha sonra TBMM’de yapılan oylamayla Sayıştay üyeliğine seçildiğini de söyleyen İmamoğlu, “İki olgu yan yana konuluyor, gerisini millet okusun. Gerisini millet okusun” dedi.

“Rantı değil, insanı önceleyen anlayış cezalandırılmak isteniyor”

İmamoğlu, Şişli, Beylikdüzü ve Beyoğlu belediyelerinin de dosyaya eklenmesini eleştirdi. Bu belediyelerde görev yapan kişilerin kenti korumaya ve kamu yararına çalıştığını söyleyen İmamoğlu, “Şehrini koruyan, rantı değil, insanı önceleyen, kent suçuna karşı tavizsiz duran anlayış cezalandırılmak isteniyor” dedi.

İddianamede yer alan bazı para hareketlerinin tarihleriyle ilgili de eleştirilerde bulunan İmamoğlu, suçlamaların zaman içinde değiştiğini ve belgeler arasında tutarsızlıklar olduğunu öne sürdü. İddiaların “hissettim”, “duymuştum” ve “-muşlar” türünden ifadelere dayandığını söyleyen İmamoğlu, bilirkişi raporlarının da dosyada belirleyici hale getirildiğini kaydetti.

Ekrem İmamoğlu, "Hatay’da depremzedeler için yardım yapılmış. İddia makamı soruyor. 'Siz önünüze gelen her kuruma yardım mı yaparsınız?' Önünüze gelen denen kurum İstanbul Büyükşehir Belediyesi.Türkiye'nin en büyük kamu kurumu” dedi.

“İki farklı insan, iki farklı gün ama aynı cümleler”

İmamoğlu, hakkındaki davalarda hâkimlerin görev yerlerinin değiştirildiğini savunarak, “Bir ya da iki hâkimden söz etmiyoruz. Hakkımda açılan davalarda hâkimlerin görev yerlerinin değişmediği, hâkim değişikliği yaşanmayan bir dava yok. Bu mahkeme de benim için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Bu davaya göre atamalar yapıldı. Dolayısıyla bu ülkede hakkımda verilecek bir karar, hâkimlerin kariyerlerini belirliyor. Yazık değil mi? Bana yazık değil mi? Bu ülkeye, bu ülkenin yargısına yazık” dedi.

İmamoğlu, tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan ilgili yer değişikliğini de anlattı. İmamoğlu, “Avukatımın gece saat 03.00’te burada olduğunu, Sayın Başkan’a ve heyete teşekkür ettiğimizi hatırlıyorum. Çorlu’dan yeniden buraya getirilmişti. Gece saat 03.00’te Kandıra’ya sürülüyor! Şimdi yine ara verilecek ve daha ara verilmeden yazı gönderiliyor: ‘Hemen Kandıra’ya yollayın!’ Bu nasıl bir şey? Yargı kin duyar mı, öfke duyar mı” diye sordu. İmamoğlu, “Devletin adaleti yurttaşın öfkesinden daha soğukkanlı, kalabalığın sesinden daha derin, siyasal çıkarların hesabından çok daha temiz olmalıdır. Yargı, günün gürültüsüne göre değil, hukukun kalıcı ışığına göre konuşmalıdır. Çünkü bugünün öfkesi geçer ama haksız kararın yarası kuşaklara kalır” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, savunmasında "etkin pişmanlıktan" yararlananların beyanlarını da eleştirdi. İmamoğlu, “İtirafçıların tutumları öyle bir noktaya geldi ki Sayın Başkan, Sayın Heyet, kusura bakmayın; artık size değil, iddia makamına bakarak ‘Oldu mu, doğru mu, iyi söylüyor muyum?’ diye onay bekler hâle geldiler” dedi. İmamoğlu, itirafçıların ifadelerinden, “Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum, çıkmak için söyledim.”, “Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır.”, “Gazetelerde boy boy çıkmıştı, ben de onun aynısını söylemek zorunda kaldım.”, “Bana falancayı vereceksin dediler.”, “Önüme geleni imzalamışımdır.”, “Konuşma kesilip montajlandı.”, “Duyuma dayalı her şey, herkes bilir.”, “Soruşturma aşamasında duyduğum bir bilgi.”, “Hissettim.” örneklerini sıraladı.

İmamoğlu, “İki ayrı itirafçı, farklı tarihlerde ifade vermiş. Bir sanık bu ifadeleri yan yana koydu. Noktasına, virgülüne kadar aynı beyanlar! İki farklı insan, iki farklı gün ama aynı cümleler… O cümleleri kim kurdu” diye sordu.

İmamoğlu, “Bir itirafçının savcılık ifadesi yaklaşık 14 saat sürmüş. Ancak tutanakta sorular yok, yalnızca cevaplar var. İnsan, 14 saat boyunca konuşulduğunu düşünüyor ama hangi cümlenin önce soruda kurulduğunu, hangisinin cevaba geçirildiğini bilmiyoruz. Aleyhe bir cümle gerekiyorsa bir gecede ifadeye giriyor. Lehine olan bir cümle ise 14 saatlik ifadede bir kez bile tutanağa yazılmıyor. Aleyhe olan kayda geçiriliyor, lehe olan dışarıda bırakılıyor” ifadelerini kullandı.

“Tutuklulukta geçirilen günler geri getirilemez”

İmamoğlu, şunları kaydetti:

Bu dosyadaki en ağır ve acımasız uygulama tutuklamalardır. Her işlem geri alınabilir, düzeltilebilir, telafi edilebilir. Ancak tutuklulukta geçirilen günler geri getirilemez. Bir babanın kaçırdığı bayramı, bir annenin çocuğuna sarılamadığı geceyi kimse geri veremez. Tutuksuz yargılama esastır, tutuklu yargılama istisnadır. Bunu ben değil, kanun söylüyor. Anayasa söylüyor. Hele seçilmişler ve ekipleri söz konusuysa tutuklama için gereken eşik çok daha yüksek tutulmalıdır” diyen İmamoğlu, "Dava açıldığında 100’ü aşkın insan tutukluydu. Sonradan eklenen dosyalarla bu sayı daha da arttı. Bunlar yalnızca rakam değil. Her biri bir ev, bir aile, bir çocuk, bir anne, bir baba, bir dede, bir torun, bir sofra demek.

“238 genç sınavlarına giremedi”

Tutuklamaların yalnızca kendi davasıyla sınırlı olmadığını kaydeden İmamoğlu, 19 Mart sonrasında gözaltına alınan ve tutuklanan öğrencileri de gündeme getirdi:

19 Mart sonrasında kaç öğrenci, kaç genç gözaltına alındı, kaç kişi tutuklandı? 593 öğrenci gözaltına alındı. 17, 18, 19 yaşındaki gençlerden söz ediyoruz. 238 kişi tutuklandı. Bu çocuklar sınavlarını kaçırdı. Bunun hesabını hangi vicdan verecek? 238 genç aylarca hapiste tutuldu. Aylarca içeride kaldılar; eğitimlerini aksattılar, sınavlarına giremediler. Ne oldu biliyor musunuz, Sayın Başkan, Sayın Heyet? Hepsi beraat etti. Peki, neden hapse atıldılar? Millî iradeyi ve Saraçhane’yi savundukları için. Her birinin bir evi, bir ailesi var. Sabahın köründe kapıları çalındı, çocuklar uyandı ve karşılarında polisi gördü. O sabahtan beri uyuyamayan anneler var. Çocuklar artık uyuyamıyor.

“Yargılanmadan kaçan namerttir, bu dava siyasidir”

İmamoğlu, geçmişte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İBB Başkanlığı dönemindeki yargılamaları hatırlatarak, mevcut durumla karşılaştırma yaptı. “Yıl 2002. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin eski başkanı Sayın Erdoğan ve 37 sanık yargılanıyor. Kaç kişi tutuklandı biliyor musunuz? Yalnızca üç kişi. Üçü de sıradan çalışanlardı ve iki ay içeride kaldılar” dedi.

İmamoğlu, Erdoğan’ın bir gün bile tutuklu kalmadığını belirterek, “Yargılanmaktan kaçan yok. Yargılanmadan kaçan namerttir, şerefsizdir, namussuzdur. Aramızdaki tek fark, o yargılanırken bir gün bile tutuklanmamış olmasıdır. Ben Türkiye’nin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. 16 milyon İstanbullunun seçtiği belediye başkanıyım. Dün dördüncü kez yenilenen Türkiye Belediyeler Birliğinin başkanıyım. Buna rağmen bir buçuk yılı aşkın süredir Silivri’deyim” dedi.

İmamoğlu, “Bir buçuk yıldır neden buradayım? Seçimi iptal ettiler, olmadı. Önce 13 bin 600 oy farkıyla kazandığım seçimi yeniledim ve 806 bin oy farkıyla kazandım. Beni sandıkta yenemediler, onun için buradayım. Kendi söyledi: ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.’ Seçimde sonuç alamayınca bu kez tutuklayarak başarmak istediler. Bu dava siyasidir. Bunun adı siyasettir. Yazıktır, günahtır” diye konuştu.

“Bu dosyada siparişle yazılmış bir iftiraname var”

İmamoğlu, “Bir şafak baskını, hatta sahur baskını gördük. Soru sorulmadan geçen 4 gün herkese açık, savunmaya kapalı bir soruşturma gördük. ‘Tutukla, aileyi al, şablonu koy, kapıyı aç’ diye işleyen bir itirafçı düzeni gördük. Bir partinin kapatılmasıyla biten bir ceza iddianamesi gördük. Bir belediyenin teşkilat şemasından çıkartılmış bir örgüt şeması gördük. Ve 560 milyardan 160 milyara, 160 milyardan 0'a inen bir rakam gördük. Devlet projesini yüklenicisine yazılmış bir maden zararı gördük. Borcunu ödediği için dolandırıcılıkla suçlanan bir yönetim gördük. Kamuya yarım milyar lira kazandırdığı için rüşvetle suçlanan bir ihale iptali gördük. Zamanda geriye akan paralarla uydurulan bir iftiraname gördük. Müştekinin memurundan bilirkişi gördük. Kapanan mikrofondan yazılmayan cümleler, değişen hakimler ve bütün bunların bedelini cezaevlerinde ödeyen yüzlerce insan gördük” dedi.

İddianameyi eleştiren İmamoğlu, “Bu dosyanın hiçbir durağında belge yok. Manşet var, şablon var, duyum var, siparişle yazılmış bir iftiraname var. Belge bizde, cümle onlarda. Hükmümü söylüyorum: Bu dosyada suç yok. Bu dosyada siyaset var. Sandık var, milletin bir iradesi var. O iradeyi bir ceza dosyasıyla yenmeye çalışan acz içindeki insanlar var. Bu suç değil, siyasettir. Bu yazılan şey siyasetin ta kendisidir. Siyaset bu ülkede bir zümreye ya da bir kişiye ait değildir, millete aittir” diye konuştu.

“İstanbul’da az zamanda, az kaynakla kamu yararına inanılmaz başarılı işler ürettik”

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde kendi yönetiminde yapılan çalışmaları anlatarak, önceki dönemlerle kıyaslama yaptı. İmamoğlu, şöyle konuştu:

Biz bizden önceki yönetimlerle kıyaslandığımızda herkes görecektir ki İstanbul'da az zamanda, az kaynakla, kamu yararına inanılmaz başarılı işler ürettik. Çok daha fazla iş yaptık. Çok daha fazla metro, çok daha fazla altyapı yatırımı, çok daha fazla yeşil alan, çok daha fazla sosyal destek, hem de misli misli çok daha fazla sosyal kültürel yatırım. Peki bu nasıl mümkün oldu? Dürüst ve liyakatli yönetimimiz sayesinde mümkün oldu. Siyasetin esir almadığı, siyasetin hüküm koymadığı, yani siyasi partinin göreviyle devletin konumunu birbirinden ayıran ahlakla oldu.

2019 yerel seçimlerini önemli bir milat olarak nitelendiren İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2019 yerel seçiminden önce benim adaylığım, her ne kadar o dönemde mensubu bulunduğum Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti arasındaki ittifakın bir adayı olarak yola çıkmış isem de ki bugün çok değerli iki genel başkanın burada olmasından da mutluluk duyuyorum. Hem Sayın Müsavat Dervişoğlu'nu hem de Sayın Özgür Özel'i saygıyla selamlıyorum” dedi.

İmamoğlu, İstanbullulara hitap etmek ve kapsayıcı bir yönetim anlayışı ortaya koymak için “İstanbul İttifakı” kavramını gündeme getirdiğini belirterek, “2019 seçimleri, daha evvelki gün anlattığım şekliyle, o ittifakın, siyasi ittifakın bir suç sayıldığı şekle kadar giden bir yolculuğu tariflemiştik esasen o gün. Ve o gün başlayan o mücadele gerçekten Türkiye demokrasisi adına ve Türkiye'deki değişim adına muazzam bir başarıyı bizlere kazandırdı” diye konuştu.

“6 yılda bize güvenenlerin başını öne eğdirmedik”

İmamoğlu, İBB dönemindeki denetimlere ilişkin de şu ifadeleri kullandı:

6 yılda bize güvenenlerin başını öne eğdirmedik. Bin 600 denetimden hepsinden aklanarak çıktık. Aynı periyotla bizden önceki dönemde tam 11 kat denetlendik, 11 kat. Bir tarafta 140, bir tarafta bin 600. Bu kadar misliyle denetlenen bir kurumun, tabiri caizse girmedikleri daire başkanlığı, girmedikleri iştirak kalmadığı halde verilemeyecek hiçbir hesabımız olmadığını ispat ettik. Hakkımızda açılan tek bir dava yok. Bu yüzden sizler de biliyorsunuz ki burada yol arkadaşlarımızla yargılanmamızın sebebi yolsuzluk değil; tam tersine yolsuzluğa, İstanbul'un talanına ve 100 milyarlarca dolarlık imar rantına dur demiş olmamızdır.

“Bu davanın altında yatan siyasi husumetin kökeni, İstanbul modelinin büyük başarısıdır”

İmamoğlu, davanın arkasında siyasi husumet bulunduğunu ifade ederek, “İstanbul Modeli”ni anlattı. İmamoğlu, “Tüm bunların yanı sıra bu davanın altında yatan siyasi husumetin kökeni, İstanbul Modeli’nin büyük başarısıdır. O güçlü, var ettiğimiz İstanbul İttifakıdır. Gerçekten hiçbir insanına, hiçbir hizmetine siyasi bir kılıf takarak değil, tam aksine milletine hizmet eden bir belediyeciliği ortaya koymanın, her siyasi partinin içinde olduğunu, her siyasi anlayışın hizmet almasındaki yolların açık olduğunu, herkese eşit davranıldığını ortaya koyan bir anlayıştır İstanbul Modeli” dedi.

İmamoğlu, seçim kazanmanın ve kaybetmenin demokrasi içinde bir husumet nedeni olamayacağını belirterek, şöyle konuştu:

İşte İstanbul modelinin bu büyük başarısı siyasi husumetin kökeni olmuştur. Yani ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diyen zihniyetin, bunu kendine tehdit görmesinden dolayı ortaya çıkan bir husumetin, sürecin sonucudur bugünkü dava. Halbuki yani seçim kazanmak, seçim kaybetmek böyle bir husumet doğurabilir mi, mümkün mü? Demokrasi anlayışında bunu kabul etmek ya da bunu bir hakmış gibi göstermek mümkün mü? Ama şu anlayışla mümkün; ‘Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz’ diyen anlayışa sahipseniz mümkündür husumet. Kaldı ki kazanmak, kaybetmek diye bir şey olmaz, o bir günlük bir şeydir. Ama ertesi gün artık kazanan o şehrin insanı olur. Eğer seçimi kazanan ve yönetimi o gün itibarıyla ele alan bir siyasetçi, o ahlaki duruşu, o demokrat tavrı gösteriyorsa, o an itibariyle herkes kazanıyor demektir. Esasen kazanmanın rekabetidir ahlaki duruş ve ahlaklı siyaset.

“Bir toplumun, bir ülkenin, bir milletin hizmetine koşan insanlar, birbirine çelme takmaz, daha iyinin yarışını ortaya koyar. Budur demokrasi, budur siyasi siyasetin ahlaki duruşunun usul ve üslubu. Ama bugünkü zihniyet orada değildir” diyen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Nisan 2010'da bir çocuğa söylediği “Artık yetki sende ister asarsın, ister kesersin” sözünü de hatırlattı ve “Bu değildir yönetici” dedi.

“Biz başardık, onun için bu dava var”

İmamoğlu, kendisinin ve çalışma arkadaşlarının İstanbul'da elde ettiği başarıların iktidar tarafından tehdit olarak görüldüğünü savundu. İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu bakımdan yaşadıklarımız halkın iradesinden korkanların koltuklarını kaybetmemek için demokrasi dışı yollarla rakibini hem de hiç görülmemiş biçimde devreden çıkartma girişimidir. Bir avuç muhterisi bu noktaya getirense benim ve arkadaşlarımın İstanbul'u yönetirken sergilediğimiz büyük başarı ve halkla kurduğumuz güven ilişkisinin tüm Türkiye'ye örnek olmasıdır, tüm Türkiye'ye umut olmasıdır. Çünkü biz yıllardır ihmal edilmiş, bir siyasetçinin tapulu malı gibi gördüğü ve kaynaklarını bir avuç insanın çıkarı için kullanılmış bir şehri, bütün İstanbulluların şehri yapmak için yola çıktık ve başardık.

Yandaşa şunu bunu dağıtmadık. Kendimize yandaş kurumlar, dernekler, vakıflar tespit etmedik. Kişilere mekan, mal, mülk dağıtmadık. Hatta bu tür işgal edilmiş İstanbul'u ayıklamaya, temizlemeye, arındırmaya gayret ettik. Ve onun için gurur duyuyorum bütün arkadaşlarım. “İşte burada sergilediğimiz bu başarı, halkla kurduğumuz güven ilişkisinin tüm Türkiye'ye örnek olmasıdır, tüm Türkiye'ye umut olmasıdır tüm bu yaşadıklarımız. Bunu kendisine tehlike olarak gördü. Altını çiziyorum, biz başardık, onun için bu dava var. Evet biz arkadaşlarımızla gerçekten kıyıda köşede diye tariflediği Beylikdüzü'nde de başardık, İstanbul'da da başardık.

“Bir başkasının başarısı iktidarın niçin korkulu rüyası olur” d ye soran İmamoğlu, “Rakibiyle girdiği tüm seçimleri kaybeden bir iktidar yeniden kazanabilmek için neden kendine milletine değil de kontrolü altına aldığı yargıya güvenerek, yol ve yöntem geliştirir? Niçin bu kadar acz içerisinde haksız bir hale düşer?” ifadelerini kullandı.

“12 metrekareden her gün halkımıza umut veren mesajlar veriyoruz”

İmamoğlu, iktidarın halktan koptuğu değerlendirmesinde de bulunarak, savunmasına şöyle devam etti:

Sandık konulduğu zaman oraya gidecek olan milletiyle köprü kuramıyorsa, konuşamıyorsa, bağı kopmuşsa, insanlarla buluşamıyorsa, bir Saraya kendini kapatmışsa, bütün imzaları tek bir elde toplamışsa, ortak aklı, istişareyi hafızasından silmişse, ‘benden olanlar, olmayanlar’ zihnine oturtmuşsa, o insanın başka bir yolu ve yöntemi kalmaz. Ama biz yüzümüzü hep halkımıza döndük. Hala halkımızla konuşuyoruz. 12 metrekareden her gün halkımıza umut veren mesajlar vermenin gayretini ortaya koyuyoruz. Millet, bu iktidarın baştan aşağı yenilenmediği sürece, zihniyeti değişmedikçe, İstanbul'u da Türkiye'yi de asla bizim kadar iyi yönetemeyeceğini net olarak görmüştür. Daha doğrusu, onların artık bu ülkeyi ve bu şehirleri yönetemeyeceğini, halktan koptuğunu görmüştür.

2024 seçim başarısına da değinen İmamoğlu, “Bunun için İstanbul Modeli herkese bu gerçeği gösterdiğinden ötürü iktidarın korkulu rüyasıdır. Milletimiz, İstanbul Modeli’nin sonuçlarını görmüş, yaşamış, yönetim anlayışımız, yönetim becerimiz, yönetim ahlakımız ve bu iktidar arasındaki dağlar kadar olan farkı hissetmiş, benimsemiş ve kabul etmiştir” diye konuştu.

“Beylikdüzü’ndeki başardıklarımız olmasa bu kadar sağlam İstanbul modeli olmazdı”

İmamoğlu, İstanbul Modeli’nin temellerinin 2014-2019 yılları arasında Beylikdüzü'nde atıldığını söyledi. “Biz bu modeli 2014'te Beylikdüzü'nde inşa etmeye, tabiri caizse oya gibi işlemeye esasen başlamıştık. 2014-19 yılları arasında Beylikdüzü'ndeki başardıklarımız olmasa bu kadar sağlam ve etkili İstanbul Modeli olmazdı” diyen İmamoğlu, belediyecilik uygulamalarını bilim, teknik ve ortak akılla geliştirdiklerini belirtti. İmamoğlu, “Hiçbir gün ‘ben bilirim’ noktasında olmadık. Mini minnacık çocuklarımızdan bile projeler öğrendik, taleplerini dinledik, onların dilleriyle projelerin isimlerini koyduk. Çocuklarımızın, 5-6 yaşındaki çocuklarımızın dahi… Böyle bir modeldir, yönetim felsefemiz buradan çıkmıştır” ifadelerini kullandı.

“Şehrin meydanlarını bir avuç rantçının değil, vatandaşın faydasına sunduk”

Kamu yararına bir belediyecilik anlayışı ile hareket ettiklerini vurgulayan İmamoğlu, “Hava koridorlarını açık tutmak, çiçekle, ağaçla insanları, sporla bir araya getirmek, dere yataklarını, kent ormanlarını, göl ve deniz kıyılarını, şehrin meydanlarını bir avuç rantçının değil, vatandaşın faydasına sunmaya ne kadar kararlı olduğumuzu o kıyıda köşede dedikleri ilçede başardık biz” diye konuştu.

Beylikdüzü'ndeki Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi ile Fatih Sultan Mehmet Kültür ve Sanat Merkezi'ni de anlatan İmamoğlu, “İddia ediyorum, 10 senede bir ilçe belediye başkanı İstanbul'da böyle bir kültür merkezi açamaz” dedi.

Kültür merkezlerinin büyüklüklerine ilişkin bilgi veren İmamoğlu, “Burası da Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi. 33 bin metrekare, diğeri yaklaşık 20 bin metrekarelik büyük, kocaman kültür merkezleri. Birisi şehrin merkezinde, bir diğeri Fatih Sultan Mehmet Kültür ve Sanat Merkezi, Beylikdüzü'nden az oy aldığımız o dönemdeki mahallenin tam göbeğinde. Yüzde 10'larda oy aldığımız mahallenin göbeğinde. Yani ‘Bana oy verene tabii ki metro yapacağım, oy vermeyene niye metro yapayım?’ diyenlerin tam tersine” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, Beylikdüzü'nde kreşler, kütüphaneler ve sosyal yaşam alanları oluşturduklarını belirterek, uyuşturucu ve kumarla anılan bir iş merkezinin dönüştürülerek Zübeyde Ana Sosyal Yaşam Merkezi'nin hayata geçirildiğini anlattı. “Her tarafında uyuşturucunun cirit attığı bir yeri alıp, bir bölümünü kamulaştırıp, bir bölümünü kiralayıp, orayı çocuğun, kadının ders kursuna gittiği, meslek kursuna gittiği, kültür ve sanat eylemlerinin içine geçtiği, yani bir çöküntü alanını toplumsal bir mekana dönüştürmektir İstanbul Modeli” diyen İmamoğlu, “Dosteller Mağazası'nda ihtiyacı olan insanların gelip, bir elin öbür eli görmeden destek alıp verdiği merkezler üretmektir; Askıda Fatura'nın doğduğu yerdir Beylikdüzü” ifadelerini kullandı.

“Beylikdüzü metrosu için 5 yıldır tek bir imza eksik”

İmamoğlu, Beylikdüzü metrosunun Cumhurbaşkanlığı yatırım planına alınması için yaptığı girişimleri anlattı. Projenin beş yıldır onaylanmadığını belirten İmamoğlu, şöyle konuştu:

Yaklaşık 2 milyon nüfusa hizmet edecek Beylikdüzü metrosunu, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumun hemen ikinci yılında, Cumhurbaşkanlığı yatırım planına alınsın diye, Cumhurbaşkanlığı'nın gündemine taşıyan ben, 5 yıldır bunu Cumhurbaşkanlığı'na onaylatamayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Para istemiyoruz, kaynak istemiyoruz, kredi istemiyoruz; projesi hazır, yurt dışından kaynağı hazır, tek bir imza eksik: Cumhurbaşkanı imzası. Yatırım onayı verecek, sonrasını biz yürüteceğiz. 5 yıldır vermiyor! Bunu nasıl açıklayabilirsiniz?

Merkezi yönetimin belediyelere yönelik yaklaşımını eleştiren İmamoğlu, “Yöntemi İzmir modeli işte. Yöntemi Afyon modeli. Yöntemi Aydın modeli. Tutar mı? Tutmaz, tutmaz. Emek hırsızlığıyla hiçbir yere gelemezsin, elindeki bereket kaçar. Milli irade hırsızlığıyla milleti ikna edemezsin” ifadelerini kullandı.

“İstanbul’a 14 milyon metrekare yeşil alan kazandırdık”

İmamoğlu, İstanbul'da hayata geçirilen yeşil alan projelerini de anlattı. “İstanbul'un 2019 itibarıyla muhafızı olduk. Doğasını koruduk. İstanbul'a 14 milyon metrekare yeşil alan kazandırdık. Kent ormanları, yaşam vadileri, şehir parkları, meydanlar, her biri birbirinden tarifsiz güzellikleri kattık. Yüzlerce semt parkı, mahalle parkı, yüzlerce artık 400'lere varan sayılara ulaştı” diyen İmamoğlu, Sarıyer Büyükdere'deki fidanlık alanına ilişkin görselleri de duruşma salonundaki ekranda gösterdi.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'de meyve üretiminin gelişmesi amacıyla Büyükdere'de fidanlık kurulduğunu anlatan İmamoğlu, alanın bakımsız bırakıldığını söyledi. İmamoğlu, “Mustafa Kemal Atatürk'ün, ulu Önder'in Cumhuriyetin ilk yıllarında fidancılığın gelişmesi için özellikle meyve fidancılığı, Türkiye'deki meyve üretiminin gelişmesi için Büyükdere'de fidanlık kuruyor. Kurduruyor. Ve burası fidan yetiştiriciliğinde bir kültür gelişiyor. Biz geldiğimizde üstteki fotoğrafa bakın. Çoğu çürümüş binalar. Yerle bir olmuş falan… Burayı gördüğümde şok oldum” dedi.

“Biz 2019’dan itibaren bu şehre derin bir nefes aldırdık, derin bir ‘oh’ çektirdik”

Yaklaşık 250 bin metrekarelik alanın imara açılarak konut ve villa yapılmasının gündeme geldiğini belirten İmamoğlu, şöyle konuştu:

Baktık ki Sarıyer'in kayıtlarında, Sarıyer'e teklifler. Burayı imara açalım. Bir bölümünü Sarıyer Belediyesi'ne verelim, siz de buraya belediye binası yapın, diğer bölümüne konut yapalım, villa yapalım. 250 bin metrekare yerden bahsediyorum. Boğazın kıyısında bir yerden bahsediyorum. İçinden dere akıyor.

İmamoğlu, İstanbul'da dere yatakları ve sanayi alanlarının plansız biçimde imara açılmasını eleştirerek, “Hataları, geçmişine dönüp, onun kronolojisini iyi analiz edip, toplumla paylaşmak zorundayız. Biz 2019'dan itibaren bu şehre derin bir nefes aldırdık, derin bir ‘oh’ çektirdik” ifadelerini kullandı.

Büyükdere'deki alanın doğal yapısı korunarak yeniden düzenlendiğini belirten Ekrem İmamoğlu, “250 bin metrekarelik o üstte gördüğünüz çürüyen alan, çürüyen binalar, yerinde yine o gördüğünüz binaların birebir yapılmasıyla, yani oraya rant taşımadan, lüzumsuz binalar sokuşturmadan, doğal halini İstanbul'a kazandırmaktır İstanbul modeli” dedi. İmamoğlu, alanın insanların dolaşabildiği, spor yaptığı ve fidancılıkla ilgili kurslara katılabildiği bir yer haline getirildiğini belirterek, “Ve bu gördüğünüz alan yine dayanışmayla yapılmıştır. Bir firmanın katkısıyla yapılmıştır. İrtikap yoktur, rüşvet yoktur. Bir kuruş çıkmamıştır İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin cebinden yapılırken” diye konuştu.

İBB’nin çalışmalarını anlatan İmamoğlu, “İsrafı bitirdik, bereketi getirdik. Talanı bitirdik, yağmayı bitirdik. Doğaya saygıyı getirdik” dedi.

İmamoğlu, belediyenin altyapı ve çevre yatırımlarına ilişkin Haramidere’deki taşkın sorununa, Ayamama Deresi’ndeki çalışmalara ve İSKİ’nin su arıtma kapasitesine değindi. Ayamama’daki çalışmalar için “50-60 milyar liralık” maliyet oluşturabilecek yüzey düzenlemeleri yerine derenin yer altına alınmasına yönelik çözümü anlattı. Atıktan enerji üretim tesisinin maliyetinin ise 600-650 milyon avro düzeyinde olduğunu belirtti.

“Para milletten geliyor, doğrudan millete gidiyor”

İmamoğlu, belediyenin kaynaklarını nasıl kullandığını, “İBB’de artık paranın yolu dümdüz: Para milletten geliyor, doğrudan millete gidiyor” sözleriyle ifade etti.

Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin yaklaşımını “Devlet bizim kutsalımızdır; parti değil” sözleriyle anlatan İmamoğlu, belediyenin finansman olanaklarının kısıtlandığını savundu. Yedi yıldır İller Bankası ve kamu bankalarından kredi alamadıklarını belirten İmamoğlu, kendilerine yönelik “Silkeleyin” ve “Para kaynaklarını kesin” talimatlarını hatırlattı ve “O makam milletindir” dedi.

Bu yıl 100 bin öğrenciye 25 bin lira burs verileceğini belirten İmamoğlu, 22 bin 617 öğrencinin yurtlarda barındırıldığını, ailelerin bu sayede yaklaşık 20 milyar liralık bir yükten kurtulduğunu ifade etti. İBB’nin 127 kreşini ve 0-4 yaş arası çocuğu olan annelere ücretsiz ulaşım uygulamasını da anlattı. İmamoğlu, “Milletin parasını millete veriyorum" dedi.

"Aradığınız parayı Silivri’deki yatırımlarda bile görebilirsiniz"

İddianamede bahsi geçen parayı Silivri'de bulabileceklerini söyleyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

Beş yıl boyunca Silivri’de MHP’li bir belediye başkanı görev yaptı. Siyasi ayrım yapmadan beş yıl boyunca hizmet ürettik. Aradığınız para için uzaklara gitmenize gerek yok. İstanbul Modeli dediğimiz uygulamayı Silivri’de bile görebilirsiniz. Aradığınız parayı, KİPTAŞ Silivri 4. Etap Sosyal Konutları’nda görebilirsiniz. Burada bin 396 aileyi ev sahibi yaptık. Türkiye’de ilk kez sabit taksitlerle, asgari ücretin altında taksitlerle sosyal konut sahibi olma imkânı sunduk. Aradığınız parayı, Silivri’de bugün 6 milyar lirayı aşan altyapı yatırımlarında, yıllardır su baskınlarına neden olan derelerin ıslahında ve içme suyu yatırımlarında da görebilirsiniz. İSKİ’nin çalışmalarına bakın. Silivri Seymen’deki biyokütle enerji üretim tesisini, Seymen Atık Bertaraf Tesisi’ni, Boğluca’daki Yaşam Vadisi’ni görebilirsiniz. İstediğiniz kadar insanları hapse atın, bu gerçeği değiştiremezsiniz.

“Bu kumpasın sebebi, İBB’de yolsuzluk yapılmaması”

Hakkındaki davanın siyasi amaç taşıdığını savunan İmamoğlu, İBB’deki hizmetlerin ve yatırımların suçlama konusu yapılmasına tepki gösterdi. İmamoğlu, savunmasında aramalarda bulunduğunu söylediği eşyalara da değinerek, yalnızca bir hizmet tabancası ile 10-15 mermi bulunduğunu ifade etti. KİPTAŞ’ın Silivri’de bin 396 aileye yönelik konut projesini ve Silivri’de 6 milyar lirayı aşan altyapı yatırımlarını da gündeme getirdi. 

Metro yatırımlarını anlatan Ekrem İmamoğlu, yıllık ortalama 14 kilometrelik üretim gerçekleştirdiklerini belirterek, pandemi, ekonomik kriz, siyasi baskılar ve belediye yöneticilerine yönelik operasyonlara rağmen çalışmaların sürdüğünü vurguladı.

İmamoğlu, hakkındaki suçlamalara ilişkin, “Açıkça söylüyorum: Bu kumpasın sebebi, İBB’de yolsuzluk yapılması değil, 2019’dan itibaren yolsuzluk yapılmadığı iddiasıyla mücadele edilmesidir” dedi. 

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU