CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 55’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Tutuklu sanıklar alkışlarla duruşma salona girdi. Avukatlar, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma, saat 11:10’da İmamoğlu’nun söz almasıyla başladı.
İmamoğlu, Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın kaçırılması ve işkenceye uğramasına ilişkin mahkeme heyetine önemli uyarılarda bulundu. İmamoğlu, savunma sürecinin akışını bozmak istemediğini ancak yaşanan olayın ciddiyeti nedeniyle konuşma zorunluluğu hissettiğini söyledi.
“Erhan Karaal ağır işkenceye maruz kaldı”
İmamoğlu, sabah saatlerinde edindiği bilgiler doğrultusunda Erhan Karaal’ın ağır işkence gördüğünü belirterek, “Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı kaçırıldı. Ağır işkenceye maruz kalmış durumda. Yoğun bakımda. Yaklaşık 36 saat susuz bırakıldığı, tırnaklarının çekildiği ve çok ağır işkenceye maruz kaldığı bilgisi tarafıma ulaştı” dedi.
Karaal’ın sorgu sırasında para ve altın sorularıyla baskıya maruz bırakıldığını aktaran İmamoğlu, işkenceyi gerçekleştiren kişilerin “200 kilo altın nerede, 500 kilo altın nerede, para nerede?” şeklinde sorular yönelttiğini söyledi.
“Hedef gösteren yayınlar artık azmettirici hale geldi”
Duruşmada bir gün önce sanık yakınlarının tehdit altında olduklarının dile getirildiğini hatırlatan İmamoğlu, yaşanan son olayla birlikte tehdidin boyutunun çok daha ciddi hale geldiğini ifade etti.
İmamoğlu, bazı medya kuruluşlarının hedef gösterici yayınlarının saldırı ortamını beslediğini belirterek, “Akit, Sabah gibi mecralarda milyarlarca lira, yüzlerce kilo altın varmış gibi yapılan yayınlar artık sıradan propaganda olmaktan çıkmıştır. Bu yayınlar bugün açıkça azmettirici bir kaynağa dönüşmüştür” diye konuştu.
“Buradaki herkesin ailesi tehdit altında”
Dava sürecinde yalnızca sanıkların değil, ailelerinin de hedef haline getirildiğini vurgulayan İmamoğlu, tehdit ikliminin giderek ağırlaştığını söyledi.
İmamoğlu, “Burada bulunan ve bulunmayan herkesin ailesi tehdit altındadır. Az önce aşağıda çok sayıda aileyle görüştüm. Hepsi ciddi kaygı ve korku içerisinde. Bu mesele son derece mühimdir” dedi.
“İddia makamı dahil herkes zan altındadır”
Yaşanan gelişmelerin ardından yargı ve soruşturma makamlarına çağrıda bulunan İmamoğlu, gerekli önlemlerin acilen alınması gerektiğini söyledi. İmamoğlu, “İddia makamı dahil herkes büyük bir zan altındadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nı açıkça uyarıyorum. Gerekli kurumların hızla harekete geçmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Hakaretler, iftiralar cezasız kaldı”
Haklarında yapılan yayınlara karşı yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını da dile getiren İmamoğlu, sistematik bir cezasızlık yaşandığını savundu.
İmamoğlu, “Tutuklu kaldığımız yaklaşık 17 ay boyunca hakkımızda yapılan en ağır hakaretler, iftiralar ve hedef göstermeler karşılıksız kaldı. Yüzlerce başvurumuzdan bir tanesi bile sonuç vermedi. Aynı dosyalar sürekli aynı savcıya düşüyor ve hepsi için kovuşturmaya yer olmadığı kararı veriliyor” dedi.
“Bizim ne ayakkabı kutularımız ne de açıklanmayan tapularımız var”
Kamuoyunda dolaşıma sokulan iddiaların gerçekle ilgisi olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “Ortada hiçbir şey yoktur. Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır, ne gizli kasalarımız vardır, ne de açıklanmayan tapularımız” diye konuştu.
“Kurumlar bu korku iklimine son vermeli”
İmamoğlu, sözlerini devlet kurumlarına çağrıda bulunarak tamamladı.
Sanık yakınlarının Erzincan’dan İstanbul’a kadar farklı şehirlerde korku altında yaşadığını belirten İmamoğlu, “Bütün kurumlar bu korku iklimine son verecek tedbirleri almak zorundadır. İnsanları işkenceye, hatta cinayete kadar götürebilecek bu zihniyetin önüne geçilmelidir” dedi.
Doğruer: Eşim ve çocuğum korku içinde, bir arkadaşlarının evinde kalıyor
Bugün ilk olarak, dün savunmasına başlayan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer kürsüde yerini aldı.
Doğruer, duruşmanın başında Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın kaçırılarak işkenceye uğramasına ilişkin konuştu. Karaal’ı yakından tanıdığını, ailesini de bildiğini belirten Doğruer, yaşananlardan büyük üzüntü duyduğunu söyledi.
Doğruer, “Ona üzüldüğüm kadar, hatta daha fazla eşime ve çocuğuma üzülüyorum. Çünkü evde ikisi korku içinde yaşıyor. Eşiyle konuştuktan sonra heyecan yapmışlar, şu anda bir arkadaşlarının evinde kalıyorlar. Ben buradayım, eşim küçük çocuğumla birlikte ne yapacağını bilmez durumda” dedi.
Savunmasına kaldığı yerden devam eden Doğruer, Kültür A.Ş.’nin 2019 yılından bu yana her yıl Sayıştay denetiminden geçtiğini belirterek, toplam yedi Sayıştay teftişinde 3G istisna ihalelerine ilişkin herhangi bir eleştiri yapılmadığını söyledi.
Doğruer, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3/G bendinin, kamuda faaliyet gösteren şirketlere daha hızlı hizmet üretme imkânı tanıyan yasal bir hak olduğunu belirterek, “Kanunun tanıdığı hakkı kullanan kişi ya da kuruluş için başkaca bir niyet aramak hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmaz” dedi.
“Bu yöntem sadece bizim dönemimizde kullanılmadı”
3G istisna yönteminin geçmiş dönemlerde de sıkça kullanıldığını belirten Doğruer, 2015 yılında 37, 2016’da 38, 2017’de 46, 2018’de 66, 2019 yılında ise 50 alt yüklenici ihalesinin önceki yönetim döneminde yapıldığını söyledi.
Kültür A.Ş.’nin Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş, özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket olduğunu vurgulayan Doğruer, çalışanlarının kamu görevlisi sayılmadığını, şirketin belediye iştiraki olmasının 2886 ve 4734 sayılı kanunlara doğrudan tabi olduğu anlamına gelmediğini ifade etti.
“Kamu zararı varsayımsal olarak üretilmiş”
Tevdi raporunda yer alan kamu zararı hesaplamalarını eleştiren Doğruer, rapordaki değerlendirmelerin “afaki” olduğunu savundu.
Doğruer, “İBB’nin açtığı ihalelere diğer şirketler gibi şartname satın alarak girdik. Maliyet hesabı yaptık, uygun teklif verdik. İhaleyi kazandıktan sonra da işi şirket menfaatleri doğrultusunda daha yüksek bedelle alt yükleniciye yaptırdık ve kâr ettik. Belediye iştiraki olduğumuz için belediye de dolaylı olarak gelir elde etti” dedi.
Kamu zararının yalnızca ciro üzerinden hesaplanamayacağını belirten Doğruer, pandemi koşullarının ve şirket kârlılığının dikkate alınmadığını söyledi.
Doğruer, 16 Ağustos 2024 tarihli tevdi raporunun, 1 Şubat 2022 tarihli tevdi raporuyla yöntem ve veri bakımından aynı olduğunu savundu. 2022 tarihli rapor sonrasında verilen soruşturma izni kararının Danıştay 1. Dairesi tarafından iptal edildiğini belirten Doğruer, “Daha önce değerlendirilmiş ve Danıştay kararıyla usulsüzlük olmadığı ortaya konmuş işlemler nedeniyle bugün nasıl sorumlu tutulabiliyorum?” diye sordu.
“Firmalarla görüşmem işin takibi içindi”
Alt yüklenici firmalarla görüşmesinin suçlama konusu yapılmasına da yanıt veren Doğruer, bu görüşmelerin işin süresi ve ödeme takibiyle ilgili olduğunu söyledi.
Doğruer, “Evet, bazı firmalarla görüştüm. Çünkü sürecin yönetilmesi ve ödemelerin takip edilmesinden sorumluydum. ‘Ödemelerinizde gecikme var, süreç yavaş ilerliyor, zamanında bitirmeniz lazım’ gibi görüşmeler yaptım. Bunun dışında hiçbir firmayla iş dışı görüşmem olmadı” dedi.
“Yan teklif ne demek, 453 gündür cezaevinde bunu düşünüyorum”
İddianamede yer alan “yan teklif” iddiasına da tepki gösteren Doğruer, Kültür A.Ş.’nin teknik anlamda kamu ihalesi yapmadığını, bu nedenle “yan teklif” kavramına ihtiyaç bulunmadığını söyledi.
Kültür A.Ş.’nin uzun yıllardır çalıştığı, işin niteliğine göre davet edilen firmalardan oluşan bir portföyü bulunduğunu belirten Doğruer, “Ben 453 gündür cezaevindeyim ve bunu düşünüyorum: Yan teklif ne demek? Eğer kastedilen ihaleye katılacak firmaların belirlenmesiyse, bu şirketin doğal işleyişidir. Eğer kastedilen işi alacak firmanın önceden belli olduğuysa, bu imkânsızdır” dedi.
“Şeffaflık sağladığımız için mi suçlanıyoruz?”
Kültür A.Ş.’nin anonim şirket olarak hukuken doğrudan firma seçme hakkı bulunduğunu, buna rağmen rekabet ortamını korumak için kapalı zarf ve davet usulü yöntemler uyguladıklarını belirten Doğruer, “İstediğimiz firmayla doğrudan sözleşme yapabilirdik. Ancak geçmişten gelen uygulamayı sürdürdük ve rekabet ortamı oluşturduk. Şeffaflık sağladığımız için mi suçlanıyoruz?” ifadelerini kullandı.
Doğruer, etkin pişmanlıktan yararlanan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas’ın beyanlarına da sert tepki gösterdi. Abbas’ın, şirketin genel müdürü olmasına rağmen kendisini süreçlerden habersiz göstermeye çalıştığını savunan Doğruer, “Sanırsınız şirketin çaycısı; arada sırada geliyor, çayını içip gidiyor” dedi.
Doğruer, Murat Abbas’ın kendisiyle ilgili “ihaleleri Doğan düzenlerdi” şeklindeki beyanlarını reddederek, “Kültür A.Ş.’yi ihalelere sokan bizzat Genel Müdür Murat Abbas’tır. Şirketin içinde usulsüzlük varsa bunu genel müdür değil de genel müdür yardımcısı olan ben mi bileceğim?” diye konuştu.
“6 aşamanın 5’inde genel müdür var, ben sadece bir aşamada varım”
Doğruer, Kültür A.Ş.’de gelir getirici işlerde altı aşamalı bir süreç yürütüldüğünü anlatarak, bu sürecin beş aşamasında genel müdürün yetkili olduğunu, kendisinin yalnızca ihale komisyonunda beş üyeden biri olarak yer aldığını söyledi.
“Benim görevim şirketleri belirlemek değil, süreçlerin şirket yönergelerine uygun yürütülüp yürütülmediğini kontrol etmektir” diyen Doğruer, ihale komisyonunda yer almasının tüm süreci kendisinin yönettiği anlamına gelmeyeceğini belirtti.
Doğruer, dosyada kendisi aleyhine somut bir beyan bulunmadığını savunarak, “Bir kişi çıkıp ‘Doğan beni arayıp şu kadar teklif vereceksin dedi’ diyor mu? Ya da işi alamayan firmalardan biri ‘Bana şu teklifi ver ama kazanamayacaksın dedi’ diyor mu? Böyle bir beyan yok” ifadelerini kullandı.
Mustafa Nihat Sütlaş ve Kahraman Yeşilyurt’un mahkemedeki beyanlarına işaret eden Doğruer, her iki ismin de kendisinden tekliflere ilişkin herhangi bir telkin almadıklarını söylediğini aktardı.
Rüşvet iddialarını da reddeden Doğruer, üzerine kayıtlı kayda değer bir mal varlığı bulunmadığını, ailesinin yalnızca bir ev ve bir arabaya sahip olduğunu belirtti.
Yaklaşık 35 yıllık çalışma hayatı boyunca maaşlı çalışan olduğunu söyleyen Doğruer, “Hesaplarıma haksız şekilde giren tek bir kuruş yoktur. MASAK raporlarında ismim dahi geçmemektedir. Bu da doğal, çünkü olağan dışı tek bir para hareketim yoktur” dedi.
“Rüşvet suçlamasının dayanağı olan eylemde imzam yok”
Rüşvet iddiasının yalnızca 110 numaralı eylem kapsamında yer aldığını belirten Doğruer, bu eylemdeki sözleşmelerin hiçbirinde imzasının bulunmadığını söyledi.
Vinil afiş ihale komisyonunda yer aldığını ancak işin yapılıp yapılmadığını denetlemenin kendi sorumluluğunda olmadığını belirten Doğruer, “Benim bağlı olduğum birimler arasında bu teklifleri hazırlayan müdürlük de yoktur. Komisyon üyeliği dışında bu süreçte herhangi bir dahlim bulunmamaktadır” dedi.
Doğruer, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen ilk isimlerden biri olan Murat Abbas’ın beyanlarının güvenilir olmadığını savundu.
Abbas’ın ifadelerinin cezadan kurtulmaya yönelik olduğunu öne süren Doğruer, “Bu ifadeler cezadan kurtulmaya yönelik iftiralardan ibaret. Kendisinin aynı kurumda yıllarca birlikte çalıştığı diğer genel müdür yardımcılarına yönelik suçlamalarını gördükten sonra benim hakkımdaki iddialarına da şaşırmıyorum” dedi.
“Makam aracı rüşvet değil, şirket tahsisi”
Selman Narman’ın, İlbak Holding ile yapılan projeler karşılığında kendisine Skoda Superb marka araç verildiği yönündeki iddiasını da reddeden Doğruer, söz konusu aracın Kültür A.Ş. tarafından makam aracı olarak tahsis edildiğini söyledi.
Doğruer, “Kültür A.Ş.’de genel müdür yardımcısı olduğum için diğer genel müdür yardımcıları gibi bana da araç tahsis edildi. Bu yalnızca bana özgü bir uygulama değil; belediye şirketlerinde üst düzey yöneticilere araç tahsisi olağan bir uygulamadır” diye konuştu.
Aracın herhangi bir menfaat ya da rüşvet unsuru taşımadığını vurgulayan Doğruer, “Bu araç nedeniyle uhdeme geçen herhangi bir maddi menfaat yok. Kimse lehine işlem yapmadım” ifadelerini kullandı.
İlbak Holding’e yönelik iddiaların da dosyayla çeliştiğini savunan Doğruer, holding veya yöneticileri hakkında herhangi bir suç isnadı bulunmadığını söyledi.
Doğruer, “Selman Narman, İlbak Holding’e kıyak geçtiğimizi iddia ediyor. Peki bu iddianamede İlbak Holding’e ya da yetkililerine yöneltilmiş bir suçlama var mı? Yok” dedi.
“Hiçbir firmaya ‘şu fiyatı ver’ demedim”
Doğruer, firmalara teklif fiyatı belirlettiği ve ihaleleri yönlendirdiği iddialarını da reddetti.
Kültür A.Ş.’nin işi alt yüklenicilere vermesinden önce hiçbir firma yetkilisiyle iletişime geçmediğini belirten Doğruer, “Ben hiçbir şirket yetkilisine ‘şu fiyatla teklif ver’ demedim. Buna ilişkin tek bir delil yok” dedi.
Şirketlerle yalnızca ödeme takibi amacıyla iletişim kurduğunu söyleyen Doğruer, bu temasların şirket alacaklarının tahsiline yönelik olduğunu ifade etti.
“Selman narman kendi ifadesiyle çelişiyor”
Selman Narman’ın ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğunu ileri süren Doğruer, aynı beyan içinde birbirini boşa düşüren iddialar yer aldığını söyledi.
Doğruer, “Bir yerde yan teklif bedellerini benim belirlediğimi söylüyor, başka bir yerde Serdar Taşkın’ın belirlediğini söylüyor. Hangisi doğru?” diye sordu.
“Şirkete şantaj mailleri attı”
Doğruer, Selman Narman’ın şirket çalışanıyken yönetime tehdit içerikli mailler attığını da öne sürdü.
Terfi talebinin kabul edilmemesi halinde şirketi zarara uğratacağı yönünde açık tehditlerde bulunduğunu iddia eden Doğruer, Narman’ın bu nedenle tazminatsız şekilde işten çıkarıldığını söyledi.
İlk derece mahkemesinin de işçi-işveren arasındaki güven ilişkisinin tamamen bozulduğuna hükmettiğini aktaran Doğruer, “Mahkeme, ilişkinin sürdürülemez hale geldiğine karar vererek davayı reddetti” dedi.
“İşten çıkarıldıktan sonra da hakaret ve tehditler sürdü”
Doğruer, Narman’ın işten çıkarıldıktan sonra da sosyal medya üzerinden hakaret ve tehditlerini sürdürdüğünü ileri sürdü.
Bu durumun, dava kapsamında verdiği ifadelerin güvenilirliğini tamamen ortadan kaldırdığını savunan Doğruer, “Selman Narman’ın beyanlarının iftira niteliğinde olduğu açıkça ortadadır” dedi.
“İlbak yetkilileriyle tek bir iletişim kaydım yok”
Doğruer, Murat İlbak veya İlbak Holding bünyesindeki herhangi bir yetkiliyle iletişim kaydı bulunmadığını da vurguladı.
Doğruer, “İddianamede de açıkça görülüyor; İlbak Holding’den herhangi bir kişiyle iletişim kaydım bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
“Etkin pişmanlık beyanları tamamen çelişkili ve güvenilmez”
Savunmasında aleyhindeki tanık ve itirafçı beyanlarını değerlendiren Doğruer, başta Murat Abbas, Selman Narman ve Hakan Karaköse olmak üzere birçok ismin ifadelerinin hem kendi içinde hem de birbirleriyle açık çelişkiler taşıdığını söyledi.
Murat Abbas’ın etkin pişmanlık ifadesi vererek tahliye olduğunu hatırlatan Doğruer, bu beyanların cezadan kurtulma amacıyla verildiğini savundu. Hakkındaki suçlamaların somut delillere değil, yalnızca bu çelişkili ifadelere dayandırıldığını söyledi.
“Yan teklif iddiası tamamen asılsız”
Kültür A.Ş. ihalelerinde firmalara teklif rakamı belirlediği ve yan teklif organizasyonu yaptığı iddialarını reddeden Doğruer, hiçbir firmaya “şu fiyattan teklif verin” demediğini söyledi.
İhaleler öncesinde firma temsilcileriyle görüşmediğini belirten Doğruer, şirketlerle iletişimin yalnızca ihale sonrasında iş takibi ve ödeme süreçleriyle sınırlı olduğunu anlattı.
“İhaleyi kaybeden firmalardan bir kişi çıkıp ‘Doğan bana şu rakamı teklif etmemi söyledi’ demiyor. Çünkü böyle bir şey hiç yaşanmadı” dedi.
“20 firmanın davet edildiği yerde rekabet nasıl yok sayılabilir?”
Rauf Cem Istranca’nın beyanlarına da değinen Doğruer, Kültür AŞ’nin bazı ihalelerde 20 firmadan teklif aldığını söyledi.
Bu firmaların şirket binasında toplandığını, kapalı zarfların herkesin önünde açıldığını belirten Doğruer, ihalelerin şeffaf şekilde yürütüldüğünü savundu.
“Bir iş için 20 firma davet edilmiş. Rekabet ortamı daha nasıl sağlanabilir?” diye sordu.
“Dijital deneyim müzesi projesinde hiç yer almadım”
Hakkındaki suçlamalardan birinin Dijital Deneyim Müzesi projesiyle ilgili olduğunu belirten Doğruer, bu projede görev almadığını söyledi.
Murat Abbas’ın izinde olduğu dönemde yalnızca imza devri nedeniyle bir belgeye imza attığını anlatan Doğruer, proje kapsamında herhangi bir yetki veya sorumluluğu bulunmadığını vurguladı.
“Bu proje benim alanım değildi. Sürecin içinde hiçbir şekilde yer almadım” dedi.
“Rüşvet aldıysam para nerede?”
Savunmasının devamında hakkındaki suçlamaları yedi başlık altında özetleyen Doğruer, rüşvet suçlamasına ilişkin sert ifadeler kullandı.
Üzerine kayıtlı mal varlığı bulunmadığını söyleyen Doğruer, eşinin üzerine yalnızca bir ev ve bir araç olduğunu ifade etti.
MASAK raporlarında olağan dışı para hareketi bulunmadığını vurgulayan Doğruer, “Rüşvet aldıysam para nerede?” diye sordu.
Örgüt üyeliği suçlamasını da reddeden Doğruer, 2019 yılına kadar Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun veya İBB yöneticileriyle herhangi bir tanışıklığı olmadığını söyledi.
İşe alım sürecinden mülakat yoluyla geçtiğini anlatan Doğruer, Murat Ongun ile altı yılda yalnızca iki telefon görüşmesi yaptığını belirtti.
“Benim örgüt üyesi olduğum iddia ediliyor. Bunun delili nerede?” dedi.
“Kültür A.Ş. kâr etti, kamu nasıl zarar etti?”
Kamu zararı iddialarını da reddeden Doğruer, suçlamaya konu işlerin büyük bölümünün gelir getirici faaliyetler olduğunu söyledi.
Kültür A.Ş.’nin bu süreçte kâr ettiğini, şirketin mali olarak büyüdüğünü anlatan Doğruer, “Biz kâra geçtiysek İBB de kâra geçti. Bu durumda kamu nasıl zarara uğradı denilebilir?” ifadelerini kullandı.
“15 aydır tutukluyum, ailem benimle birlikte ceza çekiyor”
Savunmasının son bölümünde ailesinin yaşadığı zorlukları anlatan Doğruer, ailesinin ekonomik ve psikolojik olarak ağır bir yük altında olduğunu söyledi.
Hasta annesi, hasta kayınvalidesi, eşi ve baldızının yaşadığı sorunları anlatan Doğruer, tutukluluğunun yalnızca kendisini değil dört kadını da cezalandırdığını ifade etti.
“Burada yalnızca bana ceza verilmiyor. Asıl cezayı ailem çekiyor” dedi.
Ciddi sağlık sorunları bulunduğunu söyleyen Doğruer, malign melanom hastası olduğunu açıkladı.
Hipertansiyon, diyabet ve kalp damar tıkanıklığı sorunları da yaşadığını anlatan Doğruer, cezaevi koşullarının sağlık durumunu ağırlaştırdığını belirtti. Cezaevindeki revir ve hastane süreçlerini anlatırken yaşadığı koşulları da detaylı şekilde aktardı.
Savunmasını tahliye talebiyle tamamlayan Doğruer, dosyada suç işlediğini gösteren tek bir somut delil bulunmadığını savundu.
Doğruer, “Bugün burada yalnızca özgürlüğümü değil, 35 yıllık emeğimi, itibarımı ve çocuklarıma bırakacağım ismimi savunuyorum. Buna rağmen 453 gündür tutukluyum. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.
İmamoğlu: Sizin gibi bir yöneticiyle çalışmaktan onur duydum
Doğruer’in ardından İmamoğlu soru sormak üzere söz aldı.
İmamoğlu, hem işe alım süreçlerine hem de ihale süreçlerine ilişkin açıklamalar üzerinden dosyadaki suç örgütü iddiasını eleştirdi.
İmamoğlu, Doğruer’in özgeçmişi ve kariyer geçmişine dikkat çekerek, kamu hizmetinde liyakat esasına göre kadrolaştıklarını söyledi.
İmamoğlu, “Sizin gibi kıymetli bir yöneticiyle İstanbul halkına hizmet etmekten büyük onur duydum. Burada sizi ve sizin gibi birçok yönetici arkadaşımı dinledikçe, kurduğumuz sistemin suç örgütü değil; liyakat esasına göre kamu hizmeti üreten bir yapı olduğunu daha net görüyorum” dedi.
Konuşmasının başında, kaçırılarak işkenceye maruz bırakılan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal olayına da değinen İmamoğlu, sanık yakınlarının ciddi endişe altında olduğunu söyledi.
İmamoğlu, “Buradaki ve burada olmayan birçok insanın ailesi ciddi tehdit altındadır. Gerekli tedbirlerin acilen alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum” ifadelerini kullandı.
“İşe alım sürecinde herhangi bir referans oldu mu?”
İmamoğlu, Doğruer’e İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki işe giriş sürecine ilişkin soru yönelterek, herhangi bir siyasi yönlendirme ya da kişisel referans olup olmadığını sordu.
Doğruer, işe alım sürecinin tamamen kurumsal prosedürlerle yürütüldüğünü belirterek, “2019’da işe girene kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, Beylikdüzü Belediyesi’nde ya da iştirak şirketlerinde çalışan hiç kimseyi tanımıyordum. Tesadüfen gördüğüm bir ilan üzerine başvurdum, CV gönderdim ve mülakata çağrılarak işe alındım. Hiç kimsenin yönlendirmesi olmadı” dedi.
“Bana hiçbir baskı ve talimat gelmedi”
İmamoğlu, Doğruer’e görev süresi boyunca hukuksuz işlem yapması yönünde herhangi bir baskı ya da talimat alıp almadığını da sordu.
Doğruer, soruya net bir yanıt vererek, “Hayır başkanım, hiçbir şekilde bana bir baskı ya da dolaylı şekilde böyle bir baskı gelmedi” ifadelerini kullandı.
Doğruer’in yanıtları üzerine konuşan İmamoğlu, dosyadaki suç örgütü iddiasını sert sözlerle eleştirdi.
İmamoğlu, “Ben sözde suç örgütünün lideriyim, kendisi de örgüt üyesi. Dünya tarihinde böyle bir suç örgütü var mıdır? Bu kadar detaylı insan kaynakları süreçlerinden geçen, bu kadar denetim mekanizmasıyla çalışan bir yapı suç örgütü olabilir mi?” dedi.
“59 kişi hâlâ tutuklu”
Dava sürecinin uzamasını ve tutukluluk halinin devam etmesini de eleştiren İmamoğlu, mahkeme heyetine seslenerek tutukluluk gerekçelerini sorguladı.
İmamoğlu, “Neredeyse 4 aya yaklaşan bir yargılama sürecindeyiz. Yaklaşık 60 duruşmayı tamamlamak üzereyiz. Buna rağmen 59 kişi hâlâ tutuklu. Sizi ikna edemeyen hangi delille karşı karşıyayız?” diye sordu.
Tutukluluk sürelerinin dikkat çekici boyutlara ulaştığını söyleyen İmamoğlu, “Bu insanlar daha kaç ay tutuklu yargılanacak? Dünya tarihinin en uzun tutuklu yargılanan insanları olarak mı geçeceğiz?” dedi.
“Bu süreç artık çok çarpıcı bir noktaya gidiyor”
İmamoğlu, son dönemde yaşanan güvenlik tehditlerine de işaret ederek, yargılama sürecinin artık çok daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir noktaya geldiğini söyledi.
İmamoğlu, “Yaşadığımız olaylar, tehditler ve süreç artık çok çarpıcı bir yere gidiyor. Bunu mahkeme heyetinin dikkatine sunmak istiyorum” dedi.
İBB Davası’nda 55’nci gün sona erdi: Sanıkların emekli maaşları üzerindeki tedbir kaldırıldı
BB Davası’nın 55’inci gününde Mahkeme Başkanı; Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in talebini kabul ederek taşınmazlarının üzerindeki tedbirin kaldırıldığını duyurdu. Ayrıca, tüm tutuklu ve tutuksuz sanıkların emekli maaşları üzerindeki tedbir de kaldırıldı. İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu da emekli maaşında tedbir bulunan isimler arasındaydı.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 55’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam etti.
Bugün ilk olarak, dün savunmasına başlayan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer kürsüde yerini aldı. Doğruer, savunmasını tamamladı. Ardından İmamoğlu soru sormak üzere söz aldı. Sonrasında ise avukatları Bürgehan Emrağ ve Serkan Günel’in savunması dinlendi.
Duruşma yarın, tutuklu sanık Kağan Sürmegöz’ün savunmasıyla devam edecek.
Ayrıca Mahkeme Başkanı, dilekçe ile sunduğu talebi üzerine Fatoş Pınar Türker’in taşınmazları üzerindeki tedbirlerin kaldırılıdığını söyledi. Tüm tutuklu ve tutuksuz sanıkların emekli maaşları üzerindeki tedbir de kaldırıldı. İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu da emekli maaşında tedbir bulunan isimler arasındaydı.
ANKA