Latin Amerika'yı anlama kılavuzu II: Milonga Kadınları

Dr. Batuhan Yıldız Independent Türkçe için yazdı

Macar ressam Hugo Scheiber’in Dancers; The Tango adlı eserinde, 20'nci yüzyılın başlarında tangonun hareketli dünyası betimleniyor / Görsel: Christie’s Images - Bridgeman Images

İnsan bedeni, yalnızca etten, kemikten ve sinirlerden meydana gelen biyolojik bir oluşum olmanın haricinde, içerisine "fırlatıldığımız" toplumun normlarının, iktidar ilişkilerinin ve sosyal tabularının çeşitli biçimlerde kaydının tutulduğu "esrarengiz" bir hafıza defteridir. Bu "esrarengiz" defterin içerisindeki çok katmanlı bilgi demetlerinin sistematik bir biçimde okunması, etraflı bir yapı sökümüne tabi tutulması ve "her kulağın duymaya alışık olmadığı bir biçimde" geniş kitlelere duyurulması ise çoğunlukla toplumbilim üzerine çalışan uzmanların yetki alanındadır.

Ustalarımdan birisi olarak gördüğüm Prof. Dr. Nilüfer Narlı'nın 16 yıl kadar önce kaleme aldığı Milonga Kadınları romanı da bedenlerimizin dehlizlerine hapsolmuş mezkûr bilgi demetlerini hatırlamak, hesaplaşmak ve şifa bulmak üçlemesi üzerinden, bir arkeolog titizliğiyle gün yüzüne çıkarıp yeniden yorumlayarak bizlere yepyeni bir dünyanın kapılarını açmaktadır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İşte tam da bu noktada, bu haftaki yazım; birden çok şapkası olan Profesör Narlı'nın bu kez romancı kimliğiyle okuyucularıyla buluşturduğu milonga dünyasını, tango dansının devrimci gücünü ve bahsi geçen dansın yerelden evrensele uzanan mucizevi yolculuğunu ele alarak "Latin Amerika'yı anlama kılavuzu" başlıklı yazı serimin ikinci bölümüne yepyeni bir boyut kazandıracaktır.

Öyleyse başlayabiliriz.


Bölüm 1: Milonga'nın ontolojisi

İlk ve öncelikli olarak, Milonga Kadınları'nın anlam dünyasına nüfuz edebilmek için tangonun ortaya çıktığı Buenos Aires'i ve bu şehrin sosyolojik "kumaşını" etraflıca incelemek gerekir. Hatırlanacağı üzere Buenos Aires, "Eski Kıta" Avrupa'dan ve "Dünyanın Öteki Ucu" Latin Amerika'nın farklı bölgelerinden gelen insan kalabalıklarına ev sahipliği yapan kozmopolit bir liman kentidir. Farklı dilleri konuşan ve birbirinden farklı geçmişlere sahip envaiçeşit insanı bünyesinde barındıran her liman kenti gibi, kurulduğu günden günümüze kadar "şanslı azınlıklar" için bir tür "cennet", "güçsüz çoğunluklar" içinse yoksulluğun, yalnızlığın ve dışlanmışlığın hüküm sürdüğü bir çeşit "cehennem" olmuştur. Bir direniş biçimi olan tango ve bu dansın icra edildiği milonga adı verilen sosyal buluşma geceleri de böylesine sancılı bir toplumsal zeminde, hayatın kıyısına itilmiş insanların bastırılmış arzularını ve daha iyi bir dünyaya duydukları özlemi çeşitli beden hareketleriyle ifade etmelerine imkân tanıyan katartik bir enstrüman olarak 19'uncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkmıştır. Prof. Narlı'nın romanındaki milongueralar (Tr. hayatlarını ve ruhlarını tangoya adamış kadınlar) ise kendi hayat yolculuklarında karşılaştıkları tüm olumsuzluklara rağmen eudaimoniaya ulaşmayı şiar edinmiş birer özgürlük savaşçısıdır. Tıpkı Cinderella hikâyesinde olduğu gibi, gündelik hayatın görünmez kıldığı ve patriyarkanın geleneksel rollerin içerisine hapsettiğini sandığı bu savaşçı kadınlar, dans pistine adım attıkları anda zincirlerini kırarak kendi hayatlarının gerçek efendileri hâline gelirler.
 

Prof. Dr. Nilüfer Narlı’nın kadınların özgürlük mücadelesini tango ve milonga ekseninde ele aldığı Milonga Kadınları romanının kapağı
Prof. Dr. Nilüfer Narlı’nın kadınların özgürlük mücadelesini tango ve milonga ekseninde ele aldığı Milonga Kadınları romanının kapağı

 

Bölüm 2: Milonga Kadınları'nın özgürlük arayışı

Ancak Milonga Kadınları'nın mucizevi dönüşümünü konvansiyonel Cinderella arketipinden ayıran önemli bir nokta vardır. Prof. Narlı'nın sosyolojik imgelemine göre onları tepeden tırnağa değiştiren ana etmen, Alain Delonvari beyaz atlı bir prensin gelişi veya üzerlerine serpiştirilen sihirli bir peri tozu değildir. Onları kurtaran, kendi kendileridir. Bir diğer ifadeyle bu "Kül Kedileri", bedenlerinin dışsal nedenlerle bozulan ritmini usta bir perküsyonist edasıyla yeniden akort ederek ve yıllardır kaçtıkları korkularının üzerine cesaretle yürüyerek kendi hayat şarkılarına en uygun melodiyi yakalamaya çalışırlar. Örneğin, romanın ilk hikâyesinde karşımıza çıkan Milonguera Porteña, işlemediği bir suç nedeniyle kendisine "hunharca" işkence eden General Eduardo Lonardi yanlısı faşistlere, tangonun iyileştirici ve diriltici gücünden destek alarak direnir. Önüne çıkan bütün zorlukların üstesinden gelir, bir tango virtüözüne dönüşür ve uzun günün sonunda mezkûr dansın sesini 7'den 77'ye tüm insanlığa oldukça başarılı bir biçimde duyurarak hasımlarını mat eder. Romanın farklı kentlerden ve başka denizlerin ötesinden gelen "Nomenklatura Kadını", "Gergin Kırmızı" ve "Rus Güzeli" mahlaslı milongueraları da bir zamanlar yaşamak zorunda oldukları Orta Çağ zindanlarını andıran "kasvetli" habitatlarda, yıkıldıkları yerden yeniden ayağa kalkarak kendi kendilerini şifalandırır ve dünyanın dört bir yanında hayatı üretmeye devam ederler.


Bölüm 3: Bir yumuşak güç aracı olarak milonga

Yukarıda söylenenler ışığında ve ustam Prof. Narlı ile gerçekleştirdiğim akademik sohbetlerden hareketle, tangonun bir yumuşak güç (İng. soft power) aracı olarak küresel etkisinin günbegün arttığını söylemek mümkündür. Üstelik Paris, Berlin, Şanghay, Moskova ve İstanbul'daki milongalar birbirlerinin basit birer kopyası da değildir. Her şehir tangoyu kendi toplumsal hafızası, estetik anlayışı ve gündelik hayat pratikleri doğrultusunda yeniden yorumlamaktadır. Tango da bu esrarengiz karşılaşmalar sayesinde hem Arjantin'e ait kalmayı hem de evrensel bir kültür dili olmayı başarır. Bu dansın 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi'ne alınması ise tangonun beşeriyet tarihinin en güzel kültürel buluşlarından biri olduğunu uluslararası düzeyde tescillemiştir.
 

Buenos Aires’te bir milonga gecesinde tango yapan dansçılar. Tango, dansın yanı sıra insanların bir araya geldiği ve ortak bir kültürü paylaştığı sosyal bir buluşma alanı / Fotoğraf: Anita Pouchard Serra
Buenos Aires’te bir milonga gecesinde tango yapan dansçılar. Tango, dansın yanı sıra insanların bir araya geldiği ve ortak bir kültürü paylaştığı sosyal bir buluşma alanı / Fotoğraf: Anita Pouchard Serra

 

Sonuç

Sonuç olarak, Milonga Kadınları, tango hakkında yazılmış romantik bir roman olmanın çok ötesinde, kadınların bedensel ve ruhsal özgürleşmesi üzerine ince elenip sık dokunmuş sosyolojik bir anlatıdır. Romanın asıl gücü, özgürlüğü uzak bir gelecekte kurulacak bir ütopik fikir olarak değil, gündelik hayatın içinde bir gece ansızın gerçekleştirilebilecek devrimsel bir eylem olarak konumlandırmasında yatar. Çünkü büyük toplumsal dönüşümler yalnızca meydanlarda, parlamentolarda veya coşkulu manifestolar aracılığıyla meydana gelmez; insanların bedenleriyle, duygularıyla ve birbirleriyle kurdukları sahici ilişkilerin milonga sihiriyle bütünleşip yeni bir sentez oluşturmasıyla da gerçekleşir. Herkese algı kapılarımızın her daim açık olduğu, mutlak barışın ve toplumsal huzurun hayatın her alanına sirayet ettiği güzel bir hafta dilerim.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU