CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 17. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, 3'ü tutuklu 7 kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıktı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.
Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi.
"Baba, telefon bozuktu arayamadım, akşam arayacağım"
Tutuklu sanıklar jandarma eşliğinde salona getirilirken, izleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Dün savunması alınan İBB’de iş analisti Iraz Bayrak babasına "Baba, telefon bozuktu arayamadım, akşam arayacağım" diye seslendi.
Ekrem İmamoğlu, salona getirildiği sırada, tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla yine "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı. CHP Milletvekili Sibel Suiçmez, İmamoğlu'na genel başkan Özgür Özel’in selamını iletti. İmamoğlu da "Genel başkanımıza benden de çok selam" diye yanıtladı.
CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan: İddianamedeki ‘itiraf’ ifadesini görünce büyük şaşkınlık yaşadım
Eylem 13 kapsamında "veri sızdırmak" iddiasıyla yargılanan Erdoğan'ın avukatı Egemen Ünal, dünkü duruşmada müvekkilinin ifadesinin dönemin savcısı tarafından baskı altında ve yönlendirici sorularla alındığını öne sürmüştü. Ünal, Erdoğdu'nun Naim Erol Özgüner'e herhangi bir seçmen ya da sandık verisi vermediğini savunarak, kişisel veri paylaşılmadığının ifadede açıkça yer aldığını belirtmiş ayrıca, müvekkilinin verdiği ifadelerin tamamının tutanağa geçirilmediğini iddia etmişti.
Erdoğan, 11 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nde bilgi işlem sorumlusu olarak görev yaptığını, KVKK’ya göre kişisel veri sorumlusu olmadığını, çünkü siyasi partilerde veri sorumlusu olarak KVKK'nın, kişileri değil, parti tüzel kişiliğini esas aldığını belirtti.
Bilgi işlem sorumlusu olarak, partinin dijital altyapısını geliştirmek, parti yönetiminin ve parti örgütünün ihtiyaç duyduğu yazılımları yazıp geliştirmek ve kullanıcıların hizmetine sunmak görevleri bulunduğunu, aynı zamanda kısa adı SİPORT olan YSK Siyasi Parti Portalı'na da erişim yetkisi olduğunu anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
Bu yetki YSK tarafından verilmiştir. Bu portala girerek seçmen verisi dahil partinin talep ettiği ve YSK’nın kabul ettiği dosyaları ve listeleri indirip, partinin sistemlerine aktarmak, seçmen listesi dahil bu verileri örgütün kullanımına açmak görevlerim arasındadır. Her partide olduğu gibi, AK Parti, MHP ve CHP’nin de kendi örgütünün kullandığı bir sistem vardır. Bu sistemlere kullanıcı adı ve şifreyle girilir. Herkes yetkisi icabında bu listelere girer, görür ve ne yapması gerekiyorsa onu yapar. YSK, siyasi partilerle seçmen listelerini iki türlü paylaşır. Birincisi, seçim takvimi döneminde siyasi partilerin isteği olmaksızın bu listeleri partilerle paylaşır. Bu süreç muhtarlık askı listelerinden başlar, itiraz sonuçlarıyla devam eder ve kesinleşmiş sandık seçmen listeleriyle son bulur. Yani bu listeler, oy kullanmaya gittiğimiz zaman sınıfın kapısında asılı olan ve artık değişmeyen listelerdir. Bu sadece seçim takvimi içerisindeki veridir. İkinci olarak da partilerin talebi üzerine, iki seçim arasında partilerin belirli bir talep hakkı vardır. Partiler buna ihtiyaç duyduğu zaman bu hakkı kullanır. CHP olarak genellikle kurultay öncesi bu hakkımızı kullanırız. Dolayısıyla ikinci yöntem, dediğim gibi partilerin isteği üzerine listelerin alınmasıdır. Buradaki sandık numarası ayrıntısına lütfen dikkat ediniz. Bu ayrıntıya dikkat edilmemesi, hayatımın çok kıymetli 5 ayını, hatta 6. aya girdik, cezaevinde geçirmeme sebep oldu.
Erdoğan, savcılıkta kendisine İBB Hanem projesini sorduğunu belirterek, "İBB Hanem projesini duyduğumu, sadece basına yansıyanları bildiğimi söyledim. Ben o ifadeye çağrılmadan yaklaşık 10 gün önce konu basına yansımıştı, İBB Hanem’in ne olduğunu çok merak ettik. Cep telefonumda 'İstanbul Senin' uygulaması yüklü ve İstanbul’a geldiğimiz zaman 'Otobüsüm nerede?' gibi özelliklerini gayet güzel bir şekilde kullanıyoruz. Fakat İBB Hanem’i hiç duymadım. Story'lere girip bakıyorum; 'İstanbul Senin' içerisindeki ürünlerde böyle bir uygulama var mı diye inceliyorum. Bu anlatımlarım karşısında savcı da aksi bir görüş belirtmedi, beni bağlayacak şüpheli bir şey söylemedi. Ben de açıkçası İBB Hanem’le ilgili bir şey yok diye düşündüm" dedi.
"Seçmen verisini paylaşmak gibi bir durum söz konusu olamaz, sonuçta KVKK var ve bu liste partinin emanetidir"
"Melih Geçek ve Erol Özgüner'e seçmen sandık listesi verir misiniz" diye sorulduğunu da aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
Seçmen verisini paylaşmak gibi bir durum söz konusu olamaz; sonuçta KVKK var ve bu liste partinin emanetidir. Paylaştığımız veriler; anonimleşmiş veriler, demografik yapılar gibi seçmenin analiz edilmiş hali olan sayısal değerlerdir. Bir de daha çok seçim dönemlerinden önce 'Hangi okulda hangi sandık kurulacak?' gibi bilgiler paylaşılabilir. İstanbul'da yaklaşık 12.000-13.000 sandık var, bunların hangi okullarda olduğu bilgisini Melih Bey ve Erol Bey özelinde de paylaşabiliriz. Ayrıca seçim akşamı sonuçlar toplanmaya başladığında sandık bazlı sonuçları göndermekte bir sakınca yoktur; çünkü bunlar zaten gizli bilgiler değildir. Seçim sonrası bu sonuçların kesinleşmiş halini ya da istenirse son 5 seçimin karşılaştırmalı analizi gibi değerleri paylaşabiliriz. Kişisel veri niteliği taşımadığı ve biz de siyasi bir parti olduğumuz için bu tür çalışmaları, grafikleri sistemlerimizde bulundururuz.
Savcılığın ardından Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiğini, Sulh Ceza Hakiminin de "Seçmen listesi göndermişsin iddiası var, gönderdin mi?" sorusunu yönelttiğini belirten Orhan Gazi Erdoğan, "Sayın Hakim’e, bunun teknik olarak mümkün olmadığını, savcılığın ısrarla listeyi sorduğunu ancak benim böyle bir listeyi göndermediğimi ve istesem de gönderemeyeceğimi, çünkü o içerikte bir verinin mevcut olmadığını söyledim. Sonra dışarı çıktık ve 15-20 dakika bekledik. 15-20 dakika sonra tutuklama kararıyla Silivri'ye gönderildim. Sayın Başkanım, olmayan bir veriyi gönderdiğim iddiasıyla 5 ayı aşkın süredir, 6 aya girecek şekilde dört duvar arasında günlerimi geçiriyorum" şeklinde konuştu.
"Ben kişisel veri göndermedim. Sandık numarası bu tür listelerde yer almaz, teknik olarak mümkün değildir"
YSK'dan talep edilen listeleri göndermekle suçlandığını dile getiren Erdoğan, şu beyanlarda bulundu:
Ben kişisel veri göndermedim. Sandık numarası bu tür listelerde yer almaz, teknik olarak mümkün değildir. Seçmen listeleri ile sandık yerleşimleri ayrı süreçlerdir, önce okullar belirlenir, sonra sandıklar oluşturulur, sonra seçmenler dağıtılır. 'Bu veride sandık bilgisi yok' diyorum, diğer taraftan 'gönderdin' deniyor. O zaman hangisi doğru? İşlenmiş data dediğimizi şöyle özetleyeyim. 'İstanbul Kartal'da kaç Karslı var, kaç Tokatlı var?' Bu verilerdir. Kişisel veri değildir. Bu verileri seçim dönemlerinde başka aday adaylarına da vermişimdir. Örneğin aday adayı mahallelerde seçim çalışması yapacak, oradaki demografik yapıyı görmek ister. Bu iddianamede bahsedilen kişisel veriler değildir.
İBB Hanem meselesi. İBB Hanem ile ilgili ne bir arkadaşımın ifadesinde ne de başka bir belgede somut bir veri var. Sadece birisinin "duydum" diyebileceği bir durum söz konusu. Erol Özgüner, benden liste aldığı iddiasını dile getirirken "Hatırladığım kadarıyla bana bir link göndermişti" diyor. Ancak burada 'Orhan Erdoğan, İBB Hanem projesine geçti' diyen kimse yok. Gerçi projenin ne olduğu da belli değil, ben de burada öğreniyorum; ama aslında hiç var olmamış bir uygulama bu. Kendimi hiç olmamış bir şeyin içerisinde hissediyorum. Olmayan bir listeyi göndermek ve var olmayan bir uygulamaya dahil olmak iddiasıyla şu an buradayım.
"Evladımın nikah tarihini netleştirebilmek için hâlâ sizin vereceğiniz kararı bekliyorum”
Orhan Gazi Erdoğan, bu olaylar yaşanmadan önce çocuğunun nikah tarihini planladıklarını, tutuklu bulunması nedeniyle tarihi sürekli ertelemek zorunda kaldıklarını belirterek, "Bu tarihi netleştirebilmek için hala sizin vereceğiniz kararı bekliyorum" dedi.
Tahliyesini ve yargılama sonunda beraatini talep eden Erdoğan, "Sanırım Türkiye’de iddianamesi en kısa sürede hazırlanan kişi de benim. 7 Kasım’da tutuklandım, 11 Kasım’da iddianame düzenlendi. Avukatım iddianameyi getirdiğinde, metinde yer alan ‘itraf’ ifadesini görünce büyük bir şaşkınlık yaşadım. Ben neyi itraf etmişim? Olmayan bir şeyi gönderdiğimi nasıl itraf edebilirim? Bunu hâlâ anlayabilmiş değilim. İlk şokum da bu olmuştur" diye konuştu.
Duruşmada geçen hafta savunma yapan, babası Balyoz davasından 1,5 yıl tutuklu kalmış genç bir avukatın sözlerinin kendisini derinden etkilediğini söyleyen Erdoğan, "O genç hanım, ‘Babam 1,5 yıl yattı ama çıktıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı’ dedi. Şunu düşündüm, bu genç avukatın babası, evladının gençlik döneminde kaçırdığı ve bir daha telafisi mümkün olmayan ne kadar çok anı yaşamadan geçirmiştir? Ve muhtemelen bunu hayatı boyunca unutamayacaktır. Ben de kendi kendime sordum. ‘Peki ben bu süre zarfında ne kaybettim? Hayatımda artık eskisi gibi olmayacak ne var?’ Oğlumun, eşimin ve benim yaşadıklarımızın izleri zaten uzun yıllar silinmeyecek" ifadelerini kullandı.
Ulaş Yılmaz: İstanbul Hanem'i burada öğrendim
İBB Sosyal Medya Danışmanı tutuklu sanık Ulaş Yılmaz da hakkındaki suçlamaları reddederek, "Ben burada olmayı hak etmiyorum. 6 aydır ailemden, işimden uzak kalmam haksızlıktır. Suçlu olduğumu gösterecek tek bir delil yoktur. Ciddi bir hatanın veya kastın mağduruyum. Ben herhangi bir veriyi hukuksuz şekilde elde etmedim, yaymadım. Hiçbir örgüte üye değilim. Çıkar amaçlı hiçbir faaliyette bulunmadım. Çalıştığım kurumun legal işleri dışında kimseden emir almadım." beyanında bulundu.
Kendisiyle ilgili hiçbir delilin iddianamede yer almadığını belirten sanık Yılmaz, Kadıköy Belediyesinde işe başladığını, iletişimci olduğunu ve yazılımcı olmadığını söyledi.
"İstanbul Senin" uygulamasında çalışmadığını dile getiren Yılmaz, "İstanbul Hanem'i burada öğrendim. İddianamede, 'İstanbul Senin' uygulamasıyla elde ettiğim verileri, örgüt yöneticilerine gönderdiğim yazıyor. Hiçbir yere erişimim yok. En yetkili kişiye nasıl veri gönderebilirim. Dosyada benim uygulamaya erişimim olduğunun delili yok." şeklinde savunma yaptı.
"Sepetlediğimiz' bir beyefendi, şu anda bizim yöneticimiz olarak buraya konduruldu"
Duruşmada savunma yapan İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz'ın, savunmasının ardından, çapraz sorgusuna geçildi. Çapraz sorgu sırasında “Casusluk” ve “İBB” davalarından ayrı ayrı tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun Kampanya Direktörü Necati Özkan, Yılmaz’a, iddianamede "örgüt yöneticisi" olarak yer alan sanık Hüseyin Gün ile ilgili soru yöneltti.
Yılmaz ile Özkan arasında geçen diyalog şöyle:
Necati Özkan: "Sanık Hüseyin Gün, daha doğrusu 'örgüt yöneticisi' Hüseyin Gün, o günkü toplantıda İBB'ye ve İBB'nin temsilcisi olan kamu görevlilerine bir proje satmak üzere geldi ve bir sunum yaptı. Sunumun sonunda siz bu sosyal medya analiz programının yeterince İBB için uygun olmadığını, fiyatının da uygun olmadığını gördünüz ve kendi kanaatinizi bildirdiniz. Doğru mu?"
Ulaş Yılmaz: "Kanaatimi olumsuz olarak bildirdim. Ya sizinle konuştuğumuzu hatırlıyorum, telefonlaştık mı onu hatırlamıyorum; direkt olumsuz olarak bildirmiştim. Zaten beyefendinin bir üslubu da çok rahatsız ediciydi, çok böyle tepeden bakan bir şeyi vardı. Ama sunduğu şey de çok amiyane tabirle, 'tırttı' yani.
Necati Özkan: "Peki sonuçta ne karar verdik ki biz o sunumla ilgili?"
Ulaş Yılmaz: "Kabul edilmediğini biliyorum. Çünkü ben de şey demiştim, 'Bunu Türkiye'de çok daha ucuza, çok daha verimli bir şekilde yapacak şirketler var.' Ve aynı zamanda İBB'nin elinde zaten çok iyi veriler var. Şöyle veriler var, insanlar 153'ü arayıp zaten şikayetlerini bildirmişler. Ben şu an hangi mahallede hangi vatandaş hangi şikayeti bildirmiş, çukur mu var, çökme mi var, sosyal yardım talebi mi var... Bunlar zaten var. Bunun için ayrıca bir tarama takip programına ihtiyaç yok. Böyle bir geri dönüşte bulunmuştum. Sonra da zaten bir daha çalışılmadı diye biliyorum."
Necati Özkan: "Peki yani özetle; amiyane tabirle 'sepetlediğimiz' bir beyefendi, burada şu anda bizim yöneticimiz olarak buraya konduruldu. Doğru mu?"
Ulaş Yılmaz: "Evet. Hatta savcılıkta da ifademi vermiştim. Yani 'Şu adam bir sunum yapsa da kurtulsak' falan diye bir algımız vardı sadece."
Necati Özkan: "Sadece o değil Sayın Başkan. Bildiğiniz gibi aynı beyefendi casusluk davasına neden oldu ve ben casusluk davasından dolayı da tutuklandım."
ANKA