Ümit Özdağ: Türkiye'nin Lübnanlaştırılarak parçalanma projesinin ilerletilmeye çalışıldığını görüyoruz

“Bir araya gelmesi mümkün olmayan kişiler bir araya geliyor. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Öcalan bir araya geliyor"

Fotoğraf: ANKA

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin genel merkezinde "Türk Milleti Basın Toplantısı" adıyla yaptığı haftalık basın açıklamasında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Özdağ'ın basın açıklamasına Güvenpark'ta hak arayan Er Şehit Aileleri ve Gaziler Platformu üyeleri de katıldı. Özdağ, toplantıya geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren gazeteci Vedat Yenerer'i anarak başladı. Ardından Filenin Sultanları'nın Milletler Ligi şampiyonluğunu kutladı. 

Özdağ, TÜİK'i "Mutluluk hormonu kurumu" olarak nitelendirerek 2025 yılı sonu itibariyle gayrisafi milli hasılanın 18 bin 40 dolar olarak açıklanmasını eleştirdi. Özdağ, şunları kaydetti:

Hepimizin zenginliği 18 bin 40 dolarmış. Evet, kişi başına aylık gelir bin 500 dolarmış. Bir çocuk romanı vardır ya, Alice Harikalar Diyarı'nda gibi, TÜİK de bize bir harikalar diyarında olduğumuz masallarını anlatıyor. Gülüyoruz ama millet açlık ve yoksullukla kırılıyor. Gerçekten Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik buhranlarından bir tanesinden geçiyoruz. 2026 Temmuz itibariyle açlık sınırı 38 bin 216 lira, yoksulluk sınırı 117 bin 336 TL olmuş durumda. Yani asgari ücret açlık sınırının 10 bin 141 lira altında arkadaşlar. İnsanlar nasıl geçinecekler, nasıl karınlarını doyuracaklar? Şimdi TÜİK'e soralım burad, madem kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla 18 bin dolar, yani ayda bin 500 dolar, 5 milyon asgari emekli maaşı alan emeklimiz ve 11 milyon asgari ücretli neden açlık sınırı altında bir gelir elde ediyorlar? Bu paranın geri kalanı nerede arkadaşlar? Neden halkımıza bu parayı aktarmıyorsunuz? Halka aktarmıyorsanız kimlere aktarıyorsunuz? Gayrisafi yurt içi hasıla olarak açıkladığınız rakam bir hayal mi? Gelir dağılımı öylesine bozuk ve adaletsiz ki küçük bir grup zenginlik içinde yüzerken, toplumun yüzde 90’ı açlıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Hangisini söylemek istiyorsunuz? Hangisi TÜİK'in doğrusu?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Çözüm planlı ekonomidir"

Türkiye'de çok ciddi bir ekonomik kriz yaşandığını belirten Özdağ, vatandaşın alım gücünün çok düştüğüne vurgu yaptı. Özdağ, sorunları sıraladıktan sonra, "Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu 'Zafer Ekonomisi'dir. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu sürdürülebilir, planlı kalkınmanın benimsenmesidir. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasıdır. Bu ekonomik buhrandan çıkmanın tek yolu hukukun üstünlüğünün benimsenerek güven ikliminin oluşturulmasıdır. Planlı ekonomidir, planlı sanayileşmedir, planlı tarımdır, verimin üretimde arttırılmasıdır ve bunları AK Parti iktidarının yapması mümkün değildir" diye konuştu.

"Protestolar olsaydı öfke bu kadar yüksek olmazdı"

Özdağ, vatandaşın üzerinde çok ciddi baskı yaratıldığını savunarak, "Çünkü her geçen gün biraz daha hukuk devletinin tasfiye edildiğini, düşman ceza hukukunun insafsızca uygulandığını, iktidarda kalacağız diye muhalefet üzerindeki ve vatandaş üzerindeki baskıların arttırıldığını görüyoruz. Ama ne kadar baskıyı arttırsalar da sonuçta vatandaş öfkesini sandığa taşıyarak sandıkta patlatmaya hazırlanıyor. Buradan AK Parti yönetimine sesleniyorum, eğer sokakta protestolar olsaydı öfke bu kadar yüksek olmazdı. Düdüklü tencerenin düdüğünü lehimlediniz. Geriye bu buharın dışarı çıkması için bir tek şey kalıyor. Bu tencere patlayacak. Ve bu tencere sandıkta patlayacak. Patladığı zaman siz de öyle şaşıracaksınız ki öyle telaşa kapılacaksınız ki. Biz bu telaşı, bu şaşkınlığı 2015 Haziran'ında görmüştük. Bu sefer çok daha ağır ama çok daha ağır bir mağlubiyete doğru gidiyorsunuz" ifadelerini kullandı.

"Silah bırakmam diyenlere taviz veriliyor"

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ, "Terörsüz Türkiye" sürecine de değinerek, şunları söyledi:

Terörsüz Türkiye adını verdikleri, terörle müzakere ve teröre teslimiyet süreci 21 ayı geride bıraktı. PKK kendisini feshedecekti, silahlarını bırakacaktı, bir al-ver süreci yaşanmayacaktı, şartsız şurtsuz terör sona erecekti. Bu başladığı zaman bunun böyle olmayacağını, olamayacağını, Türk halkına bu konuda doğru söylenmediğini ifade ettik. Ve ne yazık ki haklı çıktık. Gelmiş olduğumuz noktada bırakın bir müzakereyi, 'Ben silahı bırakmam' diyen bir terör örgütüne taviz veriliyor ve dağdan inmesi için yasa çıkartılıyor. Pazarlığın odağında narkoterörist elebaşı Öcalan'a özgürlük ve siyasi haklar verilmesi, PKK'lı teröristlerin affedilip topluma kazandırılması yer alıyormuş. 

 "PKK terör örgütüne mensup olacak ve suça bulaşmamış nasıl olacak"

Medyadan biz de izliyoruz. Kimi bilgilere göre yasa taslağında, 'PKK terör örgütüne mensup olmakla birlikte suça bulaşmamış...' Yani PKK terör örgütüne mensup olacak ve suça bulaşmayacak. Zaten PKK terör örgütüne mensup olmak, suça bulaşmak anlamına geliyor yasalara göre. Ve bunlar topluma kazandırılacakmış, cezaevindeki hükümlülere de ceza indirimi gelecekmiş. Zaten şu ana kadar yüzlerce ve yüzlercesinin serbest bırakıldığını duyuyoruz, izliyoruz. Çerçeve yasa taslağı aslında açık bir af düzenlemesi. Nitekim Adalet Bakanı da 'Bir genel af söz konusu değil, PKK ile sınırlı bir düzenleme.' diyerek bunun bir PKK affı olduğunu teyit etti. İktidar ve Terörsüz Türkiye sürecini yürütmeye çalışanlar, PKK'ya af düzenlemesi tasarlıyorsa bunu çıkıp açıkça ifade etmek ve gazilerimize, şehit ailelerine ve tabii Türk milletine bir açıklama yapmak zorundalar. Neden? Neden yapıyorsunuz bunu? Bu açılım ve terörle pazarlık sürecini yürütenler, kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimizin emaneti olan aile yakınlarının yüzlerine bakabilirler mi? Hiç sanmıyorum. Bakacak olsalardı, 17 gündür Ankara'da, Güvenpark'ta, ‘gaziler arasında rütbe farkı olmaz’ diyen ve bunun için 24 saat gece gündüz Güvenpark'ta direnen gazilerimizi en azından ziyaret eder ve isteklerini dinlerler, hatırlarını sorarlardı ama bunu yapmadılar. Madem siz bunu yapmadınız, biz de gazilerimizin temsilcilerini buraya davet ettik. Onlar buradan Türk halkına ne istediklerini ve bu sürece nasıl baktıklarını size anlatacaklar.

"Türkiye'yi daha kötü günlere sürükler"

Durum gerçekten bu kadar vahim ve PKK terör örgütüyle yapılan müzakerelerin ulaşmış olduğu nokta bu kadar acı verici. Birinci açılımı yaşamamışız gibi, birinci açılım adı verilen teslimiyet sürecinden sonra 3-5 ilçemizi PKK terör örgütünün elinden geri almak için Kıbrıs'ta vermiş olduğumuz şehitten daha fazla şehit vermemişiz gibi, şimdi 'Terör bitince ekonomik kalkınma başlayacak.' söylemiyle Türk halkı bu sürece ikna edilmeye çalışılıyor. Terör bitince ekonomik kalkınma başlar mı? Evet, terör örgütü teslim olur, terör örgütü diz çöker ve kayıtsız şartsız, Zafer Partisi'nin yapacağı gibi Türk devletinden af diler ise terörün durması, ekonominin gelişmesine de muhakkak katkıda bulunur. Ama teröre taviz vererek teslim olursanız, terörün durması ekonomiye hiçbir katkı yapmaz. Aksine Türkiye'yi daha kötü günlere, aynen birinci açılım sonrasında olduğu gibi, sürükler. İşte alın size terörle müzakere eden İspanya'nın gittiği nokta, inceleyin ve ondan sonuçlar çıkartın."

"Türkiye'nin Lüblanlaştırılarak parçalanma projesi ilerletilmeye çalışıyor"

Türkiye etrafında savaşların arttığına işaret eden Özdağ, şöyle devam etti:

Bugün de ülkemiz çok ağır bir tehditle karşı karşıya. Dünya, Amerika ve Çin arasında başlayan ve parça parça devam eden bir dünya savaşı yaşıyor. Bu savaşın alevleri ülkemizin sınırlarını yalıyor adeta. Rusya-Ukrayna Savaşı, Amerika-İsrail-İran Savaşı ve şimdi önümüzdeki süreçte Avrupa'da başlayacak yeni bir çatışma ve Uzak Doğu'da başlaması muhtemel yeni bir çatışmadan bahsediliyor. Türkiye'nin milli, üniter ve laik devlet yapısının bu süreçte çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesi ve Türkiye'nin Lübnanlaştırılarak parçalanma projesinin ilerletilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bir araya gelmesi mümkün olmayan kişiler bir araya geliyor. Bakın, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Öcalan bir araya geliyor. Erdoğan, bundan sonra AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM birlikte yol yürüyeceğiz diye sarayda açıkladı. Evet, hal böyleyken Zafer Partisi, Atatürk Cumhuriyeti'ni savunmak için bütün vatanseverleri Zafer Partisi saflarında mücadeleye çağırıyor. Bugünkü siyasi mücadele, demokrasi veya demokrasi demeyelim de, demokrasiden geriye kalanla karşı tarafı azaltmak ve kendi tarafınızı güçlendirmektedir. Rahmetli Demirel'in ifadesidir bu ve çok doğru bir ifadedir. Biz de Zafer Partisi olarak Zafer Partisi saflarını güçlendiriyoruz, sayımızı arttırıyoruz ve arttırmaya devam edeceğiz.

"Bebek katiline karşı sus payı verilmek üzere hazırlanan teklifi kabul etmiyoruz"

Özdağ'ın basın toplantısına katılan Er Şehit Aileleri ve Gaziler Platformu Sözcüsü Erdem Çerçioğlu da taleplerini sıraladıktan sonra, şunları söyledi: 

Bizim bu alandaki amacımız kamuoyu oluşturmaktı. Kamuoyu oluşturmakta bize yardımcı olduğunuz için, sesimiz olduğunuz, sözümüz olduğunuz için, görmeyen gözümüz olduğunuz için, yürüyemeyen ayağımız olduğunuz için çok teşekkür ederiz. Biz bu alandan, bu hazırlanan çerçeve yasayı, tamamen içi boş, bu bebek katiline karşılık sus payı verilmek üzere hazırlanmış bir şey, asla kabul etmiyoruz. Asla. Eşit haklarımıza adil davranılmadıktan sonra, adalet içerisinde bize de eşit davranılmadıktan sonra hiçbir şey kabul etmiyoruz. Biz alandan ayrılmıyoruz. Bu hafta sonuna kadar eğer somut bir adım atılıp buradan bir şey çıkmazsa, biz açlık grevine gidiyoruz. Tüm Türkiye'yi, tüm Ankara halkını bu aziz insanlar, bu kahramanlarla birlikte Güvenpark'ta olmaya davet ediyoruz. Buyurun, başımızın üstünde yeriniz var. Gelin, kahraman görmek istiyorsanız bir başka yerde aramanıza gerek yok.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU