Esad… Sorgulanma ve hesap verme vakti yaklaştı!

Suriye Devlet Başkanı, sözde "Arap Baharı" enkazının ardından babasının siyasi mirasına tutunarak kalmamalıydı. Pratik ve etkili bir şekilde "İlelebet ya Esad" sloganından vazgeçmeliydi

Hafız Esad ile Beşşar Esad / Fotoğraf: Louai Bashara/AFP

Suriye'nin dostu memnun etmeyen, düşmanı ise kızdırmayan bu noktaya varması ile çoğu kişinin görüşü ülkenin coğrafi ve siyasi olarak "dağıldığı" ve bir sonbahar fırtınası olduğunu gösteren "Arap Baharı" çıkmadan önceki haline dönmesinin yakın bir gelecekte mümkün olmadığı yönünde.

Tabi bir gaflet anında hesapta olmayan askeri bir darbe çıkmazsa...

Zira Suriye, askeri darbelerin vatanıdır. Sonuncusu 1970 yılında Hafız Esad'ın yaptığı ve 30 yıl sonra da oğlu Beşşar Esad'a miras olarak bıraktığı darbedir.

Ancak Beşşar bu darbeyi koruyamadı ve şimdi Suriye dünya üzerindeki güçlü ve açgözlü devletlerin tümünün dişleri arasında parçalanıyor.


Suriye bu noktaya gelmeden önce, 1949 yılında Hüsnü ez-Zaim darbesiyle başlayan tarihi dönüm noktalarından geçti.

Zaim'in darbesi Hafız el-Esad'ın "sırası" gelene kadar 20 yıldan uzun bir süre devam eden askeri darbeler zincirinin ilk halkasıydı.

Esad, Lübnan'ın Trablus kentinde suikasta kurban giden Muhammed Umran da dahil olmak üzere subaylardan (Nusayriler) oluşan bir grubun en düşük rütbeli üyesiydi.

Bu grup Suriye-Mısır birleşik olduğu (Birleşik Arap Cumhuriyeti) sırada Kahire'de gizli bir askeri komite kurdu.

Grubun içerisinde Umran ve Esad'ın yanı sıra Salah Cedid, Abdulkerim el-Cundi ve Ahmed el-Mir bulunuyordu.

Bu kişiler yönetimi Esad ailesine (baba-oğul) bırakan 1970 darbesinin sonuna kadar uzun yıllar boyunca bu önemli Arap ülkesinde iktidar için savaşmaya devam ettiler.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Baas Partisi, 1961 yılında Mısır-Suriye birliğinin dağılmasının ardından 8 Mart 1963'te "devrim" dedikleri şeyi gerçekleştirdi.

İktidarı ele geçirip birbirleriyle mücadeleye devam eden üçlü, Muhammed Umran, Salah Cedid ve Hafız el-Esad idi.

Ülkede ve bu bölgede bulunan bazı ülkelerde gidişatı değiştiren şey ise 23 Şubat 1966 tarihinde kendilerini Baas Partisi'nin "solcuları" olarak tanımlayanların ulusal yönetim içindeki "yoldaşlarına" karşı bir darbe yapmaları oldu.

Bu "yoldaşların" arasında öne çıkanlar Mişel Eflak, Münif er-Razzaz ve Emin el-Hafız idi. Ancak kor, 1970 yılına kadar küllerin altında "yanmaya" devam etti.


Hafız Esad, başta General Mustafa Talas başta olmak üzere bir dizi askerin ve Abdulhalim Haddam başkanlığındaki bazı sivillerin yer aldığı grubuyla birlikte 1970 yılında askeri darbe yaptı.

Böylece Hafız Esad 30 yıl boyunca bu büyük Arap ülkesinin yönetimini ele geçirmiş oldu. Daha sonra şu an Suriye Devlet Başkanı olarak görev yapan oğlu Beşşar Esad'ın sırası geldi.

Bu sırada Rıfat el-Esad yeğeninin elinden yönetimi almaya çalıştı ancak "dengeler" ve özellikle de "Nusayri" subayları bunun olmasını engelledi.

En nihayetinde Rıfat, Paris ve Londra başta olmak üzere o zamandan beri pek çok Avrupa ülkesinin başkenti arasında siyasi mülteci olarak mekik dokur oldu.


Aşırı hız nedeniyle geçirdiği bir araba kazasında hayatını kaybeden abisi Basil'i ölüm alıp götürmeseydi Esad, Baas Partisi'nden önce pek çok kişi tarafından yönetilen bu ülkenin başkanı olamazdı.

Basil'in ölümü hakkındaki şüpheler günümüzde hala giderilmiş değil. Ancak geçmiş geçmişte kaldı.

Suriye'nin şu anki başkanı, başına birçok musibet gelen bu ülkenin iktidarının Esad ailesinde kalması için oğlu Hafız'ı yerine geçmesi için hazırlıyor.

Ancak Beşşar Esad ile ailesinin sorunu ve "Nasıriye" grubundan bazılarının söylediği, "Arap Baharı"nın bahardan ziyade yıkıcı bir sonbahar olduğunu gösteren fırtınaları oldu.

"Arap Baharı"nın fırtınaları bu bölgede ve başta Suriye olmak üzere pek çok Arap ülkesinde dengeleri değiştirdi.

Suriye'nin tüm kararlarına ve tavırlarına hükmeden Rusların ve İranlıların yardımlarıyla bu rejimin kontrolü, Şam'ın bazı mahallelerinde etkili bir şekilde sınırlandı.

"Ölümsüz bir mesaj olan tek Arap milleti" sloganı bazı devlet kurumları ve parti binalarının üzerinde halen yükseliyor.


İşte böyle. Ne yazık ki İsrail'in Suriye'nin Golan Tepeleri üzerindeki kontrolü o kadar arttı ki İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu "tepelerin" İsrail'in bir parçası olduğunu, sonsuza kadar da böyle kalacağını söyleyip duruyor.

Bu sırada Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, birçok terör örgütünün paylaştığı doğu Suriye bölgelerinde kontrolü artırdı.

Büyük bir bölümünü yabancı örgütlerin kontrol ettiği bu Arap ülkesinin can damarı sayılan Fırat Nehri üzerinde artık Beşşar Esad rejiminin bir söz hakkı yok.


Suriye Devlet Başkanı, sözde "Arap Baharı" enkazının ardından babasının siyasi mirasına tutunarak kalmamalıydı. Pratik ve etkili bir şekilde "İlelebet ya Esad" sloganından vazgeçmeliydi.

Suriye halkının hepsinin taleplerini içeren Suriye muhalefetinin tüm taleplerine değilse de en azından bazılarına cevap vermeliydi.

Ancak bunun yerine Şam'ın çoğunu yok edip yağmalanmış bir şehre dönüştürmek ve İsraillilerin Golan Tepeleri'nde yapmadıklarını Suriye halkına yapmak üzere "Dördüncü Tümen" komandoları gönderildi.

Belki de tüm bunların işaret ettiği şey Suriye topraklarının dışına çıkarılan ve pek çok yetkili kurumda dolaşan "belgelerin" bu rejimin uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğinden bahsetmeye başlamasıdır.


Uluslararası Adalet ve Hesap Verebilirlik Komisyonu (CIJA) Başkanı Stephen Rapp, Beşşar Esad'in savaş suçları işlediğine ilişkin komisyonun elinde, başsavcıların Nazi liderlerine ve Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'e karşı açtıkları davalardakinden daha fazla kanıt olduğunu söyledi.

Buradan hareketle Rusya'nın Suriye Devlet Başkanı'nı himayesi altına almasına rağmen, bu konuyla ilgilenen ülke ve yetkililerin meseleyi sonuna kadar götüreceği açıktır.

Şam'daki rejimin başkanına yöneltilen suçlamalar yüz binlere ulaştı. Bu yüzden Rusya'nın, pek çoğu ülke dışına çıkarılan kesin delillerle kanıtlanan tüm bu suçları işleyen bir yetkiliyi korumak için kendisini kalkan olarak öne sürmeye devam etmesi mümkün değil.

Burada "pek çok" kelimesi ile bilinen çoğunluğu kastediyorum.


Suriye halkına ve gerek yakın gerekse uzak bazı Arap ve yabancı ülkelere karşı işlenen bu suçların sorumluluğu, bu rejime kalkan olmaya devam eden üst düzey Rus yetkililerin omuzlarına yüklenmiş durumda.

Bu rejim, halkı olarak saydığı insanlara ve komşu ve uzak ülkelere karşı suçlar işledi.

Bu noktada komünist dönem, bir halk olarak Ruslara ve Doğu Avrupa, Afganistan ve başka yerlerde birçok ülkeye karşı işlenen suçları kapsayan bir dönemse, Moskova bu diktatör rejimden kurtulduktan sonra kendi yetkililerinin ve takipçilerinin halklarına ve başka halklara yaptıklarından sorumlu olacaktır.

Bunların başında da kanlı bir rejimi tamamlayıp şu ana kadar hüküm sürdüğü yıl sayısını 50 ve daha fazla yıla çıkaranlar geliyor!

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Independent Türkçe için çeviren: Beyan İshakoğlu

Şarku'l Avsat

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU