Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile düzenlediği ortak basın toplantısında, ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misilleme saldırılarına ilişkin, "Savaşın gidişatına ve sonrasına dair her tür senaryoya hazırlıklı durumdayız. Bölgede bulunan vatandaşlarımızın güvenliğinin sağlanması için de gece gündüz çalışıyoruz. Hava sahasının halen kapalı olduğu ülkelerde bulunan vatandaşlarımızın barınma ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli önlemleri alıyoruz" dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'ye ziyarette bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile Bakanlık'ta görüştü. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Fidan, şöyle konuştu:
"Sayın Wadephul bugün görüşmelerimizin ülkemizin refah ve güvenliğini yüklenilen tüm meseleleri masaya yatırma imkanımız oldu. İkili ilişkilerimizi Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecini ve Orta Doğu'da devam eden savaş başta olmak üzere bölgesel ve küresel gelişmeleri ele aldı. Kendisi az sonra Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da kabul edilecekler.
Türkiye ve Almanya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler yani takip ettiğiniz gibi gerçekten çok olumlu bir şekilde ilerliyor. İkili ticaret hacmimiz geçen sene 52,2 milyar doları aştı. Bunu 60 milyar dolara çıkarabileceğimize inanıyoruz. Ekonomik iş birliğimizi daha üst seviyelere taşıyacak sektörlerden biri de savunma sanayi alanıdır. Gerek Avrupa gerek Orta Doğu'da yaşanmakta olan gelişmeler müttefikler arasındaki dayanışmanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Eurofighter savaş uçağı tedariki konusunda Almanya'nın sergilediği olumlu tutumdan da ayrıca memnuniyet duymaktayız. Bu politikanın savunma sanayi alanındaki diğer iş birliği başlıklarında da sürmesini açıkçası umut ediyoruz.
Almanya ile ilişkilerimizin çok önemli bir boyutunu da bu ülkede yaşayan yaklaşık 3,5 milyonluk Türk toplumu oluşturmaktadır. Bugünkü görüşmelerimizde bu konuları da ele alma imkanımız oldu.
"Bölgesel ve küresel gelişmeler, Türkiye'nin üye olmasının AB'ye sağlayacağı stratejik kazanımları gözler önüne seriyor"
Sayın Wadephul ile ülkemizin stratejik hedefi olan AB'ye üyelik hedefini de ele aldık. Bölgesel ve küresel gelişmeler, Türkiye'nin üye olmasının AB'ye sağlayacağı stratejik kazanımları gözler önüne sermektedir. Unutulmamalıdır ki, üyelik süreci sadece ülkemize değil, iki tarafa birden sorumluluk yüklemektedir. Beklentimiz bu sürecin objektif kriterler temelinde yürütülmesidir. Almanya'nın AB içindeki konumu doğrultusunda ülkemizin üyelik sürecine katkı sunmasını bekliyoruz. Bugün idari mevkidaşımla Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusundaki beklentimizi de bir kez daha aktardım. Ülkemiz ürünlerinin Made in EU kapsamına alınmasına yönelik adımlardan memnuniyet duyuyoruz.
Artık daha fazla sayıda vatandaşımız iş, eğitim ve turistik sebeplerle Avrupa ülkelerine seyahat etmeyi arzu etmekte. Vize Serbestisi Diyaloğu'nun da sonuçlandırılması AB ile bir diğer öncelikli gündem maddemizi oluşturmakta. Bu sürecin de bir an önce tamamlanması ümit ediyoruz.
"Ülkemizin bu girişimlerden dışlaması Avrupa güvenliğini zayıflatma riski taşıyor"
Avrupa güvenlik mimarisi konusu gündemimizde yer alan en önemli başlıklardan birini teşkil etmektedir. NATO'nun Avrupa atlantik güvenliğinin temel taşı olduğuna inanıyoruz. Bu çerçevede beklentimiz AB'nin savunma ve güvenlik alanındaki girişimlerinin NATO'nun çabalarını tamamlayıcı nitelik taşıması ve tüm bu kapsayan bir anlayışla yürütülmesidir. AB'nin güçlü bir NATO müttefiki olan ülkemizin bu girişimlerden dışlaması Avrupa güvenliğini zayıflatma riski taşımaktadır. Almanya'nın ülkemizin AB girişimlerine dahli yönündeki net tutumu ve desteğinden ötürü kıymetli dostum Sayın Wadephul'a ayrıca teşekkür ediyorum.
Bugünkü görüşmelerimizde ayrıca güncel bölgesel ve uluslararası meseleleri de ele alma imkanımız oldu. Tabii bunların başında Orta Doğu'da devam etmekte olan savaş gelmekte. Bu savaş bir an önce sona ermelidir. Türkiye olarak savaşın bitmesi için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Cumhurbaşkanımız çok sayıda liderle görüştü, görüşmeye devam ediyor. Biz de yoğun bir diplomasi trafiği yürütmekteyiz. Meslektaşım da aynı fikirde. Çatışmanın sonlandırılması ve gerilimin azaltılması için komşularımız ve ortaklarımızla fikir alışverişinde bulunmaya devam ediyoruz. Memnuniyetle görüyoruz ki aslında çoğunluk olarak hem doğuda hem batıda bütün ülkeler hemen hemen aynı perspektifte hareket etmekte, aynı şeyi düşünmekte.
"Yanlış bir adım atılmasına izin vermemiz mümkün değil"
Öte yandan ayrılıkçı senaryoların bu kez İran için gündeme getirilmek istendiğini görmekteyiz. İran'da iç savaş çıkarmayı ve etnik veya dinsel fay hatları üzerinden çatışmaları körüklemeyi hedefleyen her türlü plana sonuna kadar karşıyız. Bu tip maceralara karışmak isteyenleri şimdiden uyarıyoruz. Hiç kimse böyle bir hayalin içerisine girmesin. Yanlış bir adım atılmasına izin vermemiz mümkün değil.
Savaşın gidişatına ve sonrasına dair her tür senaryoya hazırlıklı durumdayız. Bölgede bulunan vatandaşlarımızın güvenliğinin sağlanması için de gece gündüz çalışıyoruz. Hava sahasının halen kapalı olduğu ülkelerde bulunan vatandaşlarımızın barınma ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli önlemleri alıyoruz.
"Lübnan devleti yıkılma noktasına gelmeden İsrail'in saldırıları sona ermeli"
Netanyahu hükümeti bölgedeki her savaşın ve her insani krizin şu anda merkezinde yer almakta. Uluslararası hukuku ve insani değerlerimizi korumak istiyorsak bu gerçeği kabul etmeli ve açıkça dile getirebilmeliyiz. Yayılmacı politika izleyen İsrail, mevcut savaştan istifadeyle savaşı Lübnan'a taşımakta. 1 milyona yakın kişinin evlerinden sürülmesi asla kabul edilemez. Lübnan devleti yıkılma noktasına gelmeden İsrail'in saldırıları sona ermeli. Lübnan'ın çökmesi başta komşu ülkeler olmak üzere tüm bölgeyi derinden etkileyecektir.
"Uluslararası toplumun dikkati Gazze'den uzaklaşmamalı"
Uluslararası toplumun dikkati Gazze'den uzaklaşmamalıdır. Netanyahu'nun Gazze ve Batı Şeria'da işgal ve yıldırma politikalarını hayata geçirmesine göz yumulmamalıdır. Mübarek ramazan ayında ve soğukların devam ettiği bu dönemde Gazzelilerin yaşam koşullarının daha da kötüleşmemesi öncelikli bir meseledir. Barış Kurulu'nun ve bağlı mekanizmaların Gazze'de etkin şekilde faaliyete geçmesi istikrar ve barışın tesisi için hayati önem taşımaktadır. Barış çabaları devam ederken İsrail'in kutsal mekanlara yönelik hukuka aykırı ve provokatif eylemlerine de devam ettiğini görüyoruz. Bölgedeki bu gelişmeleri bahane ederek Müslümanların Mescid-i Aksa'da ibadet etmelerine kısıtlamalar getirmesi de hukuksuzdur, izansızdır. İsrail'in Hristiyanların ibadet mekanlarına yönelik kısıtlamalarını keza son derece yanlış bulduğumuzu da ayrıca vurgulamak isterim.
Küresel düzeyde istikrar ve huzurun tesisi için çözülmesi gereken sorunlardan biri, biliyorsunuz uzun zamandır tartıştığımız, takip ettiğimiz Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş. Önemli mesafe kaydedilen ve barışla sonuçlanma aşamasına hayli yaklaşılan müzakerelerin hız kesmeden devam etmesi de elzemdir. Ülkemiz müzakereler yoluyla barışa ulaşılması için ilgili tüm taraflarla iş birliğini sürdürecektir. Müzakerelerin müteakip turunun bir an önce düzenlenmesi için ev sahipliğine hazırız.
Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkiler birçok katmanlı bir nitelik taşıyor ve sağlam temellere dayanıyor. Ülkelerimiz arasındaki yakın iş birliğinin Avrupa'nın geneli ve komşu coğrafyaların güvenliği ve barışı için vazgeçilmez olduğunu bugün de karşılıklı olarak teyit ettik. Birlikte çalışmayı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz."
"İran bölgede büyük zararlar veriyor"
Wadephul ise konuşmasında şunları kaydetti:
"Avrupa için, Almanya için en büyük güvenlik tehdidi Rusya'dan gelen tehdittir. Bu konuda Ukrayna'nın en iyi şekilde müzakere edebilecek konuma getirilmesi gerekiyor ki olumlu bir sonuç elde edilebilsin.
Ben Körfez bölgesinden geliyorum. İran bölgede büyük zararlar veriyor. Dronlarla, füze saldırısıyla, ki Türkiye'ye de gönderdiği füzeler var. Füzelerin NATO imkanlarıyla engellenmesini de iyi bir sonuç olarak görüyorum. Körfez bölgesindeki gerilim sürekli artması, komşulara yönelik saldırılar son derece tehlikeli bir durum.
Bu konuda ortak bir perspektif olmalı ki buradaki savaş sona ersin. Türkiye bu konuda önemli rol oynadı. Birlikte koordinasyon içersinde çalışmak istiyoruz önümüzdeki günlerde. Gelecek için İran'dan herhangi bir tehlike gelmesin, komşularına yönelik, Avrupa için tehlike oluşturmaması için.
"İran'ın nükleer programını sonlandırması gerek"
İran'ın nükleer programı ve balistik füze programını sonlandırması gerekir. Tehdit o. Diğer taraftan başka yerlerde de ben bunu söyledim, İran'ın ülkesel bütünlüğü, devletlerin ülkesel bütünlüğü kabul edilmesi gerekir. Kimse İran'da bir kaos olmasını istemesin.
Suriye'deki iç savaştan sonra Türkiye çok büyük yardımda bulundu. 4 milyon insanı kabul etti. Birçoğu Türkiye'de yaşıyor, bazıları geri döndü. Türkiye açısından da İran'dan gelebilecek olası mülteciler de gündemde. Biz bunun önlenmesi için çok yakın iş birliği içindeyiz.
Avrupa, üçüncü bir şahıs olarak, uzaktan izleyen bir konumda olmayacak. Burada siyasi olarak birtakım kırılmalar, iç savaşlar, göçler yaşanırsa bu hepimizi etkileyecek. Federal Hükümet bu konuda Türkiye ile stratejik ilişkileri daha da güçlendirmek istiyor. Bu Avrupa'nın güvenliği ve savunmasıyla ilgili. Özellikle güvenilir NATO müttefiki olan Türkiye ile bunu yapmak ister."
"Türkiye, NATO üyesi ülkelerden gerekli desteği görme konusunda gerekli taahhütleri almış durumda"
Ortak açıklamanın ardından Fidan ve Wadephul gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fidan, bir balistik mühimmatın İran'dan ateşlenerek Türk hava sahasına girmesi ve NATO tarafından düşürülmesinin ardından Ramstein Üssü'nden Patriot sisteminin Malatya'ya konuşlandırıldığı anımsatılarak, Türkiye'nin Almanya'dan destek olarak ne beklediğiyle ilgili soru üzerine şu ifadeleri kullandı:
"Mevcut füzeyle ilgili NATO hava savunma sistemlerinin devreye girmesi bizim bir parçası olduğumuz ve büyük bir destek verdiğimiz NATO'nun kolektif savunma konseptiyle çok yakından uyumlu bir hareket tarzı oldu. Yıllardır NATO bütün üyeleriyle ve üyeleriyle bu türden senaryolara göre hazırlık yapmakta.
Hem bölgede olan gelişmeler hem son saldırılar gösterdi ki hava savunma sistemleri gerçekten çok önemli, çok farklı çeşitleri var. Özellikle balistik füzelerle ilgili olan kısımlarda kolektif bir savunma içerisinde olmamız gerekiyor. Burada Türkiye, NATO üyesi ülkelerden gerekli desteği görme konusunda gerekli taahhütleri almış durumda. Özellikle Milli Savunma Bakanlığımızın bu konuda koordinasyon çalışmaları var. Almanya da bu konuda yakından çalıştığımız ortaklarımızdan birisi. Türkiye'ye yönelik gönderilen füze havada imha edildikten sonra ben açıkçası neredeyse bütün NATO üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanlarından ya bizzat telefon aldım çoğundan ya da mesaj gönderdiler. Destek mesajı, beraberlik, birlik mesajı gönderdiler. Aslında bu son derece kıymetli, önemli bir mesaj.
Bizim Almanya ile beraber savunma sistemlerinde beraber çalışmamız önemli olduğu gibi aynı zamanda değerli meslektaşım da ifade etti, bu savaşın nasıl ve ne zaman durdurulması için beraber bir görüş birliğimiz var. Bu görüş birliğine dayanarak hemen harekete geçme konusunda bir şeyler yapmayı da düşünüyoruz.
Savaşın hemen durması gerektiği konusunda hemfikiriz. Artık uluslararası piyasalara etkisi de ortada ve bölgeye etkisi de ortada. Yayılma riski de devam ediyor. Hem coğrafi yayılma hem etki yayılması açısından bu savaşın bir an önce durması gerekiyor. Burada da İran'ın toprak bütünlüğü konusunda bir sıkıntının olmaması lazım. Bu gibi hedeflerin peşinde koşulmaması gerekiyor. Bir an önce bölgenin tekrar normale dönmesi gerekiyor. Bu konuda Almanya ile tabii ki ve diğer Avrupa ülkeleri ile beraber çalışmanın da bölge ülkeler olarak son derece gerekli olduğuna inanıyoruz."
"Barış düğmesine, ateşkes düğmesine basılması gerekiyor"
Ateşkes ve müzakere ihtimali konusunda somut bir ilerleme olup olmadığı, İsrail'in Lübnan'a kara operasyonunu genişlettiğine dair haberler ve savaşın geldiği aşamayı nasıl değerlendirdiği sorulan Fidan, şöyle konuştu:
"Bildiğiniz gibi şu anda özellikle son birkaç gündür savaşın en yoğun anlarını yaşamaktayız. Özellikle karşılıklı hava saldırıları ve füze atışlarına baktığımız zaman savaşın bu kadar yoğun bir anının yaşandığı dönemde müzakere şansı nedir, ne kadar vardır, tabii önemli bir soru. Esas itibariyle aslında bu yoğunlaşmalar ve yok ediciliğin daha da belirgin hale gelmesi, risklerin artması, müzakereye olan ihtiyacı taraflar nezdinde daha da fazla gündeme getirmekte.
Ama bu sefer şöyle birkaç husus var. Birincisi, önceki müzakerelerin başarısızlığa uğraması ve savaşla sonuçlanması. Açıkçası tarafların birbirlerine güven sağlaması açısından özellikle İranlıların bir güven kullanımı var tabiatıyla. Görüşmeler esnasında saldırılar olduğu için.
Genel kanaat bu savaşın bir an önce durması yönünde dünya kamuoyunun bu konuda büyük bir beklentisi var. Bu beklentiyi somut bir müzakere hamlesine nasıl dönüştürebiliriz, bu tablodan nasıl bir teknik paketi iki tarafa da götürülebilir, şu anda bunun arayışları açık şekilde devam ediyor. Çok fazla burada açıkçası detaya girmek istemiyorum. Ama şu anda müzakereye ve diplomasiye en fazla ihtiyacımız olduğu andayız. Buna yönelik çalışmalarımız kesintisiz devam ediyor, edecek. Avrupa'daki partnerlerimiz başta Almanya olmak üzere bölgedeki ortaklarımızla, dostlarımızla bu arayışı sürdüreceğiz.
İran tarafıyla da konuşuyoruz. Amerika tarafıyla da konuşuyoruz. Ama devam eden bir askeri harekat var, ortada bazı gerçeklikler de var. Bu savaş, sorduğunuz için söylüyorum, İran'a yapılan tahrik edilmemiş bu savaş, saldırı ne kadar nasıl bir hukuksuzsa, İran'ın tahrik edilmeden diğer bölge ülkelerine yaptığı, özellikle Körfez ülkelerine yaptığı saldırılar bir o kadar yanlış. Biz bunu İranlı meslektaşlarımıza da söylüyoruz. Ama bu topyekün yanlışlığın da bir an önce durdurulması için barış düğmesine, ateşkes düğmesine basılması gerekiyor.
Biz de dostumuzla onu konuşuyoruz. Tam Rusya-Ukrayna ile ilgili bu kadar yoğun çalışırken, Gazze'de muazzam bir diplomatik hamle yapmaya çalışırken, birdenbire önümüze böylesine bir ciddi savaş da çıkmış oldu ve beraberinde gelen bir riskler çıktı. Şimdi tabii ki sorumluluğumuz ve ödevimiz daha da çoğalmış durumda. Bu aslında aramızdaki iş birliğinin küresel barış isteyen tarafların ne kadar fazla dayanışma içerisinde olması gerektiğini bir kez daha bize hatırlattı. Biz zaten bu yönde ilerliyorduk. Daha fazla çalışmaya devam edeceğiz."
ANKA