Dünden bugüne Filistin tarihi

Ayşe Müzeyyen Taşçı Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Majdi Mohammed/AP 

Filistin, günümüzden 14 bin yıl önceye dayanan bir geçmişe sahip.

Yapılan arkaolojik kazılarda Mesolitik Natuf kültürüne ait kalıntılar bulundu. Ki, bu, neredeyse buzul çağının bitişini izleyen dönmelere rast gelir.

Geriye dönük en eski tarih ise, tarım, hayvancılık ve çömlekçilikle uğraşan yerleşik toplum hayatına ait olarak bulunan kalıntılarda milattan önce 5 bin yıl önce tarihlenen Eriha adına sahip.

Filistin, adını yüzyılda kavimler göçü sırasında alıyor ve bölge, Arabistan bölgesinden arka arkaya göçlerle Sami kavimlerin yerleşim alanı oldu.

Bölgenin ilk sakinleri dünyanın en eski milleti olan Amaliklerdir.

Bahsi geçen millet, tarihçi ve araşitırmacılar tarafından Arapların atarsı olarak kabul edilen Amalika kavmidir.

Burası Suriye, Filistin Mısır ve Akdeniz ile Şeria nehri arasından kalan topraklardır Şeria nehrinin döküldüğü ölü deniz "Lut Gölü" Filistinin doğu sınırına dahildir (Ürdün).

Söz konusu sınırlar içerisindeki Filistin, tabiat ve iklim açısından dikkat çekici bir çeşitliliğe sahiptir.

Akdeniz ikliminin yazın sıcak, kışın gündüzleri ılık akşamları soğuk geçtiği bir coğrafyadır ve dolayısı ile tarih boyunca tarım üretiminin zengin çeşitliliğini ortaya koyan verimli ova ve arazilere sahip.

Bu son derece verimli topraklarda başta zeytin ağaçları olmak üzere, tahıllar ve hemen her çeşit meyvelerle ihracata açık ürünler yetişiyor.

Filistin bölgesinin bu bereket ve verimliliğine, Kitab-ı Mukaddes'in (hak kitap iken İncil, Tevrat ve Zebur'u kapsar) birçok yerinde "süt ve bal akan diyar" denilir.

Öte yandan Filistin'in siyasi tarihi de bereketli toprakları kadar dikkat çeker.

Zira sayısız özelliğe sahip olan bölge tarih boyunca pek çok istila ve fetihlere maruz kaldı.

Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde de Filistin ve Kudüs özelinde önemli işaretler vazedilr.

Keza Filistin ve Kudüs pek çok peygamberin mücadelesine ait izler taşıyan kutsal bir beldedir.

Onu (Hz İbrahim) lütuf ile kurtarıp herkes için bereketli kıldığımız yere ulaştırdık.


Enbiya 71'de yer alan bu ayet-i kerime bizi bölgede İbrahim (a.s.) ile buluşturur.

Tarihin sayfalarında gezinirken Hz. Davut'a (a.s) da rastlarız;

Milattan önce II. yüzyılda Hz. Davut Kudüs'ü fethederek burayı başkent yaptı. Ve Mescid-i Aksa'nın ilk temellerini attı.

Hz. Süleyman hükümdarlığı esnasında Kudüs'te 2 önemli mescit inşa edildi; Süleyman Mabedi ve babası Davut (a.s.) tarafından temelleri atılan fakat ömrü vefa etmediği için yarım kalan olan Mescid-i Aksa. 

Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen bir rüzgarı verdik. Rüzgar onun emri ile içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz her şeyi hakkı ile biliriz.

Enbiya 81


Diyebiliriz ki, Filistin bu güne uzanan tarihinin her dönmeinde istila ve işgale uğradı.

Söz gelimi 611'de Sasanilerin istilasında çok büyük ve korkunç bir katliamlara maruz kaldı. 

Yine 15 temmuz 1099'da Haçlılar Kudüs'ü işgal ederek binlerce Müslüman'ı katletti.

1187'de Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethederek Haçlılardan almasına kadar, Haçlı hakimiyeti sırasında savaş ve kargaşalarla geçen buna benzer pek çok tarihi kanıttan bahsedebiliriz.

Selahaddin'in fethinin ardından Avrupaya sığınmış, baskı gören Yahudi ve Hristiyanların bir bölümü Filistin'e geri döndü.
 

 

Sonraki dönemlere geldiğimizde Filistin, Yavuz Sultan Selim zamanında Mercidabık Savaşı esnasında 1616'da Osmanlı idaresine girdi.

Osmanlı, hakimiyeti boyunca Müslümanlar için önemli olan 3 mescitin himaye ve hizmetinde bulundu ki, bunlar Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa'dır.

Dolayısı ile her Müslüman için Filistin sorumluluk ve mesuliyet alanıdır.

Zira Hz. Allah (cc) Kur'an*-ı Kerim'inde bu coğrafyaya atıfla "çevresi mübarek kılınmış topraklar" şeklinde işaret buyurmuştur.

Bir gece kendiisne bazı ayetlerimizi göstermek üzere kulumuzu Mescid-i Haram'dan 'etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren' Allah cc eksiklikten münezzehtir.O her şeyi işitmekte ve görmektedir.


İsra Suresi 1. ayet-i kerimede işaret buyurulduğu gibi, Filistin toprakları "mübarek kılınmış, tarih boyunca bereketine dikkat çekilmiş" bir coğrafyadır.

Öte yandan Filistin'in biz Müslümanlar için anlamı ve vazgeçilmezliği ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'nın, kutsal Kudüs şehrinin bu topraklarda bulunuyor olmasıdr.

Hz. Peygamber efendimiz 23 yıl süren Nübüvvet hayatının bir bölümünde (14 yıl veya 16 ay) Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kılmıştır.

Ve yine İsra Suresi'nde beyan edildiği gibi, miraç yolculuğuna "Mescid-i Haram'dan alınıp Mescid-i Aksa'ya getirilmiş" ve muallak taşı üzerinden Arş-ı Alaya uzanan miraç yolculuğuna başlamıştır.

Dolayısı ile Müslümanlar açısından kutsal olan 3 önemli mescitten ilk olanı Mescid-i Aksa'dır.

Efendimiz a.s ashabına 3 mescidi ziyaret tavsiyesinde bulunurken, Mescid-i Aksa ile ilgili olarak "Gidin ve mescidde namaz kılın.Şayet oraya gidemez iseniz kandillerinde yanmak üzere yağ gönderin" diye buyurmuştur (Ebu Davud Salat 14).
 

Mescid-i Aksa.jpg
Fotoğraf: AA

 

1. Siyonost Kongresi ile başlayan işgal planı

Bütün bu özet bilgilerden sonra yakın tarihe geldiğimizde Filistin, İsrail işgali ile birlikte yeni bir döneme girerken tarihin karanlık sayfalarına kanla yazılıyor...

Osmanlı'nın hizmet ve himayesinde olduğu tüm zamanlar boyunca Filistin'de bulunan Mescid-i Aksa ve yasemin kokulu Kudüs sokaklarında huzur ve huşunun yerini büyük bir trajediye bırakma hikayesi ilk olarak 1897'de başladı. 

Ağustos 1897'de İsviçre'nin basel şehrinde Yahudi haham Teoder Herzl önderliğinde bir konferans düzenlendi, toplantıda "Dünya Siyonist Örgütü"nün kurulduğu ilan edildi.

Bu, aynı zamanda 1. Siyonist Teşkilatı Kongresi'dir.
 

1. Siyonost Kongre.jpg
1. Siyonost Kongre / Fotoğraf: Wikipedia

 

Siyonit teşkilatı, esasında tarih boyunca her hangi bir toprak üzerinde tasarrufta bulunmamış, kendilerine ait bir ülke kurma konusunda tembellik etmiş, hatta bunun için kendilerine gelen peygamberleri bile öldürmekten imtina etmemiş İsrailoğullarının, Filistin'de bir devlet kurma hayalini oluşturmuştur.

Dolayısı ile Basel Kongresi aynı zamanda teorik olaral İsrail Devleti'nin kurulduğunun da ilanı olması bakımından önem arz eder.

Bir başka tabirle Arz-I Mev'ud'un gerçekleşmesi yönündeki ilk somut adımdır. 

Ortadoğu coğrafyasında bir devlet kurma hayali Arz-ı mevud'a dayandırılıyor.

Arz-ı Mev'ud, Yahudi inanışına göre -güya- Allah (cc) Hz. İbrahim'e ve onun soyundan gelenlere vermeyi vadettiği topraklardır.

Tevrat'a göre burası Nil ile Fırat arasındadır ve İsrailoğulları kendilerine vadedilen bu topraklar üzerinde "Büyük İsrail" devletini kurmak üzere siyasi ve faşist bir anlayış olan Siyonizm'i Basel'de kurarak ilk adımı attılar.

Basel Kongresi'nde de ortaya konulduğu üzere, birinci 50 yılda İsrail devletinin fiili olarak kurulabimesi için -Osmanlı himayesindeki- Filistin topraklarına Yahudilerin sızma eylemi denendi, ancak zamanla bu "başarılabilinir" görülmeyerek başka bir yol izlenmesine karar verildi.

Basel Konferansı ile I. Dünya Savaşı'na kadar geçen sürede tam 10 ayrı Siyonist kongresi yapıldı ve beşinci kongrede "Yahudi ulusal fonu oluşturulmasına" dair acil kararlar alındı.

Böylelikle şimdiye dek illegal yollarla girilen Filistinden toprak satın almak ve yerleşmek mümkün olabilecekti...

Hemen hareket geçmenin "tam fırsatıydı"; zira osmanlı çok cepheli savaşlar vesilesi ile yorgun düşmüş, dış borcu artmış, iç ve dış ihanetlerle mücade ediyordu.

Fakat Siyonist lider Herzl, dönemin padişahı Sultan Abdulhamid'in karşısına geçip yüz yüze pazaralık yapmayı umurken buna muvaffak olamadı.

Nitekim Theodor Herzl, bu kongreden 3 gün sonra şunları yazar:

Basel'de Yahudi devletini kurdum, eğer bugün bunu açıklarsam herkes beni alaya alır. Oysa, belki 5, fakat hiç şüphesiz 50 yıl içinde herkes bu gerçeği görecektir.Yahudi devletinin varlığı manevi temellere oturtulmuştur. Bu devlet, Yahudi halkının bu konudaki istek ve azmi ile kurulmuştur.
 

Theodor Herzl.jpg
Theodor Herzl

 

Neredeyse 5 yıl devam eden çabalar sonucu Thedor Herzl nihayet II. Abdulhamid ile 19 Mayıs 1901'de Alman yetkililerin aracılığı ile görüşebilmeyi başarabildi.

Herzl söz konusu görüşmede önce dünyadaki Yahudilere uygulanan zulümleri uzunca anlattı, ardından "Batılı sömürgecilere karşı ittifak" teklifi sayılabilecek ifadelerde bulundu.

Ve Herzl, tekrar Yahudilerin Filistin'e yerleşmesine izin verilmesine karşılık, "Avrupa'daki zengin Yahudi bankerlerin Osmanlı Devleti'nin dış borçlarını ödeyeceğine" dair taahhütü yineledi.

Ancak bu teklifin tekrar reddedilmesinin şaşkınlığı ile geri döndü.

Thedor Hezl, sultanın reddine rağmen bir süre daha ısrarcı oldu ve sonrasında "Sultan II. Abdulhamid'in iş başında kaldığı sürece" Siyonist emellerine ulaşamayacaklarını anladı.

Bunun için artık 2 yol izlenecekti:

Birincisi, Sultan Abdulhamid'e karşı Meşrutiyet'in yeniden ilanı mücadelesini veren Jön Türklerin desteklenip, Meşrutiyet ilanı ile sultanın iktidarının zayıflatılması ve Meşrutiyet rejiminin hürriyet ve serbesti ortamından faydalanarak kurulacak yeni iktidarla Filistin pazarlığına oturmak ve Siyonizm'i böylece gerçekleştirmek;

İkincisi ise, Meşrutiyet iktidarları da Sultan II. Abdulhamid gibi ret cevabı verirlerse, Türkiye'nin dağıtılmasına çalışmaktı.

(Yahudiler ilk olarak 1470'te Fatih döneminde Almanyadan gelerek Osmanlı topraklarına sığınmış ve yerleştirildi. Sonrasında Beyazıt dönmeminde 1492 de İspanya'dan sürülen ve 1497'de Protekizden kaçan Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınarak yerleştiler. Bu ve benzeri yerleşimlerle Osmanlı topraklarında yaşam süren Yahudi sayısı neredeys 50 binin üzerindedir.)

Bundan sonra, Jön Türklerin içine sızma planını üzerinden önemli bir adım atarak Emanuel Karasu ile irtibatları kuvvetlendirip, kendi saflarına çektiler.
 

Sabatay Sevi.jpg
Sabatay Sevi

 

Tam da bu noktada bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir isim var ki o da Sabatay Sevi'dir. 

Sebatay Sevi, 1626'da İzmir'de Yahuddi tüccar bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi ve 18 yaşında iken Talmut ve Kabala üzerine aldığı ciddi eğitimler neticesinde haham oldu.

Aynı yıl "mesihliğini" ilan etti ve 1663'te Kudüs'e giderek buradaki Yahudilerin temsilsici seçildi.

"Kurtarıcı mesih" bir kısım Yahudi tarafından coşku ile benimsenirken, kimi Yahudi din adamalrı tarafından şiddetle engellenmeye çalışıldı.

Nitekim İzmir'de giderek büyüyen bir mezhebe dönüşen Sabataycılık üzerine hahamların şikayetlerini dikkate alan Osmanlı otoriteleri, Sebatay Sevi'yi 166'da mahiyeti ile beraber geldikleri İzmir'de tutuklayarak, Çanakkale Aydos Hapishanesi'ne hapsetti.

Hakkında idam kararı verilen Sevi, bundan kurulmak için Müslüman oldu ancak zahiren din değiştiren Sevi, mesihlik iddiasını gizlice devam ettirince Arnavutluk'a sürüldü ve 1676'da melenkolik bir şekilde öldü.

İşte onunla beraber Müslüman olan 200 aile "dönme" olarak Osmanlı topraklarında genişledi ve Osmanlı'nın yıkılması için Jön Türklere ve İttihak Tearrki'ye destek verdi (Sabatayizm-Evanjelizm).

Dolayısı ile Sabatayistlerin desteğini alan Jön Türk üyesi Emmanuel Karasu, Siyonist bir heyetle 17 Eylül 1901'de II. Abdulhamid'in huzuruna çıkarak, Rusya'da zulüm gören Yahudilerin Filistin'e yerleştirilmesi ve muhtar idareye sahip olmaları karşılığı olarak 20 milyon sterlin teklif etti.

Bu tekliflere sinirlenen II. Abdulhamid onu huzurundan kovdu.

II. Abdulhamid döneminde Filistin'e Yahudi yerleştirilmesine karşılık olarak Osmanlı Devleti'ne yapılan tüm teklifler reddedildi.

Çünkü II. Abdulhamid, Herzl'in amacını çok iyi biliyordu. Onun, Yahudi devleti isimli eserini Türkçeye çevirtmiş, Siyonistlerin gerçek fikirlerinin ne olduğunu çoktan öğrenmişti.

Zira Siyonistlerin esas amacı bağımsız bir devlet kurmaktı ve hatta diğer bölgelere de el atmaları kaçınılmazdı.

Filistin gibi küçük bir bölgenin milyonlarca Yahudi'ye yetmeyeceği ortada idi.

Padişahın elinde bulunan raporlar, Yahudilerin Filistin'e geldiklerinde toprakla, tarımla uğraşmayacaklarını, devlet kurmak amacında olduklarını göstermekteydi.

Dünya Yahudilerini teşkilatlandıran, hayatını Yahudilerin Filistin'e yerleşmesi konusuna adayan ve bunun gerçekleşmesi için II. Abdulhamid'i ikna etmeye çalışan Theodor Herzl, Osmanlı Devleti nezdinde gerçekleştirdiği girişimlerden somut bir sonuç alamadan 3 Temmuz 1904'te öldü.
 

Emanuel Karasu.jpg
Emanuel Karasu / Fotoğraf: Biyografya

 

İttihat ve Terakki üyesi olan Emanuel Karasu  II. Meşrutiyet ve sonrasında söz sahibi olunca meclisi mebusan seçilmişti.

İçlerinde yaverinin de bulunduğu heyet ile 27 Nisan 1909'da Sultan Abdulhamid'e hal'ini (tahttan indirilme) tebliğ eden kişi de Emanuel Karasu'nun ta kendisidr.

Netice itibari ile Siyonizm'in Filistin'e sahip olma çabaları çeşitli yollarla I. Dünya Savaşı'na dek devam etti.


Filistin işgalinin fiili adımı Belfor Deklerasyonu

I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1917'de Osmanlı hakimiyetinin son bulması ile beraber Filistin büyük bir kaosun ortasına düştü, bu kasotan faydalanarak İngiltere tarafından işgal edildi.

Britanya, savaş kabinesinde dış işleri bakanı olan Lord Arthur Belfour, 2 Kasınm 1917'de Siyonist liderlerden biri olan Rothsild'e (Üç Yüzler Kulübü Başkanı) bir meyktup yazarak "Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması konusunda ingiliz hükümetinin tam desteğini" bildirdi.

Böylelikle Belfour Bildirisi sonrası kapılar Siyonistlere sonuna kadar açıldı.
 

Balfour Deklarasyonu.jpg
Görsel: AA

 

I. Dünya Ssavaşı esnasında Filistin'de bulunan Yahudi sayısı 40 iken, 1919'da 55 bin, 1925'te 107 bin, 1948'de ise 650 bine ulaştı.

Bu, İngiliz işgali altındaki Filistin topraklarına Belfor Deklerasyonu sonrasında çağrılan, akın akın ata arabaları ile gelen yahudi nüfusunun kısa bilgisini oluşturuyor.

Nitekim silahların gölgesinde diasporadaki tüm Yahudiler "toprak vaadi ve İsrail devleti" sözü ile Filistin'e taşındı.

İngiliz işgalciler tarafından gerçekleştirilen bu kolonist ilerleyiş, Yahudi ailelerin silahli eğitime tabi tutulması ile beraber çift yönlü bir işgale evrildi.

Filistin halkı elbette  bu işgaller karşısında direnmeye çalıştı.

Özellikle Suriye asllı olan ve Osmanlı toprakları için cihada katılan ve o dönem Hayfa'da yaşayan Suriyeli bir lider İzzetin el-Kassam, İngiliz ve Siyonistlere karşı silahlı mücadele başlattı.
 

İzzetin el-Kassam.jpg
İzzetin el-Kassam / Kolaj: Independent Türkçe

 

İzzettin El el-Kassam, esasında bir alimdir ve ilim tahsilini El Ezher'de tamamladı, sonrasında memeleketine dönerek müderrislik yapmaya başladı.

Ancak İzzettin el-Kasam, sadece ilim öğretmek ile yetinmedi ve I. Dünya Savaşın'da Osmanlı saflarında hem imamlık yaptı hem de askeri eğitimler alarak çarpıştı.

Daha sonra Suriye'yi işgal eden Fransızlara karşı İzzettin el-Kassam ve mücahitleri büyük bir direniş başlattı; adeta Fransızlara dünyaya dar etti.

Halkını da bu anlamda örgütleyen Kassam, hakkında verilen idam kararı neticesinde Filistin'e geçti ve Hayfa'ya yerleşti.

Hayfa'da bir yandan müderrisliğe devam ederken, diğer yandan da "Genç Müslümanlar Birliği" teşkilatına katılarak İngiliz işgaline karşı direniş başlattı.

İzzettin el-Kassam vaaz ve irşat yolu ile Filistin halkını bilinçlendirmekle kalmadı; aynı zamanda harekete geçerek büyük bir direnişin öncülüğünü yaptı.

Belfor Deklarasyonu'nun yıl dönümünde "Kassamiler" ismi ile hereketi başlattı.

Nitekim Kasammiler, Hayfa ve tüm Filistinde İngiliz işgalcilere yönelik çok başarılı mücadaleler verdi.

Ancak ne yazık ki İzzettin el-Kassam 1935'te İngilizler tarafından şehit edildi. 

Kassam'ın şehadeti Nakba'ya giden süreci hızlandırdı.

Çünkü Filistinli direnişçilerin silahları yetersizdi ve aynı anda hem İngiliz işgal kuvvetleri ile hem de Siyonist işgalcilerle mücadele ediyorlardı.

Nihayetinde 14 Mayıs 1948'de İngiliz mandası sona erdi ve işgalci İngilizler çekilmezden önce olanca gücünü kullanarak köy ve şehirleri ele geçirmeye başladı.

Pek çok organize soykırımlar gerçekleştiren İngiliz mandası, Filistinlilere "Ya evleriniz terk eder gidersiniz veya ölürsünüz" uyarısında bulundu.

Bu uyarılar sürerken İngiliz işgalciler Filistin'in en büyük şehirlerinden olan Hayfa ve Yafa'yı ele geçirdi.

Tam 675 köy ve kasaba yakıldı, binlerce Filistinli katledildi, nüfusun neredeyse yüzde 60'ından fazlası vatanlarından sürüldü.

Bütün bunlardan sonra 15 Mayıs 1948'de yani Naka gününde evlerinden zorla çıkarılan, kayık ve gemilere bindirilerek Kızıldeniz'in öbür tarafına sürülen 1 milyon filistinlinin yerine Yahudi aileler yerleştirildi.

İngiiz mandası ve silahlı Yahudi çeteler tarafından zorla sürgüne gönderilen  Filistinliler, evlerinin kapılarını kitleyerek "dönebilme umudu" ile anahtarlarını yanlarında götürdüler.
 

nekbe aa.jpg
Fotoğraf: AA

 

Ardından Siyonistlerin o dönemki Lideri olan David Ben Gurion'un İsrail Devleti'nin kuruluşunu açıklaması ile İngilizler resmen Filistin'den ayrıldılar. 

Haritadan binlerce yıllık bir medeniyeti temsil eden Filistin Devleti çıkarıldı ve insanlık tarihi boyunca tek bir yurt edinememiş İsrailoğulları'na İngiliz işgalcier tarafından, İsrail adından yeni bir terör devleti yerleştirildi.

Filistin semalarına Siyon yıldızı (Davut Yıldız) ile çizilen İsrail bayrağı çekildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

48'den bu yana sayıları 5 milyona ulaşan Filistinli mülteciler sürüldükleri Lübnan, Suriye ve Ürdün'de son derece iptidai şartlarda, adeta açık hava cezaevine dönüştürülen kamplarda yaşam mücadelesi veriyorlar.

Çalışma izni, kimliği ve mal edinme hakkı olmayan kayıt dışı, milyonlarca sürgün Filistinli ağır bedeller ödüyorlar.

1948'den bu zamana değin Filistinliler vatanlarına ve evlerine dönme umudu ile anahtarlarını saklayarak, neredeyse 5 kuşağın doğup büyüdüğü kamplarda hayata tutunmaya çalışıyor.

Geride kalanlar ise İsrail zulmü altında, topraklarını ve kutsal Kudüs şehrini muhafaza için direniyor.

"2 bin 75yıl önce bu topraklarda İsrail devletinin var olduğu" ve yine "Nil'den Fırat'a kadar tüm coğrafyanın kendilerine Allah tarafından vadedilmiş olduğu" iddiasını güden Siyonistler, Büyük İsrail devletini kurma planını sürdürüyor; bu uğurda 1917'den bu yana bölgede etnik temizliğe gözü dönmüşçesine devam ediyor...


Gazze

İsrail'in 1948'de işgal ile ele geçiridği Filistin'in Gazze Şeridi, Mısır'ın, Doğu Kudüs ve Batı Şeria ise Ürdün'ün kontrolüne geçti. 

45 kilometre alanı oluşturan Gazze, bir sahil şerididir. 2007'de Israil Gazze şeridinin etrafını yüksek duvarlarla çevirerek dünyada tecrit etti ve âdeta içindeki halkı ölüme terk etmek istedi.

Filistin davasının siyasi ve askeri direnişinin kalb-i olan Gazze'yi böylelikle genel bir ambargoya tabi tuttu.

2007'den bu ya devam eden ambargoyu kırabilmek ve dünya ile iletişimi devam ettirebilmek için ,Gazzeliler tüneller kazdı ve tüm ihtiyaçlarını bu yolla gidermeye çalışıyorlar.

Nitekim bu yakın tarihin en kanlı savaşını yasayan Saraybosna'nın etrafındaki muhasarasını anımsatıyor.

Açık hava cezaevine çevrilen, ambargonun korkunç ve ölümcül şartlarına rağmen ayakta ve hayatta kalmayı başaran Gazze'de İsrail, 7 Ekim 2023 tarihinde başlattığı saldırılarla bu kez 2. Nakba'yı gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Filistin mücadelesinin askeri ve siyasi kalbi olan Gazze'yi vurarak etrafına duvarlar ördüğü Filistinlileri ölüme mahkum etmeyi ve tamamen boşaltarak ele geçirmeyi planlıyor.

Geldiğimiz noktada işgalci İsrail'in binlerce masum ve sivili hunharca katlettiği Gazze artık bir soykırım kampına dönüştü.

Hiçbir etik veya uluslararası hukuk kurallarını umursamayan apartheid rejimi nereydese 30 yıl geciken ve başarılamayan Arz-ı Mev'udun gerçekleşmesi, "Büyük İsrail" devletinin kurulması için gözü dönmüş bir şekilde her tarafa saldırmaya devam ediyor...

Biz Kitapta İsrailoğullarına şöyle bildirdik: Yeryüzünde iki defa fesat çıkaracarıp böböürleneceksiniz.İkincinin zamanı gelirs,biriibirlernin yüzlerini rüsva etmeleri,mescide ilk giridkleri gibi tekrar girmelri ve ele geçirdiklerini yerle bir etmeleri için gelmiş olacaklar (İsra 4).

 

İsrailoğullarının zulmü şiddetlenecek ve artık buna sabrı kalmayan Müslümanların kendilerini cezalandırmasından korkan Siyonistler arkasına sakalandığı ağaçlar 'Ey Müslim, Yahudi arkamdadır gel ve bul' diye ihbar edecek (Buhari Müslim).

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.                                      

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU