Londra'dan sevgilerle: Aşı olamadık; bari mahalle pub'ını kurtaralım!

Derin Koçer Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Twitter

Geçenlerde İngiliz Daily Mirror gazetesinde çıkan bir haber yüzünden hayat tarzımı hızla değiştirmek zorunda kaldım. 

Bir yıldan uzun süredir burada, yani Londra'da, (bütün dünyada olduğu gibi) kesintilerle devam eden karantina kuralları, özellikle pubların ekonomik olarak zor duruma düşürmüştü.

Her ne kadar İngiliz hükümeti 2020'nin Mart'ından beri kapanmak zorunda kalan işletmelere geniş yardım paketleriyle desteklemiş olsa da -ki Institute for Government bu yardımların toplamda 80 milyar £'u (yaklaşık 850 milyar TL) geçtiğini düşünüyor- aylarca iş yapamamak, mahalle kültürünün merkezinde duran pubları zor duruma düşürmüştü. 

Haberde aktarılan hesaplamaya göre, sektörün pandemi öncesindeki güce ulaşması için Britanya'da yaşayan herkesin önümüzdeki yaz 124 pint (bardak) bira içmesi gerekiyordu. 


Görev bilinci yüksek insanlar olarak birkaç arkadaş pazar akşamı soluğu mahallemizin -aylar sonra yeniden açılan- pub'ında aldık. Endişeli yüzlerle değil; normalliğe kavuşmanın sevinciyle karşılaştık.

Haftalar sonra görüşüyorduk ve aralarında bu sırada tek Kovid olan bendim. Leonardo, "Metroda tutacakları öptün herhalde" diye -sözde- şaka yapıp ilk turu ısmarladı.

Fakat bu 'sorumluluk sahibi' Londralılar olmanın cezası, tabii ki, sonraki sabah çıkacaktı. 


Ama işler tahmin edildiği gibi gitmedi. Pazartesi günü 8.20'de gelen bir SMS sayesinde (belki de 'yüzünden') bir anda kendimi dimdik ayakta buldum.

Ulusal Sağlık Servisi'nden (NHS) gelen mesaj, "aşı sıramın geldiğini" ve "uygun bir zaman için link'e tıklayarak randevu almamı" söylüyordu. 

Bu bir sürprizdi. Çünkü İngiltere'de henüz aşı sırası 30 yaşın altındakilerde ulaşmamıştı. Dolayısıyla NHS'in iletişime geçmesi gereken insanlardan değildim.

Ama bir yıldan uzun süredir hayatı eve hapseden bir virüse karşı aşı olmaya çağrılıyorsanız (ve biraz aklınız çalışıyorsa) o link'e tıklıyorsunuz. 


Üstelik kimsenin sırasını da çalmıyordum. Zira randevu alırken kimliğimi doğrulamak için sistem doğum tarihimi istiyordu. Girilen tarih, randevu için beklenen kişiye uydu.

Aşı programı, üniversitenin sağlık sistemine kayıtlı bulunduğum ve mahallemizin çoğunluğu bu yüzden genç olduğu için merkezi otoriteden hızlı gidiyordu.

Hemen sonraki güne, yani salı günü, akşamüzeri 4'ü 10 geçeye şehir merkezindeki bir aşı merkezine randevu aldım. 


Ama ne yazık ki, tahmin edilmediği gibi yaşanacak şeylerden bir diğeri beni bekliyordu. 

Bir arkadaşımın arabasıyla şehre erkenden inip aşı öncesi kahve içecektik. Ancak fincanın yarısına gelmeden bir haber bildirimi düştü.

İngiltere Sağlık Bakanı Matt Hancock, ülkenin kimi bölgelerinde bir süre önce tespit edilen Hindistan Varyantı Kovid'in inanılmaz bir hızla yayılmaya başladığını anlatıyor, hükümetin politikasında buna karşı durabilmek için düzenlemelere gidileceğini duyuruyordu.

İngiliz sağlık otoritelerinin tahminlerine göre bu yeni varyant, ekimde İngiltere'de tespit edilen ve vakaları rekor seviyelere taşıyan mutasyondan da yüzde 50 daha hızlı yayılıyordu.

Üstelik Hindistan toplumunun yoğun olduğu bölgelerde aşıya karşı tereddütün de normalden yoğun olduğu biliniyordu.

Varyantın dolaşımda olduğu bölgelerde ilkokula giden çocuklar arasındaki vaka sayıları 12 günde 5 katına çıkmıştı.

Hindistan'da morgların kapasitesinin Kovid ölümlerine yetmediği günlerde sınırı kapatmakta geç kalan hükümet için alarm zilleri çalıyordu. 


Ancak hastaneye kaldırılanlar arasında çift doz aşısını olmuş sadece bir kişi vardı; Hindistan'da sağlık çalışanlarının gözlemlenmesiyle elde edilen veriler de AstraZeneca ve Oxford Üniversitesi'nin beraber geliştirdiği aşının, varyanta karşı etkili olduğunu gösteriyordu.

Oysa hükümet, olabildiğince çok kişiye ilk doz aşıyı mümkün olan en kısa zamanda yapabilmek adına aşı başvurularının arasına 12 hafta koyuyordu.

Artık bu süre kısaltılacak ve tam korumaya ihtiyaç duyan ileri yaşlardaki vatandaşların ikinci doz randevuları erkene çekilecekti.

Gün içinde basına konuşan Başbakan Boris Johnson, Hindistan varyantının olası bir tehlikeye sebebiyet verebileceğini vurgulayarak "Telefonu alan, aşısını olsun" diyordu. 


Johnson'ın sözüne önceden uymuştum; ama değişen aşı politikasının sonucu, saat 2'de cebime gelen yeni bir mesaj oldu: "Randevunuz iptal edildi." 

Yeni bir randevu için de boş zaman dilimi de gözükmüyordu. 

Ben, yine de, mayıs ayında insanı deli edercesine yağan yağmura inat, aşı merkezine gittim ve tam 4'ü 10 geçe içeri girdim.

Kapıda insanlar dışarı taşmış, maskeleri ve şemsiyeleriyle bekliyordu. Takvimine bakan görevli, hüzünlü bir gülümsemeyle, "ne yazık ki size bugün aşı yapamayacağız" dedi;

İkinci doz randevuları sebebiyle ajandamız epeyi kaydı. Yeterli aşımız kalmadı.

Hemen yanımdaki genç de aynı sebeple sepetlendi. Antikorsuz bir şekilde yağmurun altında kalakaldık. 


Metroyla eve dönerken Leonardo'dan, kendisine aşı sırasının gelmemesi sebebiyle hasetini belli eden bir mesaj geldi. "Aşını olabildin mi bari?" diye soruyordu. 

"Son dakikada iptal ettiler; metrodayım" yazdım. 

"Tutacaklarla yakın temastan kaçınmaya devam et bari." 

Mahalle pub'ına karşı sorumluluk hisseden diğer komşularla beraber o akşamı da kalan 120 bardak hakkımızdan tüketmeye ayırdık. 

Herkes arada bir mesajlarını kontrol ediyordu tabi. Ben de 4'ü 10 geçeden beri hemen hemen her saat başı randevu durumumu kontrol ediyor; herhangi bir aşı merkezinde yer açılmasını bekliyorum. Her aklı başında insanın yapması gerektiği gibi. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU