NATO 3.0'ın ÇHC'ye yönelik Kafkasya-Türkistan Komutanlığının oluşum süreci

Prof. Dr. Ali Arslan Independent Türkçe için yazdı

NATO liderleri, 8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen zirvede. Yazı, ittifakın Kafkasya ve Türkistan hattındaki olası yeni stratejik rolünü ele alıyor / Fotoğraf: NATO

Mevcut dünyanın en etkili askerî teşkilatı olan NATO, günümüzün en büyük askerî gücü olan ABD’nin liderliğinde olmakla beraber, ABD, yeni rakip kabul ettiği Çin Halk Cumhuriyeti’ne (ÇHC) karşı 2018’den itibaren yeni stratejisini oluşturmaya başlamış ve NATO’yu da bu çerçevede yeniden şekillendirmek için harekete geçmiştir.

ABD’nin ÇHC ile rekabetini kesinleştirmesi sonrasında, ÇHC’yin Bir Kuşak Projesi için hayati öneme sahip Kafkasya-Türkistan hattında da bu istikamette hareketlenme başlamıştır. ABD’nin Kafkasya-Türkistan hattında hem kendisi hem de liderliğini yaptığı NATO’nun faaliyetine zemin hazırlamaya başlaması konusuna geçmeden önce, Avrupalıların dünyadaki üstünlüklerinin başlamasından itibaren asırlar içinde stratejik anlayışla kurulan yapılardan nasıl vazgeçmeye başladığını anlatmak gerekmektedir.

Tabii bundan önce de Avrupalıların uygulamış olduğu stratejiyi izah etmekte yarar vardır. Zira yeni küresel güç olmaya yaklaşan ÇHC, Avrupalı özellikler taşısa da 1500-2000 arasında yaşanan küresel rekabetlerden farklı nitelikte ve coğrafyada ortaya çıkmıştır.

Yani daha evvel Batılıların oyun kurdukları coğrafyada yükselmeye başladığından, ABD’nin de eski dönemde kurulan sistemle devam etmesi mümkün değildir. Bu eski sistemin merkezinde ise NATO’nun ÇHC’ye karşı karadan kullanılabileceği Kafkasya-Türkistan coğrafyası yer almaktadır. Bundan dolayı ABD de 500 yıllık sistemi yıkmaya başlamıştır.


Avrupa merkezli küresel güçlerin Kafkasya-Türkistan coğrafyasında stratejik akılla kurdukları sistem

11. asırdan itibaren Türklerin elinde olan Kafkasya-Türkistan hattına 15. yüzyıl sonunda Portekiz, 16. yüzyılda Rus Çarlığı, 18. yüzyılda İngiltere ve 20. yüzyılda ise ABD tarafından küresel güç olarak ya nüfuz edilmiş, ya kurulmuş ya da korunmuştur. Bu hattın Kazan-Umman Güç Boylamı ile Azerbaycan’da çakıştığı yer de Büyük Azerbaycan coğrafyasıdır. Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan sahaya girmek isteyen Batılı küresel güçler, İktidar Ekvatoru’nun Türkistan hattında, yani kabaca Kaşgar-Tebriz hattında siyasi ve beşerî düzenlemeler yaparak Türkleri stratejik olarak etkisizleştirmişlerdi. Bu hattı kolaylık olsun diye 2 alt başlıkta inceleyeceğim. İlk önce Azerbaycan ile Anadolu’daki Oğuz Türklerinin parçalanmasını ele alalım.


Anadolu-Azerbaycan Türklerinin parçalanması ve Kafkasya’da kurulan sistem

Asyavrupa Hâkimiyet Sahası’nda Türklerin elinde bulunan Altın Orda Devleti’nin 1502’de yıkılmasıyla bağımsızlığını kazanan Moskova Knezliği, 1552’de Kazan Devleti’ni, 1556’da da Astrahan Devleti’ni işgal etmişti. Osmanlıların engelleme çabaları başarısız olunca da Ruslar Kafkaslara doğru stratejik ilerlemeler gerçekleştirmişti. Kalmuk ve Nogayları etkisiz hâle getiren Ruslar, Kuzey Dağıstan’a girmiş ve 1720’de Terek Nehri’nin aşağı havzasına yerleşmişlerdi. Güney Kafkaslara yönelen Ruslar, 1723’te Büyük Petro döneminde Terek, Derbend ve Bakü’yü işgal etmişler ve bunu 1724’te yaptıkları Mukaseme Anlaşması ile Osmanlılara da kabul ettirmişlerdi. Böylece Bakü, Şeki ve Dağıstan Ruslara bırakılmıştı.

Rusları Kafkaslardan uzaklaştıramayan Osmanlılar, Rusların Kuzey Azerbaycan’ın büyük kısmındaki hâkimiyetini resmen onaylamışlardı. Safevîlerin zayıfladığı, Afşar hanedanı ile iç savaş yaşadıkları bir sırada, Rusların Urumiye Gölü’ne kadar uzanmalarını engellemeye çalışan Osmanlılar, Gence, Karabağ, Nahçıvan ve Revan’ı hâkimiyetlerine almışlardı. Güney Kafkasya ve Güney Azerbaycan’ı ele geçirmek isteyen Ruslar, bu coğrafyadaki Hristiyan Gürcü ve Ermenileri kullanmak için de faaliyete başlamışlardı.

Anadolu ile Azerbaycan Türkleri arasına bir duvar örmek isteyen Ruslar, Ermenilere gösterdikleri ilgiyi artırmışlardı. Güçlenen Rusların 1768’de Osmanlılara karşı harekete geçmeyi kararlaştırdıkları zaman, 2. Katerina, Rusların korumasında Türkistan-Anadolu Türkleri arasında bir tampon bölge olarak bir Ararat Krallığı’nın kurulması için Ermenileri teşvik etmişti. Önce bu konuda tereddütte kalan Ermeniler, Rusların Güney Kafkaslarda güçlenmesi üzerine, Eçmiyazin Katogigosu Hovsep Argutyan (1743-1801), "Rusya ile İslam komşuları (Osmanlı ile İran) arasında bir duvar olacak Ararat Krallığı’nın kurulması" fikrini kabul ettiğini Rus Çarlığına bildirmişti.

Urumiye’ye kadar uzanan Azerbaycan coğrafyasının tamamını ele geçirmek isteyen Ruslar, 1813’te Karabağ, Şeki, Gence, Şirvan, Derbend, Kuba ve Bakü hanlıklarıyla Taliş Hanlığı’nın bir kısmını Rusya’nın hâkimiyetine sokmuşlardı. İlerlemeye devam eden Ruslar, 1826-1828 Rus-İran Savaşı’nda Revan ve Nahçıvan devletlerini de ele geçirmişlerdi.

Güney Azerbaycan’a da giren Ruslar, 14 Ekim 1827’de Tebriz’i, 28 Ocak 1828’de Urumiye’yi, 8 Şubat’ta Erdebil’i işgal etmişlerdi. Güneye doğru ilerlemeyi tasarlayan Rusların komutanı Paskieviç, Basra Körfezi’nde İngilizlerin elinde bulunan Buşehr’e (Buşire) ulaşmak istemişti. Ancak 26 Nisan 1828’de, Rusların ilerlemesini engellemek isteyen İngilizlerin manevralarıyla Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlaması, Paskieviç’in bu hedefini engellemişti. 29 Temmuz 1828’de imzalanan Türkmençay Anlaşması ile Ruslar Güney Azerbaycan’ı boşaltmış ve Aras Nehri’nin kuzeyine çekilmişlerdi.

İngilizlerin engellemesiyle hedefine ulaşamayan Ruslar, Güney Kafkaslarda beşerî coğrafyayı değiştirmek için harekete geçmişlerdi. Güney Azerbaycan’da dağınık olarak yaşayan Ermeniler, Türklerin çoğunlukta olduğu Revan bölgesine yerleştirilerek Güney Kafkasya’da Türklere düşman beşerî bir coğrafya oluşturulmaya başlanmıştı.

Osmanlılarla imzaladıkları 1829 Edirne Antlaşması ile Çıldır Eyaleti’nin ilhakını sağlayan Ruslar, Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin de Revan bölgesine göçürülmesine büyük önem vermişti. Ruslar, Ermenileri Revan ve civarına yerleştirerek hem Anadolu Türkleri ile Azerbaycan Türkleri arasına bir beşerî duvar örmekte hem de kendilerine Türkistan, Anadolu ve Basra Körfezi istikametinde kullanacakları bir üs kurmaktaydı.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda İngilizler, Kars ve Batum’u Rusların ele geçirmesine müsaade ettikleri gibi Osmanlı toprağı olan Kotur’u ise kendi kontrollerindeki İran’a dâhil etmişlerdi. Yükselen bir güç olarak ortaya çıkan Almanlara karşı İngiltere ile Rusya her alanda iş birliğine yönelmişlerdi. 31 Ağustos 1907’de İngiliz ve Rus dışişleri bakanlarının imzaladığı Petersburg Antlaşması ile İngilizler, Afganistan-Rus Çarlığı sınırından Yezd’e ve oradan İsfahan ve Kirmanşah şehirlerinin kuzeyinden geçerek Osmanlı sınırına ulaşan hattın kuzeyindeki Kaçarların yönetimindeki bugünkü İran topraklarını Rus nüfuzuna bırakmışlardı.

I. Dünya Savaşı sonunda Ruslar Güney Kafkasları boşaltınca İngiltere, 1919’da Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’dan oluşan Güney Kafkasya Federasyonu’nu kurdurarak bu alanı da kontrolüne almıştı. Sovyet Rusların 1920 sonlarında Güney Kafkaslara geri gelmesi ve Millî Mücadele’de başarılı olan BMM Hükûmeti’nin Kars ve Ardahan’ı kurtarması üzerine büyük ölçüde tekrar I. Dünya Savaşı öncesine dönülmüştü. Ancak Sovyet Rusya tarafından Azerbaycan’a ait olan ve Nahçıvan’ın doğusunda bulunan Zengezur bölgesinin Ermenistan’a bağlanması ile Azerbaycan’ın hem Nahçıvan bağlantısı kesilmiş hem de Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden Türkistan’a açılmasına karşı bir engel oluşturulmuştu.

Bu sayede Türkiye ile Kuzey Azerbaycan, yani Azerbaycan Cumhuriyeti arasına bir engel olarak Gürcistan-Ermenistan bloku yerleştirilerek Türklerin parçalanması gerçekleştirilmişti. Güney Azerbaycan ise İngiliz nüfuzundaki İran’a bırakılmış ve İran’daki Kaçar Türk hanedanına son verilerek Fars Pehlevi hanedanı kurulmuştu. Böylece İran’da Türklerin siyasi nüfuzuna da son verilerek Anadolu ile Merkezi Türkistan arasındaki irtibat siyaseten kısıtlanmıştı.
 

ABD ve Gürcistan askerleri, 2016’da Gürcistan’daki Noble Partner tatbikatı öncesinde eğitim faaliyetleri yürüttü. Tatbikat, iki ülkenin askerî iş birliğinin örneklerinden biri / Fotoğraf: DVIDS
ABD ve Gürcistan askerleri, 2016’da Gürcistan’daki Noble Partner tatbikatı öncesinde eğitim faaliyetleri yürüttü. Tatbikat, iki ülkenin askerî iş birliğinin örneklerinden biri / Fotoğraf: DVIDS

 

II. Dünya Savaşı sonunda Azerbaycan ile Türkiye arasındaki beşerî irtibatı tamamen bitirmek isteyen Ruslar, Güney Kafkasya’nın en stratejik yerinde bulunan 86.000 Ahıska Türkü’nü de 14 Kasım 1944’te sürgüne göndermişti. Buradaki Müslümanlar Türkistan ve Sibirya’ya sürülerek Kafkasya’nın orta kısmının neredeyse tamamının Hristiyanlardan oluşması sağlanmıştı. Ruslar bu sayede beşerî coğrafyayı değiştirerek doğu-batı Türkleri arasındaki sadece siyasi değil, beşerî alanı da yok etmişti. Rusların bu icraatlarına tepki göstermeyen İngiltere ve ABD, Rusların Güney Azerbaycan’a yerleşmesine izin vermemişti.

Şöyle ki II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ile Sovyet Rusya, İran’ı ortaklaşa kontrol etmişlerdi. Savaşı galip olarak bitirenlerden Sovyet Rusya, tarihî hedefine uygun olarak güneye doğru ilerlemeyi gerçekleştirmek için kendi nüfuzunda, Aralık 1945’te bir Güney Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlamıştı. ABD’nin bu cumhuriyete karşı tavır alması üzerine Sovyet Ruslar geri adım atmış, bu Güney Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, İran yönetimi tarafından kanlı bir şekilde Aralık 1946’da ortadan kaldırılmıştı. Yani ABD de Türkistan Türkleri ile Anadolu Türklerini birbirine bağlayacak Güney Azerbaycan Cumhuriyeti’ni istememiş, Türklerin parçalanmasına taraftar olmuştu.

Soğuk Savaş ve sonrasında ABD’nin tek kutuplu döneminde Ermenistan hep Rusların nüfuzunda kalmıştı. Sovyet Rusya’nın dağılma sürecine girdiği bir dönemde, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı olan Dağlık Karabağ Oblastı’ndaki Ermeniler, Rusların da desteği ile 1988’de önce bağımsız, sonra da Ermenistan ile birleşmek için faaliyete başlamışlardı. Hatta SSCB 1991’de dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu da Türkiye-Azerbaycan arasındaki Ermenistan surunu sağlamlaştırmak için Ermenileri kullanmıştı.

O dönem askerî gücü olmayan Azerbaycan kendine ait toprakları savunamamış ve 16 Mayıs 1994’te Moskova’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında ateşkes imzalanmıştı. Bu I. Karabağ Savaşı sonunda Ermeniler, Azerbaycan Dağlık Karabağ dâhil Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmişti. 2020’ye kadar devam eden bu süreçte başta ABD dâhil olmak üzere aktörler, Rusların bu stratejisine karşı bir hamle yapmamışlardı.

1992 yılında Karabağ meselesini barışçıl bir şekilde çözmek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından kurulan, eş başkanlığını ABD, Fransa ve Rusya Federasyonu’nun yaptığı AGİT Minsk Grubu da Rusların Ermenistan’daki nüfuzunu bir şekilde desteklemişti. Hatta Rusya Federasyonu, Ermenistan ile ilişkilerine İran’ı da katarak Türkler arasına yerleştirilen bloku daha da sağlamlaştırmıştı. Ancak bu durum, ABD’nin 2018’den sonra strateji değiştirmesi ile son bulacaktı.


Türkistan Türkleri parçalanarak kurulan sistem

17. yüzyılın sonlarında Kadim Türkistan’ın Baykal Gölü civarını eline geçiren Rusların ilk hedefi Kazakistan’ın işgal edilmesi idi. Kazak Devleti’ne ait topraklara yönelen Ruslar, Büyük Petro’nun (1682-1725) "Kazak ve Kırgız bozkırları bütün Asya topraklarına açılan en önemli kapıdır" şeklinde özetlediği strateji ile öncelikli olarak Kuzey Türkistan’ı işgal etmeyi hedeflemişlerdi.

Ruslar, 1731’de Küçük Orda’yı, 1743’te Orta Orda’yı ele geçirmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde Ruslar kuzeyden güneye doğru yayılırken Hindistan’ı elinde tutan İngilizler, Rusların Hindistan’a doğru yakınlaşmasını tehlikeli görerek kuzeye doğru yayılmış ve Afganistan ile Türkistan’a yönelmişlerdi. İngilizlerin bu harekâtını doğrudan engelleyemeyen Ruslar, bugünkü İran’da hüküm süren Kaçarları 1833’te Herat’a saldırtmış ancak kuşatma sırasında komutan Abbas Mirza ölmüştü.

1834’te tahta çıkan Muhammed Şah, Simonoviç’in teşviki ile Herat’ı almak için 1838 baharında harekete geçmiş ancak İngilizlerin ültimatomu ile geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştı. Afganistan’ı doğrudan kontrol etmek isteyen İngilizler, 1839-1842’deki 1. Afgan-İngiliz Savaşı sonunda Afganistan üzerinde himayelerini kurmuşlardı. Rusların Afganistan’a nüfuzunu engelleyen İngilizler, bu ülkeyi Ruslarla aralarında bir tampon hâline getirmişlerdi.

Kuzey Türkistan’ı kontrolüne alan Ruslar, İngilizlerin de Güney Türkistan’a yaklaşması üzerine güney istikametinde ilerlemeye hız vermişler ve 23 Haziran 1865 tarihinde Taşkent’i işgal etmişlerdi. Çok önemli bir mevkide bulunan Taşkent’in Rusların eline geçmesinden sonra 24 Haziran 1865 tarihinde yapılan antlaşma ile Hokand Hanlığı/Devleti de Rus himayesine sokulmuştu.

Kısa süre sonra, 1868’de Ruslar, imzalattıkları anlaşma ile Buhara Devleti’nin topraklarının üçte 2’sini ele geçirmişler ve bu devleti de bir nevi özerk hâle getirmişlerdi. Merkezi Türkistan’da güç istemeyen Ruslar, Aral Gölü’nün güneyinde yer alan Hive Hanlığı’nı da 1873’te kanlı bir şekilde işgal etmişlerdi. Ruslar, 1867’de Taşkent merkezli Türkistan Umumî Valiliği’ni kurmuşlar ve daha sonra Sirderya havzası, Fergana ve Mâverâünnehir bölgelerini de bu valiliğe dâhil etmişlerdi.

19. yüzyılın ikinci yarısında Almanların bir güç olarak ortaya çıkması, İngilizlerle Rusları yeniden birbirine yakınlaştırmıştı. I. Dünya Savaşı’na hazırlıkların son aşamasına gelindiği bir dönemde Batı Türkistan Rusların, Doğu Türkistan İngiliz destekli Çin’in, Güney Türkistan’ın doğusu İngiliz himayesindeki Afganistan’ın, batı kısmı ise yine İngiliz destekli Kaçar Devleti’nin (İran) elinde bulunmaktaydı. Esasında Türkistan’ın siyasi kontrolü kuzey ve batıda Rusların, doğu ve güneyde ise İngilizlerin eline geçmişti.

Artık İtilaf Devletleri ile Osmanlı hariç İttifak Devletleri arasında savaşın kesinleştiği bir dönemde İngiltere ile Rus Çarlığı, kendi aralarındaki problem oluşturacak konuları da çözmeye başlamışlardı. Türkistan’ı parçalayanların elde ettikleri toprakları garantiye almaları gerekmekteydi. 31 Ağustos 1907’de İngiliz ve Rus dışişleri bakanları bir araya gelerek Petersburg Antlaşması’nı imzalamışlardı.

Bu anlaşma ile mevcut sınırlar üzerinde tam bir anlaşmaya varılmış, Doğu Türkistan’ın Çin’in, Batı Türkistan’ın Rusların, Güney Türkistan’ın doğu kısmının Afganistan’ın, batı kısmının ise Kaçar Devleti’nin (İran) sınırlarında kalması kararlaştırılmıştı. Böylece Merkezi Türkistan 4 siyasi parçaya ayrılmıştı. İki küresel gücün paylaşım çizgisi, esasında büyük güçlerin her dönemde çatışma coğrafyası olan İktidar Ekvatoru’nun Türkistan hattı, yani Kaşgar-Tebriz hattıydı.

I. Dünya Savaşı sırasında sömürge olmaktan kurtulmak için Ruslara karşı isyan eden Türkistanlılar, 30 Nisan 1918’de Türkistan Sovyet Cumhuriyeti’ni kurmuşlardı. Bu cumhuriyetin adında Sovyet kelimesi bulunmasına rağmen millî bir devlet olarak faaliyet göstermişti. Moskova’da güçlenen komünist yönetim, Türklerin birleşik bir cumhuriyette yaşamasını kendisi için tehlikeli görmüş ve bu devleti küçük cumhuriyetlere ayırmaya karar vermişti.

16 Eylül 1924’te Türkistan Devleti yıkılmış ve valilik kurulmuştu. Kazakistan, Türkistan’dan ayrılarak Rusya Federasyonu’na dâhil edilmişti. 1926 yılında Türkistan Valiliği 5 cumhuriyete ayrılarak Türkistan adı yok edilmişti. Türkmenistan’ın merkezi Aşkabad olmuş; Merv ve civarı, eski Hive Hanlığı’ndan Taşavuz, Buhara Hanlığı’ndan Çarcuy ve Kerki bölgeleri bu cumhuriyete bağlanmıştı. Özbekistan, Taşkent merkez olmak üzere Mâverâünnehir, Semerkant ve Fergana vilayetleri ile Buhara ve Hive hanlıklarının toprakları üzerinde kurulmuştu.

Tacikistan’da Hisar (Duşanbe) başkent yapılmış, Kurgantepe, Gharm (Karategin) ve Uratepe bu devlete bağlanmıştı. Önce özerk, daha sonra 1936’da cumhuriyete dönüştürülen Kırgızistan’a Yedisu Valiliği’nden Çu, Talas ve Narin ırmaklarının yukarı mecraları, Isık Gölü havzası, Fergana’dan Altay ve Pamir sırtları, Celalabad ve Oş bölgeleri katılmıştı. Kazakistan’a Yedisu, Üstyurt, Karakalpakistan, Sirderya’nın aşağı mecrası, Çimkent, Kızılorda ve Taraz (Talas) şehirleri bağlanmıştı.

Böylece Ruslar, I. Dünya Savaşı öncesinde 4 ayrı parçaya ayrılan Türkistan’ın kendi işgallerindeki kısmını da 5 parçaya bölmüşlerdi. Sovyet Ruslar, Türk boylarını ve gruplarını kendi aralarında çatıştıracak şekilde iyice parçalamıştı. Bu parçalama sadece siyasi sınırlarla yapılmamış, kültürel alanda da gerçekleştirilmişti. Rusların bu parçalamada en çok parçaya böldükleri ise Özbekler olmuştu.

II. Dünya Savaşı’nda sınırlarda da bir değişiklik yaşanmamıştı. Buradaki Sovyet Rusya-ABD çatışması 1979’da başlamıştı. Şubat 1979’da gerçekleşen İran Devrimi’nin ardından, 4 Kasım 1979’da ABD’nin Tahran Büyükelçiliğinin işgaliyle İran’ın ABD karşıtı pozisyona geçmesi üzerine Sovyet Rusya da harekete geçmiş ve 25 Aralık 1979 tarihinde Afganistan’ı işgal etmişti. Ruslar ilk defa Hindukuş Dağları’nı aşarak İktidar Ekvatoru’nun Türkistan hattının güneyine inmişlerdi.

Ancak ABD, Güney Hâkimiyet Sahası’ndaki üstünlüğüne bir darbe olarak gördüğü bu hamleye Afganistan’da mücahitleri örgütleyerek cevap vermişti. Hint Okyanusu’na doğru ilerlemek isteyen Ruslar, yapılan yıpratıcı bir savaş sonucunda 15 Şubat 1989’da Afganistan’ı terk etmek zorunda bırakılmıştı. Bu aynı zamanda SSCB’nin çöküşünü hızlandıracaktı. Sovyetlerin 26 Aralık 1991’de resmen dağılmasıyla Sovyet Rusya-ABD rekabeti bitecek, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan bağımsız birer devlet olacaktı.

ABD’nin tek küresel güç hâline gelmesinden kısa bir süre sonra, ÇHC’yin güçlenmesiyle Türkistan tekrar rekabetin merkezine oturacaktı. ABD karşıtlarının desteklediği Çin Halk Cumhuriyeti’nin yeni bir rakip olarak ortaya çıkmasının ilk işareti, 14-15 Haziran 2001 tarihlerinde Şanghay’daki zirvede ÇHC, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nı kurması ve Özbekistan’ın da 6. üye olarak katılması olmuştu.

Bu oluşumu dikkatle izleyen ABD, 11 Eylül saldırılarından hemen sonra, 7 Ekim 2001’de Afganistan’ı işgale başlamış ve Fergana Kilit Mekânı’nın bir ucuna ayak basmıştı. Aynı yıl ABD, Şanghay anlaşmasına imza koyan devletlerin tam ortasında, Özbekistan’da Hanabad’da ve Kırgızistan’da Manas’ta ABD askerî üslerini kurmuştu. Böylece ABD, Türkistan hattında değişime izin vermeyeceğini dünyada tek hegemon güç anlayışıyla ortaya koymuştu. ABD’nin yeni stratejisine göre bölgede çalışması ise 2018’den itibaren başlayacaktı.
 

NATO’da askerî planlama ve komuta yapıları, ittifakın savunma stratejisinin önemli unsurları arasında yer alıyor / Fotoğraf: Honvedelem.hu
NATO’da askerî planlama ve komuta yapıları, ittifakın savunma stratejisinin önemli unsurları arasında yer alıyor / Fotoğraf: Honvedelem.hu

 

ABD’nin 2018’de yeni stratejiye geçişiyle Türkistan ve Kafkasya’ya yönelik icraatları

Soğuk Savaş’ın galibi olarak hareket eden ABD’ye karşı denge arayışları başlamıştı. Bu arada ekonomik bir güç hâline gelmiş olan ÇHC, ABD karşıtlarının desteğiyle 2013 yılında uygulamaya koyduğu Bir Kuşak-Bir Yol Projesi’yle küresel bir güç olmak istediğini ilan etmişti.

ABD’nin yeni stratejisinin, ÇHC’yin Bir Kuşak Projesi için hayati öneme sahip olan Türkistan’a bakan yönünün, Batılı güçlerin Türkistan’ı parçalama stratejisinin tam tersini yaparak birleştirici faaliyetlerin teşvikçisi, hatta yönlendiricisi konumunda bulunması doğal bir gelişme olacaktır. Buna ABD ancak 2018 yılında strateji değiştirerek başlamış ve ilk icraatlarından birini Türkistan Stratejik Hedef Alanı’yla ilgili olarak Afganistan’da uygulamaya sokmuştu.


ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve işgalci imajından kurtulma çabası

ÇHC’yin 2013 yılında Bir Kuşak-Bir Yol Projesi’yle yeni bir dönemi başlatmasına rağmen ABD’nin 2001’den itibaren Afganistan’ı işgal altında bulundurduğu için işgalci-emperyalist olarak anılmaya devam etmesi, ÇHC’ye büyük avantaj sağlamaktaydı. Bundan kurtulmak isteyen ABD, 2018’den itibaren Taliban ile Doha’da/Katar’da görüşmelere başlamıştı. Afganistan’ın ABD tarafından işgaline son verilmesi görüşmeleri, bazı kesintiler olsa da Şubat 2020’de anlaşmayla sonuçlanmıştı.

Bu anlaşmaya göre ABD, 11 Eylül 2021’e kadar Afganistan’dan çekilme işlemini tamamlayacaktı. Belirlenen bu tarihi bile beklemeyen ABD, NATO kuvvetlerinin de bulunduğu Bagram Askerî Üssü’nü 2 Ağustos 2021’de boşaltarak Taliban’a Afganistan’da iktidarı problemsiz olarak devretmişti. Bunun üzerine o dönem Afganistan Cumhurbaşkanı olan Eşref Gani de 15 Ağustos’ta ülkesini terk ederek Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitmişti. Böylece ABD, Afganistan’ı Taliban Emirliği’ne devretmişti. Bu sayede ABD, işgalci bir devlet olarak anılmasına son veren yeni bir stratejiye geçtiğini de iyice netleştirmişti. Bu aynı zamanda ABD’nin ÇHC’ye karşı yeni stratejisini uygulama aşamasına geçtiğinin de bir delili olmuştur.


ABD’nin ÇHC’yi Doğu Türkistan’da soykırımcı olarak kabulü

ABD’nin ÇHC’ye karşı yeni stratejisini uygulamaya geçtiğinin göstergelerinden birisi, siyasi olarak ÇHC sınırları içinde olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki ÇHC politikalarını 19 Ocak 2021 tarihinde resmî olarak "soykırım" ve "insanlığa karşı suç" olarak tanımasıydı. Çinlilerin 1878’de işgal ettikleri ve günümüzde ÇHC’yin kontrolünde olan Doğu Türkistan’daki özellikle Müslüman Uygur Türklerine yönelik baskı politikalarından dolayı hazırlanan yasa tasarısı, 14 Mayıs 2020’de ABD Senatosu’ndan, 27 Mayıs’ta da Temsilciler Meclisi’nden geçmişti.

Bunun üzerine ABD Başkanı Donald Trump da Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde bu politikaların sorumlusu olan ÇHC yetkililerine yaptırım uygulanmasını öngören bu yasayı onaylamıştı. Ayrıca sonraki ABD Başkanı Biden da "Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların Amerika Birleşik Devletleri pazarına girmemesini sağlamaya yönelik ve diğer amaçlara ilişkin bir Kanun"u 23 Aralık 2021’de yürürlüğe koymuştu. Uygurlarla ilgili bu kararlar, ÇHC’yin en hassas olduğu, yani iç işlerine matuf olması bakımından çok önemli olduğu gibi ABD’nin yeni stratejisinde Türkistan’ı bir bütün olarak kabul ettiğinin de bir delilidir.


Batılıların Türkleri bölme stratejisine son veren ABD’nin Zengezur Koridoru’na yerleşmesi ve Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi

2018 yılına kadar Batılıların ortak stratejisi olan Türkleri parçalamak için Ermenileri kullanma prensibine uygun davranan ABD, ÇHC’ye karşı oluşturduğu yeni stratejisine uygun olarak eskinin tam tersi bir harekete yönelmiş ve Türklerin birleşmesi lehine çalışmalara başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi ise Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması ve Türkiye ile Azerbaycan arasında Zengezur Koridoru’nun açılmasına ABD’nin taraf olmasıdır.

Dünyadaki dengeler değişirken Ruslardan eskisi gibi askerî destek alamayan Karabağ Ermenileri ve Ermenistan, 27 Eylül 2020-10 Kasım 2020 arasında gerçekleşen 2. Karabağ Savaşı’nı kaybetmişti. Ermenistan da Azerbaycan ile ateşkes anlaşmasını 9 Kasım 2020’de imzalayarak Ermenilerin işgal ettiği topraklardan çekilmesini kabul etmişti. Azerbaycan’ın zaferinde Türkiye’nin yardımı yanında ABD’nin İsrail üzerinden yaptığı desteğin de önemli katkısı olmuştu. Bu gelişmelere rağmen Ermenistan’da nüfuzunu kaybetmek istemeyen Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in himayesinde imzalanan bu anlaşma ile bölgedeki tüm ekonomik ve ulaşım bağlantılarının açılması kararlaştırılmıştı.

Bu çerçevede Ermenistan, Azerbaycan ile Azerbaycan’a bağlı özerk bir cumhuriyet olan Nahçıvan arasında vatandaşların, araçların ve yüklerin her iki yönde ulaşımı için garanti vermişti. Zengezur Koridoru olarak adlandırılacak olan bu hattın kontrolü, Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Otoritesi Sınır Muhafızları Servisi tarafından gerçekleştirilecekti. Görüldüğü gibi Azerbaycan’ı Nahçıvan üzerinden Türkiye’ye bağlayacak olan bu yolun kontrolü Ruslara ait olacaktı. Bu, Rusların tarihî olarak Güney Kafkaslardaki stratejilerine uygun bir düzenlemeydi. Ancak kısa bir süre içerisinde Güney Kafkaslarda Rusların nüfuzunu kıran gelişme ABD tarafından gerçekleştirilmişti.

Bu konuda iyi hazırlıklı olduğu anlaşılan ABD, Rusya Federasyonu’nu devre dışı bırakarak Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir barış anlaşması imzalanması çalışmalarının kendi himayesinde gerçekleşmesini de teşvik etmişti. Bunda büyük bir başarı gösteren ABD, 8 Ağustos 2025’te "Azerbaycan ile Ermenistan Arasında Barışın ve Devletlerarası İlişkilerin Tesis Edilmesi Hakkında Antlaşma" metninin iki ülkenin dışişleri bakanlarınca Washington’da paraflanmasını sağlamıştı.

Dışişleri bakanlarının imza törenine Trump, Aliyev ve Paşinyan tanıklık etmişlerdi. Bu antlaşmanın onaylanması zaman alacağı için ilişkilerin hızlandırılması amacıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD başkanının himayesinde Washington’da bir "Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Barışın Tesisi ve Devletlerarası İlişkilerin Kurulmasına İlişkin Ortak Bildiri" imzalamışlardı. Trump’ın şahit olarak imza koyduğu bu bildirinin vurgulanması gereken özellikleri şunlardır:

• 1992 yılında Karabağ meselesini barışçıl bir şekilde çözmek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından kurulan, eş başkanlığını ABD, Fransa ve Rusya Federasyonu’nun yaptığı AGİT Minsk Grubu’na son verilecektir.

• Azerbaycan ve Ermenistan, ikili ve uluslararası taşımacılık hatlarının açılmasını kabul etmişlerdir. Ayrıca hem Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ana kısmı ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında Ermenistan Cumhuriyeti toprakları üzerinden kesintisiz bağlantı kurulacak hem de Ermenistan Cumhuriyeti için uluslararası bağlantılar sağlanacaktır.

• Ermenistan Cumhuriyeti topraklarında "Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası" (TRIPP) oluşturulacak ve bu projeye "Ermenistan Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri ve karşılıklı olarak belirlenecek üçüncü taraflar" da dâhil olabilecektir.

Kısacası 2020 yılında Zengezur Koridoru’nun Rus kontrolünde olması tasarlanmışken 2025 yılında Rusların yerini ABD almıştır. Aliyev’in ifadesiyle Zengezur Koridoru sadece "Azerbaycan’dan Azerbaycan’a (Nahçıvan) engelsiz bağlantı sağlanmak"la kalmayacak, demir yolunun yanı sıra buradan enerji hatları ve fiber optik hatlar da geçeceğinden "Azerbaycan’ın ve Hazar kıyısındaki komşularının enerji kaynaklarını buradan sevk etmek mümkün olacaktır."

Yani Zengezur Koridoru’nu kontrol eden ABD, buradan Hazar’a ve etrafına ulaşma imkânına kavuşacaktır. ABD’nin yalnızca bir koridorla ilgilenmediğini ve daha söylemediği stratejik boyutların olduğunu ortaya koyan delil ise 8 Ağustos 2025’te Trump ile Aliyev’in iki ülke arasında Stratejik Ortaklık için Mutabakat Zaptı’nı imzalamaları olmuştur.

Ermenistan’ın Zengezur Koridoru’nu 99 yıl süreyle ABD’ye bırakmasıyla bu koridor tamamlandığında insanların ve malların Avrupa-Türkiye-Ermenistan/ABD-Azerbaycan-(Merkezi Asya’daki) Türk cumhuriyetleri arasında gidiş gelişi, Rusya Federasyonu ve İran topraklarından geçmek zorunda kalınmadan sağlanabilecektir. Bu projenin ABD’nin Rusya Federasyonu ve İran’ın Güney Kafkasya’daki etkisini azaltmasına ve ÇHC’yin önünü kesmesine hizmet edeceği de yerinde bir tespit olacaktır.

ABD’nin yeni stratejisine göre bu koridora yerleşmesinin sadece Güney Kafkasları ilgilendirmediği bariz olduğundan mevzunun ikinci boyutunu, yani Merkezi Türkistan’ı da incelemek şarttır. Ayrıca günümüz küresel aktörlerinin hangi adımları atacakları hakkındaki öngörülerimiz de billurlaşacaktır.
 

Ermenistan’ın güneyindeki Sünik bölgesinden geçmesi öngörülen Zengezur Koridoru, Azerbaycan’ın ana karasıyla Nahçıvan arasında bağlantı kurulmasını hedefliyor / Görsel: BBC (Düzenleme: Independent Türkçe)
Ermenistan’ın güneyindeki Sünik bölgesinden geçmesi öngörülen Zengezur Koridoru, Azerbaycan’ın ana karasıyla Nahçıvan arasında bağlantı kurulmasını hedefliyor / Görsel: BBC (Düzenleme: Independent Türkçe)

 

ABD’nin Batılıların eskiden uyguladığı Merkezi Türkistan’ı bölme stratejisine son verme çalışmaları

Türk devletlerinin zayıfladığı dönemde Rus ve İngilizlerin rakip olsalar bile uyguladıkları Merkezi Türkistan’ı bölme stratejilerine ABD’nin son vermeye yöneldiğini tespit etmekteyiz.

Bu, küresel bir aktör olmayı hedefleyen ÇHC’yin kullandığı Bir Kuşak Projesi’ni engellemeye yönelik ABD’nin mecbur olduğu bir stratejinin parçası olmalıdır. Afganistan’dan çekilerek işgalci imajından uzaklaşan, Doğu Türkistan’da ÇHC’yi soykırımcı olarak ilan eden, Ukrayna’da Rusların askerî zafiyetini gösteren ABD’nin, ÇHC’ye karşı özellikle Fergana Kilit Mekânı’nı içinde bulunduran Türkistan Stratejik Hedef Alanı’yla ilgilenmemesi imkânsızdır.

2018 sonrasında ÇHC’ye karşı yeni stratejisini uygulamaya koyan ABD, Türkistan ile ilişkilerinde de yeni bir boyut getirmiştir. Biden döneminde 20 Eylül 2023’te ilk defa ABD-Orta Asya Zirvesi (C5+1) yapılmıştı. ABD Devlet Başkanı Joe Biden’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen bu zirveye Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ve Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov katılmıştı. Liderler, "ekonomi, enerji ve güvenlik alanlarında Orta Asya’nın egemenliği, sürdürülebilirliği ve refahını daha da güçlendirmeye yönelik ortak çalışma konularını" ele almışlardı. Ayrıca "Avrasya’da barış ve istikrarın korunması" da masaya yatırılmıştı.

ABD-Orta Asya Zirvesi’nin (C5+1) ikincisini ABD Başkanı Donald Trump, 7 Kasım 2025’te Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan liderleriyle Beyaz Saray’da gerçekleştirmişti. Trump, Kazakistan ile toplam değeri 17 milyar doları bulan enerji ve nadir elementler anlaşması yaptıklarını, yakında Kazakistan’ı ziyaret edebileceğini söylemiş ve diğer C5 ülkeleriyle de Kazakistan benzeri anlaşmalar yapacaklarının sinyalini vermişti.

Türkistan’ın nüfus bakımından en kalabalık ve Fergana Vadisi’nin en önemli parçasını elinde tutan Özbekistan ile ABD, 35 milyar dolarlık ticaret anlaşması imzalamıştı. Enerji, otomotiv gibi kritik sektörleri içine alan anlaşma ile 10 yıl içinde ticaret hacminin 100 milyar doları aşması hedeflenmiştir. Bu da ABD’nin Özbekistan üzerinden bölgeye giriş yapmak istediğinin bir göstergesi olmalıdır.

ABD-Orta Asya zirvelerindeki (C5+1) öncelikli başlıkların Merkezi Türkistan’daki devletlerin bağımsızlığı ve Avrasya’da güvenliğin sağlanması olduğu görülmektedir. Bu da Kafkasya’daki devletlerle Merkezi Türkistan’daki devletlerin iş birliğini gerektirecektir. Hatta buna Anadolu’nun, yani Türkiye’nin dâhil olması yönünde gelişmeler yaşanmaya başlamıştır.


Anadolu-Kafkasya-Türkistan ilişkilerinin gelişimi

TDT’nin kuruluşu

Rusların kontrolündeki Sovyetler Birliği’nin dağılmasından itibaren Türk kökenli cumhuriyetler arasındaki ilişkiler gelişmeye başlamıştı. 1992 yılında Ankara’da yapılan Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi ile başlayan kültürel içerikli toplantılar, ABD’nin yeni stratejiye geçtiği 2018 yılından sonra, İstanbul’da gerçekleştirilen zirvede, 12 Kasım 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) kurulmasıyla yeni bir aşamaya geçmiş ve Türkmenistan da teşkilata gözlemci üye olarak katılmıştı.

Böylece BM’ye üye bağımsız Türk devletlerinin tamamı TDT’de farklı unvanlarla da olsa yer almıştı. 6 Kasım 2024 tarihinde yapılan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Zirvesi’nde de TDT bayrağı güncellenerek Selçuklu yıldızı ile çevrelenmişti. Önasya ve Türkistan’a hâkim olan Büyük Selçuklu Devleti’nin yıldızının kullanılması, Türk dünyasının birliğine vurgu yapıldığının bir göstergesi olmalıdır.

Siyasi birlikten ziyade kültürel faaliyetlerin ön planda olmasına rağmen TDT, küresel rekabette dikkatle takip edilmektedir. Mesela ABD merkezli düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nden Luke Coffey, Mayıs 2026’da ABD yönetiminin "küresel jeopolitikteki önemi artan" Türk Devletleri Teşkilatı ile iş birliğini derinleştirmesi gerektiğini belirtmişti. Ayrıca Coffey, "TDT’nin Pekin ve Moskova’nın bölgedeki nüfuzunu dengeleyebilecek potansiyele sahip olduğunu" ifade etmişti.


Azerbaycan’ın katılımıyla "C5"ten "C6"ya geçiş

Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Merkezi Türkistan’daki devletler, 2018 yılından itibaren düzenli olarak Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantıları yapmaya başlamışlardı. Ancak Astana’da yapılan Orta Asya Devlet Başkanları 6. İstişare Toplantısı’na Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in davet edilmesi, Kafkasya-Türkistan ilişkilerinde önemli bir adım olmuştu.

Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan liderlerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda konuşan Aliyev, "Azerbaycan ve Orta Asya ülkelerinin stratejik önemi giderek artan tek bir tarihî ve kültürel coğrafi bölge olduğunu, bu ülkelerin halklarının yüzyıllarca geçmişe sahip tarih, kültür, din ve ortak değerlerle birleştiğini" vurgulamış; Ermenistan’ın işgalinden kurtarılan Karabağ’ın yeniden kurulmasında Orta Asya ülkelerinin desteğinin kardeşlik ilişkilerinin göstergesi olduğunu belirtmişti. Ayrıca Aliyev, bölgede eğitim kurumları inşa eden Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a teşekkür etmişti.

Kasım 2025’te Özbekistan’da düzenlenen 7. toplantıya Azerbaycan yine davet edilmiş ve platformun "Orta Asya ve Azerbaycan Devlet Başkanları İstişare Toplantısı" adıyla sürdürülmesi kararlaştırılmıştı. Bu istikamette 31 Temmuz 2026 tarihinde Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Azerbaycan cumhurbaşkanları, Kırgızistan’ın Çolpon-Ata kentinde düzenlenen Orta Asya ve Azerbaycan Devlet Başkanları Gayriresmî İstişare Toplantısı kapsamında bir araya geldiklerinde Azerbaycan artık Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Platformu’nun kalıcı ve kurumsal bir ortağı olarak yerini almıştı.

Böylece "C5"ten "C6"ya geçilirken Kafkasya ile Türkistan aynı formatta iş birliği yapmaya başlamışlardı. Bu yeni yapıyla Azerbaycan, Güney Kafkasya ile Orta Asya arasında stratejik bir coğrafya hâline gelmiş ve Türk dünyasının bütünleşmesi için bir zemin kurulmuştu. Zirvenin sonunda kabul edilen Çolpon-Ata Deklarasyonu ile de Kafkasya-Türkistan arasındaki iş birliğinin derinleştirileceği ilan edilmişti.

Azerbaycan yalnızca C6’ya katılmakla kalmamış, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan ve bilhassa Özbekistan ile ilişkilerini her alanda derinleştirmeye başlamıştı. Kafkasya ile Türkistan arasındaki birliği sağlam zeminde tutacak olanın, nüfus ve nüfuzları itibarıyla Azerbaycan-Özbekistan iş birliği olacağını söyleyebiliriz.


Azerbaycan-Özbekistan Ebedî Dostluk Anlaşması

Tarihî olarak Türk dünyasının parçalanması sürecinde, hem Türkler içinden hem de dışarıdan yapılan icraatlarda öne çıkan problemlerden birisi Özbekistan ile Azerbaycan arasında oluşan düşmanlıktı. TDT içinde başlayan yakınlık, 2022 yılında iyi ilişkilerin başlamasına katkı sağlamış, 2023’te Azerbaycan-Özbekistan Yüksek Devlet Konseyi’nin oluşturulmasıyla devletler arası iş birliği iyice kuvvetlenmişti.

Esas gelişme ise Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 23 Ağustos 2026’da Özbekistan’a gerçekleştirdiği resmî ziyaretle yaşanmış ve Ebedî Dostluk Anlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşma bir anda ortaya çıkmamış, son yıllarda gerçekleşen ticari, siyasi ve stratejik faaliyetlerin sonucu olmuştu.

Bu anlaşma ile 2 ülke, birbirlerinin egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verebilecek girişimlere karşılıklı olarak izin vermeme konusunda taahhütte bulunmuşlardı. Ayrıca eğitim, ticaret, yatırım, enerji, ulaştırma, lojistik, bilgi ve iletişim teknolojileri ile uzay teknolojileri gibi çok sayıda alanda iş birliği yapma konusunda anlaşmışlardı.

Azerbaycan-Özbekistan arasındaki ilişkilerin gelişmesi, enerji ve enerji hatları küresel rekabet açısından önemli olduğu gibi iki ülke arasındaki kültürel bağların kuvvetlenmesi de Türk dünyasının birlikteliği açısından belirleyici bir niteliktedir. Zira Azerbaycan ve Özbekistan halklarının dil, tarih ve kültür bakımından ortak yönlerinin keşfedilmesi de toplumlar arasındaki bağları güçlendirmektedir. Bunun sahaya da yansıdığını görmekteyiz. Mesela işgalden kurtarılan Fuzuli’de Özbekistan tarafından Timur Devleti hükümdarı Mirza Uluğ Bey adına bir okul açılması, buna karşılık Özbekistan’da Azerbaycan’ın büyük şairi Nizami Gencevi’nin adını taşıyan Nizami Gencevi Pedagoji Üniversitesi’nin güçlendirilmesi örnek verilebilir.

Türkistan coğrafyasının Azerbaycan ile bütünleşmesi, aynı zamanda Türkistan ile Türkiye arasındaki engellerin aşılması bakımından da önem taşımaktadır. Özbekistan-Azerbaycan iş birliğinin gelişmesinin, Azerbaycan’la sıkı iş birliği içinde olan Türkiye’nin de lehine olduğunu unutmamak gerekmektedir. Buna son yıllarda Türkiye’nin Özbekistan ile ilişkilerini derinleştirmesini eklediğimizde İktidar Ekvatoru’nun Türkistan hattının esas belirleyicileri olan Özbek ve Azerbaycanlıların yanına Türkiye’nin de eklenmesi, ÇHC ile Avrupa arasında sağlam bir Türk hattının oluşmasını sağlayacaktır. Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan’ın askerî iş birliğinin de NATO’nun yeni stratejisi açısından önemli olacağı açıktır.


Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan savunma iş birliği ve "Birlik Gücü-2026" tatbikatının önemi

Siyasi ve kültürel ilişkilerin gelişmesine paralel olarak Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan arasında güvenlik iş birliğinin artması da doğal bir gelişme olmalıdır. Bu bağlamda Azerbaycan topraklarının Ermeniler tarafından işgal edilmesinden itibaren Azerbaycan’ın askerî teşkilatının kuruluşunda ve 2. Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin rolü olduğu malumdur. Savunma alanında Türkistan’ın belirleyici ülkesi olan Özbekistan ile Türkiye ilişkilerinin de aynı şekilde gelişmesi normal bir süreç olmalıdır. Özellikle Özbekistan’da Şevket Mirziyoyev’in iktidara gelmesinden sonra Türkiye ile ilişkiler düzelmeye başlamış ve bu durum askerî alana da yansımıştır.

Türkiye, Özbekistan’ın en önemli askerî-teknik ortaklarından biri hâline gelmiş, yeni silah tedariki ve savunma sanayii alanında iş birliğine girişilmişti. Özbekistan’ın Türkiye’den insansız hava araçları satın aldığı bilinmekle birlikte Türkiye’den temin edilen askerî teçhizatın ve silahların hacmi hakkında kamuoyuna tam bir açıklama yapılmamaktadır. Özbekistan-Türkiye askerî ilişkilerinde "Azerbaycan modeli"nin benimsendiği anlaşılmaktadır.

2026 yılının ilk yarısında Türkiye Millî Savunma Bakanlığı, bir tümgeneral başkanlığındaki askerî danışmanlardan oluşan askerî bir heyetin Özbekistan’a gönderildiğini resmî olarak doğrulamıştı. Ayrıca Nisan 2026’dan itibaren Türkiye ile Özbekistan arasında savunma alanında iş birliği, stratejik ortaklık ve bölgesel güvenlik konularında çalışmalar başlatılmıştı.

Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan arasında savunma alanında yaşanan iş birliği sahaya da yansımaya başlamıştı. Bunun en önemli örneği ise Azerbaycan, Türkiye ve Özbekistan askerlerinin katılımıyla gerçekleştirilen "Birlik Gücü-2026" askerî tatbikatı olmuştur. Azerbaycan’da gerçekleşen bu tatbikatın amacı, 3 ülkenin askerî personelinin ve ordularının tam senkronizasyonunu ve standartlaştırılmasını sağlamak; son model havacılık unsurlarını, donanmayı ve insansız hava araçlarını kullanarak ortak muharebeyi tecrübe etmekti.

Ortak manevraların resmî açılış töreni 22 Eylül 2026 akşamı Hocalı (Xocavənd) rayonunda düzenlenmişti. 3 aşamadaki manevralar, Karabağ Ekonomik Bölgesi’ndeki "Kızılkaya" Eğitim Merkezi’nde, Nahçıvan Özerk Bölgesi’ndeki "Karabağlar" Eğitim Merkezi’nde ve Hazar Denizi’nde yer alan "Büyük Zire" poligonunda gerçekleştirilmişti. Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan silahlı kuvvetlerinin kara, hava ve deniz unsurları ile İHA’larının katıldığı "Birlik Gücü-2026" tatbikatının hibrit tehditlere karşı ortak mücadele kabiliyetini artırmayı hedeflediği söylense de esas kazancın 3 ülkenin askerî birliklerinin beraber savaşma kabiliyetlerini artırmak olduğu söylenebilir. Zira bu tatbikatla 3 ülkenin orduları arasındaki komuta-kontrol ve ortak harekât kabiliyetlerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. 3 ülkenin tatbikatı haberinin bazı yayıncılar tarafından "Turan Orduları Buluştu" şeklinde servis edilmesi dikkate alınmalıdır.


Ermenistan’ın Türk dünyasının bölünmesinde kendisini kullandırmaktan vazgeçmesi

Tek kutuplu dünyada Rusların bir benzeri ABD tarafından da gerçekleştirilerek Türklerin bölünmesinde Ermenistan kullanılmıştı. Hatta Soğuk Savaş döneminde CIA’in kontrolünde olduğu kabul gören Beyrut Antilyas Katogigosu Kesepli 2. Karekin’in Eçmiyazin Katogigosluğu’na 1. Karekin olarak seçilmesini 1994 yılında sağlamıştı. Ancak ÇHC’ye karşı ABD’nin yeni stratejisini uygulamaya koymasıyla ABD’nin Türk dünyasını bölmede Ermenistan’ı kullanması da sona ermiş ve bizzat ABD, Türkiye ile Azerbaycan’ın birleşmesini sağlayacak Zengezur Koridoru’nu, daha önce belirttiğimiz gibi, dizayn etmişti.

Bu sürecin Ermenistan’daki en önemli aktörü olan ve 2018’de iktidara gelen Paşinyan, ülkesini Moskova’dan uzaklaştıran adımlar atmış, Avrupa Birliği’ne katılım için yasa çıkarmış ve ABD arabuluculuğuyla Azerbaycan ile yürütülen barış sürecini ciddi olarak canlandırmıştı. 27 Eylül 2020-10 Kasım 2020 arasında yaşanan 2. Karabağ Savaşı’nı kaybetmesine rağmen iktidarını koruyan Paşinyan, 7 Haziran 2026’da yapılan seçimleri de servetini Rusya’da kazanan milyarder esas rakibi Samvel Karapetyan’a karşı oyların yüzde 49,8’ini alarak kazanmıştı.

Azerbaycan ile ilişkileri düzelten Paşinyan liderliğindeki Ermenistan, bu defa Türkiye ile arasını düzeltmek için harekete geçmişti. 25 Ağustos 2026’da Ermenistan Parlamentosu, Paşinyan hükûmetinin Azerbaycan ile barışın sağlamlaştırılması ve Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesini kapsayan 5 yıllık programını onaylamıştı.

"Gerçek Ermenistan" konseptine dayandırılan 2026-2031 Programı, 24’e karşı 63 milletvekilinin lehte oyuyla kabul edilmişti. Bu programın özünü Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulması, bölge ülkeleriyle ilişkilerin normalleştirilmesi, AB ve ABD ile stratejik ortaklıkların derinleştirilmesi ve Rusya ile ilişkilerin dönüştürülmesi oluşturmaktadır. Ermenistan halkının büyük çoğunluğunun desteğiyle başlayan bu sürecin esasında Ermenistan’ı tarihî bir engel pozisyonundan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

ABD’nin desteğiyle açılacak Zengezur Koridoru konusunda Paşinyan’a, Türklerin birleştirilmesine hizmet ettiği yönünde tenkitler yapılmış, hatta canavarı sevmekle itham edilmişti. Buna karşı Paşinyan’ın cevabı şu olmuştu:

Biz sürekli ‘canavar, canavar, canavar’ diyoruz ama dönüp kendimize de bakmamız lazım. Biz, otoyolda ortaya çıkmış bir nesne gibiyiz – sürekli koşuyor, arabanın altına düşüyor, kalkıyor, yine düşüyoruz. Neden sürekli arabanın altına düştüğümüzü anlamıyoruz. Yürüyüş kurallarını bilmiyoruz. Orada bulunmanın yüzde 95 ihtimalle arabanın altına düşmek olduğunu fark etmiyoruz. Bunun nedeni araba-canavar değil, kişinin kendisi. Orada durursa altına düşeceği bellidir.
 

Şimdi herkesin kafasında tek bir şey var: Vay, hedefleri Turan! Artık herkesin kafasında bu var – neden, ne uğruna? Ne istiyorlar? Ermenistan Cumhuriyeti topraklarından geçmek mi? Gelsinler, geçsinler – bunda bir kötülük yok. Zaten biz bunu teklif ediyoruz. Doğudan batıya, kuzeyden güneye gitmek istiyorlar. Biz de diyoruz ki: Gidin – sorun ne? Neden gitmesinler? ... Barış Kavşağı, Turan’a giden yol için bir engel değil. Yol zaten hazır. Eğer su yolu varsa bu suyu birlikte içebiliriz. Hiçbir engel yok.


Kısacası Türkiye-Güney Kafkasya-Türkistan hattında 18. yüzyıldan itibaren Ermenistan’ı bir engel olarak tasarlayan Batı stratejisine ABD desteğiyle son verilmektedir. Bunu Ermenistan da kabul ederek artık kendisini kullandırmaktan vazgeçtiğini ortaya koymuştur. Diaspora Ermenilerinde farklı ısrarlar olsa bile bu durum ortaya çıkmıştır. Ermenistan’ın bu tavrı Güney Kafkasya’da etkili olmuş, 2 Ekim 2026’da Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye Üçlü Savunma Bakanları Toplantısı Azerbaycan’ın Şuşa kentinde gerçekleştirilmişti. Bu toplantıda "Azerbaycan ile Ermenistan arasında barışın tesisine yönelik son dönemde kaydedilen gelişmelerin memnuniyetle" karşılandığı belirtilmişti. Yani ABD öncülüğündeki NATO için Kafkasya-Türkistan hattında sağlam bir zemin oluşmaya başlamıştır.
 

Kafkasya ile Orta Asya’yı gösteren siyasi harita. Bölge, Rusya, Çin, Türkiye ve Batılı güçlerin çıkarlarının kesiştiği stratejik bir hat üzerinde bulunuyor
Kafkasya ile Orta Asya’yı gösteren siyasi harita. Bölge, Rusya, Çin, Türkiye ve Batılı güçlerin çıkarlarının kesiştiği stratejik bir hat üzerinde bulunuyor

 

NATO Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı hazırlıkları

II. Dünya Savaşı sonunda Sovyet Rusların Doğu ve Orta Avrupa’daki hâkimiyetini kullanarak Batı Avrupa’ya nüfuz etmesine engel olmak için 1949 yılında NATO kurulmuş, Güney Avrupa’ya müdahalesini ve Akdeniz’e girişini engellemek için de 1952 yılında Yunanistan ve Türkiye NATO’ya alınmıştı.

Soğuk Savaş sonrasında ÇHC’yin bir güç hâline gelmesi üzerine 2018 yılından itibaren ABD, NATO’yu bir muharip güç hâline getirmek için çalışmaları başlatmıştı. Yeni rakip ÇHC ve onun kullandığı Bir Kuşak Projesi’nin güzergâhının en önemli kısmını da Türkistan-Kafkasya coğrafyası içerdiğinden ABD’nin yeni NATO teşkilatlandırmasında bu alana özel bir komutanlık tasarlayacağının meçhul olmadığını önceki kısımda izah etmiştim. ABD, doğrudan askerî planlamada da bu yönde adımlar atmaya çoktan başlamıştır.


CENTCOM’un yeni görev alanı

ABD desteğiyle 1955 yılında Türkiye, Irak, İngiltere, İran ve Pakistan tarafından kurulan CENTO, ABD karşıtlarının desteğiyle gerçekleşen İran Devrimi ile 1979 yılında sona ermişti. Bu durumu değerlendiren ABD, faaliyet alanı Mısır, Orta Doğu, Afganistan ve Orta Asya’yı kapsayan CENTCOM’u 1 Ocak 1983’te kurmuştu. Afganistan, Kuveyt, Irak, Suriye, Gazze, Yemen ve İran’daki çeşitli boyutlardaki işgal ve saldırılar CENTCOM tarafından gerçekleştirilmiştir.

ABD’nin muharip tecrübe gücü bakımından en iyi komutanlığı CENTCOM olup NATO ile uyumlu çalışmaktadır. Merkezi Florida’nın Tampa kentinde bulunan CENTCOM’un görev alanı içinde İran, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Afganistan ve Pakistan’ın bulunması, NATO’nun Kafkasya-Türkistan coğrafyasındaki faaliyet ve teşkilatlanmasında önemli bir yere sahip olacaktır. ABD öncülüğünde NATO’nun 2021 yılında Afganistan’dan çekilmesiyle yeni bir tarzda örgütlenecek olan NATO’nun da bu bölgede yeni bir yapılanmaya gitmesi gerekecektir.


NATO’nun Kafkas ve Türkistan ülkeleri ile ilişkileri

ABD, Rusların kontrolündeki Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni ortaya çıkan cumhuriyetleri NATO ile iş birliğine teşvik etmişti. ABD’nin geliştirdiği Barış İçin Ortaklık/Partnership for Peace (BİO/PfP) programı, 10-11 Ocak 1994’te Brüksel’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nde kabul edilmişti. Bu programa Türkmenistan (10 Mayıs 1994), Özbekistan (13 Temmuz 1994), Kazakistan (27 Mayıs 1994), Kırgızistan (1 Haziran 1994), Azerbaycan (4 Mayıs 1994), Ermenistan (5 Ekim 1994), Gürcistan (23 Mart 1994) ve Tacikistan (20 Şubat 2002) dâhil olmuştu.

2013 yılında ÇHC’yin küresel bir rakip olarak ABD’nin karşısına çıkma hedefi üzerine ABD de 2018 yılında ÇHC’ye karşı yeni stratejisini uygulamaya başlamıştı. Bu, NATO’nun da ÇHC’ye karşı tavır almasına neden olmuştu. ÇHC’yin artan nüfuzuna ve devletler arası politikalardaki etkinliğine dikkat çekilmesi, 2019’dan itibaren NATO’nun zirve bildirilerine girmeye başlamıştı. Bu durum 2021’deki NATO zirve bildirilerinde daha net bir şekil almış ve ÇHC’yin NATO’ya zorluklar çıkarabileceği kaydedilmişti. 2022’deki zirvede ÇHC’yin rekabetine yer verilmiş ve nihayet 2024’te ÇHC’yin meydan okumaya başladığı net bir şekilde yazılmıştı.

2025’teki Lahey ve 8 Temmuz 2026 Ankara Zirvesi bildirilerinde doğrudan ÇHC ile ilgili bir ifadeye yer verilmemiş ancak "stratejik rekabet" ifadesiyle adı verilmeden ÇHC’ye işaret edilmişti. Ankara Zirvesi bildirisiyle NATO’nun Kafkasya-Türkistan bağlamında yapacağı askerî teşkilatlanma hakkındaki ipucu, ÇHC’yin Rusya Federasyonu’ndan sonraki müttefiki İran’a özel yer açılmasıdır. Zira NATO üyeleri, "İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği" hususunda ortak kararlarını Ankara Bildirisi metnine kaydetmişlerdi. Ankara Bildirisi metninin değerlendirmelerinde yapılan genel eksiklik, İran’ın batısındaki Arap ülkeleri ve Basra Körfezi-Hürmüz Kilit Mekânı bağlamında ele alınmasıdır.

NATO’nun lideri ABD’nin esas rakibinin ÇHC olduğu ve onun Bir Kuşak Projesi’nin hayati kısmının Doğu Türkistan’ı Batı Türkistan’a bağlayan Fergana Kilit Mekânı’nın Türkistan’da bulunduğu, bu kuşağı Akdeniz havzası ve Avrupa’ya bağlamada en elverişli coğrafyanın Türkistan-Kafkasya ve mücaviri olduğu devamlı akılda tutulmalıdır. Çünkü hem İran’ı etkisizleştirmek hem de ÇHC’yin önünü en kolay şekilde, hatta ÇHC’yin içine kadar, karadan kolaylıkla kesebilecek stratejik coğrafya; İran’ın kuzeyindeki Ermenistan, Hazar’ın 2 yakasındaki Azerbaycan ile Türkmenistan ve Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan’dır. "Strateji söylenmez, yapılır" anlayışıma uygun olarak ABD liderliğindeki NATO’nun bu coğrafyada en önemli stratejik adım olarak, daha ziyade kara gücüne dayalı Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı veya benzeri bir yapıyı meydana getirmesi gerekecektir.


Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı nasıl gerçekleşebilir?

Yeni rakibe göre şekillenen NATO 3.0’a göre yeniden teşkilatlanan NATO’nun merkez karargâhı küresel düzeyde analiz ve strateji merkezi olarak görev yapmaya devam etmekle beraber, muharip devletlerin oluşturdukları grupların kendi sahaları için istihbarat ve kurmay karargâhları bulunacak tarzda ahtapotvari bir sisteme geçmeleri mecburiyeti olduğunu daha önceki yazılarımda belirtmiştim.

Liderlik yapabilecek muharip bir NATO üyesinin riyasetinde yeni kurulacak bu Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlıklarına NATO’ya üye olmayan müttefikler de bir şekilde dâhil edilecektir. ÇHC’yin 2 müttefiki Rusya Federasyonu ile İran arasındaki alanda kurulacak Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı’nın faaliyet sahası Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan olacaktır.

Bu alandaki tek NATO üyesi, NATO’nun 2. kara gücü ve muharip devlet olması dolayısıyla Türkiye’nin bu komutanlığı üstlenmesi normal bir gelişme olacaktır. Merkezi Türkistan’ın Türkiye’nin doğusu ile batısı arasındaki mesafeden bile yakın olması göz önüne alındığında bu komutanlığın merkezinin Türkiye’de, coğrafi, beşerî ve lojistik açıdan da Erzurum’da olması muhtemeldir.

Türkiye’de hem askerî hem de kültürel olarak Kafkaslar ve Türkistan’a yönelik ilgi güçlüdür. Askerî olarak I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın onayıyla Kafkasya Harekâtı’nın gerçekleştirilmesi, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulması ve Bakü’nün işgalden kurtarılması; savaş sonrasında ise Enver Paşa’nın Merkezi Türkistan’ın bağımsızlığını sağlamak için savaşması ve 4 Ağustos 1922 tarihinde bugün Tacikistan sınırları içerisinde bulunan Abıderya köyündeki Çegan Tepesi’nde şehit olması kültürel hafızada yer etmiştir. 1917’de Rus Çarlığı’nın yıkılmasıyla Türklerin bağımsızlık fikri tatbikata geçtiği gibi 1991’de SSCB’nin yıkılmasıyla yeni Türk devletlerinin ortaya çıkması da Türkler arasında birlik düşüncesini besleyen bir faktördür.

Tarihî olarak Anadolu, Kafkasya ve Türkistan hattında kurulan Büyük Selçuklu Devleti (başkentleri: Nişabur, Rey, İsfahan; 1038-1157), Harzemşahlar (Semerkant, Gazne, Tebriz; 1097-1231), İlhanlılar (Meraga, Tebriz; 1256-1335), Karakoyunlu (Tebriz; 1380-1469), Akkoyunlu (Tebriz ve Diyarbakır; 1378-1471), Timur Devleti (Semerkant, Herat; 1370-1507), Safevi Devleti (Tebriz, Kazvin, İsfahan; 1501-1736), Afşar Devleti (Meşhed; 1736-1804) ve Kaçar Devleti (Esterabat, Tahran; 1794-1925) bu coğrafyada devamlı birlik ruhunu hatırlatmaktadır. Günümüzde de de jure olarak parçalı bir siyasi harita olsa bile beşerî harita de facto olarak Türklerden oluşmaktadır. Bu durum, iletişim çağının sınır tanımadığı bir dönemde kültürel alanı etkileyeceği gibi siyasi ve askerî alanın da şekillenmesinde etkili olması bakımından nazarıdikkatten kaçırılmamalıdır. Elhasıl, NATO’nun da bu zemini Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı kurmada kullanacağı muhakkaktır.


Sonuç

Tarihin her döneminde Kafkasya-Türkistan hattı küresel rekabetin merkezinde yer almış olup en uzun süre Türklerin kontrolünde bulunmuştur. Batılı küresel güçlerden kuzeyden Rusların, güneyden İngilizlerin bu bölgeye gelmesiyle Anadolu Türkleri ile Azerbaycan Türkleri arasına Ermenistan Devleti yerleştirilmişti. Büyük ölçekte de Türkistan ile Anadolu arasındaki irtibat hattı koparılmıştı.

Soğuk Savaş’ın sonuna kadar devam eden, Avrupalıların kurduğu ve bütün Batılı güçlerin kullandığı bu stratejik yapı, 2013’te ÇHC’yin küresel bir güç olarak hareket etme kararı sonrasında, 2018 yılı akabinde ABD’nin yeni stratejisi gereği yıkılmaya başlamıştır. Daha önce Türkiye ve Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ı kullanan ABD, bizzat kendi eliyle Ermenistan’a ait Zengezur Koridoru’nu açtırarak Türklerin birbirleriyle yeniden iş birliği yapmasına küresel güç olarak zemin hazırlamıştır.

Anadolu’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan ve beşerî olarak Türklerin yaşadığı bu coğrafyadan ÇHC’yin Bir Kuşak Projesi’nin geçmesine engel olmak isteyen ABD’nin yalnızca kültürel, iktisadi ve siyasi vizyonla başarı elde edemeyeceğine göre ya ABD ya da onun öncülüğünde NATO tarafından askerî bir yapılanma kaçınılmaz gözükmektedir.

ÇHC ve müttefiklerine karşı tek başına hareket etmekten vazgeçen, NATO’yu muharip hâle getirme çalışmalarını hızlandıran ABD’nin NATO 3.0’a göre Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı’nı oluşturması elzem olacaktır. Ayrıca tarihî zemin ve de facto beşerî harita da NATO’nun Kafkas-Türkistan Müşterek Muharip Ülkeler Komutanlığı kurması için uygundur. Ahtapotvari çalışacak yeni NATO’ya göre bu kolun merkezinin ve riyasetinin, NATO’nun 2. kara gücü olan Türkiye’de olacağını söyleyebiliriz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU