İBB Davası'nda 44. gün: İmamoğlu’nun doğum günü kutlandı

Dilek İmamoğlu, izleyici sırasından “Seni seviyorum sevgilim, iyi ki doğdun” yazısını kaldırdı

Fotoğraf: ANKA

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 68’i tutuklu toplam 414 sanığın yargılandığı davanın duruşması, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan 1 No’lu duruşma salonunda görülüyor.

Davanın 44. gününde, tutuklu sanıklar, alkış ve sloganlar eşliğinde salona getirildi. Salona girmesiyle izleyiciler tarafından doğum günü kutlanan İmamoğlu, "Fazla uzatmayalım anneme babama niye doğurdunuz diye dava açarlar" diyerek espri yaptı.

İmamoğlu 55 yaşında 

55 yaşına giren ve 23 Mart 2025’ten bu yana tutuklu bulunan İmamoğlu, ikinci kez doğum gününü Silivri’de geçirdi. Dilek İmamoğlu, izleyici sırasından “Seni Seviyorum Sevgilim İyi ki doğdun” yazısını kaldırdı. İzleyiciler de harflerle “iyi ki doğdun” yazısı açtı. Salonda, İmamoğlu’nun oğlu Selim İmamoğlu, Özgür Çelik, Nuri Aslan, Sunay Akın, Cahit Berkay, Nebil Özgentürk de yer aldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Dilek İmamoğlu: içerde geçirdiği son doğum günü olsun inşallah

Eşi Ekrem İmamoğlu'nun doğum günü nedeniyle duruşma salonuna pasta da getiren Dilek İmamoğlu, bir gazetecinin, "Ekrem İmamoğlu'nun cezaevinde geçirdiği ikinci doğum günü. Neler söylemek istersiniz?" demesi üzerine, "Cezaevinde geçirdiği son doğum günü olsun inşallah, öyle umuyorum" dedi. 

Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Çolak kürsüde fenalaştı 

Mahkeme Heyeti’nin salona gelmesiyle duruşma başladı. Diyabet gibi birçok hastalığı olan olan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak kürsüye geldi. Çolak, savunmasında, “403 gündür tutukluyum, yaklaşık 2 saat konuşmak için 403 gündür bekliyorum. Kalp damarımın değiştiğini, diyabetimin olduğunu, hipertansiyon hastası olduğumu beton tabutun içinde her gün 16 tane hap içtiğimi biliyordunuz. Beni burada cezalandırırken evlatlarımı da dışarıda cezalandırmayı tercih ettiniz” dedi.

Çolak, savunmasını yaptığı sırada şekerinin düşmesi nedeniyle kürsüde ayakta duramadı. Bayılmak üzere olan Çolak, savunmasına devam edemedi. Jandarmalar yardımıyla sandalyeye oturtulan Çolak’ın avukatı, “Her cezaevi aracında böyle” oluyor dedi.

Mahkeme Başkanı, Erdinç Çolak'ın savunmasının bugün alınmayacağını belirtti. Çolak, sağlık ekipleri ile jandarmaların kollarında salondan çıkarıldı.

Mahkeme Başkanı, diğer tutuklu sanık olan reklamcı/iş insanı Ömür Yılmaz'ın savunmasına geçilmesine karar verdi. Ömür Yılmaz kürsüye gelerek savunmasına başladı.

Savunmasına şirketlerinin kuruluş sürecini anlatarak başlayan Ömür Yılmaz, pandemi döneminde babasından aldığı sermaye desteğiyle organizasyon ve prodüksiyon alanında faaliyet göstermek üzere şirketlerini kurduğunu belirtti. Yılmaz, şirketlerinin kuruluşundan itibaren tüm faaliyetlerin yasal zeminde yürütüldüğünü savundu.

Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.’nin tedarikçi listelerine yaptıkları işler sayesinde girdiklerini söyleyen Yılmaz, davet usulüyle katıldığı ihalelerin yalnızca bir bölümünü kazandığını belirterek, “2022 yılında 7, 2023 yılında ise 6 ihale kazandım. 2024 yılında ise teklif vermeme rağmen hiçbir ihale alamadım” dedi.

“Kamu zararına yol açmadım”

İddianamede yer alan “fazla fatura düzenlenerek sisteme para aktarıldığı” iddiasını reddeden Yılmaz, bazı ihalelerde iş eksilişine gidildiğini, bazılarında ise sınırlı iş artışı yapıldığını anlattı. Yılmaz, “Bırakın kamu zararını, bazı işlerde alacaklarımızı dahi tahsil edemedik. Kültür A.Ş.’nin ne şekilde ve ne tutarda zarara uğratıldığına ilişkin somut bir tespit yoktur” ifadelerini kullandı.

Şirketinin Emrah Bağdatlı’nın kontrolünde olduğu yönündeki iddiaları da reddeden Yılmaz, “Şirketimin kuruluşundan bu yana tek ortağı ve yetkilisi benim. Kimsenin güdümünde olması mümkün değildir. Emrah Bağdatlı ile sektörden ve sosyal çevreden tanışıklığım vardır ancak şirketimin sahibi olduğu yönündeki iddialar tamamen mesnetsizdir” dedi.

Dosyada yer alan tanık ifadelerine de değinen Yılmaz, Vedat Şahin, Gökhan Köseoğlu ve diğer tanıkların şirketiyle ilgili anlatımlarının somut bilgiye değil, duyum ve çıkarımlara dayandığını savundu. Tanıkların mahkeme huzurunda önceki beyanlarının bir kısmını geri çektiğini hatırlatan Yılmaz, bu ifadelerin aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Yılmaz, savunmasında Murat Ongun ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını belirterek, “Murat Ongun ile bir araya gelmedim, kendisini görmedim. Kendisiyle tek bir telefon görüşmem dahi yoktur” diye konuştu.

“İfadem alınmadan tutuklandım”

19 Mart operasyonları kapsamında önce adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını anlatan Yılmaz, savcılığın itirazı üzerine hakkında yakalama kararı çıkarıldığını, kararı öğrendikten sonra karakola giderek teslim olduğunu söyledi. Yılmaz, “Kaçmadım, teslim oldum. Daha sonra ifadem alınmadan tutuklandım. 15 aydır tutukluyum” dedi.

Suçlamaları kabul etmeyen Yılmaz, “Ben hiçbir örgüte üye değilim. Kimseyi dolandırmadım, kimsenin zararına işlem yapmadım. İddianamede aleyhime somut tek bir husus bulunmuyor. Kaçma şüphem yoktur. Öncelikle tutukluluğumun kaldırılmasını, ardından beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

Ardından Yılmaz'ın çapraz sorgusu tamamlandı ve avukatının savunması dinlendi.

Duruşmada savunması alınan Urban Medya Yetkilisi avukat Ahmet Köksal, BVA Reklam ve Urban Medya şirketlerinde görünen hisselerinin fiili sahibinin kuzeni Hüseyin Köksal olduğunu belirterek, şirketlerdeki görevinin ağırlıklı olarak hukuki süreçleri yürütmekten ibaret olduğunu söyledi. Köksal, “Her iki şirketin kullandığı kredilerde, teminatlarda ve kefaletlerde Hüseyin Köksal’ın imzası bulunmaktadır. Herhangi bir şeyi gizleme amacıyla hareket edilmemiştir” dedi.

“İhalelerin teknik ve ticari kararlarında yer almadım”

20 yıldır avukatlık yaptığını belirten Köksal, şirketlerdeki görevinin sözleşmelerin hazırlanması ve hukuki süreçlerin yürütülmesi olduğunu ifade ederek, “Şirketlerin hangi ihaleye katılacağı, hangi bedelle teklif vereceği benim görev alanımda değildi. Teknik bilgim de bulunmuyordu. Ben yalnızca ihale dosyalarının hukuki uygunluğunu kontrol ediyordum” ifadelerini kullandı.

İddianamede yer alan 61 ve 62 numaralı eylemlere ilişkin savunma yapan Köksal, BVA Reklam’ın söz konusu İBB ihalelerine katılmadığını ve teklif vermediğini belirtti. Köksal, “İhaleye katılmayan bir şirketin ihaleye fesat karıştırması hukuken mümkün değildir. Bir an için iddia doğru kabul edilse bile fail değil, mağdur konumunda olurum” şeklinde konuştu.

“Muvazaalı teklif iddiası tarihlerle çürüyor”

BVA Reklam ile Urban Medya’nın aynı şirketler gibi gösterildiğini belirten Köksal, söz konusu ihalelerin yapıldığı tarihlerde Urban Medya’nın Hüseyin Seçkin’e ait olduğunu söyledi. Köksal, “İhalelerin yapıldığı dönemde iki şirket rakip konumdaydı. Bu nedenle muvazaalı teklif verilmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

İddianamede yer alan kamu zararı hesaplarına da tepki gösteren Köksal, aynı eylem için farklı raporlarda yüz milyonlarca liralık farklar bulunduğunu belirterek, “Bir raporda 896 milyon lira denilen zarar, iddianamede 27 milyon liraya düşüyor. Başka bir eylemde 1,5 milyar lira denilen zarar daha sonra 61 milyon liraya dönüşüyor. Bu rakamların hangi yöntemle hesaplandığı belli değildir” dedi.

Köksal, kamu zararına neden olunduğu iddialarını reddederek, ihalelerin tamamının muhammen bedelin üzerinde sonuçlandığını söyledi. Köksal, “90 milyon liralık muhammen bedelle çıkılan ihale 97,5 milyon liraya sonuçlanmış, ardından BVA Reklam aynı işi 108 milyon liraya almıştır. Başka bir ihalede ise 217 milyon liralık muhammen bedele karşılık iş 277 milyon liraya verilmiştir. Bu durumda kamu zararından söz etmek mümkün değildir” savunmasını yaptı.

“Danıştay ihalelerde hukuka aykırılık bulmadı”

İddianamede yer alan 63 numaralı eylem kapsamındaki ihalenin Danıştay tarafından da incelendiğini aktaran Köksal, “İhalenin ilanı, şartları ve muhammen bedeline ilişkin itirazlar yargıya taşındı. Danıştay 13. Dairesi ihalede herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığına karar verdi” dedi.

Köksal, aynı bilirkişi değerlendirmelerinde 2019 ve 2021 yıllarında yapılan bazı İBB reklam ihaleleri için de benzer eleştirilerin yer aldığını ancak bunların iddianamede suçlama konusu yapılmadığını söyledi. Köksal, “Aynı değerlendirmeler önceki dönem ihaleleri için de yapılmış olmasına rağmen bunlar eyleme dönüştürülmemiştir” diye konuştu.

Örgüt üyeliği suçlamasını da reddeden Köksal, iddianamede yer alan “haftada üç gün gizli toplantı” iddialarının gerçek dışı olduğunu belirterek, “Emrah Bağdatlı’yı hayatımda hiç görmedim. Murat Ongun’u ise yalnızca iki kez, kamuya açık alanlarda uzaktan gördüm. Kendisini tanımıyorum. İddia edildiği gibi gizli toplantılar yapmam söz konusu değildir” dedi.

“Mal varlığımın büyük bölümü miras kalan tarlalardan ibaret”

İddianamede adına kayıtlı taşınmazların örgüt üyeliği suçlamasına dayanak yapılmasına da tepki gösteren Köksal, “İddianamede 28 aktif tapu kaydım olduğu yazılmış. Oysa 18 tapum var. Bunların 15’i Trabzon’da miras yoluyla intikal eden fındık bahçeleri ve tarlalardır. Geriye kalan iki taşınmaz da yıllar önce satın alınan tarla vasfındaki arazilerdir” şeklinde konuştu.

Savunmasını tamamlayan Köksal, hakkında yöneltilen suçlamaların hiçbirinin somut delille desteklenmediğini belirterek, “Ne örgüt üyeliği ne de isnat edilen diğer suçlarla ilgim vardır. Hakkımda somut bir delil bulunmamaktadır. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Canım partimin başındaki kayyuma, sözlerini aynen iade ediyorum”

Köksal’ın savunmasının ardından duruşmaya ara verildi. İmamoğlu, salondan ayrılırken, doğum gününü kutlayanlara, "Doğumuma vesile olan anneme babama soruşturma açmadılar henüz ama her an açabilirler" diyerek espri yaptı.

Savunma yapmak üzere kürsüye geldiği sırada rahatsızlanan Erdinç Çolak’a ilişkin de konuşan İmamoğlu, "Burada büyük bir zalimlik yaşanıyor" dedi.

Ekrem İmamoğlu, "Büyük bir zulüm altında onur ve haysiyet mücadelesi veriliyor, hiç kimse tek bir delille yatmıyor. Ama buna rağmen başından beri bu sürecin savcılığını yapan iktidarın başındaki zihniyete ve aynı dili kullanan benim canım partimin başındaki kayyuma, bu insanlara hırsız, rüşvetçi diyen iftira atan insanlara sözlerini bu masum insanlar adına aynen iade ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Üçüncü kuşak bir ticaret ailesinin temsilcisiyim”

Savunmasına hayat hikayesini anlatarak başlayan Köksal, 1978 yılında Trabzon’da doğduğunu, 1965’ten bu yana ticaret yapan bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisi olduğunu söyledi. 1995 yılında kurulan aile şirketi Karsal Örme’de üretimden yönetime kadar her kademede görev yaptığını belirten Köksal, 2016 yılında babasının vefatının ardından şirketin yönetimini devraldığını ifade etti.

Tekstil dışında, araç kiralama, inşaat, yayıncılık, medya ve reklamcılık gibi sektörlerde de yatırımlar yaptığını belirten Köksal, “Hayatımı çalışmaya, aileme ve dostluklarıma adadım. Doğru yaşamaya çalıştım” diye konuştu.

Dosyada yer alan kişilerin büyük bölümünü tanımadığını söyleyen Köksal, Ekrem İmamoğlu ile Trabzon’dan gelen uzun yıllara dayanan bir aile dostlukları bulunduğunu ifade etti. Köksal, “Dedelerimiz, babalarımız, çocuklarımız birbirini tanır. Kendisini siyasi kimliğiyle değil, insani yönüyle tanırım. Dostumdur, abimdir. Bu dosyada yargılanmamın asıl sebebinin de Ekrem İmamoğlu ile olan dostluğum olduğunun farkındayım” ifadelerini kullandı.

Tutuklu sanıklardan Ahmet Köksal’ın kuzeni olduğunu belirten Köksal, "Bu dosyadaki çoğu kişi Ahmet’i tanımaz bile. Çok iyi bir avukattır. Sadece birlikte çalıştığımız ve bana yardımcı olduğu için 15 aydır tutuklu olduğunu düşünüyorum” dedi.

“15 aydır güneş ışığı görmeyen bir hücrede tutuluyorum”

Tutukluluk sürecini anlatan Köksal, 6 Mart 2025’te tüm mal varlığına el konulduğunu, 19 Mart’ta gözaltına alındığını ve 23 Mart’ta tutuklandığını söyledi. İlk olarak rüşvet verme suçlamasıyla tutuklandığını ancak iddianamede bu suçlamanın yer almadığını belirten Köksal, “15 aydır güneş ışığı dahi görmediğim tek kişilik hücrede tutuluyorum. Tutuklanırken kuvvetli şüphe denilen suçlama iddianamede yok. Bunun hukuki bir açıklamasını bulamıyorum” diye konuştu.

Hüseyin Köksal, hesaplarına bloke konulduğunda kaçma ya da mal kaçırma yoluna gitmediğini, önceliğinin çalışanları olduğunu belirterek, "25 yılı aşkın süredir benimle çalışan insanlar var. Şirketlerin mali imkânları ölçüsünde çalışan maaşlarını, piyasa borçlarını ve banka kredilerini ödemeye devam ettim" dedi.

Soruşturma sürecinde hakkında yürütülen yayınlara tepki gösteren Köksal, dosyadaki evrakların çarpıtılarak basına servis edildiğini ileri sürdü.

MASAK raporlarının yanlış yansıtıldığını savunan Köksal, İBB’den şirketlerime para aktarıldığının söylendiğini de belirterek, "Oysa biz kamuya ödeme yapan tarafız. İBB’den ya da iştiraklerinden şahsıma veya şirketlerime gelen tek kuruş yoktur” savunmasını yaptı.

Hakkında özel jetle yurt dışına para taşıdığı yönünde haberler yapıldığını belirten Köksal, bu iddiaları da "Hayatım boyunca yurt dışına özel jetle çıkmadım. Sadece tarifeli uçaklarla seyahat ettim. Uçuş kayıtlarım ortadadır” diyerek reddetti. Hüseyin Köksal, bu haberlerin kendisine psikolojik baskı oluşturduğunu savundu.

“Etkin pişmanlık haberleri gururuma dokundu”

Cezaevinde televizyon izlerken etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edildiğine ilişkin altyazılar gördüğünü de anlatan Köksal, “Hayatım boyunca onurumu ve gururumu korumak için yaşadım. Suç işlemişim ve itiraf etmişim gibi gösterilmek gururuma dokundu” dedi.

Reklam sektörüne giriş sürecini de anlatan Köksal, 2019 yılında farklı sektörlerde yatırım fırsatlarını araştırdığını, reklam ve medya alanına yatırım yapmaya karar verdiğini kaydetti. Murat Kapki ile üniversite yıllarından beri tanıştığını belirten Köksal, “Sektöre girmemde onun bilgi ve tecrübesinin etkisi oldu. Finansmanı benim sağlayacağım, sektörel bilgi katkısını ise Murat Kapki’nin sunacağı bir ortaklık modeli kurduk” ifadelerini kullandı.

BVA Reklam’daki hisselerinin ilk aşamada Ahmet Köksal’ın üzerinde görünmesinin nedenini de açıklayan Köksal, o dönemde aile şirketi Karsal Örme’nin işleriyle yoğun şekilde ilgilendiğini ifade ederek, "Şirket yönetimiyle ilgilenebilecek, güvendiğim birine ihtiyacım vardı. Ahmet benim kardeşim gibidir. Hisselerin onun üzerinde görünmesinin nedeni budur. Şirketlere yaptığım yatırımlar da verdiğim şahsi kefaletler de açıktır” diye konuştu.

“Urban Medya’ya milyonlarca dolarlık finansman sağladım”

2021 yılının sonunda Urban Medya’ya yatırım yaptığını anlatan Köksal, şirketin ciddi mali sıkıntılar içinde olduğunu gördüğünü, şirkete yaklaşık 3 milyon dolar finansman ve 3,5 milyon dolar yatırım desteği sağladığını belirten Köksal, "Bu yatırım için şahsi kefalet verdim, şahsi gayrimenkulümü ipotek ettirdim. Urban Medya’daki hisseler de yine iş yoğunluğum nedeniyle bir süre Ahmet Köksal’ın üzerinde kaldı" ifadelerini kullandı.

BVA ve Urban Medya şirketlerinin günlük işleyişinde aktif rol almadığını, daha çok finansal tabloları takip ettiğini aktaran Köksal, “Ben bir iş insanıyım. Bir şirkete yatırım yaparım, profesyonel ekip kurulmasını isterim. Şirketlerin kurumsal yapısı vardır; üretim, satış ve ihale gibi konularla ayrı departmanlar ilgilenir” dedi.

İş insanı Hüseyin Köksal, Urban Medya’yı devraldığı dönemde şirketin mali sıkıntı yaşadığını, şirketin ihale yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlandığını ve bu nedenle yatırım yaptığını anlatarak, “Yatırım yaptığımda şirketin ilk önceliği mevcut ihale yükümlülüklerini şartnameye uygun şekilde yerine getirmekti. Yaptığımız yatırımlarla şirketin finansal tablosu düzelmeye başladı” diye konuştu.

BVA ve Urban Medya’daki hisselerin başlangıçta kuzeni Ahmet Köksal’ın üzerinde görünmesinin nedeninin, iş yoğunluğu olduğunu söyleyen Köksal, “Eğer bir şeyleri saklamak isteseydim yatırımları kendi adıma yapmaz, şahsi kefalet vermezdim. Hisseleri de daha sonra üzerime almazdım” ifadesini verdi.

“Tarafı olmadığım ihaleye nasıl fesat karıştırabilirim?”

İddianamedeki temel suçlamanın, "İBB’nin düzenlediği ve Kültür AŞ ya da Medya AŞ’nin kazandığı ana ihalelere ilişkin" olduğunu belirten Köksal, şirketlerinin bu ihalelerin tarafı olmadığını savundu. Köksal, “Ben tarafı olmadığım bir ihaleye nasıl fesat karıştırabilirim bilmiyorum. Nerede, ne zaman, nasıl bir organizasyon yaptığım hususunda net bir tespit yok. Sadece iftiracı beyanları var” ifadelerini kullandı.

"Beylikdüzü Mado, Karsal Örme, Zorlu Center ve Kültür AŞ binasında gizli toplantılar yaptığı" yönündeki iddiaları reddeden Köksal, baz kayıtlarının bu iddiaları doğrulamadığını belirterek, "Beylikdüzü Mado’nun yerini dahi bilmiyorum. Dosyada iki kilometrelik baz taraması yapılmış, bir kere bile ortak baz kaydım yok. Karsal Örme’de geceleri toplantı yapıldığı iddia ediliyor; gece saatlerinde benim bile şirketimde baz kaydım yok” dedi.

İddiaların hayatın olağan akışına aykırı olduğunu söyleyen Köksal, “Beyanlar öyle bir durumda ki haftada herhalde on gün, on farklı noktada toplantı yapıyorum. Takvime sığmıyor bu toplantılar” diye konuştu.

Zorlu Center’daki çalışma ofisine ilişkin iddialara da yanıt veren Köksal, Murat Ongun, Emrah Bağdatlı ve Ahmet Köksal ile burada toplantı yapmadığını söyleyerek, “Çalışma ofisimin bulunduğu Zorlu Center’dan 300 metre çaplı baz kaydı alınmış. Bu kadar yoğun bir bölgede bile bahsedilen kişilerle yalnızca 4 kez baz çakışması var. Ahmet hiç yok. Haftada birkaç gün toplantı yapıyor olsaydık baz kayıtları farklı çıkardı” dedi.

Kültür AŞ binasında ihale pazarlığı yaptığı iddiasını da reddeden Köksal, “Kültür AŞ’de tek bir baz kaydım yok. Kültür AŞ binasının yerini bilmiyorum. Serdal Taşkın da beni orada hiç görmediğini söyledi” ifadelerini kullandı.

Savcılığın gizli toplantı iddialarına dayandığını ancak baz kayıtlarının bu iddiaları desteklemediğini belirten Köksal, “Peki ben bu organizasyonları nasıl yaptım? Telepati yoluyla mı organizasyon yaptım?” diye sordu.

Şirketlerinin yalnızca İBB ve iştirakleriyle iş yaptığı yönünde algı oluşturulduğunu belirten Köksal, BVA ve Urban Medya’nın farklı kamu kurumlarıyla da çalıştığını söyledi. Köksal, “BVA, Zeytinburnu Belediyesi’nin ihalesini kazandı. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü reklam alanlarını kiraladık. O zaman bu kurumlarla da mı organizasyon yaptım?” dedi.

Hüseyin Köksal, iddianamedeki 61’inci eylemde yer alan ana ihaleye ilişkin İBB Meclis kararının 14 Aralık 2018’de alındığını hatırlatarak, o tarihte reklam sektöründe faaliyet gösteren şirketi bulunmadığını söyledi. Köksal, “Henüz şirketim dahi yokken ileride yapılacağı iddia edilen alt kiralama için ana ihalenin organizasyonunda nasıl yer almış olabilirim?” sorusunu yöneltti.

Kazandıkları ihalelerde hazır reklam alanı kiralamadıklarını, çoğunlukla boş alanları reklam mecrasına dönüştürdüklerini anlatan Köksal, bu alanlar için ciddi yatırım yaptıklarını belirterek, “Sıfırdan reklam üniteleri ürettik. Bunların mülkiyeti bize değil, kamuya aittir. İstanbul’a çok değerli reklam alanları kazandırdık. Dosyadaki hiçbir raporda bu reklam ünitelerinin güncel değeri hesaplanmamıştır" ifadesini kullandı.

Urban Medya’ya ilişkin suçlamalarda isim karışıklığı yapıldığını savunan Köksal, şirketin 2022’ye kadar Hüseyin Seçkin’e ait olduğunu ifade ederek, "2020 yılındaki bir ihale nedeniyle cezalandırılmam isteniyor. O tarihte Urban Medya ile hiçbir ilgim yoktu. Hüseyin Seçkin ile ben, Hüseyin Köksal, farklı kişileriz” dedi.

“Tüm faaliyetler ticaridir, usulsüzlük yapmadık”

Köksal, şirketlerinin birçok ihaleye katıldığını, bir kısmını kazandığını, bir kısmını kaybettiğini belirterek, “Tüm bunlar ticari faaliyetlerden ibarettir. Herhangi bir usulsüzlük yapmadık” ifadelerini kullandı. Şirketlerinin “fahiş kâr elde ettiği” iddiasını da reddeden Köksal, bu suçlamanın MASAK raporundaki hatalı hesaplamaya dayandırıldığını iddia etti. Köksal, “2024 yılı için kârlılığın yüzde 253 olduğu iddia edilmiş. Bu fiziksel olarak mümkün değil. Hiç gideriniz olmasa bile en fazla ciro kadar kâr elde edebilirsiniz” şeklinde konuştu.

Karlılık oranının hesaplanmasında, dönem net karı net satışlara bölünmesi gerekirken, 2024 yılı için işlemin ters yapıldığını savunan Köksal, “Doğru hesaplamada yüzde 39 çıkması gereken kârlılık yüzde 253 olarak gösterilmiştir. Bunun basit bir matematik hatası olduğunu düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. Hüseyin Köksal, MASAK raporundaki hesaplamanın, iddianamede farklı eylemler bakımından kopyalanarak kullanıldığını belirtti. İş insanı Köksal, “Haksız gelir elde ettiğimizi iddia edebilmek için kârlılık oranı yükseltilmiş gibi gösterilmiştir. Bu oran suçlamaya gerekçe yapılmıştır” dedi.

Savcılığın kar oranlarını suçlama konusu yaptığını söyleyen Köksal, "Ticari faaliyetin temel amacı kar etmektir. Şirketlerimdeki kâr oranı normal düzeydedir. Eğer böyle bakılacaksa borsa yatırımlarından da KKM’den de kâr ettim, onlar da araştırılabilir. Şirketlerimin gelirleri yalnızca bir ihaleden ibaret değil. Şirketlerin birçok farklı kamu kurumuyla iş yaptığı, gelir kaynaklarının geniş olduğu dikkate alınmadan tüm satışlar tek bir ihale bedeliyle kıyaslanmıştır. Bu yöntemle anlamlı bir sonuca ulaşılamaz” ifadelerini kullandı.

“Sahte fatura iddiası soyuttur”

Hakkındaki bir diğer suçlamanın sahte fatura iddiası olduğunu belirten Köksal, savcılığın hangi faturanın sahte olduğunu somut olarak ortaya koymadığını, bu konuda savunma yapabilmesi için önce bu iddianın somutlaştırılması gerektiğini kaydetti.

Ailesinin ve şirketlerinin vergi konusunda hassas olduğunu belirten Köksal, “Şahsi giderlerimizi bile şirkete gider olarak yazmayız. Düzenlediğimiz her faturanın karşılığı tam ve eksiksizdir. Aktif ve pasif tüm şirketlerime detaylı vergi incelemesi yapılabilir; tek bir sahte fatura, tek bir usulsüz muhasebe işlemi göremezsiniz” diye konuştu. Köksal, şirketlerinin her yıl yeminli mali müşavirler tarafından denetlendiğini ve tam tasdik raporlarının maliyeye sunulduğunu belirterek, mahkemeden bu raporların celbini istedi. Hüseyin Köksal, "Şirketleri maliyeye sevk edin, vergi dairesi incelesin. KDV iadesi alan şirketim var. KDV iadesi istenildiğinde vergi dairesi şirkete giren faturaları inceler. Faturalarda sahtecilik olsaydı KDV iadesi yapılmazdı” ifadelerini kullandı.

Savcılığın, tedarikçi firmalar üzerinden dolaylı bir sahte fatura bağlantısı kurduğunu belirten Köksal, “En çok mal aldığımız tedarikçilerin ticari ilişki içinde olduğu başka bir şirketin, sahte fatura kullandığı iddia edilen başka bir şirketle ilişkisi olduğu söyleniyor. Bunun benimle ne ilgisi var? Bu kadar dolaylı bir bağla nasıl suçlama yapılır?” dedi.

“TMSF de aynı tedarikçilerle çalıştı”

Şirketlerinin 2025 yılından itibaren TMSF yönetiminde olduğunu hatırlatan Köksal, TMSF’nin de aynı tedarikçilerle çalışmaya devam ettiğini aktardı. Köksal, “Urban Medya 2024 yılında Ece Reklam’dan 100 milyon TL’lik mal ve hizmet satın aldı. 2025 yılında TMSF yönetiminde bu rakam 195 milyon TL’ye çıktı. BVA’da da aynı durum var. Eğer bu işler sahte faturalıysa, TMSF yönetimi de mi şirketlerimden sahte faturayla para çıkarıyor? Böyle bir iddia mahkemelerde alay konusu olurdu” ifadelerini kullandı.

Köksal, her iki şirketi için de bağımsız bilirkişi raporu alınmasını, şirketlerin TMSF yönetimine geçmesinden sonra ticari faaliyetlerinde bir değişiklik olup olmadığının incelenmesini isteyen Köksal, “Şirketlerim bir yıla yakındır TMSF yönetimindedir. Aynı tedarikçilerle çalışmakta, aynı müşterilere ürün satmakta, aynı gelir ve gider yapısına sahiptir. Değişen hiçbir şey yoktur” şeklinde konuştu.

Hüseyin Köksal, 61, 62, 63 ve 73’üncü eylemlere ilişkin savunmasında, şirketlerinin ilgili alt kiralamaları kazandığını, yan teklif vermediğini belirterek, “Muvazaalı yan teklif iddiasının benim ve şirketlerimi ilgilendirir bir yanı bulunmamaktadır” dedi.

117’nci eyleme ilişkin suçlamalara da yanıt veren Köksal, ecrimisil kullanımının şirketin önceki sahibi dönemine ait olduğunu belirterek, “Benimle bir ilgisi yoktur. Ecrimisilin ne olduğunu burada öğrendim. Suç olduğunu da ilk defa burada duydum” ifadelerini kullandı.

“1997’de aldığımız taşınmaz da mı suç geliriydi?”

Eylem 120 kapsamında İmamoğlu İnşaat’tan satın aldığı taşınmaz üzerinden “suç gelirinin aklanması” suçlaması yöneltildiğini belirten Köksal, bu iddiayı “en anlamadığı suçlama” olarak nitelendirdi. Ekrem İmamoğlu ile ailelerinin uzun yıllardır tanıştığını, aile büyüklerinin geçmişte de İmamoğlu İnşaat’tan gayrimenkul aldığını söyleyen Köksal, “1997 yılında da taşınmaz satın aldık. O zaman da bir suç geliri mi akladık? 1997 yılında da bir suç mu işledik?” diye sordu.

Satın aldığı taşınmazın evine ve iş yerine yakın olduğunu, aile kullanımı için yatırım yaptığını ifade eden Köksal, taşınmazı piyasa rayicine uygun bedelle aldığını söyledi. Köksal, “Taşınmazı 2024 Aralık ayında KDV dahil 50 milyon TL’ye satın aldım. Tapuda gerçek değerini gösterdim, vergiden kaçınmadım. Yakın zamanda aynı sitedeki daha küçük bir taşınmazın benzer fiyata satıldığını duydum. İnternet ilanlarında da en düşük satış fiyatı 57 milyon TL olarak görünmektedir” dedi.

“Polisler benim villa değil arsa aldığımı sandı”

Kolluk aşamasında kendisine yöneltilen sorulara da değinen Köksal, taşınmaz alımıyla ilgili ilk soruların dahi hatalı olduğunu söyledi. Köksal, “Polisler önce İmamoğlu İnşaat’tan arsa satın aldığımı iddia etti. Tapu kaydını bile sorgulamamışlardı. Benim villa satın aldığımdan bihaberdiler. Bu iddialarla beni 15 ay tuttular” dedi.

Taşınmaz bedelinin şirketlerinin ticari faaliyetlerinden elde ettiği gelirlerden karşılandığını belirten Köksal, para hareketlerinin tamamının faturalı, kayıtlı ve banka üzerinden olduğunu söyledi. Köksal, “Şirketlerime dışarıdan şahsi olarak yatırdığım tek kuruş para yoktur. Şirketlerimin elde ettiği gelirden de kayıp tek kuruş yoktur. Bu durumda ben hangi parayı akladım? Halihazırda şirketlerimde olan yasal bir parayı neden aklama ihtiyacı duyayım?” diye konuştu.

“Kar payı dağıtımı nasıl suç sayılır?”

İddianamede, kar payı dağıtımının suçlamaya konu edildiğini söyleyen Köksal, "Ben burada kar payının ne olduğunu, neden dağıtıldığını mı açıklayayım? Ya da vergiden mi kaçmalıydım? Kar payı ile gayrimenkul aldım, şahsi harcamalarımı yaptım, bilgisayar da aldım. Bunlar da aklama suçu mu?” ifadelerini kullandı.

Son 5 yılda şirketlerinin ödediği vergilere dikkati çeken Köksal, Karsal Örme, BVA ve Urban Medya’nın toplam 1,4 milyar TL vergi ödediğini söyledi. Hüseyin Köksal, “Tüm bu ticari faaliyetlerin tek sebebi 50 milyon TL aklamak mı? Bu mantıklı geliyor mu? Ya da bu vergileri ödeyerek kamu zararına mı neden oldum?” diye sordu. Köksal, dosyada kendisine yöneltilen kamu zararı ve aklamaya konu para miktarının KDV dahil toplam 623 milyon TL olduğunu belirterek, şirketlerinin aynı süreçte 1,4 milyar TL vergi ödediğini vurguladı.

Köksal, “Kamuya yaptığım ödemelerle örnek gösterilmem gerekirken, bugün burada yargılanıyorum. Şirketlerin müsaderesi isteniyor. Bu hak mıdır?” dedi.

“Tanımadığım kişiler hakkımda iftira attı”

Hakkındaki suçlamaların bir kısmının tanık ve etkin pişmanlık beyanlarına dayandığını belirten Köksal, “Hiç tanımadığım, hiç görmediğim kişiler hakkımda iftiralarda bulundu” dedi. Hakan Karaköse ve Adem Tuncay’ın 2020 yılında Urban Medya’nın kazandığı ihalelerle ilgili beyanlarını reddeden Köksal, “2020 yılında Urban Medya Hüseyin Seçkin’e aitti. Bana ait olmayan, bilgim dahi olmayan bir şirketin kazandığı ihale ile ilgili niye konuşayım?” diye sordu. Tanık Ahmet Taşçı’nın daha sonra dilekçe sunarak, kulaktan dolma bilgiler verdiğini söylediğini belirten Köksal, sektördeki bazı kişilerin ticari rekabet nedeniyle iftira atmış olabileceğini savundu. Köksal, “Belki bazı iftiracılarda ticari rekabet, fırsattan istifade iftira atma hissini uyandırdı. Belki ekmeğimize göz diktiler” diye konuştu.

Tanık Oktay Tan’ın iddialarına da yanıt veren Köksal, protokol yollarındaki yasak noktaların kendi şirketlerine kullandırıldığı iddiasını da reddederek, “Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait 1. Köprü ile Dolmabahçe Sarayı arasındaki 5 üst geçitteki 8 reklam alanı bizim kullanımımızda değildir” bilgisini verdi.

Gizli tanık İlke ve Tolgahan Erdoğan’ın, Servet Yıldırım’ın CHP İl Binası’na ilişkin para sayma görüntülerinde olduğu yönündeki beyanlarını da reddeden Köksal, “Görüntülerde kimin olduğu bellidir. Servet Yıldırım bu görüntülerde yoktur. Buna rağmen açıkça yalan söylenmiştir” dedi.

“Hasan Hüseyin Şenyurt benden 2 milyon dolar istedi”

Savunmasında Hasan Hüseyin Şenyurt ve Servet Yıldırım’a ilişkin ayrıntılı beyanda bulunan Köksal, Hasan Hüseyin Şenyurt’un kendisinden 2 milyon dolar istediğini öne sürdü. Köksal, “Hakkımda iftiralarda bulunacağını, bulunmamak için 2 milyon dolar istediğini söyledi. Ben de bu saçma iftiralara sinirlenip kendisini kovdum” dedi. Servet Yıldırım’ın da Hasan Hüseyin Şenyurt ile birlikte hareket ettiğini öne süren Köksal, tehditler nedeniyle bir süre Servet Yıldırım’a çalışmamasına rağmen maaş adı altında ödeme yaptığını söyledi. Köksal, “Hakkımda mesnetsiz iddiaların basına çıkması dahi inanılmaz maddi zararlara neden oluyor. Bu nedenle Servet ve Hasan Hüseyin’in tehditleri nedeniyle uzun süre Servet’e çalışmamasına rağmen maaş adı altında ödeme yaptım” ifadelerini kullandı.

Köksal, Servet Yıldırım’ın maddi talepleri karşılanmadıkça yeniden ifade verdiğini savundu. Köksal, “Servet, benden temin ettiği maddi menfaat her azaldığında gidip hakkımda iftirada bulunmuştur” dedi.

“Hasan Hüseyin ve Servet hakkında suç duyurusunda bulundum”

Köksal, Hasan Hüseyin Şenyurt ve Servet Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ancak takipsizlik kararı verildiğini belirterek, “Beni yağmaladıklarını ve bana iftira attıklarını söyledim. Ancak hiçbir araştırma yapılmadan takipsizlik kararı verildi” diye konuştu.

 

ANKA

DAHA FAZLA HABER OKU