YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamada, çok sayıda belediye başkanının transfer olması nedeniyle bir öz eleştiri yapıp yapmadığına ilişkin soru üzerine, "Yapmaya yapalım. Ben geçmiş dönemde Kemal Bey’in yaptığı hatalar için de özür dilemiş birisiyim. Ama şöyle bir durum var. Ben de çok üzülüyorum, ‘kafam kırılsaydı’ diyorum. Ama geçmişte olmamış bir iş yapılıyor. Hapis tehditleri yapılıyor. Yakın arkadaşlar, aileler tehdit ediliyor. Belediye meclisinde 12 fark oluyor, 6 transfer yapıyorlar. Mesela bazen soruyorlar ‘Bu belediye meclis üyelerini kim yazdı?’ diye. Çoğu ön seçimden çıktı. 6 transfer olmuş mesela, yarısı ön seçimden çıkma. Kişiden delile gitme gibi yöntemler kullanıyorlar. Biz 4-5 Kasım kurultayıyla göreve gelmişiz, 31 Mart akşamı uyguladığımız yöntemle tarihin en büyük başarısını elde etmişiz. Şimdi bana diyorlar ki ‘Öz eleştiri yapacak mısınız?’ Bunu ben kendime değil, tarihe haksızlık sayıyorum. Geçmişte hiç belediye başkanı transferi olmamış. Aday belirlerken karakter analizi, korku-stres testi diye bir yöntem yok. Belediyeler üzerine böyle haysiyetsiz, alçakça bir saldırının geleceği tarihte olmamış bir şey. Şimdi ‘Bunu niye öngörmedin?’ Kim öngördü de ben görmedim? Biz belediye başkanlarını belirlerken önce şehirlere heyetler yolladık. Sonra bu heyetler aday adaylarına baktı, ciddi adayları belli sayılara indirdi. Sonra anketle kazanacak adaylara baktık. Bu adaylara ‘Kim bizi desteklemiş, kim desteklememiş’ diye bakmadık" ifadesini kullandı.
Özel, şunları kaydetti:
Kemal Bey televizyona çıkmış, ‘Yolsuzluk yapanlar YENİ Parti’ye, AKP’ye gidiyor’ diyor. YENİ Parti’ye gelen arkadaşlardan daha AKP’ye giden yok. Ama CHP’de kalanlardan var. Hatta YENİ Parti’ye gelenlere daha soruşturma da açılmadı. Bu ‘CHP’de kalanlar suçludur’ demek değil. Ama Kemal Bey gerçek dışı bir şekilde ‘YENİ Parti’ye gelenler AKP’ye gidiyor’ diyor. O yüzden korkunç bir yalan ve iftira furyasıyla karşı karşıyayız. Biz bütün arkadaşlara ‘Siyasi operasyonlara kimse teslim edilemez’ diye bakıyoruz. Ama örneğin Kemal Bey tek bir dosyası olan, onda da kamu zararı olmayan Hüseyin Can Güner’e sırf değişimci diye ‘Şüphelerim var’ diyor. Ama diğer tarafta 50’den fazla dosyası olan, CHP’de kalmış bir yere, Etimesgut’a ziyarete gidiyor. ‘Arının’ diyorlar ama ‘Bizden olanlar masumdur, değişimden yana olanlar suçludur’ diyorlar. Bunu ilk olarak Ekrem İmamoğlu’na yaptılar. O yüzden AKP’nin maşası haline gelmiş butlancıların ‘Özür dile Özgür Özel’ sözleri... Benim partide hiç değiştirmediğim aday, Kemal Bey ilan etmişti, Aydın’dı. AKP’ye gitti. Kemal Bey’in prensesi Afyon Belediye Başkanı AKP’ye gitti.
"Hırsıza değil mağdura hesap soran bir anlayışa teslim olacak değilim"
Biz şu an ilçe başkanları seçerken bile İzmirlilere soruyoruz. İzmir’le helalleşme konusunda problemimiz yok. Ama kendi kadroları AKP’ye giden, AKP ile işbirliği yapan bir ekibin dönüp ‘Bizden özür dileyin’ demesine sessiz kalamam. Diğer taraftan hepsinin adaylarda oyu var. Bugün butlanın sözcüsünün de yönetiminde yer alanların da... Örneğin; butlan yönetimindeki Bursa Milletvekili, Bursa Masası’nda yer aldı. Bütün adayları birlikte belirlediler. Konuşmasına Bursa Masası’na teşekkür ederek başladı. Bütün Parti Meclisi’nden çıkan başkanlara butlancılar oy verdi. Birine muhalefet şerhi yazmamışlar, şimdi sorumluluğu bize atıyorlar. Bir sorumluluk varsa; AKP ile işbirliği yapıp partiyi bölme, belediye meclislerinde ayrışma yaratma ve belediye başkanlarını paniğe sevketme suçunu işleyenlerdedir. İzmir, Aydın, Afyon gibi belediye başkanları gibi karakter zaafiyeti olanlar böyle dönemlerde kendilerinin yaptığı usulsüzlükler önlerine konunca AKP’ye gidiyor. AKP’ye gitmeyenin hapse atıldığı, gidenin kürsüye çağırıldığı bir dönemdeyiz. Hırsıza değil, mağdura gelip hesap soran bir anlayışa teslim olacak değilim. Her bir İzmir’linin bize hesap sorma, bizim de onlara özür borcumuz olabilir. Ama onlar adayların her birine oy verdi. Kendi içlerindeki en sağlamları da AKP’ye ilk kaçanlar oldu.
Git gide sertleşiyorlar. Bütün mesele bu işi muhalefet içi bir tartışmaya dönüştürmek. Ben YENİ Parti’yi ilk kurduğumuzda ‘Gerekirse belediye başkanlarının hepsi orada kalsın, yeter ki belediye meclislerinde çoğunluk tartışması olmasın’ demiştim. İktidar ‘gücünü’ göstererek muhalif seçmeni yıldırmaya, küstürmeye; sandıktan umudunu kesmeye çalışıyor. Buna karşı topyekün mücadele etmek gerekiyor. Muhalefet taklidi yapanlarla canını dişine takanları ayırmak lazım. Kendini meşrulaştırmaya çalışan, Saray’ın tercih ettiği muhalefet yapısı işi gücü bırakmış; muhalif seçmenin moralini bozmaya çalışıyor. Ölümü göze almış bir muhalefet cephesini yaralamalarına izin vermeyeceğiz.
"Bu millet sandığı öyle kolay kolay bırakmaz"
Özel, "Yurttaşta ‘Bu süreç sandığın kaldırılmasına kadar gidecek’ endişesi var. Sizce böyle bir şey olur mu" sorusu üzerine, şunları kaydetti:
Amaçları bu hissi yaratmak. Bu ülkede sandığın olmaması mümkün değil. Sandığa uzanan eli; demokrasinin ve cumhuriyetin kıymetini bilen millet kırar. Burada maksat sandığı kaçırmaktan ziyade sandığa olan inancı kırmak. Bu oyuna gelmemek lazım. Bugün bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük sandıktan umudu kesmektir. Günün birinde sandığı kaçırırlarsa, millet kaçıranı kaçtığı yere kadar kovalar. Sandığı elinden alır, getirir, onları da tarihin çöplüğüne gönderir. Bu millet sandığı öyle kolay kolay bırakmaz.
Özel, sandık güvenliğine ilişkin bir soru üzerine, YENİ Parti'nin henüz seçimlere katılmadığı için sandık görevlisi bulundurma hakkı olmadığını, müşahit bulundurabileceğine işaret ederek, "Ama bir yandan butlan davası görülüyor. Yargıtay önümüzdeki günlerde bu konuyu görüşecek. Yargıtay’ın bu kararı görüşmesiyle ve kararın bozulmasıyla CHP’de dost bir yönetim olursa hiç olmazsa sandık görevlisi noktasında önemli işler yapılabilir. Yoksa bugünkü yönetimin sandık başında iktidarla davranacağından hiç şüphe yok. YSK’de YENİ Parti’nin temsilcisi olmasına AKP ile bu yönetim itiraz etti. CHP’de son Parti Meclisi’nden arkadaşlarımız hâlâ bekliyor. O arkadaşlarla orada seçimde sandık güvenliği için işbirliği yapabileceğimiz arkadaşların yönetime geçmesini önemli buluyorum. Olmadı, müşahitlerle ve diğer partilerle çalışılarak bir şey yapılacak" ifadesini kullandı.
"İllerde aday zorlamamız yok"
Özel, ilçe ve il kongrelerinde bazı adayların genel merkezin adayı olduğuna yönelik propaganda yaptığının belirtilmesi üzerine, "Üyelerin seçtiği aday başımızın tacıdır. İzmir, Ankara, İstanbul dahil hiçbir ilde tek aday zorlamamız yok. Hiçbir yerde genel merkezin adayı yok. Hatta en son Ankara’da soranlara söyledim. Kurucu başkanların ne karşısındayız, ne yanındayız. Kuruculuklarındaki emeklerine teşekkür ediyoruz. Ama seçimlerde özgürce herkes aday olabilir. Üyenin seçtiği aday, genel merkezin adayıdır. Bu konu İzmir için de soruluyor. Onun için de aynı durum. İzmir’de de özgür yarışın önünde hiçbir engel yok. Aksi takdirde bir şey yapsak bu iki yüzlülük olur. Genel merkezin tercih ettiği bir aday yok. Adaylığa bir engel de yok. Herkes istediği adaya oy versin. Belki ilerleyen zamanda belediye başkanlarının, milletvekili aday adaylarının ön seçimle belirlendiği süreçler de olur" diye konuştu.
Özel, fon krizine ilişkin olarak şunları kaydetti:
Yalan ve iftiranın önünü açan, bu isimlerin gizlenmesi ve AKP içindeki taht kavgalarına alet edilmesi. Yoksa bir sürü liste dolaşıyor. Siyasetçiler bu isimleri doğrulatmaya çalışıyor. Biz doğrulatmaksızın isimleri açıklamadık. Bir tek Bakan Mahinur Göktaş’ın babasının adıyla aynı birisi oldu. Ondan özür dileriz ama lekelenmeme hakkı bir tek AKP’li siyasetçilere mi ait? Lekelenmeme hakkının ilacı şeffaflıktır. Bir CHP’li belediye meclis üyesi, başkan ya da bürokrat; gizlilik kaydı olan bir soruşturmada ifade veriyor, avukat savcının yanından çıkmadan ifade yandaş basında dolaşmaya başlıyor.
Bilerek yanlış isimlerin servis edilmesi söz konusu
Soruşturmayla ilgili olmayan kişinin cep telefonundan çıkan bütün fotoğraflar servis ediliyor. Muhalif olduğunuzda durum böyleyken, AKP'li olunca ‘Arkadaşlarımız lekelenmesin’ diyorlar. Bir tövbe hesabı açmışlar, ‘Günahı buraya bırakın’ diyorlar. Böyle bir şey olmaz. Kendilerinin sızdırdığı isimler oluyor. Adalet Bakanlığı’nda takma isimle çalışan birileri parti içi operasyonları yöneterek böyle işler yapıyor. Mahinur Hanım belki şimdi diğer evlat ve babaları anlamıştır. 1,5 yıldır Hasan İmamoğlu’na bunu yapıyorlar. Köydeki evinin bahçesini kazdılar. Emekli maaşında haciz var, hesabı dondurulmuş. Biz Mahinur Hanım’ı Aile Dayanışma Ağı’na davet ediyoruz. Babasının 10 dakika yaşadığı mağduriyeti aylardır yaşayanları görsün.
Açıklanacak listede AKP’den önemli isimler var. Bu isimlerin doğrulatılması önemli. Bilerek yanlış isimlerin servis edilmesi söz konusu. Biz doğrulattığımızı açıklıyoruz. İktidarın sorumluluğu, bütün listeyi açıklamak. Bu işin içinde Adalet Bakanlığı bürokrasisinin de üst düzeyde var olduğuna yönelik iddialar, bu konudaki kaygıları artırıyor. Biri kendi içlerindeki parti çekişmesinden. İkincisi dikkati başka yere çekmek için. ‘Başkası tartışılsın, biz tartışılmayalım’ diye. Bu işi kendi adına yapanlar var, bir de çantacılar var. Hatta çantacıların çantacıları var ki iyice bağ kopsun.
Anayasa yok sayılıyor
Özel, Mekke Anlaşması'na ilişkin soru üzerine, "Anayasanın hem 90. hem 92. maddesi ayaklar altına alınıyor. Anayasanın 90. maddesi bir uluslararası anlaşmanın nasıl yürürlülüğe gireceğini söyler. Bu anlaşma uluslararası bir anlaşma değil. Bir niyet beyanı. Bir anlaşmaya dönmesi için bir formatı, başı-sonu olması gerekir. Bunun hem Milli Savunma hem Dışişleri komisyonlarına gelmesi gerekir. Meclis’e yollanması ve açık oylama ile, kimin ne oy verdiği görülerek yürürlülüğe girmesi lazım. Bu kadar ciddi bir iş. Bir kağıt var, üzerinde birkaç satır laf var, birkaç tane imza var. Bu Meclis’e zaten o formatta gelemez. Ama gelmiş gibi toplantılar yapılıyor. Asker gönderme taahhüdü veriliyor. Anayasanın 92. maddesi de asker yollamayı Meclis’in iznine bağlar. Yani anlaşma gelmiş olsa bile yine Meclis’in izni gerek. Burada tamamen anayasayı ayaklar altına alan bir durum var. Erdoğan’a birkaç kez seslendim. Anayasanın Meclis sayfasını yırt at, 90. maddesini, 92. maddesini yırt at. Yarın biz de cumhurbaşkanı yetkilerini yırtar atarız. Aslında Meclis’in ilk günü kendisini dinlememe nedenimiz de buydu. Meclis’i yok sayan birisi gelmiş, Meclis açılışı yapıyor. ‘Ben Mekke’de anlaşma yaptım, Mehmetçik’i yolluyorum’ Öyle bir şey yok. Kendi meşruiyetini önemli görüyorsa, diğer kurumların ve anayasanın varlığına saygı göstermesi lazım. Meclis zemininde bu meseleyi tartışmaya devam edeceğiz" dedi
Independent Türkçe, Cumhuriyet