CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na özgürlük ve erken seçim talebiyle düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 92’ncisinde konuştu. İstanbul’daki üç bölge mitinginin ilki, Bakırköy Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi.
Özel, konuşmasında 343 gün önce başlayan sürece atıfta bulunarak, İmamoğlu hakkında ortaya atılan iddiaların asılsız olduğunu savundu. İmamoğlu’nun diplomasının iptal edildiğini, ardından gözaltına alındığını hatırlatan Özel, terör, ajanlık ve benzeri suçlamaların bugüne kadar ispatlanamadığını öne sürdü. Süreci “tarihin en büyük iftiralarından biri” olarak nitelendiren Özel, iddiaların siyasi olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki açıklamalarına da tepki gösteren Özel, siyasetin odağında ekonomik sorunların yer alması gerektiğini söyledi. Erdoğan’ın toplantıda ilahi okumasını eleştiren Özel, “Siyasetin konusu yoksulluğu bitirmek, işsizliği çözmek olmalıdır. Dini değerler üzerinden kutuplaştırma yapılmamalıdır” dedi.
Özel, Türkiye’de kimsenin inancına ya da yaşam tarzına müdahale edilmediğini savunarak, dini istismar edenlerle din özgürlüğünü savunanların millet tarafından iyi bilindiğini ifade etti. Mitingde erken seçim çağrısını yineleyen Özel, mücadeleyi meydanlarda sürdüreceklerini kaydetti.
Özel, şunları kaydetti:
"Size bakınca bu ülkenin yarınlarını görüyorum"
"Birileri bu yalanlara inanmamızı, Ekrem Başkan'a şüpheyle bakmamızı, arkadaşlarımızı yalnız bırakmamızı, Türkiye'nin geleceğine doğru Tayyip Bey'in gönlüne göre alan açmamızı beklediler. O gün sabah bir değerlendirme yaptık, darbenin muhatabının bir sonraki iktidar olduğu bir darbe girişimidir, buna teslim olamayız dedik. 343 gün önce ilk haberler Vatan Emniyet'in önündeki CHP'liler ile Beyazıt'taki İstanbul Üniversitelilerden geldi. Fatih'in zamanında kurulmuş İstanbul Üniversitesi, geleneğine, geleceğine, demokrasiye sahip çıkarak önündeki bariyerleri yıkarken, Türkiye'nin kurucu iradesi de işgal kuvvetlerine nasıl direndiyse, bu darbecilere öyle direndi. 343 gün önce bu saatlerde bu otobüsün üzerine çıktığımda Saraçhane'de 110 bin kişiydik. O gece o meydana baktığımda ne görüyorsam, bugün de bu meydana baktığımda onu görüyorum. Sizlere bakınca ben, darbeye teslim olmayanları, seçtiğine sahip çıkanları, yılmaz, cesur demokratları, korkuyu evde bırakanları, korkaklara, darbecilere teslim olmayanları görüyorum. Size bakınca ben bu ülkenin yarınlarını, bu ülkenin omuz omuza yaşayacak demokratlarını görüyorum, Türkiye'nin yarınlarını görüyorum.
"18 Mart'ta Saraçhane'ye gelmeye var mısınız"
O gün bugün hiç ara vermeden 39 ilçemizi teker teker dolaştık. Üç hafta var, geri sayıyoruz. Üçüncü bölgeden başlıyoruz dedik. Çarşamba akşamlarını boş bırakmadan, mücadeleyi yarıda bırakmadan, bu meydanlarda adaletin sesini haykırarak devam ediyoruz ve darbenin yıldönümünde hep beraber tarihi bir eylemde Saraçhane'de yüz binleri milyon yapıyoruz. 19 Mart'ta onlar bizim yüreğimizi yaktılar, biz de 19 Mart'ta mücadele ateşini yaktık, o gün kıvılcımlardık, bütün Anadolu'ya dağıldık ama bu sene 18 Mart'ı 19 Mart'a bağlayan gece, bu büyük mücadelenin kor alevleri olarak, bir yıl boyunca yanmış ama sönmemiş, nar gibi kızarmış, öfkesini içinde tutmuş, mücadeleden bir adım geri atmamış, darbeye direnen kor alevler olarak Saraçhane'ye gelmeye var mısınız? O gün darbenin yıldönümünde darbeciye hesap soracak mısınız? İşte bu azimle, bu mücadeleyle siz burada oldukça, bu meydanlar doldukça kimse üzülmesin. Bugün bizi 12 metrelik hücresinden dinleyen arkadaşlar bu meydandan güç alıyorlar. O arkadaşlarımız şunu biliyorlar. Bu yapılanların hepsinin siyasi olduğunu, hukuki olmadığını biliyoruz. Bundan sonraki zaman geri sayma zamanıdır. Arkadaşlarımız özgürlüğe geri sayarken, ülkemiz de iktidara geri saymaya, bir devri kapatmaya, bir devri açmaya hazırlanıyor. Sizin gücünüzle, azminizle, mücadelenizle bir devir kapanıyor, bir devir açılıyor. Bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor.
"Savcınıza güveniyorsanız canlı yayını yapın"
Memleketin derdini konuşamıyorlar, emeğin hakkını veremiyorlar, emeklinin sorunlarını çözemiyorlar. 19 Mart darbesi büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk dalgası yaratması beklenirken, sizi bizi mücadeleden düşürmesi beklenirken, bizler tarafından artık hepimize düşen sorumluluğun farkında olarak büyük bir umuda dönüştü. Yılmadan, asla gevşemeden, geri adım atmadan, azalmadan mücadeleye devam etme zamanı. Bundan önce aylarca yalanlarla boğuştuk, dimdik ayakta durduk. İddianame bekledik. Bugün yargılamaların başlayacağı 9 Mart'ı hep beraber bekliyoruz. 9 Mart'ta herkesi sözünün arkasında durmaya davet ediyoruz. Sayın Bahçeli, çağrım üzerine, 'TRT'den canlı yayın yapılsın' demişti. Sayın Erdoğan da, 'Devlet Bey isabet buyurmuş, biz de destekleriz' demişti. İçi bomboş çıkan, arkasında kimsenin duramadığı iddianameden bir şeyler çıkacak sanıyorlardı. Ama biz ne olduğunu, ne olacağını biliyorduk. İddianame çıktı, arkasında duran yok. Canlı yayından bahseden yok. Kanun teklifini veriyoruz, oy veren yok. Gizli kapaklı işlerle iftiralarla yayınlandığı kadar bilinsin, karşısındaki cevaplar duyulmasın istiyorlar. Hem Devlet Bey'e hem Tayyip Bey'e sesleniyorum. Eğer savcınıza güveniyorsanız, iddialara güveniyorsanız, zorla iftiracı yapılanlara güveniyor, inanıyorsanız biz buradayız. Canlı yayını yapın, millet iddiayı da duysun, cevabını da duysun. Eğer onlara güvenmiyor, bunlar duyulmasın diyorsanız, daha fazla zulmü bırakın, arkadaşlarımızı bırakın, tutuksuz yargılama başlasın, millet neyin ne olduğunu görsün.
"Dokuz aydır iddianame yazılmıyor"
Aslında her şey 3'üncü bölgeden başlamıştı. 30 Ekim 2024 günü sevgili Ahmet Özer'in Esenyurt'ta gözaltına alınıp, tutuklanıp, Türkiye'nin en büyük ilçesine kayyım atanmasıyla felaket başladı. Bugün 19 Mart'tan beri tutuklu olan, hasta olan, sürgünde olan, canıyla uğraşan Mehmet Murat Çalık'ın bölgesindeyiz. Ömrü belediyecilikle geçmiş, ömrü boyunca Büyükçekmece'ye hizmet etmiş Hasan Akgün'ün bölgesindeyiz. Nikah şahidi olduğum, nikahından sekiz ay sonra tutuklanan, dokuz aydır içeride olan, hakkında saçma sapan bomboş iddialar olup, belediye başkanı olmadığı dönemde, AK Partililerin verdiği ihalelerden sorumlu tutulan, bu partinin gençlik kollarından gelen tertemiz evladı Utku Caner Çaykara'nın bölgesindeyiz. İddianamesizler var. Dokuz ay önce, sekiz ay önce, yedi ay önce acaba o belediyeleri CHP'nin elinden alicengiz oyunlarıyla alır mıyız diye... Büyükçekmece'nin, Gaziosmanpaşa'nın, Şile'nin, Beyoğlu'nun ve Bayrampaşa'nın değerli belediye başkanları, yardımcıları, yöneticileri, bürokratları aylardır iddianame bekliyor. Hepimiz biliyoruz ki arkadaşlarımız masum, yapılan işler siyasi. Dokuz aydır bir iddianame yazılmıyor. İddianameye yazacak bir şey yok, arkadaşları bıraksalar bu sefer Tayyip Bey'in havası, cakası yere düşecek, boşu boşuna aylardır içeride tutuluyorlar. Ne biliyorsanız, ne bulduysanız yazın, hakim karşısına arkadaşlarımızı çıkarın. Yargılama başlasın, bu zulüm bitsin. İddianame bekleyen tüm yoldaşlarımıza dayanışmamızı ve desteklerimizi iletiyoruz."
"Mecliste grup toplantısı vardı. İki önemli şey söyledik. Duymayan kalmasın. Ekrem Başkan'ın döneminde didik didik yüzlerce binlerce denetçiyle tek tek incelemişler, bir kuruş kamu zararı bulunamamış. AK Parti grubunun didik didik yapıp hiçbir şey bulamadığı, kimsenin kusur bulmadığı yerde şimdi yazılar ortaya çıktı, tüm İBB ve iştiraklerinde bir kuruş kamu zararı yoktur. Ancak AK Parti dönemine ilişkin tam 56 farklı sofrada kamu zararı olduğu, ihaleye fesatlar karıştığı, hatalı satın almalar yapıldığı ortaya çıkmış, bu 56 dosyanın tamamı o dönemin İçişleri Bakanı tarafından İBB'nin elinden alınmış, o günden bugüne tek işlem yapılmamıştır. İstanbullular şunu bilsinler ki, AK Parti dönemi İBB'nin 56 büyük yolsuzluk dosyasıyla AK Parti'nin paçasından yolsuzluğun aktığı bir dönemdir, AK Parti eliyle üstü örtülmüştür. CHP dönemi onlarca, yüzlerce, binlerce denetçinin bir şey bulamadığı tertemiz bir dönemin ancak savcılar eliyle masum insanlara tehditle, şantajla, zorla baskıyla malına çöküp, iftiraya zorlananların iftiralarının gereğince söylediklerinde bir kuruş ispat, bir kuruş kanıt, bir tane kör delikli paranın bulunmadığı, deli çıkmış gibi Edremit'ten, Karadeniz'in yaylalarından bütün evlerin bahçelerini kazdıkları tek bir kanıt bulamadıkları bir süreci hep beraber yaşıyoruz. Bir tarafta evlerinden ayakkabı kutularından paraların çıktığı bakanlar, 'hırsız bendense üstünü örterim, ama senin namuslu adamına sürerim elindeki lekeyi' diyen bir anlayışa asla teslim olmadık, bundan sonra da olmayacağız.
"Sen bu köprüleri satmaya niyetli misin, değil misin"
Geçtiğimiz hafta muhteşem bir şey oldu. Ekrem İmamoğlu'nun anasının ak sütü gibi helal diplomasını, bir savcının yazdığı talimatla iptal ettiniz. Ekrem Başkan, mahkemelere çıkıyor, aslanlar gibi diplomasının arkasında duruyor. Senin avukatların 'var ama gösteremem' diyor. Eğer o dosyaya o diplomayı sunmazsan, ortaya çıkmazsan, gece uykundan bile duyacaksın ki, 'diplomasız Erdoğan'...
Bu İstanbul, dünyanın en güzel şehri, içinden nehir geçen şehirler dünyada prestijli şehirlerdir, vallahi bunun içinden deniz geçiyor Allah nazardan esirgesin. Üzerinde hepimizin vergileriyle yapılmış köprüler var. Bu köprülerin ikisini ve devletin yaptırdığı ucuz otoyolların yedisini satmaya niyetlendiğine ilişkin belgeler var. Buradan soruyorum. Altın yumurtlayan tavuk satılmaz. Bugün anket gördüm, bu köprünün satılacağından haberdar olanlar yüzde 55'e çıkmış, haberdar olanların yüzde 92'si satılmasını yanlış buluyor. Babandan kalsa satmayacağın paraya, milletin köprüsünü sattırmayız sana. Sen bu köprüleri satmaya niyetli misin, değil misin? Her şeye cevap veriyor ama işine gelmedi mi ölüm sessizliğine bürünüyor.
"30 senelik videodan kutuplaşma çıkarıyor"
Hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmasına gerek yok. Halktan daha güçlü kimse yok, hakikatten daha güçlü hiçbir şey yok. Millete güvenmekten başka çare yok. Darbeciye geçit yok, millete güveneceğiz, milletle birlikte biz kazanacağız. Erdoğan siyaseten tükenmiştir, esnaf gezemeyecek, sokağa çıkamayacak bir hale gelmiş. Yıllarca bu milleti bölerek, kutuplaştırarak siyaseti öğrenmiş. Yıllarca bu milleti bölerek, kutuplaştırarak siyaseti öğrenmiş. 'Açsın, yoksulsun, işsizsin ama oyunu bana vermelisin, yoksa vatanı böldürecekler, yoksa ezanı dindirecekler, yoksa bayrağı indirecekler.' Bu memleketin kurucu partisine atmadığı iftira kalmamış. Bu istediği kadar bunları kullanmaya kalksın, biz ona o konforlu siyaset alanını bırakmadık, bırakmayacağız. Fırsat kolluyor, bölücülükten sorumlu bir Milli Eğitim Bakanı atamış, kutuplaştırma çıkarıyor. Elhamdülillah Müslümanız, camiye de gidiyoruz, orucu da tutuyoruz. Kimse kimseye karışmıyor. Oruç tutmayan tutana saygı duyuyor, namaza gitmese gidene saygı duyuyor. Geçmişte başörtüsü meseleleri olmuş, 30 senelik videoları bugün koymuş, oradan kutuplaşma çıkarıyor.
Buradan Erdoğan'a söylüyorum. Bu ülkede kimsenin dinine, inancına, giyimine, kuşamına karışmaya kimsenin niyeti yok. Biz bu ülkede inanç özgürlüğünün, isteyenin örtünmesinin, isteyenin başının açık olmasının, herkesin ibadetini en iyi yapmasının, Türkiye'nin kardeşliğinin, beraberliğinin teminatıyız. Bana oralardan sormayacaksın. Bu kardeşiniz Ege Üniversitesi Eczacılık'ta başörtülü arkadaşı laboratuvara sokulmamaya kalkıldığında okulda boykot yaptırmıştır. 30 yıl önceden ikna odası gösteriyor, bilmem ne. O dönemde kim kimin başörtüsüne karıştıysa yanlış yapmış. Bu memleketin birliğinin, bütünlüğünün, inanç özgürlüğünün teminatı bu meydandır, Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Dört, beş yaşında çocuklara ailesi karışır, ailesi. Çocuklar arasında ayrım çıkarmaya, çocukları birbirinden ayrıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu ülke birdir, beraberdir. Kutuplaştırıcı, bile bile kriz çıkarmaya çalışan Milli Eğitim Bakanı'na da onu atayan patronuna da geçit vermeyecektir. Artık öyle konforlu siyaset yok. Bugün grup toplantısında ilahi okuyor. O ilahi, okuyanların ağzına yakışır ama siyasetin konusu değildir. Sen çıkınca oraya ilahi okumayacaksın, yoksulluğu bitirmeyi konuşacaksın, işsizliği konuşacaksın, kuru ekmekle sahurları, sosyal yardımla iftar yapanları konuşacaksın. Onun dışında dini değerlerle sanki bu ülkede insanların inancına saldırı varmış gibi konuşmayacaksın. Bu ülke Diyanet İşleri'ni kurdurtmuş Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisini iyi tanır. Bu ülke işgal kuvvetlerine halı serenleri de, onları gönderip tekrar ezanı okutanları, bayrağı göndere çekenleri iyi tanır. Bu ülke dini istismar edenleri de dinin en iyi şekilde yaşanması için ülkeyi işgalden kurtaranları da iyi tanır.
Dervişoğlu'na yanıt: "Buradan ne dosta ekmek çıkarmak yakışır ne dost olmayana ekmek çıkar"
Çok değer verdiğim bir genel başkanımız bugün grup konuşmasında çıkmış Cumhuriyet Halk Partisi'ne, 'Partinize şantaj mı yapılıyor' falan. Kendisini çok severim, sayarım. Muhalefete muhalefeti lüzumsuzluk görürüm. CHP'ye şantaj yapılıyormuş da, onlar mücadele edecek bir CHP görmek istiyormuş da... Kardeşim mücadele edecek değil mücadele eden bir CHP arıyorsan, açacaksın televizyonu her çarşamba akşamı göreceksin mücadeleyi. Ben size şantajın büyüğünü söyleyeyim. Şantaj yaptılar bize, şantaj. Tehdit. 'Ey Özgür Ankara'ya dön, partinin başında otur, Ankara merkezli siyaset yap, partinin başında otur.' O gün otobüsün üstüne çıktım, dedim ki, 'Mektubunuzu okudum, mesajın farkındayım, elinizden geleni ardınıza koymayın'. Bundan büyük şantaj mı var. Onlardan korkan onlardan beter olsun. O yüzden canım ağabeyime, genel başkanıma sesleniyorum. Buradan ne dosta ekmek çıkarmak yakışır, ne dost olmayana ekmek çıkar. Cumhuriyet Halk Partisi ile dayanışacak olan, meydanlarda buluşur. Mücadelede buluşur. Erken seçim talebinde buluşur. Gelin buraya omuz omuza yürüyelim iktidara. Salon siyasetiyle iktidar olunmaz. Biz meydan meydan, sokak sokak büyüyerek, kol kola girerek, korkmayarak, ürkmeyerek, teslim olmayarak hep beraber iktidara yürüyoruz.
Bir tarafta emekliyi 20 bin liraya, geldiklerinde sekiz çeyrek altın alan emekli maaşını bir buçuk çeyreğe düşüren, asgari ücreti yedi altından iki buçuk çeyreğe düşüren, emekliye verilen ilk bayram ikramiyesi ile 24 kilo et alınırken, dört kiloya düşüren, ilk bayram ikramiyesi ile bir kurbanlık koç alınırken bugün bir but alınamaz hale getiren, çiftçiyi hak ettiği desteklemenin beşte birini veren bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iktidarın sokağa çıkacak, yürüyecek mecali yoktur. Bu iktidar bizimle siyasette mücadele edemez hale gelmiştir. Bu iktidarın getirdiği bu duruma karşı Cumhuriyet Halk Partisi tüm kadrolarıyla büyük bir hazırlığın, büyük bir mücadelenin ve büyük iktidar yürüyüşünün içindedir.
"Bak bakalım Tayyip Bey bu meydana, sen mi güçlüsün, biz mi?"
Kolay bir iş içinde değiliz. En güçlü bağlardan biri, suç ortaklığı bağıdır. Karşımızda birbirine suçlarıyla göbekten bağlanmış birileri var. Bunun karşısında daha büyük bir güç; haklı olanların, iyi olanların, dürüstlerin, temizlerin gücüdür. Biz gücümüzü ahlaki üstünlüğün bizde olmasından, bunun yarattığı psikolojik üstünlükten, bu psikolojik üstünlüğün yarattığı çoğunluk enerjisinden alıyoruz. Bakırköylü rahmetli Münir Özkul, hemşehriniz. Allah gani gani rahmet eylesin. Hep haklı, hep doğru, hep mazlum ve eninde sonunda hep kazanan Yaşar Usta. Bugünlerde bizim yerimize, mesela Dilek Hanımın yerine, mesela içeride sevdikleri olanların yerine Bakırköy Meydanı'ndan Tayyip Bey’e Münir Özkul sesleniyor. 'Bak beyim, yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın. Mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla, pulla değil; sevgiyle bağlıyız. Bak beyim bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel, kocaman bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin ne paran yeter, ne gücün beyim.' Ve diyor ki o para babası patrona gözünün içine baka baka; 'Bak bakalım beyim sen mi güçlüsün, ben mi?' Bak bakalım Tayyip Bey bu meydana, sen mi güçlüsün, biz mi? İftiracılarla, yalanlarla dolanlarla iktidara tutunmaya çalışan Tayyip Bey bak bakalım bu meydana. Bak bakalım beyim sen mi güçlüsün, biz mi?"
ANKA